Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi

Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2024/9814 E. 2025/10741 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
5. Hukuk Dairesi
Esas No
2024/9814
Karar No
2025/10741
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2220 Esas, 2022/3360 Karar KARAR : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : Ceylanpınar 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2019/364 Esas, 2021/60 Karar Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkin davada yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı idare vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı idare vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Miktar veya her paydaş için değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın her paydaş için değeri kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. İlk Derece Mahkemesince her bir davacı lehine hüküm altına alınan ecrimisil bedeli Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kalmaktadır. Bu nedenle; davalı idare vekilinin ecrimisile ilişkin temyiz taleplerinin miktar itibarıyla reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı idare vekilinin kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat bedeli yönünden temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; davacıların murisi ...'a ait olan Şanlıurfa ili, Ceylanpınar ilçesi, ... köyü 380 ada 12 parsel ( yeni ... köyü 109 ada 12 parsel) sayılı taşınmaza kamulaştırma yapılmaksızın davalı idarece fiilen el atıldığını ileri sürerek taşınmazın bedelinin davalı idareden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 1955 yılı itibarıyla davalı idarece mayınlı saha olarak kullanıldığını, 221 sayılı Kanun kapsamında kalması nedeniyle kamulaştırılmadığını, taşınmazın mayından temizlenme işleminin eldeki dava yönünden bekletici mesele yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın kabulü ile taşınmaz bedelinin ve ecrimisilin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idareden tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın 1955 yılı itibarıyla mayınlı saha olarak kullanıldığını ve 221 sayılı Kanun kapsamında kaldığını, davanın reddi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sulu tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelire göre değer biçilmek suretiyle tazminat ve ecrimisil bedelinin tespit edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; 221 sayılı Kanun kapsamında kalan davanın reddi gerektiğini, taşınmazın mayından temizlenerek şahısların kullanımına terk edilecek olması yönündeki beyanları dikkate alınmadan karar verildiğini, hüküm altına alınan ecrimisil miktarının fahiş olduğunu, ecrimisile yönelik tesis edilen hükmün infaza elverişli olmadığını, ıslah edilen miktar yönünden ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. 2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. 09.10.1956 tarihinden önce el atılan tapulu ya da tapusuz taşınmazlar yönünden 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun'un (221 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi gereği bedelin talep edilebilmesi için, aynı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 221 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12.01.1961 tarihinden 13.01.1963 tarihine kadar 2 yıllık hak düşürücü süre tanınmıştır. 3. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; dava konusu taşınmaza 1955 yılında mayın döşenmek suretiyle davalı idare tarafından fiilen el atılmış ise de davacıların kök murisinin dava konusu taşınmaza 21.07.1958 tarihli eski tapu ile malik olduğu anlaşıldığından; 2942 Sayılı Kanun'un geçici 4 üncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarih 2005/288 Esas, 2005/352 Karar Sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen AYM nin 9.12.1989 tarih 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararı ve 12.12.1989 tarih 1989/11 Esas, 1989/48 Karar Sayılı kararları nazara alındığında, 221 sayılı Kanun'un iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21/4/2022 tarihli 2021/19 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; A. Davalı İdare Vekilinin Ecrimisil Talebine İlişkin Temyizi Yönünden; Davalı idare vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE, B. Davalı İdare Vekilinin Tazminat Talebine İlişkin Temyizi Yönünden; 1. Davalı idare vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.07.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. KARŞI OY Dava kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsili ve ecrimisil istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince sulu tarım arazisi niteliğindeki dava konusu taşınmaza 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelire göre değer biçilmek suretiyle tazminat ve ecrimisil bedelinin tespit edilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, gerekçesiyle davalı idare vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizce özetle: “...09.10.1956 tarihinden önce el atılan tapulu ya da tapusuz taşınmazlar yönünden 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun'un (221 sayılı Kanun) 3 üncü maddesi gereği bedelin talep edilebilmesi için, aynı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 221 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 12.01.1961 tarihinden 13.01.1963 tarihine kadar iki yıllık hak düşürücü süre tanındığı, dava konusu taşınmaza 1955 yılında mayın döşenmek suretiyle davalı idare tarafından fiilen el atılmış ise de davacıların kök murisinin dava konusu taşınmaza 21.07.1958 tarihli eski tapu ile malik olduğu anlaşıldığından; 2942 Sayılı Kanun'un geçici 4 üncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarih 2005/288 Esas, 2005/352 Karar Sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen AYM nin 9.12.1989 tarih 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararı ve 12.12.1989 tarih 1989/11 Esas, 1989/48 Karar Sayılı kararları nazara alındığında, 221 sayılı Kanun'un iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21/4/2022 tarihli 2021/19 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği” belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma kararı yerinde olmadığı gibi yapılan değerlendirme de usul ve kanuna uygun değildir. Şöyle ki; dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı idare tarafından taşınmaza 1955 tarihinde fiilen el atıldığı anlaşılmakta ise de Dairemizin 2023/3488 Esas, 2025/11060 Karar sayılı kararı gibi geçmişten günümüze pek çok kararında yer alan yerleşik uygulamalarına göre davacıların kök murisi dava konusu taşınmaza eski tapu kaydına dayanılarak yapılan ve 26.09.1975 tarihinde kesinleşen tesis kadastrosu sonucu oluşan tapu kaydı ile malik olduğundan dava açma hakkını da bu tarihte elde etmiştir. Buna göre dava konusu taşınmaza davacı tarafın dava açma hakkını elde ettiği 26.09.1975 tarihinde el atıldığının kabulü gerekmektedir. Dolayısıyla 221 sayılı Kanun 09.10.1956 tarihinden önce el atılan tapulu ya da tapusuz taşınmazlar yönünden düzenlemeler içermekte olup 09.10.1956 tarihinden sonra el atılan taşınmazlara ilişkin davalarda 221 sayılı Kanun’un uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Bu nedenle somut uyuşmazlıkta 221 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin Daire ilkemizin yazılması suretiyle kararın bozulması isabetli olmayıp kararın ONANMASI gerektiği kanaatinde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum. 08.07.2025

Atıf: Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, E. 2024/9814, K. 2025/10741, T. 08.07.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-5-hukuk-dairesi-2024-9814-e-2025-10741-k-d49059684b87