Yargıtay · 5. Hukuk Dairesi
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2023/11764 E. 2025/10375 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 5. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2023/11764
- Karar No
- 2025/10375
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 39. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/381 Esas, 2022/815 Karar KARAR : Kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2018/379 Esas, 2021/7 Karar Taraflar arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmaz bedelinin tahsiline ilişkin davada yapılan yargılama sonucunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalı idare vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun (221 sayılı Kanun) uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava konusu İstanbul ili, ..., ... Mahallesi 82 ada 27 parsel (eski 82 ada 3 parsel) sayılı taşınmazın müvekkilinin murisi ... adına kayıtlı iken usulüne uygun bir kamulaştırma yapılmaksızın hukuka aykırı olarak tapu kaydının iptal edildiğini, kendilerine herhangi tebligat yapılmadığı gibi, herhangi bir bedel de ödenmediğini, tescil davasında taraf teşkili sağlanmaksızın karar verildiğini belirterek kamulaştırmasız el atılan taşınmazların bedelinin davalı idareden tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı idare vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın ... Suyu Memba Sahası ve İsale Hattı güzergahında kaldığını, 221 sayılı Kanun ile kamulaştırılmış bir taşınmaz olduğunu, 221 sayılı Kanun uyarınca taşınmaz bedelinin hak düşürücü süre içinde talep edilmediğini ve dava açma hakkının süre yönünden ortadan kalktığını, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili idare adına verilen tescil kararının 221 sayılı Kanun’a uygun olduğunu, bu nedenle yolsuz tescil olarak nitelendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve el atma tazminatının davalı idareden tahsil edilerek davacıya ödenmesine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı idare vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davalı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; her ne kadar taşınmazın 221 sayılı Kanun’un yürürlük tarihi olan 09.10.1956 tarihinden sonra davacının murisi adına tescil edilmiş olsa da bu durumun müvekkili idare adına yapılan hükmen tescil işlemini yolsuz kılamayacağını, taşınmazın 09.10.1956 tarihinden önce vakıf suları nedeniyle kamu idaresine fiilen tahsis edildiği hususunda tartışma bulunmadığını, nitekim bu gerekçeyle 221 sayılı Kanun’a dayanılarak müvekkili idare adına tesciline karar verildiğini, kadastro tespitinin 12.01.1961 tarihinden önce gerçekleşmesini yeterli göre Yargıtay kararları bulunduğunu, 221 sayılı Kanun uyarınca taşınmaz bedelinin hak düşürücü süre içinde talep edilmediğini ve dava açma hakkının süre yönünden ortadan kalktığını, süresinde açılmayan davanın reddine karar verilmesini, taşınmazın vakıf malı niteliğinde olduğundan özel mülkiyete konu olamayacağını, tescilin yolsuz olduğu kabul edilse bile 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 712 nci maddesi uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek müvekkili idare adına olan tescilin yolsuz tescil olmaktan çıktığını, tapu kaydının iptali talep edilemeyeceğinden davanın reddine karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul ili, ..., ... Mahallesi 82 ada 3 parsel sayılı 3.300,00 m²lik taşınmazın kadastro tespiti ile muris adına 28.03.1958 tarihinde tescil edildiği, kadastro tespitinin davacının murisinin hisse sahibi olduğu 1953 tarihli ve 60 sıra numaralı tapu kaydına göre gerçekleştirildiği, davalı tarafından 221 sayılı Kanun uyarınca açılan dava sonucunda bu parselden ifrazen oluşan 82 ada 27 parsel sayılı taşınmazın Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 04.07.1974 tarihli ve 1973/653 Esas, 1974/214 Karar sayılı ilâmı ile davalı adına tesciline hükmedildiği ve bilahare 16.10.1974 tarihli 5236 yevmiye numarası ile tapuya tescil edildiği, taşınmaza 09.10.1956 tarihinden çok önce ... Suyu Memba Sahası ve İsale Hattı olarak el atıldığının anlaşıldığı, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 23.03.2017 tarihli ve 2016/3222 Esas, 2017/8938 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere "221 sayılı Kanun'un 1 inci maddesinde "6830 sayılı İstimlak Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 09.10.1956 tarihine kadar kamulaştırma işlerine dayanmaksızın Kamulaştırma Kanunlarının göz önünde tuttuğu maksatlara fiilen tahsis edilmiş olan gayrimenkuller ilgili amme hükmi şahsı veya müessesesi adına tahsis tarihinde kamulaştırılmış sayılır", 4 üncü maddesinde de; "Gayrimenkulün bedelini dava hakkı, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki sene sonra düşer.” hükümlerinin yer aldığı, 221 sayılı Kanun 12.01.1961 tarihinde yürürlüğe girmiş olup tapu kaydının iş bu yürürlük tarihinden önce oluştuğu dikkate alındığında malikin Kanun'un 4 üncü maddesi uyarınca 13.01.1963 tarihine kadar gayrimenkulün bedelini dava hakkı bulunduğu halde bu hakkını kullanmadığından, hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesinin..." yerinde olmadığı gerekçesiyle düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle 221 sayılı Kanun uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; 221 sayılı Kanun’un 09.10.1956 tarihinden önce el atılan taşınmazlar hakkında düzenleme içerdiğini, taşınmazın tapuya tescilinin kadastro yolu ile 09.10.1956 tarihinden sonra gerçekleşmesi halinde 221 sayılı Kanun’un uygulanamayacağını, davalı idare tarafından 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca 10 yıllık hak düşürücü süre içinde kadastro tutanağına itiraz edilmediğinden işbu davada artık kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanılarak herhangi bir itiraz ve savunmada bulunulamayacağını, taşınmazlara 09.10.1956 tarihinden önce el atıldığına ilişkin hiçbir somut delilin bulunmadığını, kaldı ki kadastro tutanaklarında da idarenin herhangi bir kullanımının tespit edilmediğini, dava konusu aynı hat üzerinde yer alan ve aynı uyuşmazlık kapsamındaki diğer yargılamalarda el atma nedeniyle tazminat kararları verildiğini, davanın bu şekilde reddine karar verilmesi halinde aynı uyuşmazlık hakkında farklı kararlar verilmiş olunacağını, bu durumun da Anayasaya aykırılık taşıdığını, ayrıca Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1973/653 Esas, 1974/214 Karar sayılı dosyasında yapılan yargılamada taraf teşkili sağlanmadığından hasımsız yürütülen bu davada verilen karar sonucunda yapılan tescilin yolsuz tescil olduğunu, aynı bölgede yer alan taşınmazlara ilişkin bu gerekçeyi taşıyan Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararlarının bulunduğunu ileri sürmüştür. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, ... olarak davacı ile davalı idare arasındaki kamulaştırmasız el atılan taşınmazın değerinin biçilmesi ve bedelinin tahsili hususundadır. 2. Değerlendirme 1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. 2. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Geçici 4 üncü maddesiyle Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli, 2014/8-1084 Esas, 2016/158 Karar sayılı ve 25.05.2005 tarihli, 2005/288 Esas, 2005/352 Karar sayılı kararı ile bu kararda sözü edilen Anayasa Mahkemesinin 09.12.1989 tarihli, 1989/14 Esas, 1989/49 Karar sayılı kararı ve 12.12.1989 tarihli, 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararları nazara alındığında 221 sayılı Kanun'un iptaline ilişkin Anayasa Mahkemesinin 21.04.2022 tarihli ve 2021/19 Esas, 2022/46 Karar sayılı kararının yürürlük tarihi olan 04.05.2023 tarihinden çok önce 13.01.1963 tarihinde iki yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu ve davalı yararına kazanılmış hak oluştuğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kazanılmış hakları etkilemeyeceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesi yerindedir. 3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA, Davacıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.