Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2025/12353 E. 2026/816 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/12353
Karar No
2026/816
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/389 E., 2023/1072 K.

Karar davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait aracın davadışı şahsa kiralandığını, kaçakçılık suçunda kullanıldığı gerekçesi ile aracına el konularak muhafaza altına alındığını ve ceza yargılaması sonucunda davacıya iadesine karar verildiğini, müvekkilinin muhafaza süresince araçtan elde edebileceği kira gelirinden mahrum kaldığını, ayrıca aracın kendisine iade edilmediğini belirterek davacının aracına haksız olarak el konulması sebebiyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 9.634,00 TL araç değeri ve 2.366,00 TL aracın kullanılamamasından kaynaklanan zarar olmak üzere 12.000,00 TL maddi tazminat ve 10.000,00 TL manevi tazminatın araca el konulma tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, ortada işlenilmiş bir suç var olduğundan aracın müsaderesinin hukuka uygun olduğunu, tazminat talebine konu işlemlere davacının kendi ihmal ve kusurlu hareketlerinin sebep olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. III.MAHKEME KARARI Mahkemenin 25.06.2014 tarihli ve 2013/679 E., 2014/451 K. sayılı kararı ile; Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/305 Esas sayılı dosyasında teminat yatırılması halinde aracın iadesine ilişkin karar verilmiş olmasına rağmen davacının teminat yatırmadığı, ceza yargılamasının zamanaşımından dolayı ortadan kaldırıldığı ve aracın müsadere edilmesi gerekip gerekmediği yönünde Yargıtay incelemesinden de geçmediği, araca el konulmasında ve davacıya iade edilmemesinde davalının kusurunun bulunmadığı, meydana gelen zararın davacının kendi ihmalinden kaynaklandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı Mahkemenin 25.06.2014 tarihli ve 2013/679 E., 2014/451 K. sayılı kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 21.06.2021 tarihli ve 2019/2333 E., 2021/3346 K. sayılı ilamıyla; "Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacıya ait araca kaçakçılık suçunda kullanıldığı gerekçesiyle 03.11.2004 tarihinde el konulduğu, Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin 2004/507 esas ve 2005/254 karar sayılı ilamıyla, sanıkların cezalandırılmasına ve suçta kullanılan 73... plakalı aracın zoralımına karar verildiği, kararın temyiz edilmesiyle CMK’ nun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerektiği belirtilerek, hükmün bozulduğu, bozma sonrası yapılan yargılamada Cizre Asliye Ceza Mahkemesinin 2009/305 esas ve 2009/576 karar sayılı ilamıyla sanıkların cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, suçta kullanılan aracın değeri ve kaçak mahsulün değeri karşılaştırılarak aracın sahibine iadesine karar verildiği, hükmün temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 7. Ceza Dairesi 21.05.2012 gün, 2011/10854 esas ve 2012/16695 karar sayılı ilamıyla sanıklar hakkındaki kamu davasının zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, kaçak akaryakıtın müsaderesine ve araç üzerindeki şerhin kaldırılarak sahibine iadesine karar verildiği anlaşılmaktadır. Zarar verici haksız fiile maruz kalan şahsın mal varlığında haksız fiil sonucu meydana gelen durum ile bu eylemden önce mevcut olan durum arasındaki fark davacının zararını oluşturacaktır. Zarara uğrayan kişinin iradesi dışında, haksız fiil neticesinde, mal varlığının aktifinde azalma ya da mal varlığının pasifinde çoğalma meydana getiren zararlar gerçek zararlardır. Burada zarar verici olay neticesinde kişinin mal varlığının mevcut miktarı ve değeri fiili olarak azalmış olmalıdır. Kaynağına, sebebine, zarar veren ile zarar gören arasındaki hukuki ilişkiye ve her somut olayda farklı şekillerde gündeme gelebilecek benzeri ölçütlere göre, zararın niteliği, kapsamı ve miktarı, her olayın kendine özgü yapısı içerisinde, değişen bir özellik gösterecektir. Açıktır ki, hükmedilecek tazminat, hiçbir şekilde zarar miktarından fazla olamaz. Zarar miktarı tazminatın azami sınırını teşkil eder (..., Açıklamalı-İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Birinci Cilt, 1990 bası, s.549). Bir başka ifadeyle, tazminat miktarı hiçbir zaman gerçek zararı aşamayacağından tazminat miktarının belirlenmesinde, zarar görenin gerçek zararının esas alınması zorunlu olup; burada ilke, zarar doğurucu eylem, zarar görenin mal varlığında gerçekten ne miktarda bir azalmaya neden olmuş ise, zarar verenin tazminat borcu da, o miktarda olmalıdır. Dosyadaki bilgi ve belgelerden; davacıya ait araca kaçakçılık suçunda kullanıldığı için el konulduğu ve kesinleşen ceza mahkemesi ilamıyla sahibine iadesine karar verildiği, iade kararının kesinleşmesi üzerine mahkemece 22/03/2013 tarihinde ... Gümrük Müdürlüğü’ne muhazafa altına alınan araç ellerindeyse malikine teslimi için yazı yazıldığı anlaşılmakta ise de, aracın davacıya teslim edilip edilmediği ceza dosyası kapsamından anlaşılamamaktadır. Şu halde mahkemece, öncelikle araç malikine iadenin gerçekleşip gerçekleşmediği, şayet iade edilmişse, uzun süre muhafaza altında kalması nedeniyle araçta hasar oluşup oluşmadığı tespit edilerek, davacının maddi tazminat talepleri yönünden yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda varsa gerçek zararı belirlenmelidir. Hukukumuzda hakkaniyet, Borçlar Kanunu’nun 43 (TBK.51) maddesinde düzenlenmiş, bazı şartların ve çözümlerin önceden saptanmasının doğuracağı düşünülen sakıncaları ortadan kaldırmak için hukuk kurallarının esnek veya eksik bırakıldığı hallerde etkisini gösteren ve belli somut olayların özelliklerine uygun karar verilmesini emreden kurallar bütünü olarak tanımlanmaktadır. Buna göre hakimin, tazminatı belirlerken durumun gereğini ve belirtilen maddede örnek olarak sayılan özel indirim sebeplerini göz önünde tutması gerekmektedir. Yukarıda belirtilen yasa maddesi karşısında mahkemece, davanın reddine gerekçe olarak gösterilen sebeplerin ancak tazminattan indirim için gerekçe oluşturabileceğinden bu husus gözetilmeksizin maddi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına, davacı vekilinin manevi tazminat istemine yönelik temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, davalı vekili tarafından kararın düzeltilmesinin talep edilmesi üzerine Dairenin 02.03.2022 tarihli ve 2021/27249 E., 2022/3918 K. sayılı ilamı ile davalı vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine hükmedilmiştir. B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı uyarınca makine mühendisi bilirkişiden alınan 07.12.2022 tarihli bilirkişi kök raporunda, dava konusu aracın alıkonulduğu 03.11.2004 tarihli itibariyle aracın değerinin 9.547,00 TL, aracın alıkonulduğu 03.11.2004 tarihli itibariyle aylık kiralama bedelinin ise 190,94 TL olduğunun tespit edildiği, tarafların rapora itiraz etmeleri üzerine aynı bilirkişiden alınan 15.03.2023 tarihli ek raporda, kök raporda herhangi bir değişikliğe gidilmediğinin belirtildiği, ... Gümrük Muhafaza Kaçakçılık ve İstihbarat Müdürlüğüne aracın yedlerinde olup olmadığı, aracın sahibine ya da başka bir kuruma teslim edilip edilmediği, teslim edilmiş ise buna ilişkin tüm bilgi ve evrakların mahkemeye gönderilmesinin istendiği, anılan kurumun mahkemeye sunmuş olduğu 07.11.2023 tarihli cevabi yazı ve ekinde gönderilen belgelerden davaya konu aracın satıldığının anlaşıldığı, bu nedenle aracın el konulma tarihindeki miktarı itibari ile değerinin ödenmesine, davaya konu olay nedeniyle davacının kişilik hakları zarar görmediğinden davacının manevi tazminata ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, bilirkişi raporunda araç bedeli olarak belirtilen 9.547,00 TL'nin araca el koyma tarihi olan 03.11.2004 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri 1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Anayasa’nın 35. maddesinde herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hususunun hükme bağlanmış olduğunu, mülkiyet hakkının, kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf olanağı veren bir hak olduğunu, yine Anayasanın 40/son maddesine göre; kişinin, resmî görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zararın, kanuna göre, Devletçe tazmin edileceğini, Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkının saklı olduğunu, 5271 sayılı CMK'nın 128/4. maddesinde; "Kara, deniz ve hava ulaşım araçları hakkında verilen elkoyma kararı, bu araçların kayıtlı bulunduğu sicile şerh verilmek suretiyle icra olunur." şeklinde hüküm bulunduğunu, bu nedenle davacının aracına elkonulması usulünün de hukuka aykırı olduğunu, söz konusu gerekçelerle makul sürede yargılanmayan müvekkilinin aracına elkonulması ve aracının satılması ve buna rağmen kendisinin mahrum kaldığı tazminatın kendisine ödenmemesinin adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlali olduğunu, müvekkilinin aracından mahrum kalması nedeniyle elem ve ıstırap yaşadığı, ailesini geçindiremediğinin açık olduğunu, bu nedenle manevi tazminata hükmedilmemesinin de bozmayı gerektirdiğini, davanın reddedilen kısmı için davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu beyan etmektedir. 2.Davalı vekili temyiz dilekçesinde; mahkemenin görevli olmadığını, ağır ceza mahkemelerinin görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek tesis edilen kısmen kabul kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacının tazminat talebinin maddi ve manevi tazminata ilişkin olup, 5271 sayılı CMK'nın 141 ve devamı maddelerine dayanmakta olduğunu, ancak huzurdaki davanın hak düşürücü süreler içerisinde açılmadığını, 5271 sayılı CMK'ya dayalı koruma tedbiri nedeniyle açılan tazminat davalarında ilgili Kanunun 142. maddesi ve Yargıtay İçtihatları doğrultusunda tazminat talebinde bulunan kişinin gözaltına alınmasına veya tutuklanmasına (tedbir uygulanmasına) neden olan olaydaki kusuru ve ihmali de takdir edilerek tazminat miktarının hesaplanmasının gerekli olduğunu, tazminat talebinin reddi gerekirken kısmen kabul kararı verilmiş olduğunu, somut olay incelendiğinde yapılan işlemin haksız bir nitelik taşımadığını, davacının kendi eylemleri ile bu duruma sebebiyet verdiğinin görüldüğünü, davacının kendi kusuruna dayanarak hak iddia etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davacının aracına haksız olarak el konulduğu ve iade edilmediği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. Temyizen incelenen kararın bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, bozma ilamı uyarınca alınan bilirkişi raporu ile davacının aracının değerinin doğru bir şekilde tespit edilmiş olduğu, davaya konu olay nedeniyle davacının kişilik hakları zarar görmediğinden davacının manevi tazminata ilişkin talebinin reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, reddedilen maddi ve manevi tazminat talepleri nedeniyle davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olduğu, mahkemenin görevli olduğu, davacının ceza davasında taraf olmamasına göre meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığı anlaşılmakla; davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Davacı vekili ve davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan kararın ONANMASINA, Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine, 492 Sayılı Harçlar Yasası’nın 13/J maddesi uyarınca davalıdan harç alınmamasına Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 19.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/12353, K. 2026/816, T. 19.01.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2025-12353-e-2026-816-k-c090d61479be