Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2024/14478 E. 2025/16777 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2024/14478
- Karar No
- 2025/16777
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1525 E., 2024/1856 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2012/461 E., 2022/173 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin davacılardan ..., ... ve ... yönünden kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacılar vekili dava dilekçesinde; davacılardan ...'in eşi, diğer davacıların annesi olan ... 05.04.2010 tarihinde rahatsızlandığını, davacı tarafın hastayı ... ... ... Devlet Hastanesi acil servisine götürdüğünü, davalı ... bünyesinde görev yapan ve acil serviste nöbetçi doktor olan davalı ...'in(Direk) hastaya yanlış ve kusurlu müdahalede bulunduğunu, hastayı hastaneye kabul etmediğini, hastanın sevki için davacıların ambulans isteklerini kabul etmediğini, davacı tarafın hastayı kendi araçları ile başka bir hastaneye sevk ederken hastanın yolda hayatını kaybettiğini, davalı doktor ...'in haksız eylemi nedeniyle davacıların yakınının vefat ettiğini, davalı doktorun ve davalı ... Bakanlığının kusurlu olduğunu belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak davacılardan ..., ... ve ... için şimdilik 1.000,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı ile her bir davacı için 50.000,00 TL olmak üzere toplam 300.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; idari yargının görevli olduğunu, müvekkilinin meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir. 2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; idari yargının görevli olduğunu, müvekkilinin meydana gelen olayda kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu 8.İhtisas Kurulunun 10.02.2021 tarihli raporunda, kişinin sevk edildiği ... Üniversitesi ... Araştırma ve Uygulama Hastanesine akut serebrovasküler hastalık (inme) ön tanısıyla yatışının yapıldığı, her ne kadar bu tanıyla yatırılsa da inme tablosunun hızla ölüme yol açmasının beklenen bir durum olmadığı, inme tablosunun ölüm nedeni değil, ölüme yol açan başka bir problem nedeniyle ortaya çıkan bir sonuç olabileceği, otopsi de yapılmadığı dikkate alındığında mevcut verilerle kesin ölüm sebebinin bilinemeyeceğinin belirtildiği, ... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1317 Esas sayılı dosyasında Yüksek Sağlık Şurası tarafından düzenlenen 13-14.12.2012 tarihli ve 13234 karar nolu raporda davalı doktorun, hastayı kabul etmeyerek geri çevirmesinin ve ambulans yerine kendi imkanları ile başka bir hastaneye sevk etmesinin eksiklik ve kusur olduğu, ancak otopsi yapılmamış olmasından dolayı kesin ölüm nedeni belirlenemediğinden, bu eksik ile ölüm arasında illiyet bağının kurulamayacağının belirtildiği, ... 6. Sulh Ceza Mahkemesinin 2010/1317 Esas sayılı dosyasında 1. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen 27.11.2013 tarihli ve 4630 karar nolu raporda, kayıt işleminin yapılmamış olmasının eksiklik olduğu, ancak ölüm olayının meydana gelmesi nedeniyle davalı doktora kusur atfedilemeyeceğinin belirtildiği, hekimin sorumluluğunun bir kusur sorumluluğu olduğu, hekime kusur yüklenemeyen durumlarda hekimin sonuçtan sorumluluğunun söz konusu olmayacağı, sorumluluğun söz konusu olabilmesi için hekimin kusurlu olması, hastanın bu kusurlu davranıştan dolayı zarar görmesi ve kusurlu davranış ile zarar arasında uygun bir nedensellik bağının bulunması gerektiği, davalı ... ve davalı hekimin hukuki sorumluluğunun kusura dayalı bir sorumluluk türü olduğu, bu nedenle davalıların ancak kusurlu uygulamaları sebebiyle sorumlu tutulabileceği, dosya kapsamındaki raporlardan davalıların eylemi ile ölüm olayı arasında illiyet bağı kurulması için yeterli tıbbi delilin bulunmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davacıların maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği, ancak dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda kişinin şikayetleri nedeniyle 05.04.2010 tarihinde ... ... ... Devlet Hastanesi Acil Servisine başvurduğunda kayıt işlemi yapılmaması, muayene edilmemesi, muayene edildiyse bile bunun kayıt altına alınmamasının tıbben eksiklik olduğu, kişinin durumunun acil olduğu düşünülüyorsa ambulans ile sevk edilmesi gerektiği, ifadelerdeki çelişkiler nedeniyle kişinin mevcut durumunun acil mi kronik mi olduğuna karar verilip verilmediğinin anlaşılamadığı, şayet kişinin durumu acil olduğu tespit edildiyse ve ayaktan sevki sağlandıysa, bu kişinin ambulans ile sevk edilmemesinin eksiklik olduğunun belirtildiği, bu nedenle manevi tazminatın tamamlayıcı ve denkleştirici işlevi de nazara alınarak davacıların sosyal ve ekonomik durumları çektiği elem ve keder nazara alınarak davacılar lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği, söz konusu eksiklikler nedeniyle manevi tazminattan davalı ... Bakanlığının sorumlu olduğu gerekçesiyle maddi tazminat isteminin her iki davalı yönünden reddine, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile, davacılardan ... için 10.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL, ... için 7.000,00 TL ve ... için 7.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 05.04.2010 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... Bakanlığından tahsiline, davalı ... yönünden manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine; Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "Anayasanın 125/son maddesine göre; “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.” 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/b maddesi ile; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının idari yargı yerinde açılacağı düzenlenmiştir.” Görev sorunu, kamu düzenine ilişkin olup açıkça veya hiç ileri sürülmese bile yargılamanın her aşamasında mahkemelerce kendiliğinden gözetilir.(HMK 114) Davalı ... kamu kurumu olup; kural olarak, işlem ve eylemleri kamusal nitelik taşır. Somut olayda, davacılar, Devlet hastanesinde yapılan yanlış müdahale ve hastanın başka hastaneye sevkinde kusurlu davranıldığı iddiası ile murisin ölümü ile zarara uğradığını ileri sürmektedir. O halde istem 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi hükmünce tam yargı davasının konusunu oluşturmaktadır ve bu davalara bakma görevi idari yargı yerine aittir. Mahkemece açıklanan olgular gözetilerek davalı ... yönünden açılan davanın yargı yolu bakımından mahkemenin görevli olmaması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, davanın esası incelenerek karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Diğer davalı ise kamu hastanesinde doktordur. Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken kişilere zarar vermesi ilgili kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Bu durumda sorumlu, kamu görevlisinin emrinde çalışmakta olduğu kamu kurumu olup dava o kurum aleyhine açılmalıdır. (T.C. Anayasası 40/III, 129/V, 657 Sy. K.13, HGK 2011/4-592 E., 2012/... K.) Bu konuda yasal düzenlemeler emredici hükümler içermektedir. Diğer yandan Sorumluluk Hukukunun temel ilkeleri açısından bakıldığında da bu şekilde düzenlemenin mevzuatta yer almış olması zarar görenin zararının karşılanması yönünden önemli bir teminattır. Davaya konu edilen olayda, davacılar, davalı doktorun yanlış müdahalesi ve uygulamasından dolayı zarara uğradıklarını iddia ettiklerine göre, Anayasa'nın 129/5. maddesi ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 13/1. maddesi gereğince adli yargı yerinde doğrudan davalı doktor aleyhine dava açılamaz. Doktor aleyhine açılan davanın husumet nedeniyle reddi gerekir. Ancak; davalı doktor hükmü istinaf etmemiş olup, bu nedenle bu yönde kaldırma kararı verilmemiştir." gerekçesiyle davalı ... vekili ve davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulüne, davacılar vekilinin davanın esasına yönelik istinaf başvurusun kaldırma nedenine göre incelenmesine yer olmadığına, ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin ....03.2022 tarihli ve 2012/461 Esas, 2022/173 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı HMK 353/1-b-2 maddesi uyarınca esas yönünden hüküm kurulması yoluna gidilmek suretiyle; davacıların davalı ... yönünden açmış oldukları maddi ve manevi tazminat davasının yargı yolu bakımından mahkemenin görevli olmaması nedeniyle usulden reddine, davalı ... yönünden maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; dosya kapsamında alınan Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan raporun hatalı olduğunu, ek rapor alınması gerektiğini, davalıların meydana gelen olayda kusurlu olduklarını, davalıların eylemleri ile davacıların murisinin ölümü arasında illiyet bağının bulunduğunu, davalı doktor ... yönünden davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığını, davalı ... yönünden davanın usulden reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesini talep ettiklerini beyan etmektedir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı idare nezdinde görev yapan davalı doktorun hatalı müdahalesi nedeniyle yakınlarının vefat ettiğini iddia eden davacıların destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istemine ilişkindir. 1.Davacılar vekilinin davacılardan ..., ... ve ...'e yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde; Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir. Davacılar ihtiyari dava arkadaşı durumunda olduğundan kesinlik sınırı her bir davacı yönünden ayrı ayrı gözetilmelidir. Dosya içeriğine göre reddedilen ve davacılar vekilince temyize konu edilen miktar davacılardan ... için 50.000,00 TL, ... için 50.000,00 TL, ... için 50.000,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır. 2.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; davalı ... yönünden açılan maddi ve manevi tazminat davasının yargı yolu bakımından mahkemenin görevli olmaması nedeniyle usulden reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığının anlaşılmasına göre davacılar ..., ... ve ... vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 3.Davacılar ..., ... ve ... vekilinin davalı ...'e yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacılardan ...'in eşi, diğer davacıların annesi olan ... 05.04.2010 tarihinde rahatsızlandığı, davacı tarafın hastayı ... ... ... Devlet Hastanesi acil servisine götürdüğü, davalı ... bünyesinde görev yapan ve acil serviste nöbetçi doktor olan davalı ...'in(Direk) hastaya yanlış ve kusurlu müdahalede bulunduğu, hastayı hastaneye kabul etmediği, hastanın sevki için davacıların ambulans isteklerini kabul etmediği hususlarının davacı tarafça iddia edildiği, davacı tarafın hastayı kendi araçları ile başka bir hastaneye sevk ederken hastanın yolda hayatını kaybettiği, davalı doktor ...'in kusurlu olup, haksız eylemi nedeniyle davacıların yakınının vefat ettiği gerekçesiyle eldeki davada davacıların destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat talebinde bulunduğu, İlk Derece Mahkemesince dosya kapsamındaki raporlardan davalı doktorun eylemi ile ölüm olayı arasında illiyet bağı kurulması için yeterli tıbbi delilin bulunmadığı gerekçesiyle davalı doktor hakkında açılan maddi ve manevi tazminat davasının reddine karar verildiği, ancak davacılar lehine manevi tazminat davasına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile, davacılar lehine takdir edilen manevi tazminatın davalı ... Bakanlığından tahsiline karar verildiği, davacılar vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ... yönünden idari yargı görevli olduğundan davalı idare vekilinin ve davacılar vekilinin istinaf talebinin kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davacıların davalı ... yönünden açmış oldukları maddi ve manevi tazminat davasının, yargı yolu bakımından mahkemenin görevli olmaması nedeniyle usulden reddine, davalı ... yönünden istinaf nedenleri ile sınırlı olarak ve bu davalının istinaf istemi bulunmadığından hüküm aynen korunarak davalı ... yönünden maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği, kararın davacılar vekili tarafından temyiz edildiği görümüştür. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 129 uncu maddesinin 5 inci fıkrasında; "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.", 657 sayılı Devlet Memurları Kanunun 13 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında ise: "Kişiler kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava açarlar. Ancak, Devlet dairelerine tevdi veya bu dairelerce tahsil veya muhafaza edilen para ve para hükmündeki değerli kağıtların ilgili personel tarafından zimmete geçirilmesi halinde, zimmete geçirilen miktar, cezai takibat sonucu beklenmeden Hazine tarafından hak sahibine ödenir. Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır." şeklinde hüküm bulunmaktadır. Uyuşmazlık, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken veya görevlerini yaparken, kişilerin zarar görmesi halinde, zarar görenin kamu görevlisinin şahsına karşı açtığı davada, kamu görevlisinin hizmet kusurundan ayrılabilen kişisel kast ve kusurunun araştırılmasına gerek olup olmadığı ve netice itibariyle davanın esastan mı yoksa husumetten mi reddine veya kabulüne karar verileceği ve bu konuda yorum yolu ile sonuca ulaşmanın ve uygulama yapmanın mümkün olup olmadığına ilişkindir. Bu durumda, kamu görevlisinin görevini yaparken kusurlu davranışta bulunmasının hizmet kusuru mu yoksa hizmetten ayrılabilen kişisel kusuru mu olacağının tespiti gerekmektedir. Kamu kurumları kamu hizmeti yaparlar. Ancak kamu kurumları tüzel kişilik olduklarından ve bu kişilik maddi değil soyut bir kişilik olduğundan, kamu hizmetini bizzat yerine getiremezler. Kamu hizmeti, gerçek kişi konumunda olan kamu görevlileri ve bunların kullandıkları araç ve gereçlerle yerine getirilir. Bunun sonucu olarak, kamu görevlilerinin veya bunların kullandıkları araç ve gereçlerin kusur, ihmal ve hatalarından dolayı kamu hizmetinin yerine getirildiği sırada kişilerin zarar görmesi halinde meydana gelecek kusur kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturur. Burada, kamu görevlisinin hizmetten ayrılabilen kişisel kusurundan bahsetmek kesinlikle mümkün değildir. Kamu görevlisinin buradaki kusuru hizmet kusurunu oluşturur. Hizmetten ayrılabilen kişisel kusur ise kamu hizmeti ile ilgisi olmayan kamu görevlisinin özel hayatı ile tamamen özel tutum ve davranışlarından kaynaklanan bir kusurdur. Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kasıtlarından ve kusurlarından dolayı doğan tazminat davalarında kamu görevlilerinin aleyhine değil ancak kamu idaresi aleyhine dava açılabileceğinin kabulü gerekir. Somut olayda; davalı ... bünyesinde görev yapan ve acil serviste nöbetçi doktor olan davalı ...'in yaptığı kamu görevi sırasında davacıların yakın olan hastaya yanlış ve kusurlu müdahalede bulunduğu, hastayı hastaneye kabul etmediği, hastanın sevki için davacıların ambulans isteklerini kabul etmediği hususlarının davacı tarafça iddia edildiği, davacı tarafın hastayı kendi araçları ile başka bir hastaneye sevk ederken hastanın yolda hayatını kaybettiği, bu nedenle davacıların destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminat isteminde bulunduklarının anlaşılmasına göre, söz konusu eylemlerin, davalının kamu görevinin parçasını oluşturması sebebiyle davanın idare aleyhine ve idari yargı yerinde açılması gerekmektedir. Bu nedenle davalı ...'e yönelik açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddi gerekirken yanlış değerlendirme ile işin esasına girilmesi ve davanın reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz dilekçesinin davacılardan ..., ... ve ... yönünden miktardan ayrı ayrı REDDİNE, 2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ..., ... ve ... vekilinin davalı ... Bakanlığına yönelik temyiz itirazlarının REDDİNE, 3.Yukarıda (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacılar ..., ... ve ... vekilinin davalı ...'e yönelik temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacılara iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 15.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi