Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2023/11490 E. 2024/1546 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
4. Hukuk Dairesi
Esas No
2023/11490
Karar No
2024/1546
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/381 E., 2021/269 K. DAVACILAR : 1-... 2- ... vekili Avukat ... DAVALILAR : 1-... vekili Avukat ... 2- HDI Sigorta AŞ vekili Avukat ... 3- ...vekili Avukat ... DAVA TARİHİ : 15.01.2009 HÜKÜM/KARAR : Davanın Kısmen Kabulüne EK KARAR TARİHİ : 08.10.2021 Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece kararın bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Mahkeme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş; mahkemece, verilen süre içerisinde harç yatırılmaması nedeni ile kararın temyiz edilmemiş sayılmasına dair ek karar verilmiş olup 08.10.2021 tarihli ek karar davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: Mahkemece davalı ... vekilininin verilen kesin süreye rağmen temyiz harç ve masraflarını yatırmaması nedeni ile ek karar verilerek kararın temyiz edilmemiş sayılmasına karar verilmiş ise d; Dairenin geri çevirme ilamı ile bozma ilamı sonrası peşin alınan temyiz harcının davalı ... tarafından iade alınıp alınmadığının araştırılması gerektiği için dosya geri çevrilmiş, geri çevirme ilamı sonrası mahkemece, yapılan araştırma sonunda bozma ilamı ile peşin harcın temyiz eden davalı ... ...tarafından talep edilmemiş olduğundan iadesini yapılmamış olduğunun belirtildiği anlaşılmış olup böylelikle dosyada mevcut temyiz harcı bulunduğundan kararın temyiz edilmemiş sayılmasına dair mahkemenin 08.10.2021 tarihli ek kararının kaldırılması gerekmiştir. I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ... idaresindeki araç ile davalı ... idaresindeki davalı ... şirketine sigortalı bulunan aracın karıştığı kaza nedeni ile davacıların yaralandığını kaza tespit tutanağında kazanın kırmızı ışıkların yanmaması nedeniyle meydana geldiğinden yolun ve kavşaktaki ışıkların bakım ve onarımından sorumlu kuruluşun ...'nün asli sorumlu olduğunun tespit edildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ... için 10.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi, ... için 5.000,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen, davalı ... yönünden poliçe limitleri dahilinde tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, davacı vekili müvekkili ... için maddi tazminat talebini 14.039,00 TL'ye çıkartarak davayı ıslah etmiş, davacı ... için istemiş oldukları 10.000,00 TL maddi tazminatın 2.500,00 TL'sinin aracın tamiri için gerekli olan tazminat miktarı olduğunu, maddi tazminat açısından geriye kalan 7.500,00 TL'sinin ise iş görmezlik ve iş gücü kaybına dayanan maddi tazminat olarak dikkate alınmasını beyan etmiştir. II. CEVAP Davalı...Sigorta A.Ş vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirketin sigortalısının kusuru oranında sorumlu olduğunu, manevi tazminat talebine ilişkin Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.3-e maddesi ve Karayolları Trafik Kanunun 92/f maddesi gereği teminat dışı olduğunu, açıklanan nedenler ile manevi tazminat istemnerlinin reddine karar verilmesini beyan ederek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; yargı yolunun caiz olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini beyan etmiştir. Davalı ... vekili duruşmadaki beyanında; kusuru kabul etmediklerini belirterek davanın reddini talep etmiştir. III. MAHKEME KARARI Mahkemenin 22.12.2015 tarihli ve 2009/18 Esas, 2015/661 Karar sayılı kararı ile; davalı ......Sigorta A.Ş yönünden açılan davanın konusuz kalması sebebi ile karar verilmesine yer olmadığına, 10.753,73 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Karayolları Genel Müdürlüğünden müştereken ve mütesellilen tahsili ile davacı ...'a verilmesine, 800,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılar ... ve Karayolları Genel Müdürlüğünden müştereken ve mütesellilen tahsili iledavacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine, davacılar ... için 5.000,00 TL manevi tazminat, ... için 3.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacılara verilmesine karar verilmiştir. IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ A. Bozma Kararı 1.Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. 2. Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi 27.02.2020 tarih ve 2019/2466 Esas, 2020/2245 Karar sayılı ilamında; " Karayolları Trafik Kanunu'nun 88. maddesinde "Bir motorlu aracın katıldığı bir kazada, bir üçüncü kişinin uğradığı zarardan dolayı, birden fazla kişi tazminatla yükümlü bulunuyorsa, bunlar müteselsil olarak sorumlu tutulur" düzenlemesine yer verilmiş olup; motorlu araçların işletilmesi neticesi üçüncü kişinin zarar görmesi durumunda o aracın işleteni, aracın sürücüsü ve varsa teşebbüs sahibinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu; ayrıca, birden fazla kişinin zararı tazmin ile yükümlü olması durumunda, zarar görene karşı müteselsil sorumlu oldukları belirtilmiştir. Bu haliyle Karayolları Trafik Kanunu, trafik kazaları neticesi doğacak zarar sorumluluğunda müteselsillik esasını benimsemiştir. Yine 6098 sayılı TBK'nun 61. maddesinde "Birden çok kişi birlikte bir zarara sebebiyet verdikleri veya aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu oldukları takdirde, haklarında müteselsil sorumluluğa ilişkin hükümler uygulanır" demekle birden çok kişinin zarardan aynı sebeple ya da çeşitli sebeplerden dolayı sorumlu olabileceği vurgulanmıştır (818 sayılı BK'nun 51. maddesinde de paralel düzenleme mevcuttur). Bu durum iki veya daha çok kişinin şahsında sorumluluğun ya da herhangi bir tazminat yükümlülüğü şartlarının gerçekleşmesi halinde söz konusu olur. İşte bu tür durumlarda sorumlular hakkında müteselsil sorumluluk hükümleri uygulanacaktır. Davalıların davacılara karşı sorumluluğu, yasadan kaynaklanan müteselsil sorumluluk ve aralarındaki münasebet ihtiyari dava arkadaşlığıdır. Müteselsil borçluluk niteliği itibariyle bölünebilen bir edimin birden fazla borçlusundan her birinin edimin tamamını ifa etmekle yükümlü olduğu bir borçluluk türü olup borçlulardan birinin edimin tümünü ifa ederek alacaklıyı tatmin etmesi halinde, evvelce mevcut olmasa dahi ifayı gerçekleştiren borçlu ile diğer borçlular arasında bir hukuki ilişki doğacaktır. Alacaklıyı tatmin eden bir borçlu, kendisine isabet eden paydan daha fazla bir ödemede bulunduğu takdirde bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabilecektir. Bu durum bir borçlunun alacaklıyı tatmin etmesi halinde diğer borçluların da alacaklı karşısında alacaklının tatmin edilmesi ölçüsünde borçtan kurtulmalarının (BK m. 145/I) doğal bir sonucudur. Buna bağlı olarak yasa koyucu da alacaklıyı tatmin eden borçlunun kendi payından fazla ödemede bulunması durumunda bu fazlalık ölçüsünde diğer borçlulara başvurabileceğini açıkça düzenlemiştir (BK m. 146/I). Bu şekilde belirlenen hak o borçlunun rücu hakkıdır. Yasa koyucu kendi payından fazla ödemede bulunan bir borçluya tanıdığı rücu hakkını kuvvetlendirmek amacıyla (BK m. 146/I) halefiyete de yer vermiştir. Açıklanan maddi hukuk hükümleri usul hukukunda dava olarak tezahür etmektedir. Müteselsil borçlular arasındaki ihtiyari dava arkadaşlığı nedeniyle hükmü temyiz etmeyenler hakkında lehe ya da aleyhe verilen kararın kesinleştiği düşünülebilirse de kesinleşme, sorumluluk davasına ilişkin olup ardından görülecek rücu davası yönünden yani borçlular arasındaki iç ilişki yönünden hüküm ifade etmez. Davalılar arasında açılabilecek rücu davası dikkate alındığında davalı ... vekilinin diğer davalı...Sigorta A.Ş. nin de kendileriyle birlikte müştereken sorumlu tutulması gerektiğinden bahisle aleyhine hükmü temyizde hukuki yararı bulunduğu aşikardır. Zira görülmekte olan sorumluluk davasındaki karar, sorumlular arasındaki rücu davası yönünden kesin hüküm oluşturmaz ise de sorumluluk davasının kararı güçlü delil oluşturmaktadır. Hakkında güçlü delil oluşan davalının rücu davası yönünden sorumluluk davası hükmünü diğer müteselsil borçlu aleyhine temyiz etmesinde hukuki yararı vardır. İhtiyari dava arkadaşlarının sonradan birbirlerine karşı açacakları rücu davasında, esas alınacak mahkeme kararı, ihtilaf henüz önünde iken doğru olarak oluşmalı ve mahkeme davalıların ne oranda sorumlu tutulup tutulmayacaklarını sorumluluk davası sırasında halletmelidir. Bu kabul tarzı rücu davasında haksız yere temyiz edenler aleyhine güçlü delil oluşturmaması yönünden doğru olduğu gibi usul ekonomisi yönünden de tarafları tatmin edecektir. Temyiz etmeyen tarafların usulü müktesep hakları da mahkemece icrai nitelikte bir hüküm kurulmayacağı, bozma sonrası kararın gerekçesinde haklarındaki karar temyiz edilmediğinden kesinleşen davalıların da sorumluluk derecesinin tespit edilmesiyle yetinileceği dikkate alındığında ihlal edilmemiş olacaktır (YHGK., 04.11.2009 tarih, 2009/16-428 Esas, 2009/483 Karar). Yukarıdaki açıklamalar göz önüne alınarak somut olaya bakıldığında; davalılardan...Sigorta A.Ş. davalı ...'nın kullandığı aracın ZMMS sigortacısı, diğer davalı ... aracın sürücüsü olup, aracın neden olduğu kazada davacıların yaralanması nedeniyle talep edilen zarar davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi talep edilmiştir. Yargılama sırasında alınan uzman bilirkişi raporunda davacıların talep etmiş olduğu zarar davacı ... için 800 TL, Abdullah için 14.039,00 TL olarak tespit edilmiştir. Mahkemece davalı ... yönünden kusuruna karşılık gelen miktarın ödenmesi nedeniyle hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilerek, diğer davalı ... aleyhine hüküm kurulmuştur. Hüküm sadece davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiş olup hükmü temyiz etmeyen davacılar vekili ve davalı ... yönünden kesinleşmiştir. Dava konusu olayda davalı ... ve davalı ...'nın müştereken ve müteselsilen sorumlulukları bulunduğunun anlaşılmasına göre, davalı ... yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi isabetli olmamış, temyiz edenin sıfatına göre bu husus bozma nedeni yapılmamakla birlikte, davalı ... vekilinin davalılar arasındaki rücu ilişkisinde aleyhine sonuç doğuracak nitelikte olan hükmü temyiz etmekte hukuki yararı mevcut olduğundan iş bu dava yönünden icrai nitelikte olmayacak şekilde iç ilişkide gözetilecek tespit mahiyetinde olmak üzere davalı ... ve davalı ...'nın müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları şeklinde karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 3-1086 Sayılı HUMK'nun 388 ve 389. maddeleri ile 6100 Sayılı HMK'nun karşılık 297/1-2 maddeleri uyarınca, mahkeme kararında; hüküm sonucunun, taraflara yükletilen hak ve sorumlulukların şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde ayrı ayrı ve açıkça gösterilmesi gerektiği gibi, HUMK'nun 388/3. maddesi gereğince (HMK 297/c) hükmün gerekçesinde tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin gösterilmesi gerekir. Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiği T.C. Anayasasının 141/3. maddesinde de açıkça belirtilmiştir. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri, davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini bilmeleri gerekir. Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır. Somut olayda hükmün manevi tazminata yönelik gerekçe kısmında hükmedilen tazminattan davalı ... ve davalı ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verildiği belirtilmekte iken hüküm kısmında tazminatın sadece davalı ...'dan tahsiline şeklinde belirtilmiştir. Bu haliyle mahkeme kararının gerekçe kısmı ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunmaktadır. Hüküm fıkrası ile gerekçe kısmı arasında uyumsuzluk bulunduğundan 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas 1992/4 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı uyarınca bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir. 4-Davacı, davalı ... hizmet kusuru nedeniyle dava etmiştir. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan idareler, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildirler. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar, niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup, bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2015 tarih 2015/17-86 Esas, 2015/2364 Karar sayılı kararı da bu yöndedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması zorunludur. O halde mahkemece, davalı ... bakımından davanın HMK 114/1-b. maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2. maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. B.Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay bozma ilamı doğrultusunda davalılar ...ile...Sigorta arasında rücu ilişkisinde gözetilecek bu dava açısından icrai olmayacak tespit mahiyetinde hüküm kurulması gerektiği, davalı ... yönünden HMK 114/1-b maddesi gereğin yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği, ancak hükmün 1. Fıkrasında davacı ... lehine verilen 10.753,73 TL maddi tazminat açısından davalı ... tek başına sorumlu tutulmuş iken davacı ... lehine hükmedilen 800 TL açısından, davalılardan ...ile birlikte sehven Karayolları Genel Müdürlüğüde sorumlu tutulduğu bu durumun açık bir yazım ve şablon hatası sonucu oluştuğu mahkemece resen gerekçeli kararda tavzih işlemi yapıldığı belirtilerek 10.753,73 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacı ...'a verilmesine, 800,00 TL maddi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ...'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin Reddine, (Liberty Sigorta Şirketi açısından sorumluğunun, poliçe limiti ve faiz başlangıç tarihi dava tarihi ile sınırlı kalmak kaydı ile davalı ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunun Tespitine), Davalı ... yönünden HMK 114/1-b. maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2. maddesi gereğince reddine, Davacı ... için 5.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... 'dan alınarak davacı ...'a verilmesine, Davacı ... için 3.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 06.06.2008 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ... 'dan alınarak davacı ...'e verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı ... vekili temyiz başvuru dilekçesinde; ... hakkında verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığını, davalının sorumluluğunun kusuru oranında olduğunu fazlasından sorumlu tutulamayacağını , davalı ... şirketinin davalı ...'nın kusuruna denk gelen tazminat miktarı kadar davacıya ödeme yaptığını bu nedenle davalı ...'nın da davacıya karşı sorumluluğunun kalmadığını , mahkemece aleyhe hükmedilen maddi tazminat miktarı yönünden davalı ... ile birlikte sigorta şirketinin müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu belirtilmiş ise de vekalet ücreti kısmında bu durumun belirtilmediğini, manevi tazminatın fazla olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık; trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı yolcuların maddi ve manevi tazminat talebine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 inci maddeleri 3. Değerlendirme 1. Anayasa’nın 141 inci maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasa'da hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Diğer taraftan, 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 297. maddelerinde, hükmün nasıl tesis edileceği ve kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK'nın 297 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine göre tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. HMK'nın 298 inci maddesinin ikinci fıkrası ile 10.04.1992 gün 7/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda ise kısa karar ile gerekçeli kararın uyum içinde olması öngörülmektedir. Kısa kararda hükmedilmeyen bir yükümlülüğün gerekçeli kararda hüküm altına alınmasının ya da hükmün gerekçe kısmında kabul edildiği belirtilen bir yükümlülüğün hüküm fıkrasında reddedilmiş olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtayın hukuka uygunluk denetimi yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hüküm bulunması gerektiği açıktır. Somut olayda mahkemece kısa kararda hükmün 1 nolu bendinde davacı ... lehine hükmedilen 800 TL tazminatın davalılar ...ve Karayolları Genel Müdürlüğünden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiş, hükmün 2 nolu bendinde ise Davalı ... yönünden HMK 114/1-b. maddesi gereğince yargı yolu caiz olmadığından HMK 115/2. maddesi gereğince davanın reddine karar verilmiştir. Yine mahkemece gerekçeli kararda ; bu durumun açık bir yazım ve şablon hatası sonucu fıkralar arası açık bir çelişki yaratmış olup hükmün bir icrasında tereddüt yaratacağı ve henüz gerekçeli kararın taraflara tebliğ çıkmaması nedeni ile mahkemece resen gerekçeli kararda tavzih işlemi yapılarak ilgili bölümün düzeltildiği belirtilmiş , 1 nolu bentte hükmedilen miktardan bu kez ... sorumlu tutulmamış tazminatın davalı ...'dan tahsiline karar verilmiştir. Bu şekilde gerekçe ile hüküm arasında uyumsuzluk oluştuğu ve bu hususun hükmü çelişkili ... getirdiği, hükmün bu haliyle infazda tereddüt yaratacak nitelikte olduğu açıktır. Bu durumda, mahkemece yukarıda açıklanan ilkelere uygun şekilde gerekçe ile hüküm çelişkisi içermeyen kendi içinde tutarlı, maddi olaya ve talebe uygun, denetime elverişli gerekçeli karar oluşturulması gerekirken Anayasa ile 6100 sayılı HMK'nın 297 ve 298 inci maddelerine aykırı şekilde hükümde çelişki ve infazda tereddüt yaratacak şekilde karar yazılması doğru görülmediğinden kararının bozulması gerekmiştir. 2. Bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. V. KARAR 1 . Mahkemece verilen 08.10.2021 tarihli ek kararın KALDIRILMASINA, 2. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan mahkeme kararının BOZULMASINA, 3. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma neden ve şekline göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 14.02.2024 tarihinde üye ...'ın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi. (Karşı Oy) KARŞI OY YAZISI Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.

Atıf: Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/11490, K. 2024/1546, T. 14.02.2024, www.arakarar.com/karar/yargitay-4-hukuk-dairesi-2023-11490-e-2024-1546-k-ee7bcaf18d54