Yargıtay · 4. Hukuk Dairesi
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2021/24659 E. 2023/6792 K. – Haksız Fiilden
Konu: Haksız Fiilden Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 4. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2021/24659
- Karar No
- 2023/6792
- Karar Tarihi
- Konu
- Haksız Fiilden Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/1318 E., 2021/1353 K. HÜKÜM/KARAR : Davalı Vekilinin İstinaf Başvurunun Esastan Reddine/ Davacı Vekilinin İstinaf Başvurusunun Kabulüne/ İlk Derece Mahkemesi Kararının Kaldırılmasına/ Yeniden Esas Hakkında Hüküm Kurularak Maddi Tazminat Davasının Kabulüne/ Manevi Tazminat Davasının Reddine İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2017/309 E., 2019/84 K. Taraflar arasındaki haksız fiilden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurularak maddi tazminat davasının kabulüne, manevi tazminat davasının reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Amerika'da yaşayan Türk vatandaşı olup iş amaçlı olarak ara ara Türkiye'de bulunduğunu, müvekkiline ait Gaziantep ili, Bahçelievler Mah. 1119 ada 8 parsel 4 nolu bağımsız bölümde bulunan taşınmazın Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 2010 yılında Gaziantep 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/317 esas sayılı dosyası ile kamulaştırıldığını, ..., ... ve temsilci avukatlarının müvekkili hakkında Çatalca İcra Dairesi'nin 2013/4551 Esas sayılı icra dosyası ile ilamsız icra takibi yaparak kamulaştırma bedelini almayı amaçladıklarını, ilamsız takipte alacaklı olarak görünen ...'nun 23.10.2014 tarihinde matbu şekilde hazırlanmış takip talebiyle işlemlere başlandığını, ödeme emrine ilişkin tebligatı İstanbul-Esenyurt'ta müvekkili ile alakası olmayan bir adreste müvekkiline "bizzat teslim" şerhiyle 15.02.2014 tarihinde tebliğ edildiğini, ancak müvekkilinin tebligatın yapıldığı tarihlerde yurt dışında olduğunu, "bizzat teslim" şerhiyle tebliğ edilmesinin fiilen ve hukuken mümkün olmadığını, müvekkilinin icra dosyasında alacaklı görünen ... ile herhangi bir ticari ilişkisi olmadığını, bu şahsı tanımadığını, alacaklı görünen ... ve diğer şüpheliler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunulduğunu, PTT memurunun tebligatı almaya yetkili kişinin muhatap kişi olup olmadığını açık bir şekilde araştırmak zorunda olduğunu, PTT memurunun tebligatı hukuka aykırı ve gerçeklikten uzak bir şekilde müvekkiline bizzat tebliğ ettiği beyanı olmasa idi takibin kesinleşmeyeceğini ve müvekkiline ait 90.000,00 TL'nin dolandırıcılık kastı ile hesaplarına aktaramayacaklarını belirterek fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 90.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını, 3000010636487 barkod nolu tebligatın 26.10.2013 tarihinde tebligat dağıtım görevlisi dağıtıcısı ... tarafından belirten adrese gidilerek "tanınmıyor" şerhi ile iade geldiği, 3000013564534 barkod nolu tebligat 13.02.2014 tarihinde tebligat dağıtım görevlisi dağıtıcısı ... tarafından belirtilen adrese gidilerek muhatabın bizzat kendisine tebliğ edildiğini, belirtilen işlemlerde herhangi bir usulsüzlüğün olmadığını, olayda manevi tazminatı gerektirecek sübut filinin ne olduğunun anlaşılamadığını, müvekkiline atfedilecek bir kusur olmadığını, davanın zamanaşımı dolduktan sonra açıldığını belirterek davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; icra dosyasında davacıya bizzat tebliğin yapıldığı tarihte davacının yurt dışında olduğu, bu durumda tebliğ alan kimsenin sahte kimlik ibraz etmiş olabileceği gibi kimlik görmeden de posta memurunun şerh düşmüş olabileceği, posta memurunu görevlendiren makam olan davalının zarardan sorumlu olduğu, manevi tazminat şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle maddi tazminat isteminin kabulüne, 90.000,00 TL maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece maddi tazminatın yasal faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesine rağmen hükümde faiz başlangıç tarihinin belirtilmediğini, davanın haksız fiilden kaynaklandığı dikkate alındığında maddi tazminata olay tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini, davalının çalışanın eyleminin müvekkilinin üzülmesine, Türkiye'ye olan güveninin sarsılmasına, manevi olarak yıpranmasına sebebiyet verdiğini, bu nedenle manevi tazminat isteminin de kabulüne karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. 2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davanın Posta Kanunu'nun 47 nci maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre dolduktan sonra açıldığını, dolandırıcılık kastı ile hareket eden kişilerin davacının zararına sebebiyet verdiğini, ilk derece mahkemesince eksik inceleme ile karar verildiğini, dava dışı üçüncü kişilerin suç vasfı taşıyan hareketlerine rağmen müvekkilinin hiç dahili olmayan yüklü bir tazminat ile karşı karşıya kalmasının kabulünün mümkün olmadığını, zarar ile eylem arasında illiyet bağı olmadığını, hükmedilen miktarın fahiş olup kurum aleyhine faiz işletilmesinin hukuk aykırı olduğunu ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının çalışanı olan PTT görevlisine atfedilen eylemin görevi ihmal veya görevi kötüye kullanma suçu olduğu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na göre bu eylemler için zamanaşımı süresinin 8 yıl olduğu, eylemin gerçekletiği 15.02.2014 tarihi ile dava tarihi olan 12.06.2017 tarihi arasında 8 yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı, davacının yurt dışında olduğu dönemde ödeme emrinin bizzat tebliğ edildiği, bu durumda davalının çalışanı olan PTT görevlisinin görevini yerine getirmeyerek gerekli araştırmaları yapmadan kim olduğu belli olmayan bir kişiye davacı adına olan tebligatı teslim ettiği, davalının adam çalıştıranın sorumluluğu gereğince sorumlu olduğu, mal varlığında meydana gelen zararın manevi tazminat istemini haklı kılmadığı, ancak davacı vekili tarafından dava dilekçesinde faiz talep edildiği, faiz başlangıç tarihinin ise belirtilmediği, bu durumda Yargıtay uygulamaları gereğince faiz başlangıç tarihinin dava tarihi olduğu, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun kabulü gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (2) nolu alt bendi uyarınca esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle maddi tazminat isteminin kabulü ile 90.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kamu hizmetinden kaynaklanan tazminat davalarının idare mahkemelerinde görülmesi gerektiği, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin ve kararı veren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesinin kararlarının da bu yönde olduğu, bir hukuk mahkemesinin oluşturduğu bir içtihat sonrasında aynı kapsamdaki bir olayda farklı bir karar vermesinin "sürpriz karar verme" yasağına aykırı olduğunu, bu nedenle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle kararın bozulması gerektiğini, Bölge Adliye Mahkemesince zamanaşımına ilişkin yapılan değerlendirmenin de hatalı olduğunu ileri sürerek usul ve yasaya aykırı kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, dava dışı kişiler tarafından davacı aleyhine başlatılan icra takibinde, davalının dağıtım görevlisi tarafından ödeme emrinin davacıya usulsüz tebliğ edilmesi sonucunda davacının uğradığı maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 51, 52 ve 72 nci maddeleri, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, Uyuşmazlık Mahkemesi 27.11.2017 tarihli, 2017/667 Esas ve 2017/724 Karar sayılı kararı. 3. Değerlendirme 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, dava tarihi itibarıyla uygulanması gereken ceza zamanaşımı süresinin dolmamış olmasına, Uyuşmazlık Mahkemesinin emsal kararları gereğince adli yargının görevli olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Dosyanın incelenmesinde; dava dışı ... tarafından davacı aleyhine Çatalca İcra Müdürlüğünün 2013/4551 esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davacı borçluya 15.02.2014 tarihinde bizzat tebliğ edildiği ve bu şekilde takibin kesinleştiği, takibin kesinleşmesi üzerine davacı adına Ziraat Bankasında açılan bir hesaba yatırılan kamulaştırma bedelinin haczedildiği ve haczedilen 90.352,32 TL'nin 16.04.2014 tarihinde alacaklı vekiline ödendiği, ancak davacının sürekli olarak yurt dışında ikamet ettiği ve hakkındaki icra takibinde Türkiye'ye geldiği sırada haberdar olduğu, bunun üzerine Çatalca İcra Hukuk Mahkemesinin 2015/56 Esas sayılı dosyasında ödeme emrinin bizzat tebliğ edildiği tarihte yurt dışında olduğundan tebliğ işleminin usulsüz olması nedeniyle takibin durdurulmasını ve ödeme emrinin iptal edilmesini talep ettiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davacıya bizzat tebliğin yapıldığı 15.02.2014 tarihinde davacının yurt dışında olduğunun tespit edilmesi üzerine 17.12.2015 tarihli 2015/79 Karar sayılı kararı ile davacının usulsüz tebliğe yönelik şikayetinin kabulüne ve ödeme emri tebliğinin iptaline karar verildiği anlaşılmaktadır. Zarar, sorumluluğun, dolayısıyla tazminat borcunun en önemli unsurunu oluşturur. Sorumluluk hukukunda tazminat borcunun doğabilmesi için belirli bir zararın gerçekleşmiş olması ve bu zararın iddia eden tarafından ispat edilmiş olması gerekir. Davalı PTT, söz konusu tebligatın usulsüz tebliğ edilmesi nedeniyle kusurludur ve bir zararın varlığı da tartışmasızdır. Ancak bu zararın, haczedilen miktarın tamamı veya bu miktardan belli bir oranda indirim yapılmak suretiyle bulunacak miktar kadar olacağı düşünülemez. Bu durumda zarar kapsamının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun(TBK) 51 ve 52 nci maddeleri gereğince hakim tarafından yukarıda izah edilen şekilde haczedilen miktar dikkate alınmaksızın, durumun gereği ve tarafların kusurları gözetilerek belirlenmesi gerekir. Şu durumda; TBK'nın 51 ve 52 nci maddeleri gereğince davacının zararının hakim tarafından durumun gereği ve tarafların kusuru gözetilerek belirlenmesi ve tahsilde tekerrüre sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm altına alınması gerekirken yanılgılı şekilde haczedilen miktarın tamamına hükmedilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir. VI. KARAR 1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalıya iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.