Yargıtay · 3. Hukuk Dairesi
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 2026/410 E. 2026/3413 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 3. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2026/410
- Karar No
- 2026/3413
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/907 E., 2025/2078 K. İLK DERECE MAHKEMESİ: Kuşadası 3. Asliye Hukuk (Ticaret) Mahkemesi SAYISI : 2024/128 E., 2024/195 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; müvekkillinin yapı kimyasalları üzerine çalıştığını ve danışmanlık işi yaptığını, davalıların yol dolgusu ve beton agregatı satan bir firma iken, müvekkiline ulaştıklarını ve üretim yapmak istediklerini belirttiklerini, müvekkili ile görüşen davalılar ve davalı şirket yetkililerinin 21.07.2011 tarihinde müvekkili ile (know-how) sözleşme imzaladıklarını, buna göre işin nasıl yapıldığı ile ilgili gerekli reçete, bilgi ve belgeleri müvekkilinden istediklerini, sözleşmeye göre müvekkiline taahhütlerde bulunduklarını, anlaşma üzerine müvekkilinin şirket kurma ve fabrika kurulumu çalışmalarına başladığını, makineler alındığını, davalıların yapılan 23.09.2011 tarihli taahhüde göre müvekkiline ABD kuru üzerinden 167.000,00 TL ödediklerini, ek taahhütlerde bulunduklarını, 23.09.2011 tarihinde imzalatılan teslim tutanağı ve taahhütnamede sonradan eklenen işlerin eksiksiz olarak yerine getirildiğini, bu nedenle davalıların 21.07.2011 tarihli sözleşme ile verdikleri taahhütlerden şimdilik çalıştığı süre boyunca ödenmeyen maaş alacağının, şirket kuruluşunun ilk yılını doldurduktan sonra her yıl yapılacak olan kar dağılımında hakkı olan %10 kar payı alacağının, şirket kurulumunda taahhüt edilen kalan 400.000 ABD Dolarının, şirket kurulduğu an itibariyle 5 yıl içerisinde bir daire ve araba taahhüt edilmiş olup, bilirkişi raporu ile standartta uygun daire ve arabanın hesaplanarak tahsiline karar verilmesini talep etmiş, dava dilekçesindeki 1.650.148,00 TL maaş alacağı 80.716,57 TL daha artırarak, 25.01.2021 tarihli ıslah dilekçesi ile toplam talebini 1.730.864,57 TL'ye yükseltmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili; davacı tarafından verilen taahhütlerin hiç birisinin yerine getirilmediğini, şirkette çalıştığı dönemden bu yana şirketin zarar ettiğini, 12.06.2014 tarihli sözleşme ile tarafların birbirini ibra ettiklerini, davacının alacağının bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında akdedilen 21.07.2011 tarihli sözleşme uyarınca davalıların davacıya pazarlama şirketinde % 10 hisse vermeyi, yönetim kurulu üyesi yapmayı, şirket kurulduktan sonra aylık ödeme yapmayı, kar payı ödemeyi 500.000 Dolar nakit ödeme yapmayı, daire ve otomobil vermeyi taahhüt ettikleri, 12.06.2014 tarihli sözleşme ile de davacının şirket hissesini devretmeyi, elinde bulunan teminat senedini devretmeyi yükümlendiği ve taraflara arasında alacak borç ilişkisi kalmadığının belirtildiği, 12.06.2014 tarihli sözleşmenin niteliği itibariyle 21.07.2011 tarihli sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olduğu ve tarafların birbirlerini ibra ettikleri, davacı tarafça 12.06.2014 tarihli sözleşmenin kendisini korkutmak suretiyle iradesi sakatlanarak imzalatıldığı iddia edilmiş ise de dosya kapsamında dinlenen tanık beyanlarından tanıkların korkutma iddiasına ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin olmaması, soruşturma dosyasında takipsizlik verilmiş olması ve davacı tarafça korkutma iddiasını ispata yarar delil sunulamamış olması nedeniyle 12.06.2014 tarihli ibra sözleşmesinin iptalini gerektirir bir sebep bulunmadığı, 21.07.2011 tarihli sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olan 12.06.2014 tarihli sözleşme gereği davacının ilk sözleşme olan 21.07.2011 tarihli sözleşme uyarınca talepte bulunamayacağı, her ne kadar İlk Derece Mahkemesinin kaldırma kararından önceki kararda hak düşürücü sürenin geçtiği belirtilmiş ise de, korkutma iddiasına dayalı davalarda hak düşürücü sürenin işleyebilmesi için korkutmanın bulunması ve korkutmanın etkisinin geçmesinin üzerinden 1 yıllık sürenin geçmesi gerektiği, somut olayda korkutmanın bulunduğu ve etkisinin geçtiği iddiası ispat edilemediğinden hak düşürücü sürenin geçmesi durumunun söz konusu olmadığı, davacının ibra sözleşmesi gereği 21.07.2011 tarihli sözleşme kapsamında talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının istinaf itirazında ileri sürdüğü dava dosyasının Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2021/4194 E. 2022/1356 K. sayılı ilamı ile onanan İzmir Bölge Adliye Mahkemesinin 12.03.2021 tarihli kararında; "21.07.2011 tarihli sözleşmenin 1. maddesi uyarınca dava dışı ... Yapı Tek. İzolasyon Maden San. Tic. A.Ş.nin 15.09.2011 tarihinde kurulduğu, davacı ... ile davalı ...'nun kurucu olarak bulunduğu, yine davalı şirket yönetim kurulu başkanı ve üyeleri olan ...,... ...davalı ...'nın kurucu ortak olarak bu şirkette bulunduğu anlaşılmıştır. Dava konusu icra takibinin dayanağı olan 23.09.2011 tarihli belge uyarınca davacıya üretimi planlanan mamüllerin kullanılış maksadına uygun olarak üretilmesini sağlayacak ve kullanım hakkına sahip olduğu reçete, bilgi, belge vb dökümanlara karşılık olarak 167.000 TL ödemenin yapıldığı ve davacının taahhütlerini ihlal etmesi halinde 200.000 TL cezai şart ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Davalı şirket, davacının kararlaştırılan bu edimlerini yerine getirmediğinden bahisle ödediği 167.000 TL ile 200.000 TL cezai şartın tahsili için davacı aleyhine eldeki menfi tespit davasına konu icra takibi yapmıştır. Davacının imalat yapılabilmesi için sunması gereken reçete, bilgi vb hizmetine esas olarak, öncelikli olarak 21.07.2011 tarihli sözleşmenin yapıldığı, sözleşme uyarınca 15.09.2011 tarihinde ... Yapı Tek ve Tic. A.Ş'.nin kurulduğu ve bilirkişi kurulu raporu ile davacının vereceği know-how hizmeti olmaksızın üretimin yapılmasının temelden olumsuz olarak etkileneceği, bu haliyle davacının üstlendiği edimlerin ifasına başlamış olduğu anlaşılmıştır. Kaldı ki, az yukarıda anlatıldığı üzere davacı taraf, davalının ticari defterlerine delil olarak dayanmış, ticari defterler ile edimini ifa ettiğinin ortaya çıkacağını ileri sürmüş ancak davalı şirket kesin süreye rağmen kendi ticari defterlerini ve davalının %10 ortağı olduğu ... Yapı Tek ve Tic. A.Ş'.nin ticari defter ve kayıtlarını sunmadığından HMK. 222 maddesi uyarınca davacının imalatın yapılabilmesi için sunması gereken know-how hizmetini ifa ettiğini ispatladığının kabulü gerekmektedir. Bu durumda davacının edimini ifa etmesi itibariyle kendisine yapılan 167.000 TL ödemenin davalı tarafça talep edilemeyeceği ve yine edimini ifa eden davacıdan cezai şartın istenemeyeceği anlaşılmakla, bu alacaklar için davacı aleyhine yapılan icra takibi nedeniyle davacının borçlu olmadığının tespitine yönelik İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan HMK 353/1-b.1 maddesi uyarınca davalının istinaf başvurusunun reddine" karar verilmiş olup, görüldüğü üzere her iki davanın konusunun farklı olduğu, kesinleşen ilamda 12.06.2014 tarihli sözleşmenin geçersiz sayılmadığı, taraflar arasında gabin ve hukuka aykırılık tespitinin yapılmadığı, davacı ile davalı şirketin ortağı olan davalı ... ve davalı ... arasında yapılan 21.07.2011 tarihli sözleşmede; Kuşadası'nda yapı kimyasalları imalatı ile ilgili olarak kurulacak pazarlama şirketinde davacının %10 hissedar olacağı, davacıya maaş verileceği, şirket kuruluşunun ilk yılını doldurduktan sonra %10 kar payı ödeneceği, davacıya şirketin kurulumunda 100.000 USD nakit ödeneceği, kalan 400.000 USD'nin 31.12.2012 tarihine kadar ödeneceği ve karşılığında teminat senedi verileceği, şirketin kurulduğu an itibariyle 5 yıl içerisinde 1 adet daire ve 1 otomobil taahhüt edildiği, daire satın alınana kadar oturulacak evin kira parasının şirket tarafından ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının imzasını taşıyan ve imzası inkar edilmeyen 12.06.2014 tarihli sözleşmede, davacının kurulan şirketteki hissesini devredeceği, bu devir için şirketin cari hesabında bulunan 150.000 TL'yi kısmen nakit, kısmen vadeli çek olarak alacağı, davacının elinde bulunan 400.0 00... .12.2012 vadeli teminat senedini hiç bir hak hukuk talep etmeden şirkete iade edeceği, taraflar arasında hiç bir problem, borç ve alacak kalmadığının belirtildiği, 12.06.2014 tarihli bu sözleşmenin işbu davada talep edilen alacakların dayanağı olan 21.07.2011 tarihli sözleşmenin ibrası niteliği taşıdığı, 12.06.2014 tarihli sözleşmenin niteliği itibariyle 21.07.2011 tarihli sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olduğu ve tarafların birbirlerini ibra ettikleri, davacı tarafça 12.06.2014 tarihli sözleşmenin kendisinin korkutulmak suretiyle iradesi sakatlanarak imzalatıldığı iddia edilmiş ise de, dosyada dinlenen tanıkların korkutma iddiasına ilişkin görgüye dayalı bilgileri bulunmamakta olup, tanık beyanlarının bu sözleşmenin korkutulma sonucu alındığını ispata yeterli nitelikte olmadığı, iddia edilen olaydan yaklaşık üç yıl sonra davacının şikayeti üzerine açılan soruşturma dosyasında kamu davası açılmasına yer olmadığı kararı verilmiş olup, itirazın reddi ile takipsizlik kararının kesinleştiği, davacı tarafça korkutma iddiasını ispata yarar delil sunulamamış olması nedeniyle 12.06.2014 tarihli ibra sözleşmesinin iptalini gerektirir bir sebep bulunmadığı, 21.07.2011 tarihli sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olan 12.06.2014 tarihli ibrayı içerir sözleşme gereği davacının 21.07.2011 tarihli sözleşme uyarınca talepte bulunamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili; tehdit iddiasının tanık beyanlarından başka hiçbir delille ispatının mümkün olmadığını, tanık beyanlarına itibar edilmesi gerektiğini, taahhütte bulunulan sözleşme ile ibra olarak kabul edilen sözleşmenin tarafları, konusu ve şartlarının birbirinden farklı olduğunu, sözleşme gereği edimlerin yerine getirildiğini, aşırı yararlanma halinin söz konusu olduğunu, menfi tespit davası kararının dikkate alınmadığını ileri sürerek; kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan 21.07.2011 tarihli sözleşme uyarınca ücret alacağı, kar payı alacağı, şirket kurulumunda hizmet bedeli alacağı, ev ve araba bedelleri alacağının tahsili istemlerine ilişkindir. Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, 12.06.2014 tarihli ibra sözleşmesinin iptalini gerektirecek bir sebep bulunmamasına, 21.07.2011 tarihli sözleşmenin tasfiyesi niteliğinde olan 12.06.2014 tarihli ibrayı içerir sözleşme gereği davacının 21.07.2011 tarihli sözleşme uyarınca talepte bulunamayacağının anlaşılmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA, Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.