Yargıtay · 2. Ceza Dairesi

Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/6219 E. 2026/11880 K. – Hırsızlık

Konu: Hırsızlık

Mahkeme
Yargıtay
Daire
2. Ceza Dairesi
Esas No
2026/6219
Karar No
2026/11880
Karar Tarihi
Konu
Hırsızlık

MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2025/790 E., 2025/605 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, bozma

İlk Derece Mahkemesince hırsızlık suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Bölge adliye mahkemesi kararının katılanlar vekiline 04.03.2025 tarihinde tebliğ edildiği, dosya içerisinde katılanlar vekilinin 17.03.2025 tarihli temyiz dilekçesinin bulunduğu anlaşılmakla katılanlar vekilinin temyizinin süresinde olması nedeniyle tebliğnamedeki düşünce benimsenmemiştir.

5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanık ve müdafiinin temyiz isteminin, cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak arttırılmasının hukuka aykırı olduğuna ve lehe hükümlerin uygulanmadığına, katılan vekilinin temyiz isteminin ise, sanığın üst sınırdan cezalandırılması gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre Mersin 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 01.06.2021 tarihli ve 2020/340 Esas, 2021/341 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık ve müdafinin ile katılanlar vekilinin istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 18.05.2022 tarihli ve 2021/1687 Esas, 2022/1496 Karar sayılı kararı ile “...1-Sanıklar hakkında müsnet suçtan ceza tayin olunurken TCK'nın 61/1. maddesinde yer alan ölçütler nazara alınarak, dosyaya yansıyan bilgi ve kanıtlar birlikte ve isabetle değerlendirilip, denetime olanak verecek şekilde ve somut gerekçeler de gösterilmek suretiyle aynı Kanun'un 3/1. maddesi uyarınca işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı olacak şekilde, madde ve fıkralarda öngörülen alt ve üst sınırlar arasında hakkaniyete uygun bir cezaya hükmedilmesi gerekirken, somut olayda, katılanların içerisinde 60.000 TL para bulunan çantasını çalan sanıklar hakkında, olayın oluş biçimi ve sanıkların kastlarının yoğunluğu meydana gelen zararın ağırlığı ile birlikte değerlendirilerek, temel cezanın alt sınırdan bir miktar daha uzaklaşılarak belirlenmesi gerekirken, yazılı şekilde ceza tayin edilmesi, 2-Sanık ...'ın kovuşturma aşamasında alınan savunmasında "olay günü diğer sanık ...'in kullandığı araçtan uyuşturucu almak için indiğini, bu sırada işyerinin kapısının açık olduğunu ve içeride çanta olduğunu gördüğünü, bunun üzerine işyerine girerek çantayı çaldığını, sanık ...'in hırsızlık olayından haberinin olmadığını" savunduğu, sanık ...'in ise kovuşturma aşamasında alınan savunmasında "sanık ...'in olay günü bir arkadaşını gördüğünü söyleyerek araçtan indiğini, geri geldiğinde ise elinde çanta olduğunu, sanık ... bu çantayı çaldığını araca bindikten sonra anladığını, hatta kendisine de 300 TL para verdiğini" savunduğu, sanık ...'in soruşturma aşamasında alınan beyanında ise " sanık ... araca bindikten sonra dikiz aynasından baktığında, sanığın küçük siyah renkli bir el çantasından aldığı paraları kemerine tişörtünün altına soktuğunu gördüğünü" savunduğu, görüldüğü üzere, sanıkların savunmaları arasında çelişkiler olduğu gibi, sanık ...'in savunmalarının da kendi arasında çelişkili olduğu, bilirkişi raporu ile HTS kayıtları ve olay anına ilişkin kamera kayıtları incelendiğinde; sanıkların olay öncesinde ve sonrasında aynı gün içerisinde birçok görüşmelerinin olduğunun görüldüğü, yine, sanık ...'in diğer sanık ...'i suça konu işyerinin önünde araçtan indirdikten sonra yaklaşık 29 metre mesafede kapısı açık bir şekilde araçta beklediğinin, sanık İmamettin'i görünce de aracı hareket ettirmeye başladığının ve sanık araca binince de araçla birlikte hemen olay yerinden ayrıldıklarının sabit olduğu dikkate alındığında; sanık ...'in de diğer sanık ... ile birlikte fikir ve eylem birliği içerisinde asli fail olarak suça iştirak ettiği, eylem üzerinde doğrudan hakimiyet kurduğu gözetilmeden, yardım eden sıfatı ile sorumlu olduğu gerekçesi ile aynı Yasa’nın 39. maddesi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayini,...” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, bozma sonrası Mersin 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.01.2023 tarihli ve 2022/455 Esas, 2023/8 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık ve müdafinin ile katılanlar vekilinin istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 10.04.2023 tarihli ve 2023/982 Esas, 2023/808 Karar sayılı kararı ile “...Sanık ...'ın evinde yapılan aramada ele geçen 8.400 TL paranın herhangi bir ayırt edici özelliğinin olmaması ve sanığın, katılanlara ait olduğunu söylememesi halinde katılanlara ait olduğunun tespitinin mümkün olmaması karşısında; sanık ...'ın söz konusu paranın katılanlara ait olduğunu söyleyip katılanlara iadesini sağlamasının (hükümle birlikte de olsa) kısmi iade olarak kabul edilmesi gerektiği dikkate alındığında; katılanlara kısmi iade nedeniyle sanık ... hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına muvafakat edip etmedikleri sorularak sonucuna göre; eğer muvafakat ederlerse sanık hakkında TCK'nın 168/1 maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması,...” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararlarında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 18.05.2022 tarihli ve 2021/1687 Esas, 2022/1496 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Mersin 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.01.2023 tarihli ve 2022/455 Esas, 2023/8, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 10.04.2023 tarihli ve 2023/982 Esas, 2023/808 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen Mersin 19. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.05.2024 tarihli ve 2023/395 Esas, 2024/351 Karar sayılı kararların hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede;

5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, Bozmayı gerektirmiş, sanık, sanık müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebepten dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 2. Ceza Dairesi, E. 2026/6219, K. 2026/11880, T. 22.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-2-ceza-dairesi-2026-6219-e-2026-11880-k-0085b78544df