Yargıtay · 2. Ceza Dairesi
Yargıtay 2. Ceza Dairesi 2026/5343 E. 2026/9705 K. – Hırsızlık
Konu: Hırsızlık
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 2. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2026/5343
- Karar No
- 2026/9705
- Karar Tarihi
- Konu
- Hırsızlık
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi SAYISI : 2021/2016 E., 2021/2685 K. SUÇ : Hırsızlık HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddine TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma
İlk Derece Mahkemesince hırsızlık suçundan verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: 5271 sayılı Kanun’un 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'' ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek; sanığın temyiz isteminin, lehe hükümlerin uygulanması ve hakkında beraat kararı verilmesi gerektiği yönelik olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde bölge adliye mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hâllerin sınırlı olarak sayıldığı, dosya içeriğine göre İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.04.2019 tarihli ve 2017/356 Esas, 2019/288 Karar sayılı dosyasında verilen mahkûmiyet hükmüne yönelik sanık ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf istemleri üzerine yapılan inceleme neticesinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 07.09.2020 tarihli ve 2019/1839 Esas, 2020/1400 Karar sayılı kararı ile “...1.Yargıtay 2. C.D’nin 19.09.2013 tarih ve 2013/20321 Esas, 2013/21180 Karar sayılı, Yargıtay 13. C.D’nin 06.05.2015 tarih ve 2014/23148 Esas, 2015/8456 karar sayılı ilamları ile benzer birçok ilamda açıkça belirtildiği gibi, zararı karşılamak istediğini belirten sanığa, ödemesi gereken miktar, müştekinin bildireceği hesap veya ödeme yeri de belirlenmek suretiyle veya müşteki adına bir bankaya depo etmesi için sanığa makul bir süre verilerek bu süre içerisinde tazmin imkanının sağlanması gereklidir. Suça konu olayda; sanığın savunmasının alındığı 6. Celsede müştekinin zararı gidermek istediğini belirterek süre istediği, Mahkemece ödenmesi gereken miktar ile nereye ödeme yapılacağına ilişkin herhangi bir bilgi verilmeksizin süre verildiği, sanığın cezaevinde bulunduğu, 7. Celsede müştekiye ulaşamadığını, ulaşamadığı için zararı gideremediğini, müştekiye ulaşıp zararı giderip etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak istediğini belirttiği, Mahkemece zarar giderimi konusunda herhangi bir ara kararı alınmaksızın, müştekinin zorla getirilmesi için ara kararı kurulduğu, son celsede sanığın savunmasında kendisine süre verilmiş ise de; müştekiye aile vasıtasıyla ulaşmaya çalıştığını fakat ulaşamadığı için zararı gideremediğini belirttiği, Mahkemece müştekinin dinlenmesinden vazgeçilerek karar verildiği anlaşıldığından, zararı karşılamak istediğini belirten sanığa, ödemesi gereken miktar, katılanın bildireceği hesap veya ödeme yeri de belirlenmek suretiyle veya müşteki adına bir bankaya depo etmesi için makul bir süre verilerek bu süre içerisinde tazmin imkanı tanınmasından sonra sanığın hukuki durumunun hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken yasal ve yeterli olmayan yetersiz gerekçe ile yazılı şekilde sanık hakkında 168. Maddesinin uygulanmaması, 2.Sanık hakkında tekerrüre esas eski hükümlülüğü bulunduğu ve koşullarıda oluştuğu halde 5237 sayılı TCK'nın 58. maddesinin uygulanmaması,...” nedenleriyle hükmün bozulmasına karar verildiği, ancak bozma kararında belirtilen hukuka aykırılıkların aynı Kanun’un 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gözetilerek Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince davanın yeniden görülmesine karar verilmek suretiyle yapılacak duruşma sonucunda hukuka aykırılığın giderilmesi yerine, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde bozma kararı verilmesinin ve anılan karara yönelik direnme yetkisi bulunmayan İlk Derece Mahkemesince yeniden hüküm kurulmasının yasal dayanağının bulunmadığı, Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 30.04.2025 tarihli ve 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı kararında “… bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları gerektiğinin…” kabul edildiği, keza Anayasa Mahkemesinin 12.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 09.01.2025 tarihli ve 2023/33667 sayılı kararı ile de “İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı hâller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine..." hükmedilmekle yukarıda anılan şekilde verilen bozma kararlarının “hukuka açık ve ağır aykırılıkla malûl” olduğunun teyit edildiği dikkate alınmak suretiyle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 07.09.2020 tarihli ve 2019/1839 Esas, 2020/1400 Karar sayılı kararı ile bozma üzerine verilen İstanbul 38. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.05.2021 tarihli ve 2020/322 Esas, 2021/345 Karar sayılı kararının hukukî değerden yoksun olduğu belirlenerek yapılan incelemede; 1-5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar verilerek, duruşma açılıp, taraflar çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre hukuka aykırılığın Bölge Adliye Mahkemesince giderilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, 2-5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 142. maddesinde 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik yapılmasına Dair Kanun'un 62. maddesi ile yapılan ve 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren değişiklik uyarınca, sanığa yüklenen 5237 sayılı Kanun’un 142/2-h ve 143. maddelerinde öngörülen suçun gerektirdiği cezanın alt sınırının 5 yıldan fazla olması ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 14.10.2021 tarihli ve 2021/35 Esas, 2021/473 Karar sayılı kararı dikkate alınarak, 5271 sayılı Kanun’un 150/3. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması ve müdafii huzurunda savunmasının alınması gerektiği gözetilmeden, yargılamaya devam edilerek aynı Kanun’un 188/1 ve 289/1-h maddelerine aykırı davranılması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması, Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, diğer yönleri incelenmeyen hükmün bu sebeplerden dolayı 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği Tebliğnâme'ye uygun olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, aynı Kanun’un 304/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 18.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.