Yargıtay · 12. Ceza Dairesi
Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2020/670 E. 2023/4469 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 12. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2020/670
- Karar No
- 2023/4469
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2014/1080 E., 2015/1279 K. SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık HÜKÜM : Mahkumiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Şanlıurfa Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.11.2015 tarihli ve 2014/1080 Esas, 2015/1279 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis ve 80 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 20.02.2020 tarihli ve 2019/88546 sayılı, onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ A.Mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz isteği; Belirtilen kararda eksiklik olduğuna, 2863 sayılı Kanun kapsamında kaldığı iddia edilen alanın tesciline dair kararın ilan edildiğine ilişkin belge olmadığına, Hükmün sanık lehine bozulması gerektiğine, Kararın usul ve esas yönünden Kanuna aykırı olduğuna, İlişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Yerel Mahkemenin Kabulü; 1."İddia, sanık savunması, mahallinde yapılan keşif, sunulan bilirkişi raporu, nüfus ve sabıka kaydı ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; Olay tarihinde sanığın arkeolojik sit alanı içerisinde Hacıbayram Mahallesi 3333. Sokak No:14 adresinde bulunan evi yaptığı ve kullandığın, elektrik aboneliği olduğunun fotoğraf ve tutanaklarla tespit edildiği, mahallinde mahkememizce keşif icra edildiği ve bilirkişinin raporunu ibraz ettiği, alınan raporda belirtilen dava konusu yerin sit alanı içerisinde olduğunun bildiridiği, sanığın bu şekilde üzerine atılı suçu işlediği anlaşıldığından hüküm fıkrasında belirtildiği şekilde cezalandırılmasına karar vermek ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denilmektedir. 2.Sanık savunmasında; "Üzerime atılı suçlamayı anladım. Hacıbayram Mah. ....... Eyyübiye/ Şanlıurfa adresinde 2000 yılından beri ben oturmaktayım. Dava konusu evi ben yaptım. Ben dava konusu yerin sit alanı olduğunu bilmiyodum. Ben dava konusu evi yaparken belediyeden herhangi bir izin almadım. Suçlamayı kabul etmiyorum. Beraatime karar verilmesini talep ederim. Söyleyeceklerim bundan ibarettir. "demiştir. 3.Mahkemece mahallinde 27.03.2015 tarihinde icra edilen keşif neticesinde alınan arkeolog bilirkişi raporunda; dava konusu yerin 1. derece arkeolojik sit alanında kaldığını, herhangi bir izin alınmadığını, yapılan gözlemde yapının yaklaşık 14 yıllık olabileceğinin gözlemlendiğini, izinsiz inşai fiziki müdahale niteliğinde olduğunu belirttiği anlaşılmıştır. 4.05.04.2014 tarihli kolluk tutanağında, çevrede yapılan araştırmada sanığın yaklaşık 15 yıldır dava konusu yerde ikamet ettiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE 1. 2863 sayılı Kanun'un 7 nci maddesinde 6498 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin amacının, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı ya da sit alanı olarak tescil kararlarının, ilgililerince öğrenilmesini sağlamak olduğu, başka bir deyişle, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları yönünden tebliğ; sit alanları yönünden Resmi Gazete'de yayım ve internet üzerinden duyuru kurallarının, kişilerin, sahip oldukları veya kullandıkları taşınmazların durumunu bilmelerini ve ona göre hareket etmelerini sağlama amacı taşıdığı, belirtilen kuralların, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suçun oluşumu için şekil şartı niteliği bulunmayıp, aksi yöndeki kabulün, 6498 sayılı Kanun'un amacına da ters düşeceği; Dolayısıyla, sözü edilen değişiklik öncesinde yapılan tescil işlemleri bakımından, tek yapı ölçeğindeki kültür ve tabiat varlıkları ile korunma alanlarına ilişkin olarak, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde tescil şerhi bulunup bulunmadığına; sit alanları, tabiat varlıkları ve tek yapı ölçeğinde tescil edilen taşınmazlar da dâhil olmak üzere malikleri idarece tespit edilemeyen taşınmazlara ilişkin olarak, şerhin varlığına veya tescil kararının mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilip edilmediğine bakılması gerektiği; Diğer yandan, taşınmaz bir varlığın korunması gerekli kültür ve tabiat varlığı olarak tescil edilmesinin ya da bir bölgenin, doğal, tarihi ve kültürel özellikleri nedeniyle sit alanı olarak belirlenmesinin, taşınmazın veya bölgenin özel bir statüye tabi tutulması gerektiği ve taşınmaz üzerinde ya da bölge içerisinde keyfi uygulamalarda bulunulamayacağı anlamına geldiği, bu bakımdan kural olarak, 6498 sayılı Kanun değişikliği sonrası tebliğ - yayım - internette duyuru; anılan değişiklik öncesi ise şerh - ilan yöntemleri ile taşınmazın ya da bölgenin tescilinden ilgililerin haberdar olmalarının sağlanacağı; Bununla birlikte, Türk Medeni Kanunu'nda yer alan “iyi niyet” kuralının genel bir hukuk ilkesi olarak kabul edilip, 2863 sayılı Kanun'un 65 inci maddesinde düzenlenen suç tiplerine yönelik sübut değerlendirmesinde de dikkate alınmasının zorunlu olduğu, başka bir deyişle, 6498 sayılı Kanun değişikliği öncesinde yapılan tescil işlemleri yönünden, taşınmaza ait tapu kaydının beyanlar hanesinde şerh bulunmayıp, tescil kararı mahallinde mutat vasıtalarla ilan edilmemiş olsa dahi, failin, taşınmazın ya da bölgenin tescilinden haberdar olduğuna dair beyanının göz ardı edilemeyeceği, zira, maliki olduğu veya kullandığı taşınmazın korunması gerekli nitelik taşıdığını ya da sit özelliğiyle bölgesel bazda koruma altına alınan bir alanda bulunduğunu bilen kişinin, taşınmaz üzerinde dilediği zaman dilediği şekil ve kapsamda uygulama yapamayacağını, taşınmazın ya da bölgenin özel statüsünün mümkün kıldığı ölçüde, kamu kurumlarınca yürütülecek izin prosedürü çerçevesinde inşai ve fiziki müdahalelerde bulunabileceğini de bilmesi gerektiği, yapı ya da bölge bazında tescil kararından haberdar olduğu halde, ilgili kurumlara başvurarak, gerçekleştirmeyi düşündüğü inşai uygulamaya yönelik izin almayıp keyfi hareket eden kişinin iyi niyetinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla, taşınmazın ya da bölgenin niteliğini bilerek izinsiz inşai ve fiziki müdahalede bulunan ya da başlangıçta bilmeyip, kamu görevlilerince düzenlenen zabıt ve tutanaklar ile durumu öğrendiği halde müdahalesine devam eden failin, hukuki koruma altına alınamayacağı; Bu kapsamda somut olay değerlendirildiğinde, sanık hakkında arkeolojik sit alanı içerisine ev yaptığından bahisle açılan kamu davası kapsamında, dava konusu yerin sit alanı olarak tesciline dair kurul kararının mahallinde mutad vasıtalarla ilan edilip edilmediğinin, ilgili, belediye, muhtarlık, kaymakamlık, valilik gibi kurumlardan sorulması, aynı zamanda sit kararının Resmi Gazete'de ilan edilip edilmediğinin araştırılması, dava konusu yerin sit alanı olduğunun bölge halkı tarafından bilinip bilinmediği hususunun kolluk vasıtası ile araştırılması, ayrıca sanığın aşamalardaki dava konusu evin 14 yıllık olduğuna dair savunması ve 05.04.2014 tarihli kolluk tutanağı göz önüne alınarak, mahallinde inşaat bilirkişisi refakatinde yeniden keşif icrası ile, dava konusu evin, yapıda kullanılan malzemelerin eskiliği, renkteki solmalar ve yıpranma durumu da dikkate alınarak yapım tarihi (suç tarihi) tereddüte yer vermeyecek şekilde tespit edildikten sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm tesisi, hukuka aykırı bulunmuştur. 2.Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 04.06.2020 gün ve 2018/6-472-2020/262 sayılı ilamında, “sanık hakkında açılan kamu davasına katılma hakkı bulunan suçtan zarar görene 5271 sayılı Kanun'un 233 üncü maddesi uyarınca duruşma gününü bildirir çağrı kağıdı tebliğ edilmesi ve aynı Kanun'un 234 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde sayılan hakları kullanma imkanının tanınması gerekirken, bunun yapılmamasının, duruşmadan haberdar edilmeden yargılamaya devam edilerek delil sunma hakkı elinden alınan suçtan zarar gören yönünden hak kısıtlaması niteliğinde olduğunun” belirtilmesi karşısında, suçtan zarar gören ... adına İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’ne duruşma günü usulüne uygun olarak bildirilip, davaya katılma imkanı sağlanmadan hüküm tesis edilmesi suretiyle aynı Kanun'un 234 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendine aykırı davranılması, hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Şanlıurfa Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.11.2015 tarihli ve 2014/1080 Esas, 2015/1279 Karar sayılı kararına yönelik mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 26.10.2023 tarihinde karar verildi.