Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/5725 E. 2026/2704 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5725
Karar No
2026/2704
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/1182 Esas, 2025/1355 Karar HÜKÜM : Kısmen kabul İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 5. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2021/318 E., 2022/348 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2004/.. sayılı ve ".." ibareli markanın sahibi olduğunu, davalının müvekkilinin markasıyla iltibas yaratan ".." ibaresini, müvekkilinin markasının tescil kapsamında bulunan mal ve hizmetlerde kullandığının Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2021/93 D.İş sayılı dosyası kapsamı ile sabit olduğunu, davalının dava konusu eylemlerinin müvekkilinin markasına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğunu, aynı olay sebebiyle davalı hakkında başlatılan Konya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2021/40452 sayılı soruşturma dosyasında alınan bilirkişi raporunda marka hakkına tecavüzün tespit edildiğini ve Konya 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2021/883 E. sayılı dosyası ile ceza davası açıldığını ileri sürerek marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespitini, durdurulmasını ve önlenmesini, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 151/2-c maddesi hükmü uyarınca fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1000,00 TL maddi tazminat ile 20.000 TL manevi tazminatın delil tespitinin yapıldığı 16.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsili ve hükmün ilanını talep etmiş, 14.11.2022 tarihli bedel artırım dilekçesi ile de 270.470,02 TL maddi tazminatın delil tespitinin yapıldığı 16.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte tahsilini istemiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin terzilik yaptığını, müşterilere ait ürünlerin tadilatını ve kendi ürettiği ürünlerin satışını yaptığını, davacı tarafa ait ürünler ile davacıyla aynı hizmet sınıflarındaki ürünlerin satışını yapmadığını, müvekkiline ait işyerinin küçük bir işletme olduğunu, müvekkilinin faaliyetinin davacıdan farklı olduğunu, müvekkilinin torunun isminin ".." olduğunu, bu nedenle ".." ismini kullandığını, müvekkilinin, davacıya ait ".." markasından haberdar olduktan sonra ".." isimli işyeri tabelasını kaldırdığını, müvekkilinin, davacının marka hakkına tecavüz etme kastı bulunmadığını, müvekkilinin kullandığı ".." ibaresinin davacıya ait ".." markasıyla iltibas yaratma ihtimalinin olmadığını, 2021/93 D. İş sayılı dosyada alınan raporda da belirtildiği üzere müvekkiline işyerinde de "..." ibareli ürün bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının ".." markasının 35. sınıfta malların satışı hizmeti bakımından genel olarak tescilli olduğu, bunun yanı sıra 25. sınıfta yer alan ve davalının satışını yaptığı emtiaları içerecek şekilde tescil kapsamında emtiaların bulunduğu, 35. sınıfta tekstil ürünlerinin satışı hizmetleri ile bu tekstil emtiaları arasında benzerlik bulunduğu, zira bir malın üretilmesinin doğal sonucunun, o malın satışı/pazarlanması olduğu, bu nedenle davacıya ait tescilli marka kapsamında yer alan tekstil emtiaları ile davalının tekstil emtialarının satışı hizmeti arasında benzerlik bulunduğu, davalının işyerinde markasal fonksiyon icra edecek şekilde kullandığı ".." ibaresinin, görsel, işitsel ve kavramsal olarak davacıya ait ".." markası ile iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer olduğu, zira; davalının markasal kullanımında yer alan logonun ".." ve ".." kelimelerinin baş harflerinin biraraya getirilerek oluşturulmuş stilize bir formu olduğu, ".." ibaresinin, tekstil emtiaları bakımından kimsenin tekeline verilemeyecek ve ticari hayatta herkes tarafından kullanılabilecek "..." kelimesine atıf yapması nedeniyle markasal ayırt edicilik incelemesinde arka planda kaldığı, bu hale göre davalıya ait markasal kullanımın esas unsurunun "..." ibaresi olduğu, davacıya ait markanın tek ve esaslı unsurunun da "..." ibaresi olduğu, yine davalıya ait "@..." hesap adlı instagram sayfasında yer alan "... ..." ibaresi ile davacıya ait marka arasında yukarıda yer verilen gerekçelerle iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzerlik bulunduğu, bu nedenle davalının tespit edilen eylemlerinin davacıya ait 2004/12723 sayılı marka hakkına tecavüz ve davacı aleyhine haksız rekabet oluşturduğu ancak davalının, davacıya ait marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek derecede benzer bir işareti ticari faaliyetlerinde kullanmadığı, ancak ortalama tüketici kesimi nezdinde ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi doğuracak derecede benzer "...+..." ve "..." işaretlerini davacıya ait tescilli marka kapsamındaki emtialarla benzer hizmetler üzerinde markasal olarak kullandığı, "..." ibaresinin orijinal, fantezi ve davacı yanca uydurulmuş bir sözcük olmadığı, aynı zamanda toplumda "ad" olarak da kullanılan bir kelime olduğu, nitekim davalı yanın bu sözcüğü torununun adı olduğu için tercih ettiğini savunma argümanı olarak ileri sürdüğü, marka silicinin aleni olmasından kaynaklı olumsuz etkisi uyarınca her ne kadar davalının, davacıya ait 2004/12723 sayılı markanın tescilli olduğunu bilmesi gerektiği kabul edilse bile, ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma tehlikesi değerlendirmesinin; önceki tarihli markanın somut ayırt edici gücü, ilgili tüketici kesiminin algısı, önceki tarihli markanın zaman içinde bilinilirliğinin artması veya azalması, karşılaştırılan mal veya hizmetlerin benzerlik derecesi, karşılaştırılan markaların benzerlik derecesi gibi birden çok faktöre bağlı olarak yapıldığı, bu yönüyle söz konusu değerlendirmenin içinde subjektif özellikler barındırmasının kaçınılmaz olduğu, davalının .. ilinde nispeten küçük bir işletme olarak faaliyette bulunduğu, içinde tekstil sektöründen kimsenin de bulunduğu bilirkişi heyetinin raporunda ifade ettiği üzere objektif ölçütlere göre davalının ticari faaliyet yürüttüğü ilgili sektörde "..." ibaresinin davacıya ait "..." markası ile iltibas tehlikesi oluşturacak derecede benzer işaret olduğunu bilebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği saptaması karşısında davalının tecavüz ve haksız rekabet oluşturan eylemlerinden kaynaklı olarak kusurlu olmadığı, davalı eylemleri kusurlu görülmediğinden kusura dayalı maddi ve manevi tazminat istemlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile davalının davacıya ait 2004/12723 sayılı marka hakkına tecavüz oluşturan eylemlerde bulunduğunun tespitine, bu eylemlerin durdurulmasına ve önlenmesine, maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine, karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hükmün ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerden birinde ilân edilmesine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince istinaf edilmiştir.

IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin istinaf başvurusu yönünden; davacı adına 25... sınıfta tescilli 2004/12723 sayılı ve "..." ibareli markanın bulunduğu, davalının dava konusu "..." ibaresini 25 sınıf malların satışı hizmetlerinde markasal olarak kullandığı, davalının bu eyleminin davacının markasına tecavüz oluşturduğu, zira davacının tescilli markasının asli unsuru olan "..." ibaresinin dava konusu kullanımda aynen yer aldığı, dava konusu kullanımda yer alan diğer ibarenin yeterli ayırt ediciliği sağlamadığı, dava konusu kullanımların gerçekleştiği bahsi geçen hizmetlerin davacının tescilli markası kapsamında yer alan mal ve hizmetlerle benzer bulunduğu, dolayısıyla mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, davacı vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise; davalının dava konusu eylemlerini kusurlu olarak gerçekleştirmediğinden, kusur esasına dayalı maddi ve manevi sorumluluğu bulunmadığı kabul edilmişse de, davacının markasının tescilli bulunması ve bu durumun davalı tarafça yapılacak basit bir araştırma ile dahi tespit edilebilecek olması karşısında davalının dava konusu eylemlerinde kusurlu olduğu ve bu bağlamda davalının marka tecavüzü nedeniyle davacının maddi ve manevi zararından sorumlu bulunduğu, bu nedenle İlk Derece Mahkemesinin aksi yöndeki kararının isabetli bulunmadığı, maddi tazminat talebine ilişkin alınan bilirkişi raporunun tam olarak zararı belirlemeye elverişli olmadığı, dosyaya sunulması gereken bilgi ve belgelerin de sunulmadığı, dosyada bulunan diğer bilgi ve belgelerden gerçek bir maddi zararın belirlenemeyecek olduğunun anlaşılması nedeniyle gerçek zararın hiçbir kuşkuya yer bırakmaksızın tespitinin somut olay açısından belirtilen gerekçelerle mümkün olamayacağı, bu nedenle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca makul bir tazminat belirlenmesi gerektiği, ayrıca SMK'nın 149/1-ç maddesi hükmü uyarınca davalının markaya tecavüzü nedeniyle davacı lehine manevi tazminat ödemekle de yükümlü bulunduğu, faiz başlangıcının davalının ihlal oluşturan dava konusu eylemlerinin tespit edildiği keşif tarihi olan 18.08.2021 olduğu, diğer taraftan davacı tarafça haksız rekabetin tespiti, durdurulması ve önlenmesi istemlerine bulunmasına rağmen mahkemece davacının bu istemleri yönünden hüküm kurulmaması doğru değilse de, davacı vekilinin bu yönde istinaf itirazında bulunmadığından, bu hususun kararın kaldırılması nedeni yapılmadığı, somut olayda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 110. maddesiyle düzenleme altına alınan davaların yığılması durumunun söz konusu olduğu, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan maddi ve manevi davası arabuluculuğa tabi ise de markaya tecavüzün tespiti, durdurulmasına ve önlenmesine ilişkin davanın, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak ya da tazminat davası olmadığından arabuluculuğa tabi bulunmadığı, dolayısıyla arabuluculuğa tabi olmayan bir dava ile birlikte açılan maddi ve manevi tazminat davasının da arabuluculuk dava şartına tabi olmayacağından davacı tarafça arabuluculuğa başvurulması nedeniyle oluşan arabulucuk giderinden davalının sorumlu tutulmaması gerektiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın kısmen kabulü ile davalının dava konusu "..." ibareli kullanımlarının, davacının 2004/.. sayılı ve "..." ibareli markasına tecavüz oluşturduğunun tespitine, markaya tecavüzün durdurulmasına ve önlenmesine, 40.000,00 TL maddi tazminatın 18.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 20.000,00 TL manevi tazminatın. 18.08.2021 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin maddi tazminat isteminin reddine, karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hükmün ulusal düzeyde yayın yapan gazetelerden birinde ilân edilmesine karar verilmiş, hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, markaya tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, önlenmesi ve tazminat istemlerine ilişkindir.

B. Değerlendirme ve Gerekçe İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.

VI.SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderlerinin temyiz edenlere yükletilmesine, 07.05.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/5725, K. 2026/2704, T. 07.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-5725-e-2026-2704-k-d4ee05b1bcd9