Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/4733 E. 2026/4175 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4733
- Karar No
- 2026/4175
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1520 Esas, 2025/848 Karar İLK DERECE MAHKEMESİ : Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2024/138 E., 2024/447 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket ve davalı şirket yetkililerinin kardeş olduklarını, başlangıçta her iki şirketin ortaklarının % 50’şer oranında müvekkili şirketin hisselerinin sahibi ile davalı şirketin hisselerinin sahibi olduğunu ancak 2016 yılında her ortağın birbirlerine hisselerini devrettiklerini ve ... Ltd. Şti.’nin müvekkili şirketin hisselerinin sahibi ... San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ise ...da kaldığını, tüm muhasebe işlemleri, alımlar ve araç tescillerinin davalı şirket üzerine yapıldığını, en son ayrılırken iki şirket yetkilisinin bir araya geldiklerini ve müvekkili şirkete verilecek gayrimenkul ve araçların listelendiğini, kalan tüm malların diğer taraf üzerinde kalması hususunda anlaşıldığını ancak davalı şirketin hisselerinin sahibinin, her iki fabrikanın ortak giriş kapısına duvar çekmek suretiyle müvekkilinin ticari faaliyetini engellemeye çalıştığını, müvekkilinin bu konuda Afyonkarahisar 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2017/37 Değişik İş sayılı dosyası ile tespit ve tedbir istemek zorunda kaldığını, tarafların birbiri içine girmiş ortak alanlar için yeniden harita çizimi ve tescil edilmesi için anlaştıklarını fakat en son imza aşamasına gelindiğinde davalı şirketin hisselerinin sahibinin sürekli olarak süreci ertelediğini, şirket devirleri yapıldıktan sonra tapu tescili için gerekli olan imzadan imtina ettiğini, hali hazırda müvekkiline ait yem fabrikasının bulunduğu ... Mahallesi, 6 86... parsel no.lu taşınmazın müvekkili uhdesinde, aynı yerdeki 313 parsel no.lu taşınmazın da davalı uhdesinde kaldığını fakat daha önce tüm alanların sınır gözetilmeksizin her iki şirketçe ortak kullanıldığı için iç içe geçmiş vaziyette yapılar mevcut olduğunu, müvekkilinin arazisinde bulunan yem fabrikasının bir kısmı ile bir takım yapı ve depo silolarının bir kısmının mevcut haliyle davalıya ait arazinin üzerinde taşkın yapı oluşturduğunu, aynı şekilde davalıya ait bir adet depo silonun bir kısmının da müvekkilinin arazisinde taşkın yapı meydana getirdiğini, paylaşım sözleşmesi ile birlikte tarafların, soldaki iki büyük silo davalıda, sağdaki altı adet nispeten küçük siloların ise davacıda kalacak şekilde arazinin yeniden paylaştırılarak o haliyle tescili hususunda anlaştıklarını fakat sözleşme gereğince şirketlerin pay devirlerinin arazi tescillerinden daha hızlı yapılınca davalının arazi tescillerinin yapılmasına rıza göstermediğini, taşkın yapıların ve fabrika sahasının olduğu mezkur alanın müvekkiline tescilinin yapılmaması halinde müvekkilinin sözleşmeden beklediği menfaati oluşmadığı gibi sözleşmenin yapılış amacının da ortadan kalkacağını, davalının hile kastı ile hareket ettiğini, müvekkilinin iradesini hataya düşürmek maksadıyla proje çizdirdiğini, gerekli başvuruları yaptığını ve yazılı sözleşme dışında arazi paylaşımının da yapılacağını beyan ettiğini, dolayısıyla hile için gerekli olan illiyet bağını da kurduğunu, zira arazi paylaşımı yapılmayacak olsa idi, müvekkilinin zaten paylaşım sözleşmesine imza atmayacağını fakat davalının hareketlerinin müvekkilinin iradesini etkilediğini ileri sürerek davalı şirket arazisinde bulunan taşkın yapılar ve fabrika sahasının bulunduğu alanın bila bedel olarak öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca, aksi kanaate varılırsa taşkın yapı hükümleri uyarınca, şirket pay devrinden önce kararlaştırılan ve krokide çizildiği şekilde müvekkili adına tesciline, bu mümkün olmaz ise taraflar arasında akdedilen paylaşım sözleşmesinin hile nedeniyle iptaline ve sözleşmeye dayalı olarak yapılan şirket pay devirlerinin eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. 319 parsel sayılı taşınmaz yargılama sırasında ... Ltd. Şti. tarafından ...Gıda San. Tic. Ltd. Şti.'ne devredilmiş, yargılamaya yeni malik tarafından devam edilmiştir. Davacı vekili 17.05.2024 tarihli dilekçesi ile yargılama sırasında 313 parsel sayılı taşınmazı devralan ...Tic. Ltd. Şti.'nin dahili davalı olarak dosyaya eklenmesini istemiştir.
II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasında sözleşme öncesinde bir tartışma olmadığını, sözleşmeyi takiben ...’ın ortak girişe kantar yapması, tarafların fabrikalarının aynı ortak alana açılması, iki fabrikaya gelen müşterilerin araçları ile bu ortak alandan geçmeleri nedeni ile her iki tarafın sık sık karşı karşıya gelmeye başladıklarını, ...ın bu gerginliğin sona ermesi için kendi taşınmazı ile davalı tarafa ait taşınmaz arasına duvar yapmaya başladığını, davacı tarafın buna karşı çıkarak Mahkemeden tespit yaptırdığını ve duvar yapımını durdurmak istediğini, davacının sözleşmenin iptali davası açtığını, bu nedenle davaya konu müddeabih değerinin iki fabrikanın değeri olduğunu, öncelikle dava konusu taşınmazların üzerindeki fabrikalarla birlikte bedelinin belirlenmesi ile eksik harcın tamamlanması gerektiğini, davacının önce taşkın inşaat nedeni ile tapu iptali, bunun kabul edilmemesi halinde sözleşmenin iptali talebinin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) düzenlemesi ile uyumlu olmadığını, her iki talebin aynı davada görülemeyeceğini, davacının 2016 yılı Ocak ayından itibaren bir yıllık sürede dava açmadığını, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, taraflar arasında yapılan anlaşmada davacının iddia ettiği krokiden bahsedilmediği gibi böyle bir krokiye atıf da bulunmadığını, anlaşma ve paylaşımın yapıldığı tarih itibariyle ...ın ... Ltd. Şti.’nin ortağı ve yetkilisi olduğunu, ...ın ... San. Tic. Ltd. Şti.’ni hile ile hataya düşürmesinin kendi kendisini aldatmak niteliği taşıyacağını, davacının dava dilekçesine kroki eklediğini, bu krokiye göre paylaşım yapılacağını iddia ettiğini ancak taraflar arasında böyle bir anlaşma olmadığını, taraflar arasında düzenlenen ve imzalanan anlaşmanın bizzat davalı şirket yetkilisi ...’ın isteği ile şahitler huzurunda düzenlendiğini, bu sözleşmeden dolayı başkaca dava açılmayacağının sözleşmeye yazıldığını taahhüt ederek imzaladığını, davacı tarafın bu sözünü dahi tutmadığını, davacının kötüniyetli olduğunu, bu nedenle 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 7 25... . maddelerine dayalı olarak tescil talebinde bulunamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı şirket arazisindeki yapılar ile fabrika sahasının bulunduğu alanın sözleşme hükümleri uyarınca adına tescilini talep ettiği, fakat tarafların kabulünde olan "antlaşma" başlıklı sözleşme ve ekleri incelendiğinde bu talebi karşılayan bir hüküm bulunmadığı, sözleşme hükümlerinin taraflarca yerine getirildiği, sözleşme içeriğine yapılacak müdahalenin sözleşme serbestisi ilkesini ihlal edeceği, TMK'nın 725 ve devamı hükümlerinin ise somut olayda uygulanma kabiliyetinin bulunmadığı zira iddianın ileri sürülüş biçimi nazara alındığında taraflar arasındaki uyuşmazlığın akdedilen sözleşme hükümlerine dayandırıldığı ve davacının "taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse" sıfatını haiz olmadığı gerekçesi tescil talebinin reddine, dava dilekçesinde terditli olarak ileri sürülen taraflar arasında akdedilen paylaşım sözleşmesinin hile nedeniyle iptali ve sözleşmeye dayalı olarak yapılan şirket pay devirlerinin eski hale getirilmesi talepleri bakımından yapılan değerlendirmede ise davacının "hile" iddiasını ispata elverişli delil sunmadığı gibi dava dilekçesinde ileri sürülen öncelikli talebin "sözleşme hükümleri uyarınca tescil" olduğu bu hali ile terditli olarak ileri sürülen "sözleşmenin hile nedeniyle iptali" isteminin çeliştiği gerekçesiyle TMK'nın 2. maddesi de gözetilerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle oy çokluğuyla davacı vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, tapu iptal ve tescili olmadığı takdirde sözleşmenin hile nedeniyle iptali talebine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe Davacı dava dilekçesinde davalı şirket arazisinde bulunan taşkın yapılar ve fabrika sahasının bulunduğu alanın bila bedel olarak öncelikle taraflar arasındaki sözleşme hükümleri uyarınca, Mahkeme aksi kanaatte ise taşkın yapı hükümleri uyarınca, şirket pay devrinden önce kararlaştırılan ve krokide çizildiği şekilde müvekkili adına tesciline, bu mümkün olmaz ise taraflar arasında akdedilen paylaşım sözleşmesinin hile nedeniyle iptaline ve sözleşmeye dayalı olarak yapılan şirket pay devirlerinin eski hale getirilmesine karar verilmesini talep etmiş, davalı ise davanın reddini istemiştir. İlk Derece Mahkemesince bilirkişi raporu alındıktan sonra davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince de davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, davacı ve davalı şirketin gerçek kişi pay sahipleri arasında yapılan bila tarihli adi sözleşme ve taşkın inşaat hükümleri uyarınca davacı şirket uhdesinde kalan 319 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki yapının davalı şirket uhdesinde ve mülkiyeti davalı şirkete ait olan 313 parsel no.lu taşınmaza taşkın olması yani yapıların kısmen davalı taşınmaz üzerinde kalması nedeniyle taşkın kısımlara isabet eden arazi kısmının ifrazının mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının sözleşme veya TMK'nın taşkın yapıya ilişkin hükümleri uyarınca yapıların taşmış olan kısımlarının mülkiyetini talep etme hakkı olup olmadığı ve pay sahipleri tarafından yapılan adi sözleşmenin feshinin mümkün olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Somut olayda, davacı ve davalı şirketlerin pay sahipleri olan dava dışı ...ve ... bu şirketlerdeki hisselerini yani dava dışı ...... Ltd. Şti.'ndeki hissesini dava dışı ...'a, ... ise davalı şirketteki hissesini davacıya kendi aralarında yapmış oldukları bila tarihli adi sözleşme ile devretmişlerdir. Şirket pay devir tarihi 28.01.2016'dır. Bu tarihten önce 10.09.2014 tarihi itibariyle ... İlçesi ... mevkiinde kain 319 parsel numaralı üzerindeki yem fabrikası, ambar ve arsası davacı ... Ltd. Şti. adına, aynı mevkiideki 313 numaralı parsel ise kargas işyeri fabrika ve müfrez tarla niteliği ile davalı şirket adına tescil edilmiştir. Mahallinde yapılan keşifte düzenlenen krokiden anlaşıldığı üzere davacı adına tescilli olan 319 numaralı parsel üzerinde yapılı olan fabrika ve silo (depo) niteliğindeki sabit yapıların bir kısmının davalı şirket adına tescilli olan 313 numaralı parsele taşkın olduğu tespit edilmiştir. Davacı şirket de kendi adına kayıtlı olan parsel üzerindeki kendisine ait yapıların davalı şirketin taşınmazına taşkın olduğu sebebiyle yapılan sözleşme uyarınca ya da TMK'nın taşkın yapıya ilişkin hükümleri uyarınca taşan kısım kadar ifraz yapılarak kendi parseliyle tevhid edilerek adına tescilini talep etmiş, bunların mümkün olmaması halinde ise adi sözleşmenin feshini ve eski hale getirilmesini istemiştir.
Kardeş olan şirket yetkilileri arasında paylaşma sözleşmesi yapılmadan önce söz konusu araziler ve fabrikalar ortak kullanımda olup taraflar arasında herhangi bir uyuşmazlık çıkmamıştır. Bu nedenle pay devirlerinden sonra oluşan yeni durumda taraf şirketlerinin ve pay sahiplerinin iyi niyetli olduklarının ve davanın açılmasında kötü niyet bulunmadığının kabulü gerekir. Taraf şirketlerin hisse devirleri yapılmadan önce bunların pay sahipleri arasında hangi taşınmazların kimde kalacağı kararlaştırılmış ancak taşınmazlar üzerindeki yapıların durumları tespit edilmemiştir. Hatta taşınmazlarla birlikte menkullerin de şirketlere değil sözleşme imzalayan gerçek kişilere ait olacağı belirtilmiştir. Bu durumda sorunun çözümünde TMK'nın taşkın inşaata ilişkin hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması gerekmektedir.
Burada üzerinde durulması gereken bir husus da davacı ve davalı şirketler adına paylaşma sözleşmesini yapan ve dolayısıyla bu şirketlerin iradesini yansıtan şirket temsilcilerinin gerçek iradelerinin ortaya konulması gerekmektedir. Davacı ve davalı şirketler limited şirket olup her ne kadar sözleşme gerçek kişiler arasında yapılmışsa da iki ortaklı ve ortakların da adi sözleşmeyi yapanlar olması nedeniyle şirketler adına yapılmış olduğunun kabulü gerekir. Zira sözleşmenin başına da şirket isimleri yazılmıştır.
Sözleşmelerin yorumunun hukuki dayanağı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesi olup, bu maddenin birinci fıkrasına göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Yukarıda anlatılan somut olay ve dosya kapsamından anlaşıldığı üzere tarafların gerçek iradelerinin taşınmazlardan birinin ve üzerindeki yapıların yapılı olduğu arzın davacıya, diğer taşınmaz ve üzerindeki yapıların ve yapılı olduğu arzlarla birlikte davalıya ait olmasına yöneliktir. Bir an için işletme devri yapıldığı düşünülse bile yukarıda belirtildiği üzere somut olayda taşınmazlar davacı ve davalı şirket adına 2014 yılında tescil edilmesine rağmen şirketlerdeki pay devirleri 2016 yılında yapılmıştır. Bu durumda somut olayda işletme devirleri bulunmadığı gözetilerek sözleşmedeki tarafların gerçek iradelerinden hareketle TMK'nın 724. ve devamı maddeleri hükümlerinin kıyas yoluyla uygulanarak çözüme gidilmesi gerekir. Bu nedenle Mahkemece anılan şekilde çözüm düşünülerek mahallinde uzman bilirkişiler marifetiyle keşif yapılıp davacıya ait yapıların davalı parseline taşkın olan kısımlarının belirlenip imar mevzuatına uygun ifraz krokisi de hazırlatılarak ilgili belediyeden de onay alındıktan sonra bu kısımların davalı parselinden ifraz edilip davacı parseliyle tevhid edilmesi cihetine gidilerek bir hüküm kurulması gerekirken İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince de istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 13.07.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.