Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6646 E. 2026/3060 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/6646
Karar No
2026/3060
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi SAYISI :2023/1548 Esas, 2025/1702 Karar

HÜKÜM :Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ :Ankara 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi SAYISI :2022/358 E., 2023/281 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; 1953 yılından beri “...” markası altında birçok sektörde faaliyet gösteren müvekkilinin “...” markasının “tanınmış marka” statüsüne alındığını, müvekkilinin davalı şirketin "....... ... ..." ibareli marka başvurusuna karşı gerçekleştirdiği itirazın, 43.sınıfa giren hizmetler yönünden kısmen nihai olarak reddedilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, zira taraf markalarının görsel, işitsel ve kavramsal açılardan yakın benzer olduklarını, dava konusu edilen markada geçen “...” ibaresinin İstanbul’un ünlü bir semti olması dolayısıyla bir markada sadece tali unsur olabileceğini, dava konusu markada geçen “...” unsurunun da markasal hüviyette ayırt ediciliğinin zayıf olduğunu, dolayısıyla dava konusu edilen markanın müvekkilinin davasına/itirazlarına mesnet aldığı seri markalardan biri olduğu izlenimini yarattığını, davalının dava konusu edilen markayı tescil ettirmek isterken asıl amacının müvekkili ile arasında bir bağlantı olduğu izlenimini yaratmak olduğunu, davalı firmanın müvekkili ile aralarında akdedilmiş sözleşmeye aykırı olarak “...” esas unsurlu bir marka tescil ettirme çabasında olduğunu, davalının pay sahipleri olan şahısların müvekkilinin pay sahibi olan şahsın kız kardeşleri olduğunu, bu şahısların ticari faaliyetlerini ve malvarlıklarını ayırmak amacıyla akdettikleri 27.09.2011 tarihli devir sözleşmesinde davalının “...” markalarını sadece başına “...” ve “S” gibi unsurlar ekleyerek kullanmayı taahhüt etmiş olduğunu, bu hakkın da sadece “kullanım hakkı” şeklinde verildiğini yoksa “...” markasının tüm sektörler yönünden mülkiyetinin ve tescil ettirme hakkının müvekkilinin ortağına ait olduğunu, buna rağmen davalının huzurda dava konusu edilen markayı tescil ettirme gayretinin kötüniyetli olduğunu ileri sürerek TÜRKPATENT Yeniden İnceleme ve Değerlendirme Kurulu'nun (YİDK) 04.07.2022 tarihli ve 2022-M-6490 sayılı kararının davacının itirazının kısmen reddi yönünden iptalini ve 2020/18678 sayılı markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP 1.Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ortakları ile davacının ortağı ve yöneticisi olan şahsın kardeş olduklarını, taraflar arasında imzalanan protokole göre müvekkilinin dava konusu edilen “...”li markayı tescil ettirmeye hakkı olduğunu, buna rağmen davacının 2020 yılından bu yana “...” ve “S”li marka tescillerine itiraz ederek sözleşmesel yükümlülüklerini ihlal ettiğini, halbuki söz konusu protokolde müvekkilinin özellikle taşınmazlarda “...” ibaresi olmaksızın dahi “...” ibaresini tek başına markasal hüviyette kullanabilmesine izin verildiğini, davacının müvekkilinin “...”li markalarına itiraz etmeyerek ve yıllarca sessiz kalarak hak kaybına uğradığını, somut uyuşmazlıkta karşılaştırılan markaların görsel, işitsel ve kavramsal açılardan benzer olmadığını, markaların genel görüntülerinin ve bakan kişilerde bıraktıkları izlenimlerin birbirlerinden önemli ölçüde farklı olduğunu, ortalama bir tüketicinin söz konusu görseller nedeniyle markaları karıştırmasının veya her iki markanın aynı olabileceği düşüncesine kapılmasının imkanının bulunmadığını, ayrıca müvekkilinin markasının hitap ettiği alıcı kitlesinin dikkatli ve özenli olduğunu, yetişkin ve belli bir seviyede aydınlanmış kişilerden oluştuğunu, inşaat sektöründe faaliyet gösteren müvekkilinin yatırımları düşünüldüğünde taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir

2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu edilen markanın kapsamından davacının itirazları üzerine 35, 36... . sınıflara giren hizmetlerin zaten çıkartılmış olduğunu, geriye kalan ve 43. sınıfa giren hizmetler yönünden taraf markalarının karıştırılma ihtimalinin bulunmadığını, 43. sınıfa giren hizmetler özelinde 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun (SMK) 6/5 hükmü kapsamında belirtilmiş olan şartların somut uyuşmazlıkta gerçekleşme ihtimalinin bulunmadığını ve davacının kötüniyete dayalı iddialarının da somut delillerle ispat edilemediğini savunarak davanın reddini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile karşılaştırılan işaretlerin/markaların, davacının sırf kelime markaları özelinde, görsel, işitsel ve kavramsal açılardan ve genel görünümleri itibariyle benzer olduğu, davalının markasının kapsamında kalmış olan 43.sınıfa giren hizmetler yönünden emtia ayniyeti/benzerliği/türdeşliği şartının gerçekleşmediği, davalının markasının kapsamında kalmış olan hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin bilinç/dikkat/özen/seçicilik seviyesinin 43 sınıftaki “yiyecek-içecek sağlanması hizmetleri” açısından sıradan/düşük ancak 43. sınıftaki “sair hizmetler” açısından ise yüksek olduğu, davalının markasının kapsamında kalmış olan hizmetler yönünden, karşılaştırılan markalar arasında karıştırılma ihtimalinin/iltibas tehlikesinin bulunmadığı, davacının “tanınmışlık” iddiasının davalının markasının kapsamında kalan hizmetler açısından tesciline/hükmüne bir engelinin/etkisinin olamayacağı, dava konusu edilen markanın tescil başvurusunun, davalının ortakları olan şahısların, davacının ortağı olan şahısla imzaladıkları sözleşme hükümlerine/bu şahısların sözleşmesel taahhütlerine aykırı bir niteliği haiz olmadığı, davalının yeni bir marka tescil başvurusunda bulunma eyleminin kötüniyetli bir eylem olarak nitelendirilemeyeceği, dava konusu edilen 04.07.2022 tarihli ve 2022/M-6490 sayılı YİDK kararının yerinde olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karar, davacı vekilince istinaf edilmiştir.

IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında düzenlenen 27.09.2011 tarihli Devir Sözleşmesi'nin "Marka Kullanmama Yükümlülüğü" başlıklı 1.4. maddesinde "..." markasının kullanımının davacı şirkete bırakıldığı, davalı şirket ortaklarının "..." markasını davacı şirketten devraldıkları gayrimenkullerde kullanma hakkını sahip oldukları, kilit ve hırdavat sektöründe hiçbir şekilde kullanmamayı ve diğer alanlarda ise ancak başında "S" ya da "..." ibaresi ile birlikte kullanmayı taahhüt ettikleri, dava konusu başvuruda "..." markasının sözleşmede öngörüldüğü şekilde "..." ibaresi ile birlikte kilit ve hırdavat sektörü dışında 43.sınıf hizmetler için kullanıldığı, "..." ibaresinin ön plana çıkarılmadığı, bu durumda anılan sözleşmeye uygun biçimde yapılan marka başvurusu yönünden kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.

V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, marka tescili için yapılan başvuruya yönelik yapılan itiraz hakkındaki nihai Kurum kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir.

B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Uyuşmazlık, taraflar arasında imzalanan "Devir Sözleşmesi" başlıklı sözleşmenin konuya ilişkin 1.4. maddesinin davalıya " ... ... ..." ibaresini marka olarak tescil ettirme hakkı verip vermediği, buradan varılacak sonuca göre başvuru markası ile itiraz mesnet "KAKE" ibareli davacı markalarının ve tescil kapsamlarının benzer ya da ilişkili olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre ilgili tüketici nezdinde markalar arasında ilişkilendirme ve karıştırılma ihtimali doğup doğmayacağı noktasında toplanmıştır.

Davacı vekilince, davaya konu başvuru markasının davacı adına tescilli itiraz mesnet markalar ile iltibasa neden olacak derecede benzer olduğu ileri sürülerek YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü taleplerinde bulunulmuş, davalı ... ... Gayrimenkul Geliştirme ve Yatırım A.Ş. vekilince, taraflar arasında imzalanan protokol gereğince başvuru ibaresini kullanma ve marka olarak tescil ettirme hakkına sahip oldukları savunularak davanın reddi istenmiştir. İlk Derece Mahkemesince dava konusu edilen markanın tescil başvurusunun, davalının ortakları olan şahısların, davacının ortağı olan şahısla imzaladıkları sözleşme hükümlerine ve sözleşmesel taahhütlerine aykırı bir niteliği haiz olmadığı, davalının yeni bir marka tescil başvurusunda bulunma eyleminin kötüniyetli bir eylem olarak nitelendirilemeyeceği, dava konusu edilen YİDK kararının yerinde olduğu, hükümsüzlük koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince, taraflar arasında düzenlenen Devir Sözleşmesi'nin "Marka Kullanmama Yükümlülüğü" başlıklı 1.4. maddesinde "..." markasının kullanımının davacı şirkete bırakıldığı, davalı şirket ortaklarının "..." markasını davacı şirketten devraldıkları gayrimenkullerde kullanma hakkına sahip oldukları, kilit ve hırdavat sektöründe hiçbir şekilde kullanmamayı ve diğer alanlarda ise ancak başında "S" ya da "..." ibaresi ile birlikte kullanmayı taahhüt ettikleri, dava konusu başvuruda "..." markasının sözleşmede öngörüldüğü şekilde "..." ibaresi ile birlikte kilit ve hırdavat sektörü dışında 43.sınıf hizmetler için kullanıldığı, "..." ibaresinin ön plana çıkarılmadığı, bu durumda anılan sözleşmeye uygun biçimde yapılan marka başvurusu yönünden kötüniyet iddiasının ispatlanamadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

SMK'nın 6. maddesinde, marka tescilinde nispi ret nedenleri düzenlenmiş olup anılan Kanun'un 6/1 hükmünde tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvurunun reddedileceği hüküm altına alınmıştır. Somut olayda, davacının itiraza mesnet markalarında ayırt edici ve baskın unsur "..." ibaresidir. Başvuru markası ise "... ... ..." ibaresinden oluşmakta olup ayırt edici ve baskın unsuru "..." ibaresidir. Bu durumda markalar arasında SMK'nın 6/1 hükmü kapsamında ilişkilendirilme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali olduğunun kabulü gerekmektedir. Başvuru markasının 43. sınıfta tescili istenmekte olup davacının itiraza mesnet markaları 06, 09... . sınıflarda tescillidir. Dosya kapsamında aldırılan bilirkişi raporunda 43. sınıfa giren hizmetler yönünden markalar arasında ayniyet/benzerlik/türdeşlik şartının gerçekleşmediği, hizmetlerin hitap ettiği alıcı kitlesinin bilinç seviyesinin 43. sınıftaki "yiyecek içecek sağlanması hizmetleri açısından düşük ancak 43. sınıftaki diğer hizmetler açısından yüksek olduğu belirtilmiş olup sair hizmetlerin hangileri olduğu belirtilmediği gibi davacı markalarının tescilli olduğu tüm sınıflar kapsamındaki mal ve hizmet sınıflarının tek tek karşılaştırılarak incelenmediği tespit edilmiştir. Bu yönüyle yapılan inceleme yeterli olmayıp, bilirkişi raporundaki tespitler bu hali ile hükme esas almaya ve dolayısıyla karar vermeye elverişli değildir.

2.Taraflar arasında yapılan "Devir Sözleşmesi" başlıklı sözleşme, adi sözleşme niteliğinde olup "Marka Kullanmama Yükümlülüğü" kenar başlıklı 1.4. maddesi, ... markasının grup şirketlere ait olduğunu ancak ... ..., S ... vs. Şekillerinde ... ifadesinin başına ..., S gibi ifadelere yer verilerek kullanılabileceği, devraldıkları gayrimenkullere sınırlı olarak ... markasını kullanacakları ve bunlarda ... markasını değiştirmeden kullanmaya devam edecekleri ve markanın itibarını koruyacakları, yeni inşa edilecek gayrimenkullerde ... markasını kullanmayacaklarını ve bu markayı doğrudan ya da dolaylı olarak kullanarak kilit ve hırdavat sektörü dahil hiçbir sektörde faaliyet gösteremeyecekleri hükmüne havidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19. maddesinde sözleşmelerin yorumu düzenlenmiş olup bu hüküm uyarınca bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınmalıdır. Asıl olan tarafların gerçek iradelerinin saptanmasıdır. Anılan sözleşme hükmünde, taraf iradeleri ise sadece "..." ibaresinin belirtilen durumlarda "..." ve "S" işaretleri eklenmek sureti ile kullanım hakkı verilmesinden ibarettir. Kullanım hakkı, mutlak hak bahşeden tescil hakkını da vermez.

SMK'nın 5/3 hükmünde, bir marka başvurusunun, önceki marka sahibinin başvurunun tesciline açıkça muvafakat ettiğini gösteren noter onaylı belgenin Kuruma sunulması hâlinde aynı veya aynı türdeki mal veya hizmetlerle ilgili olarak tescil edilmiş ya da daha önceki tarihte tescil başvurusu yapılmış marka ile aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzer işaretler nedeni ile reddedilemeyeceği düzenlenmiştir. Anılan sözleşme hükmüne göre davacı, markanın sözleşmede belirlenen mal ve hizmetlerde kullanılma hakkını tanımış ise de markanın tescil ettirilmesi SMK'nın 5/3 hükmündeki şartların yerine getirilmesine bağlıdır. Somut olayda, marka tescili için SMK'nın 5/3 hükmü uyarınca açık muvafakat bulunmadığından taraflar arasında yapılan sözleşmenin tescil hakkını da verdiği şeklinde yorumlanması doğru olmamıştır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş, işaretlerin SMK'nın 6/1 kapsamında benzer ve davacı markasının tanınmış marka olduğu kabul edilerek denetime elverişli şekilde markaların kapsadıkları mal ve hizmet sınıfları açısından tek tek karşılaştırma yapılacak şekilde aralarında sektör bilirkişi de bulunan alanında uzman 3 kişilik heyetten yeni bir bilirkişi raporu aldırılması ve rapor sonucuna göre değerlendirme yapılarak karar verilmesi iken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.

VI. SONUÇ: Yukarda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 hükmü uyarınca dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2025/6646, K. 2026/3060, T. 01.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-hukuk-dairesi-2025-6646-e-2026-3060-k-6e774d637c3b