Yargıtay · 11. Ceza Dairesi
Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2020/6980 E. 2023/7925 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2020/6980
- Karar No
- 2023/7925
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2015/629 E., 2015/847 K. SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma HÜKÜMLER : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 2015/629 Esas, 2015/847 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında; 1. Resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62, 58 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ve hak yoksunluklarına, 2. Başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçundan, 5237 sayılı Kanunu’nun 268 inci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 267 nci maddesinin birinci fıkrası, 62, 58 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına ve hak yoksunluklarına, Karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz istemi; verilen kararın haksız olduğuna, aldatma kabiliyetini haiz olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yapılmadığına, belgeyi kullanmadığına, haksız yere iftira suçundan ceza verildiğine, ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR 1. Olay tarihinde sanık ...'nın şikayetçiye ait sahte kimliği kullandığının ihbar edilmesi üzerine yapılan araştırma sonucunda sanığın 34 ** 4105 plakalı araç içerisinde yakalandığı, sanığın şikayetçi ... adına düzenlenmiş kimliği ibraz ettiği, görevlilerce gerçek kimliği sorulduğunda ısrarla ... olduğunu ifade etmesi üzerine yapılan parmak izi incelemesi neticesinde sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiği iddiasıyla sanık hakkında resmi belgede sahtecilik ve başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerini kullanma suçlarından kamu davası açılmıştır. 2. Sanık savunmasında, suçlamayı kabul etmiştir. 3. Mahkemece suça konu belge celp edilip incelenmiştir. 4. ... isimli şahıs ile ... isimli şahısların parmak izlerinin aynı, kimlik bilgilerinin ise farklı olduğuna dair 05.06.2015 tarihli ekspertiz raporunun dosyada mevcut olduğu görülmüştür. 5. Sanığın adli sicil kaydı incelendiğinde tekerrüre esas birden fazla geçmiş hükümlülüğünün bulunduğu anlaşılmıştır. 6. Adli emanete kayıtlı suça konu sürücü belgesinin aslının dosyada mevcut olduğu anlaşılmıştır. Yapılan yargılama sonucunda, mahkemece sanığın üzerine atılı suçların sübut bulduğu kabul edilerek temyize konu mahkumiyet kararlarının verildiği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden 1. Dosyada aslı bulunan ... adına düzenlenmiş sürücü belgesi üzerinde heyetimizce yapılan incelemede, fotoğraf üzerinde soğuk mühür izinin mevcut olduğu, belgenin mevcut haliyle aldatıcılık yeteneğinin bulunduğu anlaşıldığından hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamamıştır. 2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımın doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir. 3. Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görüldüğünden bu husus bozma nedeni yapılmamıştır. 4. Sanık hakkında kurulan hükümde, Yargıtay tarafından düzeltilmesi mümkün görülen, birden fazla tekerrüre esas alınabilecek hükümlülüğün bulunması halinde bunlardan en ağırının esas alınması gerektiği hususu dışında bir hukuka aykırılık görülmemiştir. B. Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden 1. 5237 sayılı Kanun'un 268 inci maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, aynı Kanun'un 267 nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan “iftira” suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir. Resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşması için ise, kişinin açıklamaları üzerine yetkili bir kamu görevlisi tarafından resmi bir belgenin düzenlenmesi ve düzenlenen resmi belgenin, beyanın doğruluğunu ispat edici bir güce sahip olması gerekir. Yalan beyanın tek başına kanıtlama gücünün bulunmadığı, bu beyana rağmen görevlinin, beyan edilen hususların doğruluğunu araştırıp da belgeyi sonra düzenlemesinin gerekli olduğu takdirde, belgeye dayanak oluşturan bilgi yalan beyan olmayıp görevlinin araştırması sonucu ulaştığı bilgi olduğundan yine beyan olunan bilgiler, ilgili memur ya da makamın başkaca araştırma yapmasını, belge incelemesini gerektirirse veya yalan beyan üzerine memurun kandırılamaması neticesinde doğru şekilde belge oluşturulması durumunda anılan suçun unsurları oluşmayacaktır. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 02.06.2015 tarihinde yapılan ihbar ile sanık ...'nın değişik suçlardan arama kaydı olup sahte kimlik kullandığının kolluk kuvvetlerine bildirildiği, bu şekilde kolluk görevlilerince daha önceden yapılan ihbar ile arandığını ve sahte kimlik kullandığı bilinen sanığın yakalanması üzerine ...'nın kimlik bilgilerine göre düzenlenmiş sahte sürücü belgesini ibraz etmesinden ve ... adıyla 05.06.2015 tarihli üst arama tutanağı, sağlık raporu ve parmak izi formunu imzalamasından ve beyan edilen hususların doğruluğunu araştırmakla görevli polis memurlarınca yapılan araştırma neticesinde, sanığın gerçek kimlik bilgilerinin tespit edilmesinden ibaret olayda, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun oluşmadığı gibi sanığın işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemediği, başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullandığı gerçek kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği hâlde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmediği ve kimliğini bildirdiği kardeşi hakkında herhangi bir soruşturma işlemi yapılmadığından, 5237 sayılı Kanun'un 268 inci ve 267 nci maddelerinde düzenlenen "başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması" ve "iftira" suçlarının da oluşmadığı gözetilmeden sanık hakkında yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması hukuka aykırı bulunmuştur. 2. Kabule göre de; a) Hükümden sonra, 02.08.2022 tarihli ve 31911 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin, 21.04.2022 tarihli ve 2020/87 Esas, 2022/44 Karar sayılı kararı ile 5271 sayılı Kanun'a 17.10.2019 tarih ve 7188 sayılı Kanun’un 31 inci maddesiyle eklenen geçici beşinci maddenin (d) bendinde yer alan "kovuşturma evresine geçilmiş, hükme bağlanmış" ibaresinin seri muhakeme usûlü yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş olduğu, 14.07.2021 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7331 sayılı Kanun’un 22 nci maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddenin on birinci fıkrasına eklenen "Seri muhakeme usulü, bu kapsama giren bir suçun, kapsama girmeyen başka bir suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde uygulanmaz" şeklindeki hükmün, ancak yürürlük tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından uygulanabileceği gözetilerek, sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması, b) Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunlukları yönünden, hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde, yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibareleri yönünden sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesi gerektiği, c) Sanık hakkında kurulan hükümde, birden fazla tekerrüre esas alınabilecek hükümlülüğün bulunması halinde bunlardan en ağırının esas alınması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A. Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (A) bendinin (4) numaralı paragrafında açıklanan nedenle İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.12.2015 Tarihli ve 2015/629 Esas, 2015/847 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan tekerrüre ilişkin paragrafta yer alan; “İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 2007/121 esas 2009/95 karar sayılı kararı ile verilen ilama ait iş bu sabıka durumu” ibaresinin çıkartılarak yerine " İzmir 15. Asliye Ceza Mahkemesinin 05.02.2007 tarihli ve 2005/161 Esas ve 2007/75 Karar sayılı ilamı ile hükmedilen 3 yıl hapis cezasına ilişkin hükümlülüğünün tekerrüre esas olduğu " ibaresinin eklenmesi suretiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası ve 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince koşullu salıverilmeye eklenecek sürenin, hatalı uygulama sonucu hükümde gösterilen ilam nedeniyle koşullu salıverilmeye eklenecek süreden fazla olamayacağı hususunun infaz aşamasında gözetilmesine, B. Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgileri Kullanma Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle İzmir 18. Asliye Ceza Mahkemesinin 22.12.2015 tarihli ve 2015/629 Esas, 2015/847 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, aleyhe temyiz bulunmadığı gözetilerek, 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası ve 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince koşullu salıverilmeye eklenecek sürenin, hatalı uygulama sonucu hükümde gösterilen ilam nedeniyle koşullu salıverilmeye eklenecek süreden fazla olamayacağı hususunun infaz aşamasında gözetilmesine, Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 02.11.2013 tarihinde karar verildi.