Yargıtay · 11. Ceza Dairesi

Yargıtay 11. Ceza Dairesi 2009/16784 E. 2010/3754 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
11. Ceza Dairesi
Esas No
2009/16784
Karar No
2010/3754
Karar Tarihi

Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan sanık ...'ın, 5237 sayılı Türk ceza Kanunu'nun 245/1, 168, 50/1-a, 52/1.maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 33 Yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 53/1-a,b,c,d,e bentlerinde yazılı haklardan yoksun bırakılmasına dair Ankara 10.Asliye Ceza mahkemesinin 11.11.2008 tarihli ve 2007/808 Esas, 2008/1119 sayılı kararını tüm dosya kapsamına göre. 1- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61/8.maddesi uyarınca adli para cezası hesaplanırken, cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine yönelik artırma ve indirimlerin gün üzerinden yapılması gerektiği halde, sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan tespit edilen 5 gün adli para cezasının 5237 sayılı Kanun'un 52/2.maddesi gereğince adli para cezasına çevrilmesini müteakip indirim maddelerinin uygulanmasında, 2- 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 53/1-c maddesinde belirtilen kendi alt soyu üzerindeki velayet hakkı ile vesayet veya kayyımlığa ait hizmette bulunmaktan yoksun bırakılma güvenlik tedbirlerinin aynı maddenin 3.fıkrası uyarınca koşullu salıverme tarihine kadar, diğer hak yoksunluklarının ise infazın tamamlanmasına kadar uygulanacağının hükümde gösterilmemesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 04.08.2009 gün ve 2009/8879/43327 sayılı kanun yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 27.08.2009 gün ve KYB.2009190559 sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü: 5271 Sayılı CMK’nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına incelenmesi olanaksızdır. Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 30.06.2009 gün ve 2009/5-81 Esas, 2009/196 Karar ile 07.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihalarında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 tarihli 4709 sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: “Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkân sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir. Bu hükme koşut olarak 5271 sayılı CMK’nın 34. maddesinin 2. fıkrasında, “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir” biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, “Hüküm fıkrasında, 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme Olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür. 5271 sayılı CMK’nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir”, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır” hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır. Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları nedeniyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi nedeniyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir. İncelenen dosya içeriğine göre; katılan ve sanığın yokluğunda verilen 11.11.2008 gün ve 2007/808 esas, 2008/1119 sayılı kararda, yasa yoluna başvuru süresi, bu sürenin başlangıcı ve merciinin belirtilmesine karşın, yasa yoluna başvuru yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmediği, mahkemece yukarıda açıklanan mevzuata aykırı biçimde ve sanık ve katılanın yasa yoluna başvuru hakkını etkin bir biçimde kullanmasını engelleyici nitelikte hüküm kurulduğu anlaşılmakla, tarafların bu karara karşı başvuru hakkı ortadan kalkmamıştır. Yukarıda açıklanan nedenlerle; Ankara 10. Asliye Mahkemesinin 11.11.2008 gün ve 2007/808 esas, 2008/1119 sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, kanun yararına bozma isteminin CMK’nın 309. maddesi uyarınca REDDİNE, anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının ne şekilde olacağını içerir gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 02.04.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E. 2009/16784, K. 2010/3754, T. 02.04.2010, www.arakarar.com/karar/yargitay-11-ceza-dairesi-2009-16784-e-2010-3754-k-e13b7717eb99