Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/4132 E. 2025/13318 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/4132
- Karar No
- 2025/13318
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Kaynaklanan Maddi Ve Manevi Tazminat
MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/1744 E., 2024/2432 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 4. İş Mahkemesi SAYISI : 2023/393 E., 2024/80 K.
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı vekili ile davalılar ... vekili ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ile davalılar ... vekili ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı ... Mekanik Makine İnşaat San. ve Tic. Ltd. Şti.'nde çalışırken, 06.07.2013 tarihinde, amiri ...'un talimatı ile vinç ile çelik malzeme kaldırmaya başladığını, bu esnada sac malzemenin kayarak davacının diz altına düştüğünü ve tipia kemiğinin kırıldığını, kazanın meydana gelmesinde işverenin kusurlu olduğunu iddia ederek; fazlaya ait hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000 TL maddi tazminat ile 50.000 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek en yüksek faiz ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 26.01.2023 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminatına ilişkin talep miktarını 356.519,57 TL olarak ıslah etmiştir. II. CEVAP Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını, davacının iddiasının aksine kendisinden vinç kullanılmasının istenmediğini, elle kumanda edilen ve basit bir kaldıraç niteliğindeki aracın kullanılmasının istendiğini, bunun ayrı bir uzmanlık gerektirmediğini ve davacının basitçe kullanabileceği bir araç olduğunu, kaldı ki kazanın da davacının davranışı ve ihmali sonucu meydana geldiğini, kendisinden bizzat talep edilmemesine rağmen aracı kumanda ettiğini iddia ederek dayanın reddini talep etmiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkil şirket arasında herhangi bir işçi-işveren ilişkisi bulunmadığını, davacının müvekkilin kiracısı olan dava dışı ...'nin işçisi olduğunu, SGK kayıtlarında da, davacının bu şirketin sigortalı çalışanı olduğunun belirtildiğini iddia ederek müvekkili yönünden sıfat yokluğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar ... vekili ve ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri Davacı vekili İstinaf dilekçesinde özetle; -Müvekkili davacının tazminat alacaklarının 8.506,80 TL asgari ücret üzerinden hesaplanarak hüküm verilmiş olup, karar tarihine kadar asgari ücrette yapılan değişikliklere göre yeniden tazminat hesabı yapılmadan karar verilmiş olduğundan Mahkeme kararının bu yönden kaldırılması ile karar tarihinde en güncel asgari ücrete göre gerçek zararın hesaplanması gerektiğini, -Hükmedilen manevi tazminat miktarının düşük olduğunu, kusur durumu, olayın oluş tarihi, enflasyon verileri, ekonomik şartlar dikkate alındığında manevi tazminat taleplerinin tamamı yerine kısmen kabulüne karar karar verilmesinin doğru olmadığını, dosyadaki veriler dikkate alınarak manevi tazminatın tamamının kabul edilmesi gerektiğini, manevi tazminatın tamamen kabulüne karar verilmemesi ve karşı vekalete hükmedilmesinin kabul edilemeyeceğini, -Taleplerinin mevduata uygulanan en yüksek yasal faiz uygulanması olmasına rağmen mahkemece buna aykırı olarak yasal faize hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, -Mahkeme tarafından davalılar ... Şirketi ve ... yönünden husumet nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ise de, kusura ilişkin bilirkişi raporlarına yapmış oldukları itirazların Mahkemece gerekçesiz şekilde reddedildiğini, iş kazasının ...... Şirketinin adresinde meydana geldiğini, diğer davalı ... hakkında iş kazasından kaynaklı yaralama ceza dosyasında kusurlu sayılarak ceza verildiğini, verilen ceza kararının hukuk hakimini bağlayıcı niteliği bulunduğunu, bu nedenle her iki davalı yönünden davanın husumetten reddinin açıkça usul veya yasaya aykırı olduğunu, hükmün bu yönlerden kaldırılarak talepleri doğrultusunda davanın tam kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek İstinaf talebinde bulunmuştur. Davalı ... vekili İstinaf dilekçesinde özetle; -Davanın belirsiz alacak olarak değil, kısmi dava olarak açılmış olduğunu, kaza tarihi itibariyle zaman aşımı işlemeye başlayacağını, bu tarih itibariyle davacının tazminat taleplerinin zaman aşımına uğramış olduğunu, -Davacının maluliyet oranı %10,3 olarak belirtilmişse de, bu durumun gerçeği yansıtmadığını, başlangıçta yapılan tespitte %0 olarak maluliyetinin belirlendiğini, davacının bu tarihten sonra normal hayatına devam ettiğini, herhangi bir sağlık problemi yaşamadığını, futbol dahi oynamakta olduğunu, bu nedenle belirlenen maluliyet oranına itiraz ettiklerini, -Davacının maluliyet oranını kabul etmemekle birlikte, tazminat hesaplaması yapılırken Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığınca davacıya gelir bağlanmamış olsa bile, ilk psd farazi olarak hesaplanmalı ve yapılacak hesaplamada bu miktarın indirilmesi gerekmekte olduğunu, hükme esas alınan raporda bu hususta mahsup yapılmadığını, -Meydana gelen kazada davacı işçinin %100 oranda kusurlu olup, müvekkili davalının herhangi bir kusurunun bulunmadığını, dosya kapsamında aldırılan kusur raporları arasındaki çelişkiler giderilmeden maddi zarar yönünden hesaplama raporu alınmasının hatalı olduğunu, -Davalı müvekilinin işveren vekili sıfatı bulunmadığını, iş yerinde sigortalı olarak çalışan işçi statüsünde olup, vardiya amiri olarak görev yaptığını, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2. maddesinde belirtilen işveren vekili sıfatının bulunmadığını, sadece iş kazasının meydana geldiği iş yerinde işçilerin başında durarak onların çalışmasını denetlediğini, herhangi bir şekilde işveren nam ve hesabına tüm iş yeri yönünden yönetim hakkına sahip olmadığını, bu nedenlerle işveren vekili sıfatı ile kusur yüklenmesinin ve sorumlu tutulmasının mümkün bulunmadığını, kendisi yönünden husumet yokluğundan talebin reddine karar verilmesi gerektiğini, -Davalı müvekkilinin iş yerindeki konumu nedeniyle olayda sorumluluğunun bulunmaması ve kusursuz olması nedeniyle husumet yokluğundan hakkında davanın reddine karar verilmesi gerekirken, manevi tazminattan sorumlu tutulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğunu, ayrıca hükmedilen 40.000 TL manevi tazminat miktarının da oldukça fahiş olduğunu, kararın talepleri doğrultusunda kaldırılarak öncelikle husumetten davanın reddine, aksi halde esastan reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek İstinaf talebinde bulunmuştur. Davalı ... Yapı Şirketi vekili İstinaf dilekçesinde özetle; -Davacının tazminat talebinin zaman aşımına uğradığını, öncelikle davanın zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini, zaman aşımı süresi yönünden başlangıç tarihinin son işlemin yapıldığı tarih değil, zararın ilk olarak ortaya çıktığı ve öğrenildiği tarih olduğunu, dolayısıyla Mahkemece maluliyet oranının değişmesi nedeniyle olayın öğrenildiği tarihin 2. rapor tarihi olarak kabul edilmiş ise de bu tespitin hatalı olduğunu, davacının iddia ettiği zararda herhangi bir değişiklik olmadığını, maluliyet durumunda değişen ve gelişen bir durumun söz konusu olmadığı kazalar yönünden maluliyetin ilk tespit tarihinin zamanaşımı yönünden dikkate alınması gerektiğini, nitekim devam eden süreçte davacının tedavisi için işlemler yapılmışsa da yeni bir durumun ortaya çıkmamış ve yeni bir teşhisin konulmamış olduğunu, bu nedenlerle ilk maluliyet tespit tarihi dikkate alınarak davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, ayrıca 10 yıllık genel zaman aşımı süresinin de ıslah tarihi itibariyle geçmiş olup bu yönden de davanın reddi gerektiğini, -Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı inceleme neticesinde hazırlanmış olup, raporlara karşı itirazlarının dikkate alınmadığını, meydana gelen kazada müvekil şirkete izafe edilecek hiçbir kusur bulunmadığını, kazanın tamamen davacı çalışanın kusuru ve dikkatsizliği nedeniyle meydana geldiğini, kaza anında kullanılan aracın davacının sorumluluğunda olmayan ve yine davacı ...'ın kullanmaması gereken bir araç olduğunu, kaza anında davacı kendi işi olmamasına rağmen aracı getirmeye çalışmış ve iş yerinde davacıya aracı kullanması yönünde talimat da verilmediğini, davacının tamamen kendi sorumluluğu dışına çıkarak talimatlara aykırı şekilde belirtilen aracı kullanarak kazaya sebebiyet vermesi nedeniyle meydana gelen kazada tüm kusurun davacıya ait olduğunu, -Gerekçeli kararda davacının maluliyet oranı %10,3 olarak belirlenmiş ise de, başlangıçta yapılan değerlendirmede maluliyet oranı %0 olarak belirlenmiş olup sonraki süreçte de davacı tamamen iyileşmiş herhangi bir kalıcı maliyetinin kalmadığını buna rağmen mahkemece %10,3 olarak malul kabul edilmesinin hatalı olduğunu, - Ayrıca kaza tarihinden itibaren faiz hesaplanacağından manevi tazminat miktarının da fahiş olarak belirlendiğini, -Mahkemece eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilip verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, bu nedenlerle talepleri doğrultusunda kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek İstinaf talebinde bulunmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne dair İlk Derece Mahkemesi kararının tarafların iddia ve savunmalarına, dosya kapsamına, hükmün dayandığı deliller ve kanuni gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde isabetsizlik görülmemesine göre HMK 355. maddesi kapsamında kamu düzenine de aykırı bir husus bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar vermiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar ... vekili ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369. maddesinin birinci fıkrası ile 371. maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13, 16, 20... . maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77. maddesi 3. Değerlendirme 1.Mahkeme kararında yazılacak hususlar 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Maddeye göre, hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. 2.Öte yandan, Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. 3.Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. 4.Bu husus 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 298/2. maddesinde de “Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.” şeklinde özellikle düzenlenmiştir. 5.Gerekçe - hüküm çelişkisi, 10.04.1992 gün ve 1991/7 esas, 1992/4 karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına aykırı olup, salt bu aykırılık bozma sebebidir. 6.Eldeki davada, İlk Derece Mahkemesi'nce tarafların kusur oran ve aidiyetlerinin tespiti hususunda aldırılan 18.07.2017 tarihli heyet raporunda davalı ... Yapı firmasının %90 oranında, davacı kazalının %10 oranında kusurlu bulunduğunun tespit edildiği, 25.02.2019 tarihli heyet raporunda davalı ... Yapı firmasının %75 oranında (bu kusur oranının içerisinde değerlendirilmek üzere davalı ...'un %5 oranında), davacı kazalının %25 oranında kusurlu bulunduğunun tespit edildiği, hesaba dair 07.01.2023 tarihli raporda davalının %90, davacının %10 kusuruna göre maddi zararın 1.alternatifte 427.823,38 TL olarak, davalıların toplam %75 kusuru ile davacılar murisinin %25 oranındaki kusuruna göre maddi zararların 2. alternatifte 356.519,57 TL olarak tespit edildiği. Mahkemece anılan raporun 2. alternatifinde belirlenen miktarın hükme esas alındığı davacı lehine 356.519,57 TL maddi tazminata hükmolunduğu, ancak gerekçe kısmında davacı kazalının %10 oranında kusurlu bulunduğu rapora itibarla hüküm tesis edildiğinin açıklandığı bu suretle de; hüküm ile gerekçe arasında çelişki yaratıldığı ve bu şekilde infazı kabil hüküm tesis edilmediği açık olduğundan verilen karar isabetsiz bulunmuştur. 7.Bu maddi ve hukuki olgular göz önünde bulundurulmaksızın, yazılı şekilde karar tesisi, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 8. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebebine göre taraf vekillerinin temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin, İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır . VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, Temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.