Yargıtay · 12. Hukuk Dairesi

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/4709 E. 2025/6579 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
12. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/4709
Karar No
2025/6579
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi

Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı ... vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili ile davalı ... arasında boşanma davası olduğunu, evlilik birliği içerisinde alınan gayrımenkulün mal kaçırma gayesi ile düşük bedel ile diğer davalıya devredildiğini, davalının kötü niyetli olduğunu beyan ederek dava konusu gayrimenkulün tapusunun iptali ile davalı borçlu ... adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı Şirket vekili cevap dilekçesinde; dava konusu gayrimenkulün 1/2 hissesinin davalı ...'e ait olduğunu, diğer 1/2 hissenin ise dava dışı şahıslara ait olduğunu, gayrimenkulüm tam hisse olarak rayiç bedel üzerinden satın alındığını, davalı borçlu ile herhangi bir tanışıklık ilişkisi olmadığını, mal kaçırma kastını da bilmediğini beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... vekili, dava konusu gayrımenkulde davacının herhangi bir maddi katkısının olmadığını, gerçek bir satış olduğunu beyan ederek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre davanın reddine karar verilmiştir. Karar davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf edilmiş, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekili ve davalı ... vekili tarafından süresi içerisinde temyiz edilmiştir. 1-Dava muvazaa hukuksal nedenine dayalı olarak açılmış tapu iptali ve tescil davasıdır. 10.04.19 92... /4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı hakimin tefhim etmiş olduğu kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasını öngörmektedir. Kısa kararda hükmedilen bir yükümlülüğünün gerekçeli kararda hüküm altına alınmamış olmasının çelişki teşkil etmediğini söylemek mümkün değildir. Yargı erkinin görev ve yetkisi Anayasa ile yasaları amaçlarına uygun olarak yorumlayıp uygulamak keza İBK'nın bağlayıcılığını gözetmekten ibarettir. Kısa kararla gerekçeli karar arasındaki çelişkiye cevaz verilmemesinin amacı, kamunun mahkemelere olan güveninin sarsılmamasına yöneliktir. Tefhim edilen hüküm başka, gerekçeli karardaki hüküm başka ise bu durumun mahkemelere olan güveni sarsacağı tartışmasızdır. Öyle ki İBK ile bu konuya çok büyük bir önem verilmiş, çelişkinin varlığı tespit edildiği takdirde başka bir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu nedenle bozulması gerektiğine işaret edilmiştir. Diğer taraftan 6100 sayılı HMK m. 294-297 maddelerinde, hükmün tefhimi, nasıl tesis edileceği ve sonrasında kararın nasıl yazılacağı etraflıca düzenlenmiştir. HMK m. 297/II; hüküm sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin zorunlu olduğu açıklanmıştır. Başka bir anlatımla, tesis edilen hüküm, infazı kabil ve uygulanabilir olmalıdır. Öte yandan HMK'nın 298/2 maddesinde "Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz" hükmüne yer verilmiştir. Bu hükümler yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereği ve kamu düzeni ile ilgili olup, yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar, kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta olması zorunludur. Yargıtay'ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için de ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş bir hükmün bulunması gerektiği açıktır. Somut uyuşmazlıkta, yerel mahkemenin yargılamayı sonuçlandırdığı kısa kararında "davanın reddine" denildiği halde, gerekçeli kararda davalı ...''in "davacıdan mal kaçırma saiki ile hareket ettiği ve esasen davanın açılmasına sebebiyet verdiği kanaatine varılarak bu davalı lehine vekalet ücreti taktir edilmediği, davalı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakıldığı diğer davalı ... lehine hükmedilen vekalet ücretinden de davacı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulduğu" belirtilerek, adı geçen davalı aleyhine hüküm kurulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince de bu husus değerlendirilmeksizin istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir. Bu durum, HMK'nın 294/3. maddesine aykırılık teşkil ettiğinden 10.4.1992 gün ve 1991/7 Esas-1992/4 Karar Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı uyarınca kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki çelişkinin giderildiği bir hüküm kurulmak üzere kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir. 2-Bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan sebeplerle davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, dosyanın HMK'nın 373/1 hükmü gereğince, kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 22.10.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

Atıf: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2025/4709, K. 2025/6579, T. 22.10.2025, www.arakarar.com/karar/yargitay-12-hukuk-dairesi-2025-4709-e-2025-6579-k-c3a3024ba781