Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi

Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/19455 E. 2026/5959 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
10. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/19455
Karar No
2026/5959
Karar Tarihi

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi SAYISI : 2023/221 E., 2025/189 K.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I.DAVA Davacı vekili, müvekkilinin davalı işveren yanında 03.03.1998-02.08.2016 tarihleri arasında ev hizmetleri, bahçe ve köpek bakımı görevlisi olarak aralıksız çalıştığını, iş akdinin haksız ve sebepsiz olarak müvekkilinin feshedildiğini, işten çıkartıldığı tarih itibari ile aylık net ücretinin AGİ hariç 1.400,00 TL olduğunu, müvekkilinin davalı işveren yanında 03.03.1998-02.08.2016 tarihleri arasında aralıksız çalışmasına rağmen çalışmalarının ...'ya bildirilmediğini ve sigortasız çalıştırıldığını beyan ederek müvekkilinin davalı işveren yanında 03.03.1998-02.08.2016 tarihleri arasındaki sigortasız çalışmalarının tespitini talep etmiştir. II. CEVAP Feri Müdahil kurum vekili, Kurumun feri müdahil olarak davaya katıldığını, davacının .. sicil ... unvan ile .. sicil ... unvanlı işyeri dosyaları incelenmiş olup, .. TC kimlik numaralı ... adına mezkur işyerlerinden düzenlenmiş herhangi bir denetim, müfettişlik raporu bulunmadığı, şikayet ya da ayrıca bir muamele safhası tespit edilemediğini beyanla davanın reddine talep etmiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin 17.06.2022 tarihli ve 2021/231 E., 2022/180 K. sayılı kararıyla; davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2022 tarih ve 2022/3511 E., 2022/4031 K. sayılı kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesi kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece davacının beyanı alınarak; çalışmasının nasıl olduğu, hangi işleri yaptığı, çalışmasının tam zamanlı olup olmadığı, çalışmanın hangi adreste geçtiği, davalının evinde yatılı kalıp kalmadığı, ücretini nasıl aldığı gibi hususlar tespit edilerek çalışmanın mahiyetinin belirlenmesi, davalının evinin çevresinde ikamet eden komşular ve onların nezdinde çalışanlar tespit edilerek tanık olarak beyanlarının alınması, tanık beyanları arasında çelişki oluşması halinde çelişkilerin giderilmesi, dinlenen tanıklara ilişkin ikamet veya çalışma kayıtları celp edilerek beyanlarının denetlenmesi, dava konusu dönemde davacıya ve davalıya ait ikamet kayıtlarının celp edilmesi, davalının çalışmanın geçtiği adreste hangi tarihler arasında ikamet ettiği ve davacının bu adresi ikamet adresi olarak bildirip bildirmediğinin tespit edilmesi, ihtilaf konusu dönemde görev yapan muhtar ve azaların çalışma ile ilgili beyanlarının alınması, davacının tarım sigortalılığına ilişkin sicil dosyasının kurumdan celp edilmesi, bu şekilde çalışmanın varlığı ve süresi, tam zamanlı mı yoksa kısmi zamanlı mı çalışma olup olmadığı açıklıkla belirlenmesi gerektiği belirtilerek kararın bozulmasına karar verilmiştir. Bozma sonrası İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kısmen kabulüne, davacının, davalı ...'ya ait işyerinde 03.03.1998-03.01.2012 tarihleri arasında çalıştığı kanaatine varıldığından, davacının davalı ...'ya ait iş yerinde 03.03.1998-03.01.2012 tarihleri arasında sigortasız geçen çalışmalarının sigortalı sayılması gerektiğinin tespitine, fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili, kısmen kabul kararının yerinde olmadığını, davacının sağlık güvencesinden yararlanmak için tarım sigortası yaptırdığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. Davalı vekili, yeterli inceleme yapılmadığını, çalışmanın ispatlanamadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmişlerdir. Fer'i müdahil Kurum vekili, eksik inceleme ile karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Davanın yasal dayanağı 5510 sayılı Kanun'un 86/9. maddesidir. 506 sayılı Kanun'un 6. maddesinde ifade edildiği üzere, “sigortalı olmak hak ve yükümünden kaçınılamaz ve vazgeçilemez.” Anayasal haklar arasında yer alan sosyal güvenliğin yaşama geçirilmesindeki etkisi gözetildiğinde, sigortalı konumunda geçen çalışma sürelerinin saptanmasına ilişkin davaların, kamu düzenine ilişkin olması nedeni ile özel bir duyarlılık ve özenle yürütülmesi zorunludur. Bu bağlamda, hak kayıplarının ve gerçeğe aykırı sigortalılık süresi edinme durumlarının önlenmesi, temel insan haklarından olan sosyal güvenlik hakkının korunabilmesi için, bu tür davalarda tarafların gösterdiği kanıtlarla yetinilmeyip, gerek görüldüğünde resen araştırma yapılarak kanıt toplanması gerektiği özellikle göz önünde bulundurulmalıdır. Kuruma bildirilmeyen hizmetlerin sigortalı hizmet olarak değerlendirilmesine ilişkin davanın, tespiti istenen hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içinde açılması gerekir. Çalışmanın tespiti istemiyle hak arama yönünden kanun ile getirilen süre, doğrudan doğruya hakkın özünü etkileyen hak düşürücü niteliktedir ve dolması ile hakkın özü bir daha canlanmamak üzere ortadan kalkmaktadır. 506 sayılı Kanunun kabul edilip yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla beş yıl olarak öngörülen süre, 09.07.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3395 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle on yıla çıkarılmış, daha sonra 07.06.1994 tarihinde yürürlüğe giren 3995 sayılı Kanun'un 3. maddesiyle yeniden beş yıl olarak belirlenmiştir. Bu yönde, anılan madde hükmünde yer alan hak düşürücü süre; yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren tarafından verilmeyen veya çalışmaları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar için geçerlidir. Bir başka anlatımla; sigortalıya ilişkin olarak işe giriş bildirgesi, dönem bordrosu gibi yönetmelikte belirtilen belgelerin Kuruma verilmesi yada çalışmaların Kurumca tespit edilmesi halinde; Kurumca öğrenilen ve sonrasında kesintisiz biçimde devam eden çalışmalar bakımından hak düşürücü sürenin geçtiğinden söz edilemez. Ne var ki sigortalının Kuruma bildiriminin işe giriş tarihinden sonra yapılması, bir başka ifade ile sigortalının hizmet süresinin başlangıçtaki bir bölümünün Kuruma bildirilmeyerek sonrasının bildirilmesi ve Kuruma bildirimin yapıldığı tarihten önceki çalışmaların, bildirgelerin verildiği tarihide kapsar biçimde kesintisiz devam etmiş olması halinde, Kuruma bildirilmeyen çalışma süresi yönünden hak düşürücü sürenin hesaplanmasında; bildirim dışı tutulan sürenin sonu değil, kesintisiz olarak geçen çalışmaların sona erdiği yılın sonu başlangıç alınmalıdır. 5510 sayılı Kanun'un “Sigortalılık hallerinin birleşmesi” başlığını taşıyan 53. maddesinin 1. fıkrasında, sigortalının, 4. maddenin 1. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan sigortalılık hallerinden birden fazlasına aynı anda tabi olmasını gerektirecek şekilde çalışması halinde; öncelikle aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında, (c) bendi kapsamında çalışması yoksa ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınarak sigortalı sayılacağı öngörülmüş, anılan fıkra daha sonra 6111 sayılı Kanun'un 33. maddesi ile değişikliğe uğramıştır. 01.03.2011 günü yürürlüğe giren bu maddede, sigortalının 4. maddenin 1. fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statüleri ile (c) bendinde yer alan sigortalılık statüsüne aynı anda tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi hâlinde öncelikle aynı maddenin 1. fıkrasının (c) bendi kapsamında, (a) ve (b) bentlerinde yer alan sigortalılık statülerine tabi olacak şekilde Kanun kapsamına girmesi durumunda ise aynı maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılacağı açıklanmış, 5510 sayılı Kanun'a 6111 sayılı Kanunla eklenen geçici 33. maddede de Kanun'un 53. maddesinin 1. fıkrasında bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla yapılan değişikliklerin, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten öncesi için uygulanmayacağı belirtilmiştir. Burada belirtilmelidir ki, her kanunun yürürlükte olduğu dönemde ortaya çıkan uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği ilkesinden hareketle açıklanan düzenlemelerin geçmişe dönük uygulanmasının mümkün olmadığı belirtilmelidir. Öte yandan, Sosyal Güvenlik Hukukumuzda, “sosyal sigortalarda çokluk”, bir başka anlatımla bireylere olabildiğince sosyal sigorta hakkı tanıma, “yararlanmada ve yükümlülükte teklik” ilkesi egemen olup buna göre, aynı tarihlerde farklı sosyal güvenlik kuruluşları ve kanunları kapsamında bulunulamaz ve çifte sigortalılık olarak adlandırılan bu statü kanun hükümleriyle engellenmiştir. 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesine ilişkin olarak bu tür çakışan (ikili) sigortalılığa ilişkin uyuşmazlıkların çözümü için, gerçek ve fiili çalışmanın, başka bir anlatımla baskın sigortalılık olgusunun hangi Kurum ve Kanun kapsamında gerçekleştiği belirlenmeli, aynı döneme rastlayan gerçek ve fiili çalışmalardan hangisinin sigortalının hayatında ekonomik olarak baskın çalışma niteliği taşıdığı ortaya konulmalıdır. Şu durumda 506 sayılı (hizmet akdine dayalı olarak işveren/işverenler tarafından çalıştırılma) ve 1479 sayılı (hizmet akdine bağlı olmaksızın kendi adına ve hesabına bağımsız çalışma) Kanunlar kapsamında veya 5510 sayılı Kanun'un 4. maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri çerçevesinde birleşen (çakışan) zorunlu sigortalılık olgusuna ilişkin olarak; 5510 sayılı Kanun'un yürürlükte olmadığı 01.10.2008 tarihi öncesi dönem yönünden baskın sigortalılığa üstünlük tanınmalı, 01.10.2008–01.03.2011 dönemi yönünden 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince ilk önce başlayan sigortalılık ilişkisi esas alınmalı, 01.03.2011 tarihinden itibaren ise anılan maddede 6111 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik gözetilerek hizmet akdine dayalı çalışmaya değer verilmelidir. Somut dosyada; davacı, davalıya ait evde ev işlerinde, bahçe ve köpek bakımı işlerinde sürekli çalıştığını belirtmektedir. Davalıya ait ev işleri mahiyetli iş yeri kaydı bulunmadığı ve davalıya ait diğer iş yerlerinden de davacının bildiriminin yapılmadığı görülmektedir. Diğer yandan dosya içerisinde bulunan belgelerden davalının çalışmanın geçtiği evi ve bahçeyi 16.05.2016 tarihinde ... ...'e sattığı ve davacının 04.01.2012-08.03.2017 tarihleri arasında 4/1-b kapsamında tarım sigortalısı olduğu anlaşılmıştır. Yukarıdaki yasal düzenlemeler ve açıklamalar ışığında dava değerlendirildiğinde, davacının 04.01.2012-08.03.2017 tarihleri arasında Tarım Bağ-Kur sigortalısı olması, mahkemece 03.03.1998- 03.01.2012 döneminde davalıya ait evde çalıştığına karar verilmesi karşısında; davacının tarım bağ-kur sigortalılığı araştırılmalı, tarım bağ-kur sigortalısı olduğu dönemde 5510 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince 4/1-a kapsamındaki çalışmasına üstünlük tanınacağından hizmet süresi buna göre değerlendirilmeli, aksi halde 02.01.2020 tarihinde açılan davanın kabul edilen süre gözetildiğinde hak düşürücü süreye tabi olacağı değerlendirilmeli, sonucuna göre karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular göz önünde tutulmaksızın yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, 2. Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgililere iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, 29.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, E. 2025/19455, K. 2026/5959, T. 29.04.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-10-hukuk-dairesi-2025-19455-e-2026-5959-k-e5a1601b5206