Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2025/16652 E. 2026/6023 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/16652
- Karar No
- 2026/6023
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/658 E., 2025/1287 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 20. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/276 E., 2024/737 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili; davacının 03.01.2006-28.06.2019 tarihleri arasında kesintisiz olarak 4/a kKkuruma başvurduğunu, Kurumun verdiği cevapta 14.12.2005 tarihi itibaren davacının ,, Kimya Boya ve İnş. San. Tic. Ltd Şti'ne ortak olması dolayısıyla 4/a kapsamındaki bildirimlerinin iptal edilerek 4/b dosya aktarılması işlemine başlandığının belirtildiği, buna sebep olarak da 5502 sayılı Kanun ile SSK ve Bağ-Kur Genel Müdürlüklerinin Sosyal Güvenlik Kurumu çatısı altında birleştirildiğinin belirtildiği beyanla sigortasının 4/I-a kapsamına alınarak emeklilik talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı Kurum vekili; davanın 01.10.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanun'un 4/1-b bendi kapsamındaki sigortalılara ilişkin olduğu, bu kanunun Geçici 7. maddesi hükmü uyarınca, davacının yasal dayanağının 1479 sayılı Kanun olduğu, bu kanuna göre sigortalı sayılanların sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren 3 ay içinde Kuruma başvurarak kayıt ve tescil yaptırmalarının zorunlu olduğu, aksi durumda kurum tarafından re'sen tescil işleminin yapılacağının hükme bağlandığı, 04.10.2000-01.10.2008 tarihleri arasında 5510 sayılı Kanun gereğince sigortalı sayılanlar, sayılmayanlar sigortalılığın başlangıcı Kuruma bildirilmesi ve sona ermesi hakkında tebliğe göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde 01.10.2008 tarihine kadar kayıt ve tescillerini yaptırmayanların sigortalılık hak ve yükümlüğünün 01.10.2008 tarihinden itibaren başlatılacağının ön görüldüğü, davacının 4/b sigortalılığının 01.10.2008 tarihinden önce başlatılması ve bu tarihten önceki vergi mükellefiyet süreleri ile ilgili hizmet alabilmesinin mümkün olmadığını beyanla, Kurum dava açılmasına sebebiyet vermediğini, davanın kabulü halinde aleyhine vekalet ücretine hükmedilmemesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsil edilmesini savunmuştur. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile .. Kimya Ltd. Şti.'ye ait .. ... Sicil Müdürlüğünün 16.06.2023 tarihli sicil kayıtlarının incelenmesinde, dava dışı şirketin 14.12.2005 tarihinde tescil edildiği, davacının .. ... Noterliğinin 09.12.2005 tarih ve .. yevmiye sayılı dava dışı şirketin ana sözleşmesinde %50 hissedar olduğu, davacının 10 yıl süre ile dava dışı şirket müdürü seçildiği görülmüş, .. ...Noterliğinin 06.12.2007 tarihli ... yevmiye numaralı hisse devir sözleşmesi ile davacıya hisse devri yapıldığı, davacının .. ...Noterliğinin ... yevmiye 02.08.2019 tarihli hisse devir sözleşmesi ile devir aldığı, davacının hali hazırda dava dışı şirketin yetkilisi olduğu .. Sosyal Güvenlik Merkezinin 15.06.2023 tarihli müzekkere cevabının ve dönem bordrolarının incelemesinde sadece davacının çalışma kaydının bulunduğu, başka çalışan kaydının bulunmadığı, toplanan deliller göz önünde bulundurulduğunda Kurum işleminin yerinde olduğu değerlendirilmekle, davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının 5510 sayılı Kanun'un 53.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenleme uyarınca ortağı olduğu ve çalıştığı şirketten 4/1-a kapsamında sigortalı gösterilmesinin mümkün olmadığı, davacının şirket ortağı olması nedeniyle 4/1-b kapsamında sigortalı sayılacağı açık olup kurum işlemi yerinde görülmekle, HMK'nın 355. maddesi ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu anlaşılmakla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun oy birliği ile esastan reddine karar verilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 03.01.20 06... .06.2019 tarihleri arasında davacının 4/1-a kapsamında sigortalılığının kesintisiz sürdüğünü ve bu süreçte prim ödemelerinin eksiksiz olarak gerçekleştiğini, davacının emeklilik talebinin 4/1-b kapsamına geçirilerek reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dosyaya sunulu raporda dava konusu taleplerinin dikkate alınmaksızın inceleme yapıldığını, eldeki davanın hizmet tespiti davası olmadığını, ... kayıtlarının emeklilik sürecine dahil edilmesi talebine ilişkin olduğunu, raporda yer alan Yargıtay içtihatlerının tümünün hizmet tespiti davasına ilişkin olduğunu, ek raporda da itirazlarının değerlendirilmediğini ve hüküm Kurmak için elverişli olmadığını, dinlenen bordro tanıklarının davacının ve şirkette 10-15 kişinin çalıştığını beyan ettiklerini, tanık beyanlarının da ne bilirkişi tarafından ne de Mahkeme tarafından dikkate alınmadığını, tanık beyanlarından da anlaşılacağı üzere davacının, şirket üzerinde hisse sahibi olsa da, aynı zamanda iş akdi ile çalıştığını ve sigortasının da 4/1-a üzerinden yatırıldığını, davacının çalışmakta olduğu şirketin bir anonim şirket değil, limited şirket olduğunu, gerekçeli karar ile kısa kararın verildiği duruşma zaptını imzalayan zabıt katibinin farklı kişiler olduğunu, yargıtay içtihatları gereği bu hususun bozmayı gerektirdiğini, davacının sigorta primlerinin eksiksiz ve düzenli olarak yatırıldığını, bu primlerin 4/1-b kapsamına aktarılmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık, davalı Kurum tarafından davacının ortağı olduğu limited şirket nezdinde 5510 sayılı Kanun'un 4/1-a maddesi kapsamında geçen hizmetlerinin 4/1-b maddesi kapsamında kabul edilmesine yönelik kurum işleminin iptali ile anılan kanunun 4/1-a maddesi kapsamında emekliliğe hak kazandığının tespitine ilişkindir. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden ilgiliye yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, Üye ...'ın muhalefetine karşı, Başkan ... ile Üyeler ..., ... ve ...'nın oyları ve oy çokluğuyla, 30.04.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1.Çoğunluk ile aradaki temel uyuşmazlık "03.01.2006 tarihinden önce 4/a kapsamında sigortalı olarak çalışmaya başlayan ve daha sonra 14.12.2005 tarihinde tescil edilen limited şirkette ortak olan ve 03.01.2006 tarihinden itibaren 04.07.1919 tarihine kadar ortağı olduğu limited şirketten 4/a kapsamında sigortalı olarak kurum tarafından primleri kabul edilen, sigortalı davacının 4/a kapsamında 2019 yılında yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine, kurumca 4/a kapsamında sigortalı olunamayacağı, primlerin 4/b kapsamında kabul edildiği ve buna göre yaşlılık aylığına hak kazanmayacağı yönündeki kurum işleminin yerinde olup olmadığı” noktasında toplanmaktadır. 2.İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda "gerek 506 ve gerekse 5510 sayılı kanun hükümleri uyarınca davacının kendi şirketinden 4/a sigortalısı olduğunun kabulünün mümkün olmadığı, yerleşik Yargıtay içtihatları gereği zaten 4/a kapsamında sigortalı olması mümkün olunmayan bir dönemdeki sigortalılığa yasa gereği itibar edilemeyeceği, davacının 01/09/1999-14/06/2021 tarihleri arasında 5510 sayılı Yasanın 4/1-b bendi kapsamında (Bağ-Kur) sigortalı sayılması ve bu süreler ile çakışan 5510 sayılı Yasanın 4/1-a bendi kapsamındaki (SSK) sigortalılığının iptal edilmesi, 5510 sayılı Yasanın 4/I-a bendi kapsamında ödenen primlerin işçi hisselerinin 5510 sayılı Yasanın 4/I-b bendi kapsamında (Bağ-Kur) sigortalılık süresine aktarılmasına yönelik kurum işleminin yerinde olduğu" gerekçesi verdiği davanın reddi kararının istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf isteminin esastan reddine dair karar verilmiştir. 3.Kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine çoğunluk görüşü ile kararın onanmasına karar verilmiştir. 4.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) “Dürüst davranma” başlıklı 2. maddesinde; “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre; dürüstlük kuralı, herkesin uyması gerekli olan genel ve objektif bir davranış kuralıdır. Genel olarak dürüstlük kuralı kişilerin tarafı oldukları hukuki ilişkilerde dürüst, namuslu, ahlâklı ve diğer kişilerde yaratılan güvenle tutarlı şekilde davranmalarını ifade eder. Buna göre belirli bir hukuki ilişkide dürüstlük kuralına uygun davranış; toplumdaki dürüst, namuslu ve orta zekâlı bir kişinin, genel ahlâk, doğruluk ve karşılıklı güven esaslarına uygun davranış biçimidir. Dürüstlük kuralına uygun bu davranışın belirlenmesinde, toplumda geçerli olan genel ahlâk kuralları, günün adet ve uygulamaları, davranışın söz konusu olduğu hukuki ilişkilerin içerik ve amaçları da dikkate alınacaktır (Dural, M./Sarı, S.: Türk Özel Hukuku, 6. Baskı, İstanbul 2011, s. 226-227). Bir hakkın dürüstlük kuralına aykırı olarak kullanılması suretiyle başkasına bir zarar verilmesi hakkın kötüye kullanımını oluşturur. TMK’nın 2/I. maddesi herkesin haklarını, toplumda geçerli doğruluk, dürüstlük ve iş ilişkilerinin gerektirdiği karşılıklı güven anlayışına uygun olarak kullanmasını emreder. 5. Bunun yanında aynı Kanun’un “İyiniyet” başlıklı 3. maddesinde de: “Kanunun iyi niyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır.Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamaz.” düzenlemesi yer almaktadır. Buna göre iyi niyet, bir hakkın kazanılması veya bir hukuki sonucun doğması yönünden mevcut bir engeli, bir eksikliği veya benzeri bir olguyu bilmemek ve hâlin gerektirdiği özen gösterilse dahi bilecek durumda olmamaktır. Ancak TMK’nın 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı, aynı Kanun'un 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet ile birebir aynı niteliği de taşımamaktadır. TMK'nın 3. maddesinde düzenlenen iyi niyet “hakların kazanılması” ile ilgili olduğu hâlde, Kanun'un 2. maddesinde yer alan dürüst davranma “hakların kullanılması” ve “borçların yerine getirilmesinde” söz konusu olur. 6.Güven teorisi, her iki tarafın menfaatleri arasında denge kurmayı amaçlar ve kaynağını dürüstlük kuralından alır. Kendine özgü mahiyet arz eden güven sorumluluğu bir kişinin veya kuruluşun davranışlarıyla başkalarında yarattığı haklı beklentiler nedeniyle oluşan güven ilişkisinden kaynaklanır. Temeli Alman Borçlar Kanunu’nda yer alan, borçlar hukuku mevzuatımızda düzenlemesi bulunmamakla birlikte gerek Türk hukukunda gerekse İsviçre hukukunda kendisine uygulama yeri bulan bu teori bir kimsenin kendi yarattığı dış görünüşün meydana getirdiği sonuçlara kendisinin katlanmasının gerekliliği, aksi yönde bir düşüncenin iyi niyet kurallarına aykırılık teşkil edeceği kabulüne dayanır. Bu kapsamda yorum sırasında güven teorisinin uygulanması TMK'nın 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük ilkesinin gereğidir. Kanunun getirdiği güvenin korunmasına ilişkin hükümler yanında, tarafların sözlü veya yazılı davranışları bu güven ortamını sağlayabilir. Sağlanan güvenin, güven sorumluluğu kapsamında, hukuken korunması gerekir. Güven sorumluluğunda taraflar birbirlerinden bekledikleri güveni boşa çıkarmamalıdır. Bu itibarla güven teorisi hukuki güven, istikrar ve hakkaniyet düşüncesini esas alır. Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Yasaya aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiyi de yararlandırmak zorundadır. 7.Devletin, iyi niyetli vatandaşın sosyal güvenlik hakkını koruması önemli bir güvencedir. Sosyal güvenlik hakkı, bireylerin geleceğe güvenle bakmalarını sağlayan bir insan hakkı olup aynı zamanda sosyal hukuk devleti içerisinde yer alan ve bu ilkeyi oluşturan temel kavramlardan birisidir. Bu nedenle de sosyal güvenlik hukukundan kaynaklanan davalarda Kurum tarafından icra edilen işlemlerin anayasal bir hak olan sosyal güvenlik hakkını zedelememesine dikkat edilmelidir. Nitekim aynı esaslar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.10.2020 tarih ve 2016/10-1602 Esas, 2020/711 Karar sayılı ilamında kabul edilmiştir. 8. Genel olarak idarenin, özel olarak da somut uyuşmazlıkta Sosyal Güvenlik Kurumun hukuki sorumluluğu idare işlevinden kaynaklanmaktadır. Varlık nedeni hizmet ve edim sunmak olan idare(kurum), hizmetten yararlanan, hizmete katılan veya hizmetten etkilenen birey ile ilişkisini hukukun genel ilkeleri doğrultusunda hakkaniyet ve dürüstlüğü gözeterek hukuk çerçevesinde yürütmekle ve ortaya çıkan hak ihlallerini de mümkün olduğunca dava yoluna gidilmeden gidermekle yükümlüdür. 9. Yargıtay’ın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve A.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir. 10. Sosyal Güvenlik Kurumunun 28.09.2008 tarih ve 27011 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5510 Sayılı Kanun Gereğince Sigortalı Sayılanlar, Sayılmayanlar, Sigortalılığın Başlangıcı, Kuruma Bildirilmesi ve Sona Ermesi Hakkındaki Tebliğinin “V. Sigortalılık Hallerinin Çakışması Başlıklı” bölümünün 9. maddesinde “01/10/2008 tarihinden önce 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında sigortalı oldukları halde, kendilerine ait veya ortak oldukları işyerlerinden bu Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendine tabi prim ödemesi olanların sigortalılıkları kesintiye uğrayıncaya kadar devam ettirilir.” şeklinde düzenleme ile 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden önce başlayan sigortalılığın kesintiye uğrayıncaya kadar devam edeceği belirtilmiştir. 11. Somut uyuşmazlıkta davacının limited şirketin kurucu ortağı olduğu ve limited şirkette aynı zamanda 4/a kapsamında çalıştığı kurumun 2006 yılında dahi bilgisi dahilindedir. Davacının şirket ortağı olduğu başlangıçta 4/b kapsamında sigortalılığının başlatılması gerekirken kurum tarafından bu olgu bilindiği halde primler 4/a kapsamında tahsil edilmiş ve yaklaşık 13 yıl sonra yaşlılık aylığı tahsis isteminde bulunması üzerine kurum tarafından hizmet akti ile çalışmadığı, şirket ortağı ve temsilcisi olduğu, bu nedenle 4/a kapsamında sigortalı olamayacağı, 4/b kapsamında sigortalı olması gerektiği, primlerin 4/b kapsamında değerlendirilerek buna göre yaşlılık aylığı şartlarını taşımadığı gerekçesi ile davacı sigortalının istemi reddedilmiş, alınan primler 4/b kapsamında işveren payı düşüldükten sonra değerlendirilerek aktarılmış ve borç çıkarılmıştır. 12. Davacının başlangıçta şirket ortağı ortak olduğu kurumun kabulündedir. Davacının başlangıçta 4/a kapsamında değil, 4/a kapsamında sigortalı olacağı kabul edilse idi davacı sigortalı buna göre tutum alır ve 4/b kapsamında emeklilik şartlarını sonradan gerçekleştirebilirdi. Kurumun 506 sayılı yasa döneminde kabul ettiği 4/a sigortalılığı, genelgesi ile ara verilmediği için genelge ile 5510 sayılı yasa döneminde de kabul ettiği ve sigortalıda güven oluşturduğu sabittir. Kurumun güven oluşturup, kazanılmış bir durum yaratıktan yaklaşık 13 yıl sonra 4/a kapsamından çıkararak 4/b li kabul etmesi ve işveren payını çıkararak borç çıkarması hukuken korunacak bir davranış olmayacaktır. Zira davacının 4/a kapsamında ödediği primleri kurum kabul etmiş ve değerlendirmiştir. 13. Diğer taraftan davacının şirket ortağı olması 4/b için yeterli değildir. Davacı iş sözleşmesinin unsurları olan iş görme, düzenli aylık ücret ve en önemlisi hukuki ve kişisel olarak bağımlı çalışan konumunda ise sigortalılığı 4/a kapsamında kabul edilmelidir. 14. Diğer taraftan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 53/5 maddesine göre “Birinci fıkra hükmü saklı olmak üzere sigortalının, bu madde hükmüne göre sigortalı sayılması gereken sigortalılık halinden başka bir sigortalılık hali için prim ödemiş olması durumunda, ödenen primler birinci fıkraya göre esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve esas alınan sigortalılık halinde geçmiş kabul edilir”. Anılan düzenlemede çok açık şekilde “başka sigortalılık hali için ödenen primin, esas alınan sigortalılık hali için ödenmiş ve bu halde geçmiş kabul edileceği” belirtilmiştir. Burada ödenen primin işçi veya işveren payına göre ayrılacağı açıklanmamıştır. Kaldı ki davacı sigorta bildirimleri yapılan şirkette ortaktır. Kişi-organ vasfındadır. Bu durumda bu kişi için primleri ödeyenin işveren olduğundan sözedilemez. 4/a kapsamında ödenen primlerin tamamının ayrım yapılmaksızın 4/b sigortalılığına aktarılması gerekir. 15. Kararın bu nedenle bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluğun onama kararına katılınmamıştır.