Yargıtay · 10. Hukuk Dairesi
Yargıtay 10. Hukuk Dairesi 2022/8316 E. 2024/126 K. – İş Kazasından
Konu: İş Kazasından Maddi Ve Manevi Tazminat İstemi
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 10. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2022/8316
- Karar No
- 2024/126
- Karar Tarihi
- Konu
- İş Kazasından Maddi Ve Manevi Tazminat İstemi
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/3650 E., 2022/692 K. KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 11. İş Mahkemesi SAYISI : 2020/91 E., 2021/421 K. Taraflar arasındaki iş kazasından maddi ve manevi tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Kararın davacı ve davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA 1.Davacı vekili asıl dosyanın 18.07.2016 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalılar ... ile.... tarafından oluşturulan ortaklıkta 01.01.2014 tarihinde işe başladığını, son aldığı maaşın 1.650,00 TL olduğunu, 29.10.2014 tarihinde yeterli iş güvenliği tesis edilememesi, dolayısı ile tamamen işveren kusuru sonucu, asansör boşluğundan düşme şeklinde iş kazası geçirerek ağır şekilde yaralandığını, çalışma gücü kaybı yaşadığını, iş kazası sonrasında davalılar tarafından verilen sözlerin tutulmadığı gibi aralarında Ceza Mahkemesine intikal eden davaların bulunduğunu belirterek iş görme kaybından ... maddi ve manevi zararrın bilirkişi incelemesi ile saptanarak davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmeyen son 6 aylık ücret tutarındaki maaş miktarıın davalılara ödetilmesini beyanla fazlaya ilişkin talep hakkı saklı kalmak üzere 1.000,00 TL'nin davalılardan tahsilini talep etmiştir. 2. Davacının iş göremezlikten kaynaklı tazminat isteminin ücret alacağından tefrik edilerek yargılamaya devam edildiği anlaşılmıştır. 3. Davacı vekili 11.11.2016 tarihli dilekçesiyle maddi ve manevi tazminat istemleri nedeniyle en yüksek ticari faizle beraber tahsile karar verilmesini talep etmiştir. 4. Dava Mersin 3. İş Mahkemesinde açılmış mahkemenin 25.01.2017 tarih ve 2016/698 E.- 2017/34 K. sayılı yetkisizlik kararıyla ... İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, davacı vekilinin süresi içerisinde gönderme talebi üzerine ... 11. İş Mahkemesine intikal ettiği anlaşılmıştır. 5. Davacı vekili birleşen dosyanın 26.11.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; davacı tarafından davalı ... aleyhine açılan maddi manevi tazminat davasında, müvekkilinin ...'a ait bulunan inşaatta ... 2.İş Mahkemesinin 2017/383 Esas sayılı davanın davalıları tarafından asansör imalatı yapılır iken yeterli iş güvenliği tesis edilememesi, dolayısı ile tamamen işveren kusuru sonucu asansör boşluğuna düşme şeklinde iş kazası geçiren müvekkilinin çok ağır biçimde yaralandığını, bu nedenle 1.000,00 TL maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Asıl ve birleşen dosya davalıların süresi içerisinde cevap vermedikleri anlaşılmıştır. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Dosya kapsamından, davacının ... (... İnşaat) bünyesinde gerçekleştirilen inşaat işinde asansör kurulumu için davalı ... ... ortaklığı ile anlaşıldığı, inşaat işinin bir bölümünün ...-... İnşaat tarafından ...- ... ortaklığına devredildiği, işi devreden Davalı ... ile ... ... ortaklığı arasında asıl işveren-alt işveren ilişkisi bulunduğu anlaşılmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 2 nci maddesinde "Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden ... yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur." ifadelerine yer verilmiş olup, davalıların davacının alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları sonucuna varılmıştır. İş kazasından dolayı tarafların kusur durumunun tespiti için 3 kişilik bilirkişi heyetine dosya tevdi edilmiş olup, hazırlanan 31.07.2018 tarihli raporda; davalılar ... ve ... Ortaklığının %50 oranında, ...'ın (... İnşaat) %30 ve davacı işçinin %20 oranında kusurlu oldukları belirtilmiş, rapora davalıların itiraz etmesi ve yine SGK teftiş kurulu raporuyla çelişmesi neticesinde dosya başka bir 3 kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmiş olup hazırlanan 21.06.2020 tarihli raporda; davalılar ... ve ... Ortaklığının %50 oranında, ...'ın (... İnşaat) %30 ve davacı işçinin %20 oranında kusurlu oldukları belirtilmiş, her iki raporunda birbirini teyit ettiği ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşıldığından, kusur oranları yapılacak hesaplamada gözönünde bulundurulmuştur. Davacı vekili, 09.11.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile maddi tazminat miktarını 170.405,20 TL'ye çıkarmış olup, ıslah harcını yatırmıştır. Bununla birlikte ek hesap raporu alındıktan sonra bu sefer 06.09.2021 tarihli dilekçe ile maddi tazminatı talebini 253.596,56 TL'ye ve manevi tazminat talebini 100.000,00 TL'ye çıkarttığını beyan etse de 6100 sayılı HMK'nın 176 ncı maddesinde, taraflardan her birinin yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah edebileceği ve aynı davada tarafların ancak bir kez ıslah yoluna başvurabileceğini düzenlendiği için davacının 06.09.2021 tarihli 2.ıslah dilekçesine itibar edilmemiş, ilk ıslah dilekçesi doğrultusunda maddi tazminat açısından sonuca gidilmiş, fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmuştur. Diğer taraftan, öğretide ve Yargıtay kararlarında, manevi tazminat davasının kısmi dava olarak açılamayacağı, ıslah yoluyla da talebin arttırılamayacağı, manevi tazminatın bir bütün olduğu belirtildiğinden, manevi tazminat açısından davacı vekilinin dava dilekçesinde talep ettiği kadar olan 500,00 TL'ye hükmedilmesine gerektiği" gerekçeleriyle "Davanın kabulü ile 1-Asıl ve birleşen dava yönünden; davacının, maddi tazminat talebinin kabülü ile 170.405,20 TL maddi tazminatın, kaza tarihi olan 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, Asıl ve birleşen dava yönünden; davacının, manevi tazminat talebinin kabülü ile 500,00 TL manevi tazminatın, kaza tarihi olan 29.10.2014 tarihinden itibaren işleyecek ve hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin hakların saklı tutulmasına," karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalılar vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davacı vekili dilekçesinde; davacı vekili istinaf dilekçesi ile ek raporun önceden verilen raporun bir parçası olduğunu, buna dayalı tazminat miktarının artırılması talebinin ikinci bir ıslah olmadığını ileri sürmüştür. 2.Asıl dosyada davalılar ... ve ... ortak vekili dilekçesinde; davalılar vekili istinaf dilekçesi ile kazadan hemen sonra SGK Teftiş Kurulu müfettişleri tarafından hazırlanan bağımsız ve tarafsız teftiş kurulu raporunda müvekkil davalıların %40 oranında kusurlu oldukları belirtildiğini, teftiş kurulu raporuna itibar edilmesi gerektiğini, kusur raporunun hatalı olduğunu, kazanın meydana gelmesinde asıl kusurlu taraf kendisine ait inşaat alanında asansörde hiçbir güvenlik önlemi almayan dava dışı ... İnşaat olduğunu, henüz işe başlanılmayan inşaat alanına müvekkillerinin müdahale etmesinin mümkün olmadığını, kazalının işe gelirken uyuşturucu madde alarak gelmiş olması nedeniyle dikkatsiz ve tedbirsiz hareket ederek kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu, eksik inceleme ile karar verildiğini ileri sürmüştür. 3.Birleşen dosya davalısı ... vekili dilekçesinde özetle: Davalı vekili istinaf dilekçesi ile Sosyal Güvenlik Kurumu raporuna göre davacıya %60 kusur verildiğini, bilirkişi heyeti raporuna göre %20 kusur verildiğini, çelişkinin giderilmesi gerektiğini, müvekkilinin ''... İnşaat'' olarak ... İli , Kestel İlçesi, Narlık Cad. No:1 adresinde bulunan inşaatın yapım işleri üstlenmiş ve asansör kurulum/montaj işleri için diğer davalı ... ve ... Ortaklığı ile anlaştığını, anlaşmaya ilişkin davalı taraflar arasında tanzim edilen 13.09.2014 tarihli sözleşmenin mahkemeye sunulduğunu, sözleşme içeriğinden de görüleceği üzere asansör kurulum/montaj işlerinde çalışacak işçilerin tamamının iş güvenliği sorumluluklarının ... ve ... Ortaklığı'na ait olduğu taraflarca kararlaştırıldığını, asansör firmasının kurulum işlemlerine başlayacağı sırada demirleri kesip, duvarları kaldırarak çalışmaya başladığı ve söz konusu iş kazasının da bundan sonra meydana geldiğini, müvekkilinin olayda kusuru bulunmadığını, 2.ıslaha göre kısmen kabul ve ret kararı verilerek buna göre vekalet ücreti takdiri gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesince verilen kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle; "Dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri ile kamu düzeni dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesi kararında Mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesi bakımından usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 ve 355 inci maddeleri gereğince esastan reddine" dair karar verildiği anlaşılmıştır. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri 1.Asıl dosya davalıları ... ve ... ortak vekili dilekçesinde özetle; SGK Müfettişinin davacıya %60 kusur verdiği halde bu dosyada %20 kusur vermesinin çelişki yarattığını, kusur raporlarındaki çelişkinin üçüncü bir raporla giderilmesi gerektiğini, müvekkilinin sözleşme öncesi fiyat teklifi vermek üzere işçilerini gönderdiğini iş sağlığı ve güvenliği tebirlerinin inşaat sahibince alınması gerektiğini, müvekkilinin henüz iş başı yapmadığından tedbirlerini almasının beklenemeyeceğini, Bölge Adliye Mahkemesince müvekkillerinin ayrı ayrı harçtan sorumlu tutulmasının hatalı olduğunu beyanla kararı temyiz ettiği anlaşılmıştır. 2.Birleşen dosya davalısı ... vekili dilekçesinde özetle; kollukta davacı kendi dalgınlığından kaynaklı kazanın gerçekleştiğini kabul ettiği halde bu davada müvekkilinin kusuru olduğunu ileri sürerek tazminat talep edemeyeceğini, SGK müfettişi tarafından düzenlenen raporda davacıya %60 kusur verildiği halde bu dosyada %20 kusur verilmesinin çelişki yarattığını, tanık... beyanlarına göre davacının olay anında telefonda konuşurken kazanın gerçekleştiğini, sözleşme gereği iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinden davalı adi ortaklığın sorumlu olduğunu, işyerinin ibraz edilen fotolara göre boşlukların demir parmaklıklarla örtülü teslim edildiğini 2. kez ıslahtan kaynaklı kısmen reddolan kısımlardan kaynaklı müvekkili lehine ret vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini beyanla kararı temyiz ettiği anlaşılmıştır. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, iş kazaları neticesinde sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk "Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında işyerinin nitelik ve kapsamına göre 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir. 3. Değerlendirme 1.4857 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. 2. İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 7 nci fıkrasına göre bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden ... yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. 3. 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de asıl işveren, bu Kanunun işverene yüklediği yükümlülüklerden dolayı alt işveren ile sorumlu tutulmuştur. 4. 4857 sayılı Kanun'un 2/7 nci maddesi ile işçilerin İş Kanunu'ndan, sözleşmeden ve toplu iş sözleşmesinden ... hakları, 5510 sayılı Kanun'un 12/6 ncı maddesi ile de Kurumun alacakları ve işçinin sosyal güvenlik hakkı daha geniş koruma-güvence altına alınmak istenmiştir. Aksi halde, 4857 veya 5510 sayılı Kanun'dan kaynaklanan yükümlülüklerinden kaçmak isteyen işverenlerin işin bölüm veya eklentilerini muvazaalı bir biçimde başka kişilere vermek suretiyle yükümlülüklerinden kaçması mümkün olurdu. 5. Asıl işveren ile alt işverenin birlikte sorumluluğu "müteselsil sorumluluktur". Asıl işveren, doğrudan bir hizmet sözleşmesi bulunmamakla birlikte İş Kanunu'nun 2 nci maddesinin 6 ncı fıkrası gereğince alt işverenin işçilerinin iş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle uğrayacakları maddi ve manevi zarardan alt işveren ile birlikte müteselsilen sorumludur. Bu nedenle meslek hastalığına veya iş kazasına uğrayan alt işverenin işçisi veya ölümü halinde mirasçıları tazminat davasını müteselsil sorumlu olan asıl işveren ve alt işverene karşı birlikte açabilecekleri gibi yalnızca asıl işverene veya alt işverene karşı da açabilirler. 6.Alt işverenden söz edebilmek ve asıl işvereni, aracının borçlarından sorumlu tutabilmek için bir takım zorunlu unsurlar bulunmaktadır. a) İşyerinde işçi çalıştıran bir asıl işveren bulunmalıdır. Sigortalı çalıştırmayan “işveren” sıfatını kazanamayacağı için, bu durumdaki kişilerden iş alanlar da aracı sayılmayacak ve anılan madde kapsamında dayanışmalı sorumluluk doğmayacaktır. b) Bir başka işveren, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin bir işte veya bir işin bölüm veya eklentilerinde iş almalı ve sigortalı çalıştırmalıdır. c) İşverenlik sıfatını, alınan işte ve o iş nedeniyle sigortalı çalıştırılması sonucunda kazanmış olması aranacaktır. Bu kişinin diğer bir takım işyerlerinde çalıştırdığı sigortalılar nedeniyle kazandığı işverenlik sıfatının sonuca etkisi bulunmamaktadır. d) İşverenden alınan iş, işverenin sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir işyeri olarak değerlendirilebilecek nitelikte olmamalıdır, aksi halde iş alan kimse aracı değil, bağımsız işveren niteliğinde bulunacaktır. e) İşin bütünü başka bir işverene bırakıldığında, iş anahtar teslimi verildiğinde veya işveren kendi iştigal konusu olmayan bir işi kendisi sigortalı çalıştırmaksızın bölerek ihale suretiyle farklı kişilere vermişse, iş sahibi (ihale makamı) Yasanın tanımladığı anlamda asıl işveren olmayacağından, bir alt-üst işveren ilişkisi bulunmayacaktır. f) Alt işverenin aldığı iş, işverenin asıl işinin bölüm ve eklentilerindeki işin bir kesimi yada yardımcı işler kapsamında bulunmalıdır. Asıl işverenden alınan iş, onun sigortalı çalıştırdığı işe göre ayrı ve bağımsız bir nitelik taşımaktaysa, işi alan kimse alt işveren değil, bağımsız işveren sayılacaktır. Bu noktada belirleyici yön; yapılan işin, diğerinin bütünleyici, yardımcı parçası olup olmadığıdır. İş yerindeki üretimle ilgili olmayan ve asıl işin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmayan bir işin üstlenilmesi halinde, alt işverenden söz etme olanağı kalmayacak, ortada iki bağımsız işveren bulunacaktır. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.05.1995 gün ve 1995/9-273-548 sayılı kararı da aynı yöndedir.) 7. İnsan yaşamının kutsallığı çevresinde işverenin, işyerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, 4857sayılı Kanun'un 77 ve devamı bir kısım maddeleri 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle 01.01.2013 tarihinde yürürlüğe girmek üzere yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir. 8. Buna göre, 6331 sayılı Kanun’un "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinde: "İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup bu çerçevede; a)Mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar. b)İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar. c)Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır. ç)Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunu gözönüne alır. d)Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışında ki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır." hükmü düzenlenmiştir. 9. Aynı Kanun’un 5 inci maddesinde de risklerden korunma ilkeleri düzenlenmiştir. Buna göre maddede, "İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler göz önünde bulundurulur: a)Risklerden kaçınmak, b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, c)Risklerle kaynağında mücadele etmek, ç)İşin kişilere uygun hale getirilmesi için iş yerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı, çalışma şekli ve üretim metotlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek, d)Teknik gelişmelere uyum sağlamak, e)Tehlikeli olanı, tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek, f)Teknoloji, iş organizasyonu çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek, g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine öncelik vermek, ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek." hükmü yer almaktadır. 10. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümünün genel çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, “çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü” olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı birtakım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede, işverenin anılan yükümlülükle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10. maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir (Hukuk Genel Kurulu’nun 09.10.2013 tarih 2013/21-102 Esas 2013/1456 sayılı kararı). 11. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 ve 5 inci maddeleri ile bunu uygun olarak çıkarılan iş güvenliği yönetmelikleri hükümleri, işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş güvenliği kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak, işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır. 12. Öte yandan, objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da onu kusursuz sorumluluk haline dönüştürmez. Çünkü bu halde dahi işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Kusurun objektifleştirilmesi kriterinin yanısıra, Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesinin, Anayasa hükümleri ve 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 4 üncü maddesi kapsamında yorumlanması da işverenin sorumluluğunu oldukça genişletecektir. 13. Yukarıda belirtilen açıklamalar doğrultusunda; işvereni zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluk halinden kurtaracak olan durum iş sağlığı ve güvenliği alanındaki ihmalleri ile oluşan zarar arasındaki uygun nedensellik bağının kesildiğini ispat etmekten ibarettir. Hukuk Genel Kurulu’nun 20.03.2013 tarih 2012/21-1121 E. 2013/386 sayılı kararında da belirtildiği üzere uygun nedensellik bağı üç durumda kesilebilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin kusuru ve üçüncü kişinin kusurudur. Bu hallerden birinin varlığı halinde işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. 14. Somut olayda dosya kapsamında toplanan delillere, davalı tarafların iddialarına ve bilirkişi raporundaki tespitlere göre davacının davalı ... tarafından yürütülen inşaatta diğer davalılar ... ve ... adi ortaklığı tarafından üstlenilmesi mümkün olan "asansör kurulum işi" kapsamında keşif yapılıp, olası maliyete dair teklifin hazırlanmak üzere davacı ...'nun dava harici ... ile beraber anılan inşatta bulunduğu sırada, davacının telefonla konuşurken meydana gelen dikkatsizlik neticesinde asansör boşluğuna düşerek davaya konu iş kazasına uğradığı anlaşılmakla, davalı ortaklık ile ... arasında sözleşme var ise ibrazı sağlanıp, sözleşme yok ise iş kazasından sonra davalı ortaklık tarafından inşaatta asansör kurulum işinin fiilen üstlenilip üstlenilmediği ilgili Belediye Başkanlığından asansör inşa ve kullanım ruhsatları da araştırılarak davalı ...'in asıl işverenliği hususunun tartışılarak sonucuna göre kusur oran ve aidiyeti belirlenmesine girişilmesi gerekirken yazılı şekilde sözleşmesel ilişki ortaya konulmadan davalı ...'ın asıl işveren olarak kabulü hatalı olmuştur. 15. Öte yandan tanık ...'ın SGK müfettişine verdiği beyanda özetle; "sigortalı ... ile bina zeminin kabin ölçüsünü alıp birinci kata çıktıklarını, tavanda ölçü almak için zeminde bulunan metreyi almak için kendisi aşağı indiğinde, ...'ye telefon araması geldiğini, şahsi bir mesele kapsamından telefonda biriyle konuştuğunu ve tehdit ettiğini, kendisi yukarı çıkarken davacının asansör boşluğundan zemine düştüğünü gördüğünü, kendisine göre asansör kasasına dayanıp konuşurken düştüğünü zannettiğini" beyan etmiş olması karşısında davacının çalıştığı bölgenin tehlikeli olduğuna dikkat etmeksizin telefon görüşmesi yapması nedeniyle itibar edilen kusur raporunda olduğu şekilde davacının %20 oranından daha fazla oranda kusurlu olduğunun kabulü, ayrıca SGK müfettişi raporu ile itibar edilen rapor arasında çelişkinin de giderilmesi gerekirken yazılı şekilde anılan rapora itibar edilerek hüküm tesis edilmesi de hatalı olmuştur. 16. O halde Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklamalar gözetilerek araştırma yaparak olayın gerçekleştiği alanda uzman A sınıf iş güvenliği uzmanı heyetten kusur raporu alarak, davacı tarafça kararın temyiz edilmemiş olması nedeniyle gerek kusur oranı gerek hesap yönünden davalı taraf lehine oluşan usuli kazanılmış hakkı gözeterek sonucuna göre taleple bağlı şekilde hüküm kurmaktan ibarettir. 17. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda da tazminat alacağından müştereken ve müteselsilen sorumluluklarına hükmedilen davalıların tazminat alacağının tamamı üzerinden belirlenen karar ve ilam harcından müştereken ve müteselsilen sorumlulukları yerine ayrı ayrı aynı miktarla sorumlu tutulmaları da hatalı olmuştur. 18. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. 15. O halde, temyiz edenin sıfatına temyiz kapsam ve nedenlerine göre davalılar vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada temyiz itirazlarının sair yönleri incelenmeksizin istinaf istirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle, 1. Asıl ve birleşen dosya davalıları vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurularının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının asıl ve birleşen dosya davalıları vekillerinin sair temyiz itirazları bu aşamada incelenmeksizin BOZULMASINA, 3. Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz eden ilgililere iadesine, 4. Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.