Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/4871 E. 2026/6171 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/4871
Karar No
2026/6171
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/732 E., 2025/1725 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Sungurlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/357 E., 2024/557 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - K A R A R - Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Davacılar; murisleri ...in ölümü üzerine davalı ...’in işleri takip etmek için vekaletname aldığını, bu vekaletname ile köyde bulunan tüm taşınmazları kardeşi diğer davalı ...’e temlik ettiğini, İstanbul’da bulunan bir taşınmazı da sattığını, muristen kalan araçların bir kısmının satıldığı bir kısmının da halen davalılar tarafından kullanıldığını, satış iradeleri bulunmadığını, vekalet görevi kötüye kullanılarak bedelsiz devir işlemi gerçekleştirildiğini ileri sürerek dava konusu 1 01... ve 32 parsel, 1 14... parsel, 1 18... ve 67 parsel, 1 19... parsel, 1 21... parsel, 1 25... parsel, 1 26... parsel, 1 29... parsel, 1 31... ve 14 parsel sayılı taşınmazlarda miras paylarının devri işleminin iptali ile payları oranında adlarına tesciline karar verilmesini istemişlerdir. Davalılar; muvazaalı bir satışın söz konusu olmadığını, davacıların kendi hür iradeleri ile vekaletname verdiğini, herhangi bir baskı ve irade sakatlığının olmadığını, işleri takip için taşınmaz satış vekaletnamesi çıkarılmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacılar ve dava dışı diğer mirasçıların vekalet vermesindeki amacın taşınmazları satıp kendi paylarına düşen miktarların kendilerine verilmesi olduğunu, devrin bedelsiz olmadığını, ...tarafından davacıların ve dava dışı diğer mirasçıların hisselerine düşen bedellerin banka yoluyla ödendiğini belirterek davanın reddini savunmuşlardır.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazların tarafların ortak murisi olan ...’dan değil davalılar ...ve ... ile dava dışı ...nın birlikte çalışmaları sonucunda edinildiği, davalılardan ....’in aile büyüğü olması ve İstanbul'da iş kurması nedeniyle ailedeki işlerin ve kazanılan paraların yönetimini üstlendiği, ancak örf-adet ve büyüğe saygı gibi nedenlerle birlikte çalışılarak kazanılan paralarla edinilen malların baba ... adına tapuda tescil edildiği, muris baba öldükten sonra tarafların ve özellikle davacıların bu durumu bilerek davalılarla aralarında sözlü olarak anlaşıp paylaşım yaptıkları, bunun sonucu olarak davacıların ve dava dışı mirasçıların, davalılardan ...e satış yetkisini de içeren dava konusu vekaletnameleri verdikleri, vekil...’in aralarında yapılan sözlü paylaşım gereğince mirasçıların hisselerine düşen bedellerin banka yolu ile hesaplarına gönderildiği, vekaletin kötüye kullanılmasından söz edilmesinin mümkün olmadığı, iddianın ispat edilmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kararda isabetsizlik bulunmadığından istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/(1).b.1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Dosya içeriği ve toplanan delillerden; muris ...’ın 31.05.2012 tarihinde ölümü ile geride ikinci eşi davalı ... ile müşterek çocukları davacılar ... ve ... dava dışı ... ile ilk eşinden olan çocukları davalılar ...ve ..., dava dışı ... ve ...’in mirasçı olarak kaldığı, dava konusu ... köyünde bulunan 1 01... parsel (6.918, 21... tarla), 1 01... parsel (11.417, 94... tarla), 1 14... parsel (2.411, 50... tarla), 1 18... parsel (6.539, 95... tarla), 1 18... parsel (36.718, 67... tarla), 1 19... parsel (32.1 00... tarla), 1 21... parsel (8.8 00... tarla), 1 25... parsel (3.7 00... tarla), 1 26... parsel (3.495, 15... tarla), 1 29... parsel (13.214, 18... tarla), 1 31... parsel (16.5 00... tarla) ve 1 31... parsel (13.309, 99... tarla) sayılı taşınmazların tamamı muris ... adına kayıtlı iken 14.08.2012 tarihli işlemle mirasçılara intikal ettiği,...Noterliğinin 21.03.20 16... yevmiyeli vekaletnamesi ile davalı ... adına velayeten kendi adına asaleten ... ile dava dışı ..., ... ve ...tarafından muris ...ten kalan taşınmazların intikalden önce ve sonra dilediği bedel ve şartta dilediği kişiye satışı, bedellerin tahsili yetkisini de içerir şekilde davalı ...’in vekil tayin edildiği,...Noterliğinin 22.03.20 16... yevmiyeli vekaletnamesi ile davacı ... ve dava dışı ... ile......nin 15.03.20 16... yevmiyeli vekaletnamesi ile de dava dışı .... tarafından aynı şekilde davalı ...’in vekil tayin edildiği, vekil ...tarafından kendi adına asaleten diğer mirasçılar adına vekaleten dava konusu taşınmazlardaki payların davalı ...’a 23.03.2016 tarihli akitle toplam 85.505,09 TL bedelle devredildiği anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere; Türk Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet aktini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.

Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse, görülecek işin niteliğine göre belirlenir. (TBK'nın 504/1) Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil, değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'de daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'de benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.

Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.

Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.

Somut olayda; her ne kadar Mahkemece davalı tanıkları ...ve ...’in beyanları esas alınıp taşınmazların davalılar tarafından satın alınarak muris .....adına tescil edildiği kabul edilmiş ise de davalılar tarafından böyle bir savunma getirilmediği, taşınmazlardaki davacılara ait payların bedelleri ödenerek satın alındığının savunulduğu, bedellerin ödendiğine ilişkin sunulan ... 29.03.2016 tarihli 65.000,00 TL bedelli ...tarafından dava dışı ... hesabına açıklama bulunmayan havale dekontu ile yine ...tarafından ... hesabına 29.03.2016 tarihli 65.000,00 TL açıklama bulunmayan havale dekontu sunulduğu, davacılara taşınmaz bedelinin ödendiğine ilişkin kayıt bulunmadığı, öte yandan davalılarca sunulan.... Kahramankazan şubesinde 22.03.2016 tarihli davalı ... hesabından 70.000,00 TL nakit çekilen bedelin davalı ...’e verildiği, .....’in bu bedelle Kahramankazan 2212 00... parsel sayılı taşınmazda bulunan 2 nolu bağımsız bölümü 24.03.2016 tarihinde satın aldığı savunulmuş ise de davacının taşınmazı kendi parası ile aldığını, kaldı ki çekilen bedeli vermiş olduğu kabul edilse dahi dava dışı muristen kalan taşınır/taşınmaz malların satışından payına düşen kısım olabileceğini beyan ettiği, dinlenen tanıkların davacı ...’nin kızı davacı ... ve ... ile birlikte Ankara’da yaşadığı, muristen kalan malların paylaşımında davacıların ve kız çocukların bulunmadığı, taşınmazların devri nedeniyle kızlara bedel ödenmediği, davacı ...’in yaşı küçük olduğundan onun hakkının ileride verilmek üzere Kamer’e verildiğini beyan ettikleri gözetildiğinde davacıların dava konusu taşınmazların satışına ilişkin iradeleri bulunmadığı gibi bedellerinin de ödenmediği, davalı ...’in vekalet görevini kötüye kullanarak davalı ... ile el ve işbirliği içinde davacıları zararlandırma kastıyla hareket ettiği sonucuna varılmaktadır.

Hâl böyle olunca; davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

Açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 17.09.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/4871, K. 2026/6171, T. 17.09.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-4871-e-2026-6171-k-c86d8bafcad1