Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2026/3651 E. 2026/5006 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2026/3651
Karar No
2026/5006
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi SAYISI : 2025/324 E., 2026/212 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : KDZ.Ereğli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/101 E., 2024/35 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapıla ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R -

Dava, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

Davacılar vekili; ... köyü 1 17... parsel sayılı taşınmazın muris ...'a ait olduğunu, kadastro sırasında davalı eş ... adına tespit ve tescil edildiğini, murisin 28.02.2022 tarihinde vefat ettiğini, miras hakkının ölümle doğması nedeniyle taleplerinin kadastro sonrası nedene dayandığını ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin uygulanamayacağını belirtip taşınmazın miras payları oranında davacılar adına tesciline, bu mümkün görülmezse terekeye iadesine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili; dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tespitinin 2007 yılında kesinleştiğini, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu belirterek davanın öncelikle bu nedenle reddi gerektiğini savunmuş; muris ... ile davalının 2005 yılında evlendiğini, murisin dava konusu taşınmazı kadastro tespitinden önce davalıya devrettiğini ve davalının taşınmaz üzerindeki zilyetliğini iyi niyetle sürdürdüğünü ileri sürmüştür. Ayrıca davacıların muris ile davalı arasındaki evliliğe karşı çıktıklarını, davalının murise özellikle hastalığı döneminde bakıp gözettiğini, murisin taşınmazı davalıya bağışlama veya ölünceye kadar bakma amacıyla devretmiş olmasının hayatın olağan akışına uygun bulunduğunu, bu nedenle işlemin muris muvazaası veya mirastan mal kaçırma olarak değerlendirilemeyeceğini, davacıların taleplerinin ancak tenkis davasına konu olabileceğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu taşınmazın kadastro tespitinin 26.07.2007 tarihinde kesinleştiği, davanın ise 25.04.2022 tarihinde kadastro öncesi hukuki nedenlere dayanılarak açıldığı belirlenmiş, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin dava tarihinden önce dolduğu, ayrıca kadastro tutanağında taşınmazın muris tarafından davalıya hibe edildiğinin belirtildiği, tapusuz taşınmazlarda yapılan hibelerde 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da değerlendirilmiş, bu gerekçelerle davanın hak düşürücü süre nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, kadastro tespit tutanağının kesinleştiği tarihten davanın açıldığı tarihe kadar 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiği, davacıların kadastro öncesi nedene ilişkin davasının bu sebeple reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik olmadığı verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

Kadastro çalışmaları sırasında, Zonguldak ili, ... ilçesi, ... köyü çalışma alanında bulunan 1 17... parsel sayılı, 4.655,00 m² yüz ölçümlü taşınmazın; irsen intikal ve taksim nedeniyle muris ...'ın zilyetliğinde bulunduğu, murisin taşınmaz üzerinde yirmi yılı aşkın süreyle nizasız, fasılasız ve malik sıfatıyla zilyet olduğu, taşınmazı 2005 yılında kayıtsız ve şartsız olarak davalı ...'a hibe ettiği gerekçesiyle davalı adına tespit ve tescil edildiği, kadastro tespit tutanağının itiraz edilmeksizin 26.07.2007 tarihinde kesinleştiği, davacıların murisi ...'ın ise kadastro tespitinin kesinleşmesinden sonra, 28.02.2022 tarihinde vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Somut olayda, mirasbırakanın kadastro tespitinden sonra ölmüş olması ve davacıların bu tarihten sonra TMK'nın 599. maddesi gereğince mirasçılık sıfatını kazanmaları nedeniyle 3402 sayılı Yasa'nın 12/3. maddesinde öngörülen hak düşürücü sürenin davada uygulanamayacağı, ancak çekişmeli taşınmazın, kadastro tespitinden önce tapusuz taşınmaz olup taşınır hükmünde olduğu, ortada mirasbırakan tarafından davalıya devredilen tapulu bir taşınmazın bulunmadığı, bu nedenlerle muris muvazaasına ilişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli, 1/2 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının bu davada uygulanamayacağı dikkate alınarak davanın bu nedenlerle esastan reddedilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesi doğru değildir.

Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden HMK'nın 370/2 hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılması ile sonucu itibarıyla doğru bulunan İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinin düzeltilerek onanması gerekir.

Açıklanan sebeplerle, Davacılar vekilinin temyiz itirazının değinilen yönden kabulü ile temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

İlk Derece Mahkemesi kararının, gerekçesinin açıklandığı şekilde DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.06.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2026/3651, K. 2026/5006, T. 18.06.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2026-3651-e-2026-5006-k-40b5ebbf93ab