Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi
Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/6844 E. 2026/4484 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6844
- Karar No
- 2026/4484
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/881 E., 2025/1645 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Didim(Yenihisar) 2. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2022/184 E., 2023/287 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: - KARAR -
Dava vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptal tescil olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir.
Davacı vekili; davacının, maliki olduğu 17 13... parsel sayılı taşınmazda kayıtlı 9 numaralı bağımsız bölümdeki 1/2 hissesinin satış işleminin gerçekleştirilmesi için davalı ...'yı vekil tayin ettiğini, davalının davacıya ait 1/2 hissesi ile taşınmazın tamamını 01.07.2014 tarihinde diğer davalı ...'ye 102.000,00 TL bedelle satış suretiyle devrettiğini, ancak gerçekleştirdiği satış işleminin ardından davacıya herhangi bir ödeme yapmadığı gibi kararlaştırılan ve gerçek değerinin çok altında bir bedelle satış işlemini gerçekleştirdiğini, satış işleminin geçersiz olduğunu, davalı ...'ın gayrimenkulü dava dışı Mesut isimli şahıstan olan borcunu tahsil etmek amacıyla ve değerinin çok altında satın aldığını, davacının ve diğer paydaşın evlerini 75.000 GBP ye satmak üzere vekalet verdiğini belirterek davalı ... tarafından gerçekleştirilen satış işlemi sonucunda devredilen bağımsız bölümün 1/2 hissesine ilişkin tapu kaydının iptali ile davacı adına tescilini, aksi halde taşınmazın satım bedelinin davalı ...'dan tahsilini talep etmiş, HMK 31. maddesi kapsamında talebinin açıklanmasının istenilmesi üzerine davacı vekili 15.11.2022 tarihli dilekçesiyle, öncelikle muvazaalı işlemden dolayı tapu iptali ve tescil, talebin kabul görmemesi halinde vekalet görevini kötüye kullanılması nedeniyle taşınmazın piyasa rayiç değerinin tahsilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili; davalının taşınmazın bedelini ödeyerek satın aldığını, taşınmaz satış bedelinin vekile ödendiğini, bedelin davacıya ödenmesinin vekilin sorumluluğunda olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Davalı ... cevap dilekçesi sunmamış, duruşmada alınan beyanında, satışı yaptığını, hesabına yatan parayı ... isimli şahsa ödediğini, ...'un davacının damadı olduğunu, bu nedenle ödeme yaptığını beyan etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin 15.01.20 19... /8 Esas 2019/18 Karar sayılı kararıyla; dosya kapsamından davalı ...'nin taşınmazı bedelini ödeyerek satın aldığı ve diğer davalı ile arasında muvazaalı işlem olmadığı, davacı tarafın aksini de ispat edemediği, taşınmazın davalı ...'nin üzerine kayıtlı olduğu gerekçesiyle davanın tapu iptali ve tescili yönünden reddine, davacıya ait 1/2 hissenin davalı ... tarafından satıldığı, satış bedelinin davacıya ödendiği davalı ... tarafından ispat edilemediği, taleple bağlılık ilkesi doğrultusunda davacının ikincil talebinin kabulüne karar vermek gerektiği gerekçesiyle davacının tazminata yönelik talebinin kabulü ile 10.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 19.04.20 22... /2644 Esas, 2022/1094 Karar sayılı kararıyla; davacının İngiliz vatandaşı olduğu 5718 sayılı MÖHUK'nın 48. maddesi hükmü çerçevesinde teminat hususu irdelenmeden doğrudan işin esasına girilmesinin doğru olmadığı, HMK'nın 31. maddesine göre dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmındaki "gayrimenkul satım bedelinin davalı ...'dan tahsiline" şeklindeki talepten neyi kastettiği açıklattırılmadan harca esas değer olarak bildirilen 10.000,00TL'nin tazminat olarak kabulü ile buna göre karar verilmesi doğru olmadığı gerekçesiyle kararının kaldırılmasına, yargılamaya devam edilmek üzere dosyanın Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Kaldırma kararı sonrası İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; HMK'nın 31. maddesine göre dava dilekçesinin sonuç ve istem kısmındaki "gayrimenkul satım bedelinin davalı ...'dan tahsiline" şeklindeki talepten neyi kastettiği açıklattırılmakla, davacı vekilinin iade sorumluluğunun taşınmazın piyasa rayiç değeri olduğunu belirttiği ve bunun üzerine Mahkemece 259.000,00 TL üzerinden harcın ikmal edildiği sabit olmakla, davacı tarafın tazminat miktarı hakkındaki beyanı hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabul-kısmen reddi ile, davacının tapu iptali ve tescil davasının esastan reddine, davacının tazminata yönelik isteminin kabulü ile 259.000,00 TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ...'dan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı dava dilekçesinde açıkça, dava konusundaki taşınmazdaki hissesini 75.000 GBP üzerinden satmak için vekalet verdiğiini beyan etmiş olup davacının satma iradesinin bulunduğu, ancak vekil tayin edilen kişi tarafından davacıya herhangi bir ödeme yapılmadığı iddiası ile davanın açıldığı, davalının da duruşmada alınan beyanında hesabına yatan satış bedelini davacıya ödemediğini, davacının damadı Mesut'a ödediğini beyan ettiği, vekilin hesap verme yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle bedeli ödemek zorunda olduğu, İlk Derece Mahkemesince davacıya keşif tarihi itibari ile taşınmazın değeri olan 259.000,00 TL üzerinden harcın tamamlattırıldığı, davacının da tapu iptali tescil talebi kabul edilmediği takdirde bedelin tahsilini talep ettiği, Mahkemece harcı tamamlanan miktar üzerinden davalı vekil aleyhine açılan davanın kabulüne karar verildiği, aleyhine hüküm kurulan ...'nın kararı istinaf etmediği, davacının satış iradesi nedeni ile tapu iptali tescil talep edilemeyeceğinden, satış bedelini tahsil edip ödemeyen vekilden satış bedelini isteyebileceğinden dava konusu 1/2 hisse olsa da Mahkemece verilen karar davalı tarafından istinaf edilmediğinden bedel yönünden davanın kabul kararınını isabetli olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere, Türk Borçlar Kanunu’nun temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde (818 s. Borçlar Kanunu’nun 390.) aynen; "Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir. Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan ... sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse görülecek işin niteliğine göre belirlenir (TBK'nın 504/1). Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin son fıkrası uyarınca sorumlu olur. Bu sorumluluk BK'da daha hafif olan işçinin sorumluluğuna kıyasen belirlenirken, TBK'da benzer alanda iş ve hizmetleri üslenen basiretli bir vekilin sorumluluğu esas alınarak daha da ağırlaştırılmıştır.
Öte yandan; vekil ile sözleşme yapan kişi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni .... Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK'nın 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu Yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (re'sen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacının dava konusu ettiği taşınmazın 17 13... parselde kayıtlı 9 nolu bağımsız bölüm olduğu, 1/2 hissesinin davacıya, 1/2 hissesinin de dava dışı ...'e ait olduğu, 01.07.20 14... yevmiye numaralı resmi senet ile, davacıya vekaleten davalı ...'ün davacının 1/2 hissesinin tamamını 51.000,00 TL bedelle davalı ...'a satış suretiyle devrettiği, davacının vekalet görevinin kötüye kullanımı nedeniyle öncelikle tapu iptali ve tescil, mümkün olmadığı takdirde bedel isteminde bulunduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, davacı tarafın, dava dilekçesinde yer alan beyanlarından, dava konusu taşınmazın satışı amacıyla davalı ...'ü vekil olarak tayin ettiği, davcının taşınmazı satma iradesinin bulunduğu açıktır. Ayrıca davalı ...'ın taşınmazı satın almak amacıyla konut kredisi kullandığı, satış bedelinin de...'e ödendiğine ilişkin belgelerin dosyada mevcut olduğu ve davalı ...'ün de satış bedelini teslim aldığı yönündeki beyanı birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu taşınmaz yönünden tapu iptal ve tescil talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.
Öte yandan, davalı vekilin duruşmada alınan beyanında taşınmaz bedelini davacıya ödemediğine yönelik ikrarda bulduğu görülmekle bedelden sorumlu olduğundan davalı ... aleyhine tazminata hükmedilmesi isabetlidir.
Ne var ki; davacının sadece kendi payı oranında talepte bulunabileceği hususu göz ardı edilerek taşınmazın 1/2 hissesini isabet eden değeri üzerinden harcın tamamlatılmasına rağmen, davacı tarafın maliki olduğu 1/2 hisse dışında kalan ve dava dışı 3. kişiye ait hisse değerini de kapsar şekilde taşınmazın tamamı üzerinden keşif tarihindeki değerine karar verilmesi doğru değildir. Kabule göre de, davacı tarafın faiz talebi bulunmadığı halde faize hükmedilmesi isabetsiz ise de temyiz edenin sıfatı gözetilerek anılan husus bozma sebebi yapılmamıştır.
Davacı vekilinin açıklanan nedenden ötürü yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacıya iadesine, Dosyanın Didim (...) 2. Asliye Hukuk Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.