Yargıtay · 1. Hukuk Dairesi

Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2025/5429 E. 2026/4116 K.

Mahkeme
Yargıtay
Daire
1. Hukuk Dairesi
Esas No
2025/5429
Karar No
2026/4116
Karar Tarihi

MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi SAYISI : 2023/2334 E., 2025/1554 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : Isparta 4. Asliye Hukuk Mahkemesi SAYISI : 2020/177 E., 2023/260 K.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

- K A R A R - Dava, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde bedel istemine ilişkindir. Davacı vekili; davacının Isparta ili, ... ilçesi, 8708 parsel sayılı taşınmazda 2/5 oranında pay sahibi olduğunu, davalının, davacının kardeşinin eşi olması nedeniyle taraflar arasında güven ilişkisi bulunduğunu, davalının taşınmazla ilgili işlemlerin yürütülmesi için gerekli olduğunu belirterek davacıdan.... Noterliğinin 03.11.2000 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesini aldığını, ancak bu vekâletnameyi amacı dışında kullanarak davacıya ait payı 07.01.2002 tarihinde kendi dünürüne devrettiğini, davacının bu satıştan haberdar olmadığını ve herhangi bir satış bedeli almadığını; taşınmazın daha sonra 30.05.2014 tarihinde dünürü tarafından davalıya devredildiğini, söz konusu devirlerin muvazaalı olduğunu, davalının vekâlet görevini kötüye kullandığını ve üçüncü kişinin de kötü niyetli olduğunu iddia ederek dava konusu taşınmazdaki davacı payına ilişkin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, bunun mümkün görülmemesi hâlinde davacı hissesinin güncel rayiç değerinin faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar vekili; davanın zamanaşımına uğradığını, dava konusu satış işleminin 07.01.2002 tarihinde gerçekleştirildiğini, davanın ise 12.10.2020 tarihinde açıldığını belirterek öncelikle davanın usulden reddini talep etmiştir. Esasa ilişkin olarak ise dava konusu taşınmazın aile mirası niteliğinde olduğunu, davacının taşınmazın satılması amacıyla davalıya satış yetkisini içeren vekâletname verdiğini, yalnızca oturma amacıyla taşınmaz satış vekâleti verilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, taşınmazın maliki olan tüm hissedarların talebi doğrultusunda davalının dünürü ...’ya emsal bedelle satıldığını ve satış bedellerinin hissedarlara ödendiğini, davalının ekonomik durumunun sonradan düzelmesi üzerine taşınmazı 2014 yılında yeniden satın aldığını, işlemlerde muvazaa veya vekâlet görevinin kötüye kullanılması bulunmadığını, davacının iddialarını ispat edemediğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararında; satış işlemlerinde gösterilen bedeller ile taşınmazın gerçek değeri arasında fark bulunduğu, satış bedellerinin ödendiğinin ispatlanamadığı, davacının verdiği vekâletnamenin amacına aykırı şekilde kullanıldığı, taşınmazı devralan üçüncü kişinin taraflar arasındaki ilişkiyi ve vekâlet durumunu bildiği, taşınmazın davalının yakınları arasında iki kez el değiştirdiği ve işlemlerin muvazaalı nitelik taşıdığı, davacının vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı yönündeki iddiasını ispatladığı kabul edilerek davanın kabulüne, dava konusu taşınmazdaki davacıya ait hissenin tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar vermiştir.

Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dinlenen tanıkların görgüye dayalı bilgi sahibi olmadıkları, beyanlarının duyuma dayandığı, bu nedenle taşınmazın vekâlet görevinin kötüye kullanılması amacıyla devredildiğinin ve üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunun yeterli şekilde ispatlanamadığı, öte yandan davalının vekalet görevinden kaynaklanan hesap verme ve satış bedelini müvekkiline ödeme yükümlülüğü bulunduğu, dosyada satış bedelinin davacıya ödendiğinin yazılı delille ispatlanamadığı, bu hususta ispat yükünün davalı tarafta olduğu kabul edilmekle davalıların istinaf başvurusu kısmen kabul edilerek İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılmış; davacının tapu iptali ve tescil talebinin reddine, ancak satış bedelinin ödendiği ispatlanamadığından alacak talebinin kabulü ile davacının 2/5 hisse değerine karşılık gelen 78.886,34 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalı mirasçılarından müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.

Bilindiği üzere; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) temsil ve vekalet akdini düzenleyen hükümlerine göre vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onu ... edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

TBK’da sadakat ve özen borcu, vekilin ... edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 506. maddesinde "..., vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde ..., işi başkasına yaptırabilir. ... üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla ..., ... edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.

Öte yandan; 6100 sayılı HMK’nın 190. maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.” hükmü yer almaktadır. 4721 sayılı TMK'nın 6. maddesinde ise; "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." düzenlemesine yer verilmiştir. Anılan kanun maddeleri kapsamında bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır.

Somut olayda; her ne kadar İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş ve bu karar Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin 01.07.2025 tarihli, 2023/2334 Esas ve 2025/1554 Karar sayılı ilamı ile kaldırılarak tapu iptali ve tescil isteminin reddine, alacak talebinin ise kabulüne karar verilmiş ise de dosya kapsamı itibarıyla davacının vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı yönündeki iddiasını kanıtlayabildiğini kabul etmek mümkün değildir. Dosya içeriği ve toplanan delillerden; dava konusu taşınmazın veraseten iştirak hâlinde davacı ile diğer mirasçılar adına kayıtlı olduğu, 07.01.2002 tarihli ve ... yevmiye numaralı resmi senetle gerçekleştirilen satış işleminde davalının yalnızca davacıyı değil, taşınmazın diğer paydaşları olan ...., .... ve ....'yı da vekâleten temsil ettiği, ayrıca davacının kardeşi ve davalı ...'ın eşi olan ... satış işlemine asaleten katıldığı, dolayısıyla aynı işlemle tüm mirasçıların iradesiyle taşınmazın satışının gerçekleştiği, davacı dışındaki diğer kayıt maliklerinin söz konusu satış işleminin varlığına veya geçerliliğine yönelik herhangi bir itirazlarının bulunmadığı da görülmektedir.

Bunun yanında; davaya dayanak vekâletnamenin.... Noterliğinin 03.11.2000 tarihli ve ... yevmiye numaralı vekâletnamesi olduğu, dava konusu taşınmazın ise bu vekâletnameye dayanılarak 07.01.2002 tarihinde temlik edildiği, eldeki davanın ise vekâletnamenin düzenlenmesinden yaklaşık yirmi yıl, temlik işleminden itibaren ise on sekiz yılı aşkın bir süre geçtikten sonra 12.10.2020 tarihinde açıldığı sabittir. Aradan geçen bu uzun sürenin, özellikle taraflar arasındaki yakın akrabalık ilişkisi de gözetildiğinde, satış bedelinin ödenip ödenmediği ile vekilin vekâlet vereni zararlandırma kastıyla hareket edip etmediğinin değerlendirilmesinde dikkate alınması gerekir. Nitekim davalı tarafça satış bedelinin tüm paydaşlara ödendiği savunulmuş olup satış işlemine konu taşınmazda pay sahibi bulunan diğer hissedarlar tarafından bugüne kadar satış bedelinin ödenmediği ya da vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasıyla açılmış herhangi bir dava veya yapılmış bir başvurunun bulunmadığı da dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı tarafın, eldeki davanın taraflar arasında başka bir taşınmaza ilişkin aile içi uyuşmazlıktan kaynaklanan husumet nedeniyle açıldığı yönündeki savunmasının da dosya kapsamındaki diğer delil ve olgularla birlikte değerlendirilmesi zorunludur.

Diğer taraftan; davacı tarafça dinletilen tanıkların davacının kızları oldukları, dava konusu vekalet işlemine ilişkin doğrudan görgü ve bilgilerinin bulunmadığı, beyanlarının davacıdan duyduklarına dayandığı, duyuma dayalı tanık anlatımlarının tek başına ispat gücü bulunmadığı kuşkusuzdur. Kaldı ki, salt taraflar arasındaki akrabalık ilişkisi, taşınmazın yıllar sonra davalı adına geçmiş olması veya duyuma dayalı tanık beyanları, tek başına vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ve vekilin vekâlet vereni zararlandırma kastıyla hareket ettiğini kabule yeterli değildir.

Hâl böyle olunca; davacı tarafça davalı ...'ın vekâlet görevini sadakat ve özen borcuna aykırı şekilde kullanarak vekâlet vereni zararlandırma kastıyla hareket ettiği ve dava konusu temlik işlemlerinin bu amaçla gerçekleştirildiği hususlarının, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafça ispatlanamadığı sonucuna varılmakla davanın tümden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.

Açıklanan sebeplerle; davacının temyiz itirazlarının reddine, davalıların temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, Dosyanın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 14.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Atıf: Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, E. 2025/5429, K. 2026/4116, T. 14.05.2026, www.arakarar.com/karar/yargitay-1-hukuk-dairesi-2025-5429-e-2026-4116-k-1937c44533b3