Yargıtay · 1. Ceza Dairesi
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 2025/4448 E. 2026/5120 K. – Kasten Öldürme
Konu: Kasten Öldürme
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 1. Ceza Dairesi
- Esas No
- 2025/4448
- Karar No
- 2026/5120
- Karar Tarihi
- Konu
- Kasten Öldürme
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2024/1633 E. 2025/384 K. SUÇ : Kasten öldürme HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması
İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddeleri uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.07.2024 tarihli ve 2023/425 Esas, 2024/308 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında maktule karşı kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 81/1, 29/1, 62/1, 53, 58. maddeleri gereğince 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve 2. kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.03.2025 tarihli ve 2024/1633 Esas, 2025/384 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekili ve sanığın istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-(a) maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanığın temyiz sebepleri özetle; suç vasfının hatalı belirlendiğine, eksik incelemeye ilişkindir.
III. GEREKÇE 1.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, alınan raporların yeterli ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, eksik incelemenin bulunmadığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştiğinin saptandığı suç vasfı ve ceza yaptırımının isabetli şekilde belirlendiği anlaşıldığından, temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2.Sanık hakkında adli sicil kaydına göre ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanması nedeniyle 5275 sayılı Kanun'un 108/3. maddesi uyarınca koşullu salıverilme hükümlerinden yararlandırılmamasına karar verilmiş ise de; hükümden sonra 04.06.2025 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile değiştirilen 5275 sayılı Kanun'un 108/3. maddesinde "ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır" denilerek ikinci kez tekerrür hükümlerinin uygulanmasında koşullu salıverilmeden yararalandırılması yönünde düzenleme yapılması ve infaza yönelik düzenlemenin derhal uygulanması gerektiği ilkesi karşısında; sanık hakkında koşullu salıverilme hükümlerinden yararlandırılmamasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuş ise de, anılan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.
IV. KARAR Gerekçe bölümünde yer alan (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenlerle sanık ...'ın temyiz istemi lehe hükümlerin uygulanması yönünden yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 07.03.2025 tarihli ve 2024/1633 Esas, 2025/384 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322. maddesi gereği hüküm fıkrasında yer alan, "sanık hakkında bu suçtan dolayı almış olduğu cezanın infazında koşullu salıverme hükümlerinin 5237 sayılı TCK'nın 58... sayılı CGTİK'nin 108/3. maddesi gereğince UYGULANMASINA YER OLMADIĞINA", ibaresinin çıkartılması suretiyle Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA, Hükmolunan ceza miktarı ve tutuklulukta geçirilen süre dikkate alınarak sanık ...'ın tahliye talebinin REDDİNE, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Bakırköy 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.09.2026 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY Olay günü maktul ...'in yanında bulunan iş arkadaşı ile birlikte trafikte seyir halindeyken...Hastanesi mevkiinde bulunan kavşakta yanından motosikletli birinin geçmesiyle direksiyonu ...'ın sevk ve idaresindeki aracın önüne kırdığı, bu sebepten maktul ile sanık arasında tartışma başladığı, tarafların araçlardan inerek birbirlerini karşılıklı yumruklarla darp ettikleri, olay yerindeki kalabalığın tarafları ayırmaya çalıştığı esnada sanığın elinde bulunan (daha sonra ele geçmeyen ve temin edilemeyen) bıçak ile maktulü kasık ve bacak bölgesinden bıçaklayarak olay yerinden aracına binerek kaçtığı olayda, sanığın öldürme değil yaralama kastıyla hareket ettiği ve TCK m. 87/4. maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiği kanaatiyle bu karşı oy yazısı yazılmıştır. 5237 sayılı TCK’nın 21/1. maddesine göre, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olan ve failin iç dünyasını ilgilendiren kast, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle, failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. İlkeleri, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar bulunan ve süregelen kararlarında açıklandığı üzere, bir eylemin kasten öldürmeye teşebbüs mü, yoksa kasten yaralama mı sayılacağının belirlenmesinde; fail ile mağdur arasında husumet bulunup bulunmadığı, varsa husumetin nedeni ve derecesi, failin suçta kullandığı saldırı aletinin niteliği, darbe sayısı ve şiddeti, mağdurun vücudunda meydana getirilen yaraların yerleri, nitelik ve nicelikleri, hedef seçme imkânı olup olmadığı, failin fiiline kendiliğinden mi, yoksa engel bir nedenden dolayı mı son verdiği gibi ölçütler esas alınmalıdır. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak ele alınması gerekmektedir. 5237 sayılı TCK’nın 23. maddesinde düzenlenmiş bulunan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suça ilişkin genel kuralın, özel hükümler arasında kendisine yer bulduğu maddelerin başında gelen TCK’nın 87. maddenin 4. fıkrasına göre, gerçekleştirilen kasten yaralama eylemi TCK’nın 86. maddesinin 1. veya 3. fıkraları kapsamında bulunur ve bunun sonucunda da ölüm meydana gelirse, en azından taksirle hareket etmiş olmak şartıyla faile belirtilen cezaların verileceği öngörülmektedir. Kasten yaralama sonucu mağdurun ölmesine ilişkin TCK'nın 87. maddesinin 4. fıkrasının uygulanması için; a- Failin yaralama kastı ile hareket etmesi, b- Mağdurun TCK’nın 86. maddesinin birinci veya üçüncü fıkrasında düzenlenen şekilde yaralanmış olması, c- Failin eylemi ile arasında illiyet bağı bulunacak şekilde mağdurun ölmesi, d- Failin meydana gelen ölüm sonucuna ilişkin en az taksir derecesinde bir kusurunun bulunması, şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Buna göre, fail mağduru yaralamak amacıyla hareket etmeli, mağdurun yaralanacağını bilmeli ve bu sonucu istemelidir. Bununla birlikte fail mağdurun yaralanmasını değil de, ölmesini istemiş veya bu sunucu kabullenmiş ise ölüm meydana gelmiş bu durumda kasten öldürmeden veya olası kastla öldürmeden sorumlu tutulacaktır. Buna göre 5237 sayılı TCK’nın 87. maddesinin 4. fıkrasına düzenlenen suçun manevi unsuru yaralama kastıdır. O hâlde, kasten öldürme suçu ile kasten yaralama sonucu ölüme neden olma suçu arasındaki ayırıcı kriterlerden en önemlisi manevi unsur farklılığı olacaktır. Dolayısıyla suçun vasıflandırılmasından önce çözülmesi gereken konu, failin kastının öldürmeye mi, yoksa yaralamaya mı yönelik olduğuna ilişkindir. Sanığın iç dünyasını ilgilendiren fiili işlerken hangi kastla hareket ettiği, dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak, daha açık bir ifadeyle failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmelidir. Kastın belirlenmesi açısından her bir olayda kullanılması gereken ölçütler farklılık gösterebileceğinden, tüm bu olguların olaysal olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, 1. Sanık ile maktul arasında önceye dayalı bir husumet bulunmaması, 2. Taraflar arasındaki kavganın trafikte araç kullanırken başlayan tartışmadan kaynaklanması, 3. Taraflar arasında başlayan kavga nedeniyle, hayati tehlikeye neden olan bıçak darbelerinin kavga sırasında hedef gözetme imkanı olmayan bir durumda meydana gelmesi, 4. Sanığın maktulün hayati bölgelerine daha fazla saplama imkanı olmasına sadece iki kez bıçağı saplaması, 5. Bacak ve kasık bölgesine isabet eden bıçak darbelerinden birinin kesi şeklinde olması ve sadece birinin hayati tehlikeye neden olması, Hususları dikkate alındığında, her ne kadar sanık katılanı hayatı tehlike oluşturacak nitelikte yaralamış olsa da, sanığın öldürme kastıyla hareket etmiş olması halinde katılanın hayati bölgelerine bıçağı birden fazla saplayabilecek durumda olmasına rağmen katılanı hayati tehlikeye neden olacak nitelikte kasık bölgesinden bir kez yaralanmış olması karşısında, sanığın dış dünyaya yansıyan davranışlarına göre suçu işlerken sahip olduğu kasta bakılmaksızın sadece kullanılan aracın öldürmeye elverişli olması ve failin fiili işlerken bilme ve belirleme imkanı olmayan hayati tehlike neticesi esas alınarak oluşturulan fiili bir karineyle, yaralama kastıyla hareket ettiği kabul edilmesi gereken sanığın fiilinin kasten adam öldürme olarak nitelendirilmesinin maddi gerçeğe ve hukuka aykırı olduğu kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir.