İlk Derece Mahkemesi · İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/414 E. 2025/698 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2025/414
- Karar No
- 2025/698
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2025/414 Esas KARAR NO : 2025/698 DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 07/05/2025 KARAR TARİHİ : 17/07/2025 Yukarıda açık kimliği yazılı taraflar arasında mahkememizde görülen davanın yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili, dava dilekçesi ile; Müvekkilinin, kendisine ait... plakalı aracı, 23/06/2023 tarihinde,... Işıkkent/İZMİR adresindeki ...Nakliyat Tır Kamyon Garajında görevlilerin işaret ettiği noktaya park halinde bıraktığını, Müvekkilinin, adı geçen garajda bıraktığı aracını almak için geldiğinde, ekte sunulu fotoğraflarda görüldüğü gibi, aracı hasarlı halde bulunduğunu, ekte sunulu Kaza Tespit Tutanağında da görüldüğü üzere, müvekkilinin aracı park halindeyken hasar gördüğünü, otogarda gerekli güvenlik önlemlerinin alınmamış olması, güvenlik kamerası dahi bulunmaması sebebiyle aracın hasar görmesinin önlenemediği gibi, hasarı meydana getiren kişiler de tespit edilemediğini, araçta oluşan KDV dahil bakiye hasar bedelinin, değer kaybı tazminatının, ikame araç bedeli ve kazanç kaybının karşılanması, hasara sebep olan kişiler tespit edilemediğinden ve bu kişilere başvurma olanağı bulunmadığından, Sayın Mahkemenize başvurarak otopark işletmecisi olan davalı yandan zararların karşılanmasını talep etme zorunluluğu doğduğunu, dava konusu müvekkiline ait aracın ticari araç (çekici) olarak kullanıldığını, dolayısıyla, müvekkilinin dava konusu hasar gören aracı kullanarak kazanç elde etmekte olduğunu, aracın almış olduğu hasar sebebiyle müvekkilin aracını kullanamaması neticesinde müvekkilinin aracında ikame araç zararının yanısıra kazanç kaybı zararının oluştuğunu, tamirde kaldığı süreç boyunca müvekkilinin söz konusu aracın işletilmesinden kaynaklı kazancından mahrum kaldığını ve kazanç kaybı söz konusu olduğunu, kazanın oluşumuna sebebiyet veren araç sürücüsü ve araç sahibi müvekkilinin uğradığı kazanç kaybından da sorumlu olduğunu, müvekkilinin uğradığı kazanç kaybı bedelinin de hesaplanarak müvekkiline ödenmesini talep ettiklerini, bu nedenlerle fazlaya ilişkin talep, dava vb. tüm haklarımız saklı kalmak ve yapılacak bilirkişi incelemeleri neticesinde alacağımız belirlenebilir hale geldiğinde HMK 107. madde doğrultusunda artırılmak üzere; Müvekkiline ait 01 AKS 646 plakalı araçta kaza sebebiyle oluşan , KDV dahil 50,00-TL bakiye hasar bedeli , 50,00-TL değer kaybı tazminatı, 50,00-TL ikame araç bedeli ve 50,00-TL kazanç kaybı olmak üzere şimdilik toplam 200,00-TL'nin kaza tarihi itibariyle işleyecek olan avans faiziyle birlikte davalı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili, cevap dilekçesinde; maddi hukuk kaynaklı sıfat (husumet) yokluğundan davanın reddine karar vermesi gerektiğini, davanın hukuki yarar yokluğu sebebi ile usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı yanın iddiaları tamamen asılsız olup davacı yan salt mahkemeyi yanıltmak amacı ile kötüniyetli bir şekilde yanlış beyanlarda bulunduğunu, söz konusu araç iddia edildiği gibi park halindeyken hasar görmediğini, ;... Işıkkent/İzmir adresli Yeşildağ Tır Kamyon Garajında ilk günden itibaren güvenlik görevlisi, kulübesi ve 4 adet güvenlik kamerası bulunduğunu, davacı yan ikame edilen söz konusu davaya ilişkin eksper raporu sunmuşsa da söz konusu hasarın otoparkta park halinde meydana geldiğini kanıtlayamadığını, söz konusu hasarın otoparka girerken olmadığına, aracın sağlam bir halde bırakılıp bu halde bulunduğuna ilişkin bir delil bulunmadığını, keza otoparka giriş yapmadan önce yaşanmış olup akabinde bu hasarın müvekkilince karşılanması amacı mevcut olduğunu, dosyaya tanzim edilen eksper raporu davacı yanın beyanına göre hazırlandığını, davacının iş bu iddiasının kanıtlanması güvenlik kameralarının kaydına bağlıyken davacı yanın iş bu kayıtların silinmesinin ardından bu davayı öne sürmesi iyi niyetli olmadığını kanıtlar mahiyette olduğunu, hayatın olağan akışında böyle bir olay meydana geldiğinde taraflar zararın giderilmesi adına deliller henüz niteliğini yitirmemişken başvurulması gerekirken 2 sene beklenmesi olayın şaibeli olduğunu ortaya koyduğunu, 6100 SAyılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. Maddesi ve 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 6. Maddesi gereğince iddia eden, iddiasını ispat yükümlülüğü altında olduğunu, söz konusu aracın iddia edildiği gibi hasarsız otoparka girdiğinin ispatını davacı yan sağlamak durumda olduğunu, kesinlikle davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla iddia edilen somut olayda otopark işleticisi müvekkilinin hiçbir kusuru, sorumluluğu bulunamayacağını, davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine, davanın esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE; 1-Dava, 3.kişi tarafından davacıya ait araca verilen zararın saklama sözleşmesi hükümleri kapsamında davalıdan tazminine ilişkin maddi tazminat davasıdır. 2-Anayasanın 37. maddesine göre, "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz". 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'unun 1. maddesine göre, "Mahkemelerin görevi, ancak kanunla düzenlenir. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir." 114/c maddesine göre, mahkemenin görevli olması dava şartıdır. 115. maddesine göre, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler. Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." Dolayısıyla görev konusunun, mahkemelerce her aşamada resen gözetilmesi gerekir. 3-6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın Türk Ticaret Kanunu veya diğer kanunlarda o davaya asliye ticaret mahkemesinin bakacağı yönünde düzenleme olmalıdır. Örneğin, ödünç para verme işlemlerine ilişkin uyuşmazlıklar Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, iflas davaları ise 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 154 ve devamı maddeleri hükmünce ticari dava sayılır. Buna karşılık Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca, tarafların tacir olup olmamasına bakılmaksızın ticari dava sayılan havale, vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalar herhangi bir ticari işletmeyi ilgilendirmiyorsa, ticari dava vasfını kaybedecektir. Diğer taraftan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/II. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira, Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. TTK'nın 14.maddesinde "bir ticari işletmeyi, kısmen dahi olsa kendi adına işleten kimseye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo ve sair ilan vasıtaları ile halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline kaydettirerek keyfiyeti ilan etmiş olan kimse fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır." denilmektedir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un 11.maddesinde ticari işletme şu şekilde tanımlanmıştır. "(1) Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. (2) Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak kararname ile belirlenir." Yine aynı yasanın 12.maddesine göre tacir, bir ticari işletmeyi kısmen de olsa kendi adına işleten kişidir. 15.maddesinde ise; "İster gezici olsun, ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanun'un 3/a maddesine göre; "Esnaf ve sanatkâr: İster gezici ister sabit bir mekânda bulunsun, Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseler"dir. Dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Türk Ticaret Kanun'un gerek 11. gerekse 15.maddesinde öngörülen sınırı belirleyen Bakanlar Kurulu kararı ise 21.07.2007 yürürlük tarihli, 207/12362 sayılı Bakanlar Kurulu kararı olup, söz konusu Bakanlar Kurulu kararı:"Esnaf ve sanatkâr ile tacir ve sanayicinin ayrımı MADDE 1 – (1) 5362 sayılı Esnaf ve Sanatkârlar Meslek Kuruluşları Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 63 üncü maddesi ile 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 12 nci ve 17 nci maddelerinin uygulaması bakımından;a) Esnaf ve Sanatkâr ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunun tespit edeceği ve Resmî Gazete’de yayımlanacak esnaf ve sanatkâr meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedeni çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunanlardan 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 177 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) ve (3) numaralı bentlerinde yer alan nakdi limitlerin yarısını, (2) numaralı bendinde yazılı nakdi limitin tamamını aşmayanların esnaf ve sanatkâr sayılmaları ile esnaf ve sanatkâr siciline ve dolayısıyla esnaf ve sanatkarlar odalarına kaydedilmeleri, Ancak, esnaf ve sanatkâr siciline kayıtlı iken, daha sonraki yıllarda yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı, esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerini aşanların kendileri istemedikçe ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği bünyesindeki odalara kayıt için zorlanmaması, yıllık alış veya satış tutarları ya da gayri safi iş hasılatı esnaf ve sanatkâr sayılma hadlerinin altı katını aşanların ise kayıtlarının, esnaf ve sanatkâr sicili marifetiyle ticaret siciline aktarılması, b) 213 sayılı Vergi Usul Kanununa istinaden birinci sınıf tacir sayılan ve bilanço esasına göre defter tutanlar ile işletme hesabına göre defter tutan ve bu Kararın (a) bendinde belirtilenlerin dışında kalanların tacir ve sanayici sayılmaları ile ticaret siciline ve dolayısıyla Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin bünyesindeki odalara kaydedilmeleri, kararlaştırılmıştır."şeklindedir. Yukarıda belirtilen Bakanlar Kurulu kararında tacir ile esnaf arasındaki sınırın belirlenmesinde gözetilecek değerler yönünden Vergi Usul Kanun'un 177.maddesine atıfta bulunulmuş olmakla dava ve işlem tarihi itibariyle bahsi geçen yasa maddesindeki düzenleme; "Aşağıda yazılı tüccarlar, I'inci sınıfa dahildirler: 1. Satın aldıkları malları olduğu gibi veya işledikten sonra satan ve yıllık alımlarının tutarı 7.200.000.000 (2023 yılına ilişkin tüccar sınıfının belirlenmesi bakımından 890.000 TL) veya satışları tutarı 8.640.000.000 lirayı (2023 yılına ilişkin tüccar sınıfının belirlenmesi bakımından 1.270.000 TL) aşanlar 2. Birinci bentte yazılı olanların dışındaki işlerle uğraşıp da bir yıl içinde elde ettikleri gayri safi iş hasılatı 3.600.000.000 lirayı (2023 yılına ilişkin tüccar sınıfının belirlenmesi bakımından 440.000 TL) aşanlar; 3. 1 ve 2 numaralı bentlerde yazılı işlerin birlikte yapılması halinde 2 numaralı bentte yazılı iş hasılatının beş katı ile yıllık satış tutarının toplamı 7.200.000.000 lirayı (2023 yılına ilişkin tüccar sınıfının belirlenmesi bakımından 890.000 TL).."şeklindedir. 4-Yukarıda açıklanan usul ve esaslar dikkate alındığında, uyuşmazlığın ticari dava mahiyetinde sayılabilmesi için her iki tarafın tacir olması yeterli olmamakta, ayrıca uyuşmazlık konusu işin tacire ait ticari işletmenin faaliyetlerinden kaynaklanması gerekmektedir. Örneğin bir tacirin ticari işletmesinde kullanacağı televizyonla ilgili gerçekleştireceği hukuki işlemler ticari nitelikte ise de aynı tacir evinde kullanmak üzere satın aldığı bir televizyon yönünden tüketici sıfatını haiz olacaktır. Somut olayda davalı ...'ın ticaret sicilinde tacir kaydının bulunmadığı, İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliği'nin 14/05/2025 tarihli cevabi yazısına göre 03/01/2020 tarihinden itibaren "Durak, Otopark İşletmeciliği" meslek dalında esnaf kaydının bulunduğu görülmüştür. Bir kimsenin esnaf veya tacir olarak ayrımının yapılabilmesi için bağlı bulunduğu esnaf odası kaydından ziyade işlemin yapıldığı yıldaki VUK 177.maddesi uyarınca esnaf-tacir sınırları yönünden değerlendirilmesi gerekmektedir. Hasan Tahsin Vergi Dairesi'nin 14/05/2025 tarihli cevabi yazısında davalının işletme defteri kullandığının belirtildiği, dosyaya celbedilen 2022, 2023 ve 2024 yılı vergi kayıtlarına göre davalının 2023 yılı hasılatının 724.054,27-TL, 2024 yılı hasılatının ise 740.516,48-TL olduğu, davalının gelirini otopark işletmeciliği dışında satış içeren faaliyetleri de olması nedeniyle 3.bentte yazılı 2023 yılı için 890.000,00-TL ve 1.400.000,00-TL(2024 yılı) altında hasılatının bulunduğu, bu haliyle davalının hasılat miktarlarına göre tacir olarak kabul edilemeyeceği, yargılama konusu uyuşmazlığın saklama sözleşmesinden kaynaklandığı ve mutlak ticari işlerden de olmadığı dikkate alınarak görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğu değerlendirilmiş ve bu yönde davanın göreve yönelik dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi ile görevli mahkemenin İzmir Asliye Hukuk Mahkemesi olduğuna karar verilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, İZMİR ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, 2-HMK'nun 20.maddesi uyarınca bu karara karşı süresi içerisinde kanun yoluna başvurulmadan kesinleşmesi halinde kararın kesinleştiği tarihten, kanun yoluna başvurulması halinde bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde mahkememize başvurularak dava dosyasının görevli mahkemeye gönderilmesinin talep edilmesi halinde dava dosyasının yetkili ve görevli İzmir Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine, kesinleşmeden itibaren 2 haftalık süre içerisinde dosyanın yetkili ve görevli mahkemeye gönderilmesi talep edilmezse davanın açılmamış sayılacağının İHTARINA, 3-Yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin e-duruşma yoluyla yüzüne karşı, diğer tarafların yokluğunda gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde mahkememize bir dilekçe verilmesi veya tutanağa geçirilmek kaydıyla mahkememiz zabıt katibine beyanda bulunmak ve bu beyanın mahkememiz Hakimi tarafından onaylanması sureti ile istinaf kanun yoluna gidilebileceği, yasal süre içinde istinaf kanun yoluna başvurulmadığı takdirde kararımızın kesinleşeceği, yasal sürede istinaf kanun yoluna gidilmesi halinde dosyanın ilgili İzmir Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi'ne istinaf konusunda karar verilmek üzere gönderileceği açıklanmak sureti ile açık yargılama sonunda verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.17/07/2025 Katip ... e-imzalıdır Hakim ... e-imzalıdır