İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2024/518 E. 2024/776 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Daire
- İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi
- Esas No
- 2024/518
- Karar No
- 2024/776
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO:2024/518 Esas KARAR NO :2024/776 DAVA:Ticari Şirket DAVA TARİHİ:28/08/2024 KARAR TARİHİ:12/12/2024 Mahkememizde görülmekte olan Ticari Şirket davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin müteveffa babası ...'ün ...Müdürlüğünün ... numaralı sicilinde kayıtlı bulunan davalı şirketin %50 hissesinin sahibi olduğunu, müvekkil şirket payının tescili için .... Noterliğinin ... yevmiye nolu ile şirketin sicil kayıtlarındaki adresine ihtarname gönderdiğini, ancak sözkonusu ihtarname şirket tanınmıyor gerekçesi ile tebliğ edilemediğini, şirketin yıllardır hiçbir ticari faaliyetinin olmadığını, iştigal konusu kapsamında ticaret yapmak gibi bir niyet olmadığını ve müvekkilinin davalı şirketin diğer ortaklarıyla hiçbir bağlantısı olmadığını, müvekkilinin yurt dışında yaşadığı için şirket ile ilgili hiçbir bilgisi olmadığını beyanla; öncelikli olarak şirketin feshine, bunun mümkün olmaması halinde müvekkilin şirket ortaklığından çıkarılmasına, çıkarılma payının belirlenmesi ve payının şirketten tahsilini sağlanmasına, davalı şirket adına kayıtlı menkul ve gayrimenkullerin üçüncü şahıslara devir, satış ve temlikinin önlenmesi zımnında davalı şirket aleyhine teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesine ve davacının ortaklık hak ve sorumluluklarının icrasının dava sonuna kadar geri bırakılmasına, fesih talebinin kabul edilmemesi halinde; ... Tur. San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin % 25 pay sahibi ortağı olan davacının ortaklık payının tespitine, tespit edilen ortaklık payı ve varsa ödenmemiş kar paylarının ödenmesi suretiyle şirket ortaklığından çıkarılmasına, çıkma payının, dava tarihi itibariyle işleyecek avans faizi ile birlikte HMK 107. madde uyarınca açmış olduğumuz işbu belirsiz alacak davası neticesinde, tam ve kesin olarak belirlenmesini müteakiben taleplerimizi serbestçe arttırma hakkı saklı olmak üzere, davalı şirketten tahsiline, TTK 639. Maddesi gereğince şirket müdürü ve diğer ortaklarının davadan haberdar etmek üzere gerekli bildirimin yapılmasına karar verilerek yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı şirkete usulüne uygun olarak çıkartılan tebligata rağmen davaya süresinde cevap ya da sonrasında herhangi bir beyanda bulunmadığı gibi duruşmaya da davalı tarafından gelen olmamıştır. DELİLLER: ...Müdürlüğüne, ... Sigorta A.Ş., Hocapaşa Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevapları dosya arasına alınmıştır. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, davalı şirketin haklı sebeple fesih ve tasfiyesi ile davacının ortaklık payının tespiti taleplerine ilişkindir. Davacı vekili ön inceleme duruşmasındaki beyanında müvekkilinin müteveffa babası ...'ün davalı şirketin % 50 hissesinin sahibi olup, 12.03.2021 tarihinde vefat ettiğini, geriye müvekkili ile kardeşi Uğur İyigün'ün kaldığını, miras yolu ile intikal eden şirket payının tescili ve ilanı için 04.04.2024 tarihinde .... Noterliğinin ... yevmiye nolu ihtarnamesinin davalıya gönderildiğini, ancak tebligatın iade edildiğini, yani davalı şirkete yapılmış bir ihtar tebliği bulunmadığını, şirketin diğer ortakları ile müvekkilinin iletişimi bulunmadığını, diğer mirasçı olan kardeşi ile de aralarında ihtilaf olup, çekişmeli davalar bulunduğunu, bir araya gelerek şirket adına bir karar almalarının mümkün olmadığını, fesih ve tasfiyeye ilişkin davayı mirasçılıktan isabet eden kendi hissesine dayalı olarak talep edilmiş olup, fesih ve tasfiyenin kabul edilmemesi halinde, davalı şirketin miras hissesine istinaden % 25 pay sahibi ortağı olarak ortaklık payının tespitine karar verilmesini talep etmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/3961 Esas 2024/137 Karar sayılı ilamı " 6102 sayılı Kanun'un 636 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında haklı sebeplerin varlığı halinde her ortağın mahkemeden şirketin feshini isteyebileceği, mahkemenin istem yerine, payının gerçek değerinin ödenmesiyle davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebileceği düzenlenmiş olup, davacılardan E... de %10 pay oranıyla şirket ortağı olduğunun anlaşılmasına göre, anılan davacı yönünden haklı sebebe dayalı fesih istemli davanın görülüp incelenmesi, şayet haklı sebebin varlığına kanaat edilmesi halinde bu defa feshe karar verilip verilmeyeceği hususunda bir değerlendirme yapılması gereklidir. Davacı .... dışındaki diğer davacıların ise %90 pay oranıyla şirket ortağı olan müteveffa ....'in mirasçılarından sadece bir kısmı oldukları ve kendi hisselerine dayanarak fesih talebinde bulundukları, haklarındaki dava husumetten reddedilen davalıların da ....in mirasçıları arasında bulundukları anlaşılmaktadır. Eş anlatımla, davacıların davalarını murisleri hissesine teb'an açmamışlardır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 596, 599 uncu maddelerine göre ortağın ölümü halinde ortaklık payı mirasçılarına iştirak halinde intikal edeceğinden haklı sebebe dayalı fesih istemli bu davayı tüm mirasçıların birlikte açmaları veya anlaşamamaları halinde miras şirketi mümessili aracılığıyla açmaları taraf teşkilinin sağlanması yönünden zorunludur. Tüm bu nedenlerle, bir kısım mirasçı davacıların kendi hisselerine dayanarak açtıkları davanın aktif husumet eksikliği nedeniyle reddine karar verilmesi yerine, gerek İlk Derece Mahkemesinin ve gerekse istinaf incelemesinde Bölge Adliye Mahkemesinin, davacı mirasçıların veraset ilamındaki miras paylarına göre şirketteki ortaklık paylarını değerlendirerek müşterek mülkiyet halinde payların mirasçılara intikal ettiği düşüncesiyle yazılı şekilde karar vermesi doğru olmamış bozmayı gerektirmiştir." şeklindedir. Davaya konu somut olayda da müteveffanın babası ...'ün davalı şirketin % 50 hissesinin sahibi iken, 12.03.2021 tarihinde vefat ettiği, geriye davacı ile dava dışı kardeşinin kaldığı, miras yolu ile intikal eden şirket payının tescili ve ilanı için davalıya gönderilen ihtar tebligatının iade edildiği, fesih ve tasfiyeye ilişkin açılan davanın mirasçılıktan isabet eden davacı hissesine dayalı olarak talep edildiği, fesih ve tasfiyenin kabul edilmemesi halinde, davalı şirketin miras hissesine istinaden % 25 pay sahibi ortağı olarak ortaklık payının tespitine karar verilmesi beyan ve talep edilmiş olmakla, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 596, 599 uncu maddelerine göre ortağın ölümü halinde ortaklık payı mirasçılarına iştirak halinde intikal edeceğinden haklı sebebe dayalı fesih istemli bu davayı tüm mirasçıların birlikte açmaları veya anlaşamamaları halinde miras şirketi mümessili aracılığıyla açmaları taraf teşkilinin sağlanması yönünden zorunlu olup fesih ve tasfiye talebi yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Limited şirketlerde payın tarafların iradesiyle devre konu olduğu durumlarda devralanın ortaklık sıfatını kazanabilmesi için devir sözleşmesinin yazılı olarak yapılması, sözleşmedeki imzaların noter tarafından onaylanması ve devrin genel kurul tarafından onaylanması gerekmektedir (TTK m. 595). Aksi halde payın devredilebilmesi mümkün değildir. Ancak payın miras yoluyla geçişinde devirden farklı olarak payın geçişi tarafların iradesine değil bir kanun hükmüne dayanmaktadır. Bu durumda iradi bir geçiş söz konusu olmadığından yazılı bir sözleşmenin yapılması ve imzaların noter tarafından onaylanması mümkün değildir. Ayrıca payın devrinden farklı olarak, miras yoluyla geçişte genel kurul onayının alınması da gerekli değildir. Ancak TTK m. 596/2’de limited şirketin payın miras yoluyla geçişini onaylamayı reddedebileceği şeklinde bir düzenlemeye yer verilmiştir. Söz konusu düzenlemenin kaleme alınış şekli, bu hususta genel kurul onayının gerekli olduğu izlenimini uyandırmaktadır. Oysa TTK m. 596/1’de bu hususta genel kurul onayına gerek olmadığı açık bir şekilde belirtilmiştir. TTK m. 596/2’deki düzenleme incelendiğinde aslında bu düzenlemenin onaylamanın reddine ilişkin değil, şirketi tanınan bir alım hakkına ilişkin olduğu görülmektedir. Limited şirket, söz konusu düzenleme çerçevesinde alım hakkını kullanarak geçmişe etkili bir şekilde mirasçılara kanun gereği geçen payları tek taraflı olarak satın alabilmektedir. Dolayısıyla söz konusu hususun onaylamanın reddi şeklinde ifade edilmesi isabetli değildir. Zira mirasçıların ortaklık sıfatını kazanmaları şirketin onayına bağlı değildir. Mirasçıların ortaklık sıfatını kazanmaları için pay defterine kayıt ve ticaret siciline tescil yapılması da gerekli değildir. Bu konuda ticaret siciline yapılacak olan tescil kurucu değil, bildirici etkiye sahiptir. Aynı şekilde pay defterine yapılacak olan kayıt da bildirici niteliktedir. Pay defterine yapılacak kayıt ve ticaret siciline yapılacak olan tescilin hukuki niteliği konusunda payın devriyle, miras yoluyla geçişi arasında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Payın miras yoluyla geçişinde şirketler hukukuna ilişkin olarak hiçbir şartın aranmaması, geçişin tamamen miras hukuku hükümleri çerçevesinde gerçekleşmesi kanuni geçiş ile iradi geçiş arasındaki en önemli farklılıktır. Payın mirasçılara geçişi ortağın ölümüyle birlikte genel kurul onayı, pay defterine kayıt ve ticaret siciline tescil yapılmasına gerek olmaksızın kendiliğinden gerçekleşir. Dolayısıyla miras yoluyla geçişte miras hukukuna ilişkin düzenlemelerin, şirketler hukukuna ilişkin düzenlemelere tercih edildiği söylenebilir. Miras hukuku hükümleri çerçevesinde mirasın geçişi için teslim, temlik, tescil vb. herhangi bir işlemin yapılması gerekmediği gibi mirasçıların kabul beyanında bulunmaları da gerekmez. Ortaklık haklarının mirasçılara miras hukuku hükümleri çerçevesinde geçişi ile şirketler hukuku hükümleri çerçevesinde geçişi arasında çok önemli bir farklılık bulunmaktadır. Miras hukuku hükümlerince miras taksim edilmediği sürece tereke içerisinde yer alan ortaklık haklarının, mirasçılara payları oranında geçebilmesi mümkün değildir. Zira miras hukuku hükümleri çerçevesinde mirasçılar tereke üzerinde elbirliği şeklinde mülkiyet hakkına sahiptir. Elbirliği mülkiyeti de tek kişinin mülkiyetinden ve paylı mülkiyetten farklı olarak fiili veya fikri bir bölünmeye elverişli değildir. Buna karşılık şirketler hukuku hükümleri çerçevesinde tereke içerisinde yer alan ortaklık hakları miras payları oranında kendiliğinden mirasçılara geçmektedir. Bu kapsamda mirasçılar, ortaklık payının kendilerine isabet eden kısmında doğrudan mülkiyet hakkını kazanmaktadır. (Aytekin Çelik, Limited Şirketlerde Payın Miras Yoluyla Geçişinin Miras Hukuku Ve Şirketler Hukuku Açısından Sonuçları) Medeni usul hukukunda hukuki yarar, mahkemede bir davanın açılabilmesi için, davacının bu davayı açmakta ve mahkemeden hukuksal korunma istemekte bir çıkarının bulunması gerektiğine ilişkin ilke anlamına gelir. Davacının davayı açtığı tarih itibariyle dava açmakta hukuk kuralları tarafından haklı bulunan (korunan) bir yararı olmalı, hakkını elde edebilmesi için mahkeme kararına ihtiyacı bulunmalıdır. 6100 sayılı Kanun'un sözü edilen maddesinin gerekçesinde de "...Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde ise davacının dava açmakta hukukî yararının bulunmasının bir dava şartı olduğu hususu açıkça vurgulanmıştır. Burada sözü edilen hukukî yarardan maksat, davacının sübjektif hakkına hukukî korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hâli hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunmasıdır. Bir başka ifadeyle, davacı hakkına kavuşmak için, hâli hazırda mahkeme kararına muhtaç bir konumda değilse onun hukukî yararının bulunduğundan söz etmek mümkün değildir..." yönünde açıklamalar yer verilmiştir. Öte yandan bu yararın "hukuki ve meşru", "doğrudan ve kişisel", "doğmuş ve güncel" olması da gerekir (Hanağası, E.: Davada Menfaat, Ankara 2009, s.135). Hukuki yarar dava şartlarından olup 6100 sayılı HMK'nın 114. maddesine göre, davacının dava açmakta hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Bu şart, dava konusuna ilişkin genel dava şartlarından biri olup, davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi ve esas hakkında hüküm verilebilmesi için varlığı gerekli olduğundan, olumlu dava şartları arasında sayılmaktadır. Bu nedenle menfaate, davanın dinlenebilmesi (mesmu olması, kabule şayan olması) şartı da denilmektedir (Hanağası, s. 19-21). Bir davada, menfaat (hukuki yarar) ilkesinin dava şartı olarak gözetilmesinin, yargılamanın amacına ve usul ekonomisi ilkesine uygun olacağı her türlü duraksamadan uzaktır.Bu ilkeden hareketle bir davada hukuki menfaatin bulunup bulunmadığı mahkemece, tarafların dava dosyasına sunduğu deliller, olay veya olgular çerçevesinde yargılamanın her aşamasında ve kendiliğinden gözetilmelidir. Böylelikle kişilerin haksız davalar açmak suretiyle dava hakkını kötüye kullanmasına karşı bir güvence de sağlanmış olmaktadır (Pekcanıtez, s.946-949). Davacının ortaklık payının tespiti talebi yönünden yukarıda yapılan açıklamalar dikkate alındığında; Limited şirketlerde payın mirasçılara geçişi ortağın ölümüyle birlikte genel kurul onayı, pay defterine kayıt ve ticaret siciline tescil yapılmasına gerek olmaksızın kendiliğinden gerçekleşmekte olup Mirasçıların ortaklık sıfatını kazanmaları için pay defterine kayıt ve ticaret siciline tescil yapılması da gerekli değildir. Bu konuda ticaret siciline yapılacak olan tescil kurucu değil, bildirici etkiye sahiptir. Aynı şekilde pay defterine yapılacak olan kayıt da bildirici niteliktedir. Pay defterine yapılacak kayıt ve ticaret siciline yapılacak olan tescilin hukuki niteliği konusunda payın devriyle, miras yoluyla geçişi arasında herhangi bir farklılık bulunmamaktadır. Dolayısıyla davacının eldeki davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığı anlaşıldığından davanın HMK 114/1-h ve 115 maddeleri gereğince hukuki yarar dava şartı yokluğundan usulden reddine, karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Davacının şirketin fesih ve tasfiyesi talebi yönünden davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine, 2-Davacının ortaklık payının tespiti talebi yönünden HMK 114/1-h ve 115 maddeleri gereğince davanın hukuki yarar dava şartı yokluğundan USULDEN REDDİNE, 3-Harçlar tarifesi uyarınca alınması gereken 427,60 TL harç bedelinin peşin alınan 8.538,75 TL harçtan mahsubu ile bakiye 8.111,15 TL harç bedelinin karar kesinleştiğinde talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Arabuluculuk ücreti olarak ödenen bedel olan 3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 6-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı vekilinin yüzüne (e-duruşma ile), davalı yokluğunda; 6100 sayılı HMK'nun 342. ve 345. maddeleri gereğince karşı tarafın sayısı kadar örnek eklenmek suretiyle tebliğden itibaren iki haftalık süre içerisinde mahkememize verecekleri bir dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri dilekçe ile veya HMK 348. maddesi gereğince istinaf dilekçesi kendisine tebliğ edilen taraf, başvurma hakkı bulunmasa veya başvuru süresini geçirmiş olsa bile mahkememize verecekleri bir cevap dilekçe ile veya başka bir mahkeme aracılığı ile mahkememize gönderecekleri cevap dilekçesi ile HMK 341. madde uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf yolu açık olmak üzere oy birliğiyle verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 12/12/2024 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır