İlk Derece Mahkemesi · İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2023/63 E. 2024/773 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Daire
İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi
Esas No
2023/63
Karar No
2024/773
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/63 KARAR NO : 2024/773 DAVA : İflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) DAVA TARİHİ : 08/10/2021 KARAR TARİHİ : 13/11/2024 Mahkememizde görülmekte olan iflas (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava ve takip konusu 16.04.2018 tarihli kredi sözleşmesi ve diğer dört adet kredi sözleşmesi uyarınca davalı tarafından üstlenilen edimlerin yerine getirilmediğini, anılan anlaşmalara konu ödemelerin davalı ve davalı firma yetkililerinin kendi kişisel çıkarlarına yönelik kullandığını, bunun tespiti ile müvekkili şirketin dolandırıldığının anlaşıldığını, tüm anlaşmaların feshedildiğini, alacaklarının ödenmesinin ... 9.Noterliği aracılığı ile keşide edilen ... tarihli ve ... yevmiye numaralı ihtarname ile davalıya bildirildiğini, keşif sondajı ve jeotermal sahasının geliştirilmesi amacıyla söz konusu sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kullanması için davalıya sağlanan krediye ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından davalıya ödenen 400.000,- ABD dolarının, ilgili sözleşme hükümleri gereği geri ödendiğini, müvekkili şirketin yapılması gereken ödemelere ilişkin olarak iyiniyetini koruduğunu, davalı ile gerekli görüşmeleri yaptığını, ödenmeyen borçları gündem maddesi yaptığını, ihtarlarda bulunduğunu, ancak davalının kendisine sağlanan finansmanı adı geçen anlaşmalar dışında kullanması sonrası ve davalının sulhten uzak tavrı neticesinde alacağını tahsil edemeyen müvekkili şirketin davalı aleyhine iflas yolu ile takibe başvurmak zorunda kalındığını, ancak bu sefer de davalının hiçbir haklı yönü bulunmayan ve son derece kötü niyetli şekilde borca itiraz ettiğini, davalının işbu haksız itirazı neticesinde iflas takibinin durdurulmuş olduğundan mahkemeye başvurma zorunluluğu hasıl olduğunu, öncelikle ... 32.İcra Müdürlüğü'nün...E.sayılı dosyası üzerinden başlatılan takibe karşı davalının haksız ve hiçbir hukuki dayanağı olmayan itirazının kaldırılmasını, anılan takibin devamını, davalının, müvekkili şirkete zarar verebilecek tasarruflarda bulunma olasılığının yüksek olması nedeniyle malvarlığı üzerinde muhafaza tedbirleri alınmasını, hükmedilecek muhafaza tedbirleri dolayısıyla davalının malvarlığına ilişkin üçüncü kişilerdeki hak ve alacakları dahil aktiflerin ve pasiflerin tespiti açısından İİK m.161 uyarınca defter tutulmasını, davalının müvekkili şirkete ödemesi gereken borcunun, yasal faizi ile diğer tüm ferilerinin ve iflas yolu ile takibe ilişkin tüm harcama ve giderlerin, davalı tarafından Mahkeme veznesine depo edilmesini, depo kararı verilmesi halinde, kararın gereği süresi içinde davalı tarafından yerine getirilmediği taktirde, davalının iflasını, yargılama ücreti, davaya ilişkin tüm masraflar ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasını talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki anlaşmadan kaynaklanan uyuşmazlığın asıl alacaklı olan tarafın müvekkili şirket ve asıl mütemerritin davacı şirket olduğunu, davacının, müvekkili şirket tarafından ruhsatların kaybedilmemesi amacıyla kurmak zorunda kaldığı jeotermal seraları iş geliştirme adı altında jeotermal endüstri niteliklerine sahip olmayan ve müvekkili şirket yetkilisi tarafından yapılan lüzumsuz harcamalar gibi göstererek mahkemenin yanıltmaya çalışıldığını, davacının davalı tarafınca ikame edilen tazminat/alacak davasında dosyanın geldiği aşama itibariyle müvekkil şirketin davadaki iddialarını ispatlayamadığını, tarafların savunmalarının doğruluğunun ortaya çıktığını beyan ederek HMK'nın 29.maddesinde ön görülen doğruyu söyleme yükümlülüğüne açıkça aykırı hareket ettiğini, gerçeği sakladığını, müvekkil şirketin yukarıda da açıklandığı şekilde somut olayda davacı şirkete karşı borçlu olmadığını, alacaklı konumunda olduğunu, ... 12.Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E.sayılı dosyasında yapılacak bilirkişi incelemesi ve tamamlanacak yargılama sonucunda bu durumun gün yüzüne çıkacağını, davadaki haklılığı açık olduğundan .. 12.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...E.sayılı dosyasının huzurdaki davada bekletici mesele yapılmasını talep ettiğini, zira anılan davanın huzurdaki davadan daha önce açıldığını, müvekkil şirket'in alacaklı olup olmadığı, davacının edimini yerine getirip getirmediği konularının anılan dava kapsamında çözüme kavuşturulacağını, davacı şirket iddialarının aksine davacı şirketin 02.03.2020 tarihli ihtarnamesine çevap verdiğini, davalı tarafça ödemezlik def'inin ileri sürüldüğünü, davacı şirket gerçek dışı beyanda bulunarak delil saklama gayreti ile mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını, davacı şirket ... ile taahhüt ettiği edimleri yerine getirmediği gibi asıl kendisinin temerrüt halinde olduğunu, davacı şirketin TBK md.97 hükmü ile açık olan ifada sıra kuralı gereği kendi edimini ifa etmediğini, ayrıca davacı şirketin sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı olmadığını, davalı tarafın ödemezlik def'inin ileri sürme hakkının bulunduğu, davacı şirket tarafından haksız rekabet kapsamında açılan haksız ve mesnetsiz dava ve soruşturmalardan bir tanesinin de ... Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunun ...Soruşturma numaralı dosyası olduğunu, haksız ve hukuka aykırı dava yetkisiz vekil tarafından ikame edildiğinde davanın öncelikle dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddini, Mahkeme aksi kanaatteyse savunmalarının davacının kötü niyetini açıkça ortaya koyduğundan davalı şirketin davacı şirketten alacaklı olduğu sabit bulunduğundan ... 12.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin...E.sayılı alacak dava dosyasının huzurdaki davada bekletici mesele yapılmasını, davacının haksız ve hukuka aykırı itirazın kaldırılması talebinin reddini savunmuştur. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, dava itirazın kaldırılması ve iflas davası olmakla öncelikle ve usulen itirazın kaldırılmasının gerekip gerekmediği, tarafların somutlaştırdıkları vakıalar ve tartışmasız olarak kabul edilen hususlara göre davacının, davalı şirkette hisse devir alan konumunda bulunduğu, bu çerçevede davacının davalı şirkette ortak olduğu, ayrıca dava konusu alacağa esas olan miktarın davalıya ödendiği ve bu noktada 16/04/2018 tarihli yazılı sözleşmenin yapılmış olduğu hususlarının tartışmasız bulunduğu dikkate alındığında, dayanak sözleşmede davacı tarafından davalıya ödenen bedel kredi olarak nitelendirilmiş olmakla birlikte, davalı anonim şirkete ortak olan davacının, şirkete borçlanmasını yasaklayan bir hüküm bulunmadığı dikkate alındığında, bu bedelin davacı tarafından davalıya "özkaynak" yerine "karz akdi" çerçevesinde verilmiş bir ödeme olduğuna dair davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarında muhasebesel veri olup olmadığı, hangi çerçevede muhasebesel verinin işlendiği, davacı olan ortağın "şirkete borç vermesi" ve davalı anonim şirketin "borç almasının" Kurumlar Vergisi Kanununun 16.maddesi ve 6102 sayılı TTK hükümleri dikkate alındığında ve özellikle 6335 sayılı Yasa değişikliği sonucunda bazı şartların varlığı durumunda şirkete borç verilebilme imkanının mevcut bulunması karşısında, davacının davalı anonim şirkete adı geçen sözleşme gereği ödemiş olduğu bedelin finansman kaynağı anlamında ve ödünç (karz) müessesesinin niteliği karşısında davacı tarafından davalıya ödenmiş bir miktar olup olmadığı, bu hususun defter ve kayıtlarında ne şekilde gözüktüğü, buna göre yine dayanak olan ve varlığı tartışmasız bulunan 16/04/2018 tarihli sözleşme ile tarafların amaçlarının aralarındaki ilişkiden ve muhasebe kayıtları dikkate alındığında neden verildiğine dair başkaca kayıt olup olmadığı, buna göre takip tarihi itibariyle davalı savunması da gözetildiğinde gerek asıl alacak gerekse sözleşme çerçevesinde işlemiş faiz talep etme hakkının muhasebesel ve sözleşmesel açıdan olup olmadığı, buna göre akdi faizi davacının talep etme hakkı oluşmuş ile takip tarihi olan 08/12/2022 tarihi itibariyle davacının davalıdan kaç TL talep edebileceği, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları ile sözleşme hükmü dikkate alındığında muhasebesel ve sözleşmesel açıdan davacının davalıdan bu bedeli talep etmesine engel sözleşmesel, muhasebesel bir halin mevcut olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlığın araştırılması için mahkememizce atanan bilirkişi kurulunun 17/01/2024 tarihli raporda "taraflar arasında temel anlaşma metninin 14.12.2017 tarihli “...” başlıklı sözleşme olduğu görüldüğü, söz konusu sözleşmenin taraflarının davacı ve davalı olduğu, ilgili metnin 19 maddeden oluştuğu görülmekte olup, yapılan incelemede taraf yükümlülüklerine yönelik 2-6 maddelerinin çevirisinin metne alındığı, doğrudan icra takibine konu edilen ve icra dosyasında da bir çevirisi bulunan belgede, “Keşif sondajları yapmak ve bu sondajlar için izin almak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanılacaktır” açıklamasının bulunduğu, itirazın iptali talepli davada, davacının taraflar arasındaki yukarıda incelenen kredi sözleşmesine bağlı olarak talepte bulunduğu anlaşıldığı, aynı belgede bir taraftan vade ve faiz oranı dikkate alınmak üzere borç iradesinin ortaya konulduğu, diğer taraftan taraflar arasında her iki tarafın onayında bulunan 14.12.2017 tarihli sözleşme ile bağlantı kurulmasına olanak verecek şekilde “Keşif sondajları yapmak ve bu sondajlar için izin almak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanılacaktır” ifadesinin yer aldığı görüldüğü, bu haliyle söz konusu 16.04.2018 tarihli ve 400.000 USD bedelli kredi sözleşmesinin, borç verme iradesi içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerektiği, 14.12.2017 tarihli sözleşme ile davacının yükümlülüğünün ilk sondaj kuyusunun açılmasını finanse etmek olduğu, sözleşmenin 6.1 hükmünde, kredi finansmanına yönelik olarak davacının feragat beyanının bulunduğu, bu haliyle davacı tarafından yapılan ödemenin ilk keşif sondajı amacıyla verildiği benimsenirse, davacının söz konusu bedeli geri alma hakkından vazgeçtiği benimsenebileceği, sonraki sondajlara yönelik olmak üzere davacının aynı hükmün ardından üç adede kadar keşif sondajı için kredi vermeyi taahhüt ettiği, ancak bu taahhüdünün aşağıdaki şartlara bağlandığının görüldüğü, bu haliyle davacının da parçası olduğu yatırımcı grubunun üç sondaja yönelik yükümlülüklerinin bulunmadığı, ancak ilk sondaja ilişkin olmak üzere finans yükümlülüğünün bulunduğu ve bu yükümlüğü yerine getirdiğinde, verdiği finansı geri isteyemeyeceği yönünde açık bir feragat beyanı bulunduğu, davalının belirtilen belge ile üstlenilen yükümlülük kapsamında bir ödeme bulunduğu yönünde savunmada bulunduğu, ancak diğer taraftan itirazın iptaline konu edilen icra takibine dayanak oluşturan 14.12.2017 tarihli belgede ise, davalının belirli bir miktarı belirli bir faiz oranı ve tarih belirtilmek suretiyle iade yükümlülüğünü ortaya koyduğu, bu yöndeki iradesinin açık bir biçimde metne yansıdığının da görüldüğü, esasen dosya kapsamında bu şekli bile birbiri ile çeliştiği düşünülebilecek iki ayrı metin bulunduğu, her ikisine yönelik geçerlilik itirazında bulunulmadığı, bu haliyle davalının sonraki tarihli belge ile borçlanma iradesini ortaya koyduğunun benimsenmesi gerektiği, bu konuda takdirin Mahkemeye ait olduğu, özellikle davalının savunmasına yönelik olmak üzere, dosya kapsamında denetime elverişli bir biçimde tarafların anlaşma konusu yaptığı sondaj finansmanının teknik detayları ve gereklilikleri yönünde de bir bilgi ve belge bulunmadığı, bu haliyle icra takibine konu edilen kredi sözleşmesi ile ödenen bedelin kredi değil, sözleşme gereği yükümlülük olduğu yönündeki savunmanın belgeler ile ispat edilemediği, tarafların karşılıklı dilekçelerinde de ortaya konulduğu gibi, davanın tarafları ve bunlar dışında gerçek kişiler arasında ortaya çıkan 14.12.2017 tarihli sözleşmenin, esasen bir “pay sahipleri sözleşmesi” niteliğinde bulunduğu, bu sözleşmenin taraflara yüklediği yükümlülükler kapsamında değerlendirildiğinde, davacının iddiasının sağlanan finansmanın keşif sondajı için değil, şirketin sera yapımı için kullanıldığı, sondaj için verilen paranın fiktif işlemlerle üçüncü kişilere aktarıldığı, yapılacak işlerin yüksek bedelli olarak üçüncü kişilere yaptırılması suretiyle finansmanın harcandığı, bu haliyle 16.04.2018 tarihli kredi sözleşmesinin iade amaçlı bir sözleşme niteliği göstereceği, 14.12.2017 tarihli sözleşme ile yüklenen yükümlülüklerin yerine getirmesi amacıyla yapılan bir ödeme niteliğinde olduğuna yönelik dosya kapsamında bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, ayrıca söz konusu borcun davalı defter kayıtlarında borç olarak göründüğü yönündeki maddi durumun Mahkemenin takdirinde olduğu, davacının takibe konu etmiş olduğu ödemenin davalıya iki ayrı ödeme şeklinde yapıldığı, bu ödemeleri davalı tarafın öncelikle 336 Diğer Çeşitli Borçlar hesabına kaydettiği, bu ödemeler dışında davacı tarafından başkaca ödemelerin dahi yapıldığı, 30.06.2019 tarihi itibariyle bu hesabın (1.199.727,60 USD karşılığı) 6.904.552,54 TL bakiye verdiği, bu bakiyeyi 331 Ortaklara borçlar hesabına virman edildiği ve halen davalının davacıya bu tutarda borçlu gözüktüğü" şeklinde görüş sunmuşlardır. Bilirkişi kurulunun 17/01/2024 tarihli kök raporlarında, 06/09/2023 tarihli ara kararın 5-b maddesi uyarınca davacının davalıdan akdi faiz talep etmesi mümkün ise kaç TL faiz talep edebileceğinin henüz hesaplanmamış olması, bu noktada akdi faiz hesabına ilişkin ilgili sözleşme hükümleri irdelenmek suretiyle ve Yargıtayın benimsediği yöntem çerçevesinde işlemiş faiz hesabının yapılması, bu yöne ilişkin rapordaki eksikliğin giderilmesi için bilirkişi kurulundan bu yöne ilişin ek rapor alınmasına dair ara karar oluşturulmuştur. Bunun üzerine bilirkişi kurulu hazırlamış olduğu 01/05/2024 tarihli ek raporlarında "belirtilen hesaplama ilkeleri ışığında davacının itirazın iptali yönündeki talebinin, takip tarihi itibariyle 400.000,00 USD asıl alacak 21.102,47 USD faiz olmak üzere toplam 421.102,47 USD’nin, ana paraya yıllık yüzde iki oranında temerrüt faiziyle talep edebileceği yönünde hesaplama ile birlikte, takip tarihinde asıl alacak 400.000 USD'nin takip tarihi itibariyle TL karşılığının 3.133.800,00 TL ve hesaplanan akdi ve temerrüt faizi toplamı 21.102,47 USD karşılığı 165.327,27 TL olmak üzere toplam 3.299.127,27 TL hesaplandığı" şeklinde görüş sunmuşlardır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık açısından önem arz eden 14/12/2017 tarihli “...” başlıklı sözleşme mevcuttur. Adı geçen sözleşmede; "Yatırımcı Grubu, işbu Anlaşma Bildirinin imzalanmasını müteakip 3 iş günü içinde Sayın AG'ye,...'nin özsermayesinin %68'ine denk gelen ...'deki ilk hisse dilmine ilişkin satın alma bedeli olarak 800.000 ABD Dolan (sekiz yüz bin ABD Dolan) tutarında ödeme yapacaktır. İşletmeci Grubu, hisselerin %48'inin ...'a devri ve devrin resmi tescili için gerekli işlemleri yapacaktır. Yatırımcı Grubu, ...'ye sondajların finansmanı ve işletme sermayesi olarak kredi sağlayacaktır. ... tarafından Yatırımcı Grubundan alınan tüm fonlar kredi finansmanı olarak ele alınacaktır. Kredi koşuları, Ortaklar arasında yapılacak ayrı kredi anlaşmalarına tabi olacaktır. Keşif sondajı ve Jeotermal sahasının geliştirilmesi amacıyla yapılacak ilave keşit işlemlerine ilişkin tüm kararlar sadece Yatırımcı Grubunun kontolünde olacaktır. Yatırımcı Grubunun münhasır değerlendirmesine göre sondajın başarılı olması durumunda. Yatırımcı Grubu, ilk keşif sondajı için kredi avansının geri ödenmesi talebinden feragal elmeyi kabul eder. İlk keşif sondajına ilişkin kredi finansmanı, ilk keşif sondajının başarılı olmaması durumunda geri ödenmeyecek. Ayrıca, keşif sondajının başarılı olmaması durumunda, Yatırımcı Grubu, 3 adede kadar ek keşif sondajı için kredi verme veya işbu Anlaşma Bildirisi kapsamında sözleşmeden çekime seçeneğine sahiptir. Bu sondajlar, işbu Anlaşma Bildirisinin 6.1 Maddesinde tanımlanan koşullara tabi olacaktır. Yatırımcı Grubu, tamaman kendi takdirine bağlı olarak, sözleşmeden çekilmeye karar verirse, Grubu, anlaşmadan çekilme kararını müteakip 24 ay içerisinde, yukarıdaki 2. fıkra uyarınca bile ...'nin %8'lik hisselerini orijinal satın alma fiyatı olan 800.000 ABD Dolarına (sekiz yüz bin geri alma hakkına sahiptir. şeklinde hükümler mevcut olup davalı takibe konu ödemenin bu sözleşme gereği yapıldığını savunmaktadır. Buna mukabil davalı vekili 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesindeki "keşif sondajları yapmak ve bu sondajlar için izin almak amacıyla işletme sermayesi olarak kullanılacaktır" hükmü uyarınca ödenen bu bedelin adı geçen 14/12/2017 tarihli sözleşmenin 3 ve 6.1 maddesiyle uyumlu olduğu, bu nedenle sözleşmenin 6.1 maddesi uyarınca davacı tarafın sondaj maliyet bedeline ilişkin finansman sağlayacağını ancak bu bedeli geri talep edemeyeceğini savunmaktadır. Hal böyle olunca taraflar arasındaki uyuşmazlığın halli açısından sözleşme hükümlerinin Mahkememizce yorumlanması ve bu çerçevede davacının alacaklı olup olmadığının tespiti gerekir. Buna göre; 1-"(...)Birbirine uygun taraf iradesinin ortaya konulmasıyla sözleşme kurulurken taraflar sözleşmenin içeriğini de tespit ettiklerinden irade beyanları arasındaki uygunluğun kapsamına sözleşmenin içeriğini oluşturan hangi konuların girmesi gerektiği önem arz eder. Bu kapsamda Borçlar Kanunu’nun 2. maddesi “İki taraf akdin esaslı noktalarında uyuşurlar ise ikinci derecedeki noktalar sükütla geçilmiş olsa bile akde münakit olmuş nazariyle bakılır. İkinci derecedeki noktalar hakkında uyuşulamadığı takdirde hakim, işin mahiyetine bakarak onları tayin eyler. Akitlerin şekillerine müteallik hükümler mahfuzdur” hükmünü içermektedir. Nitekim TBK’nın 2.maddesine göre de taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır ve ikinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar." (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı) Davacı ise takibe konu alacağını, 16/04/2018 tarihli ve 400.000,00 USD'lik kredi sözleşmesine dayandırmıştır. Adı geçen kredi sözleşmesinde ödeme miktarının geri ödeneceği yönünde düzenlemenin mevcut olduğu, ayrıca ödemenin hangi tarihte, ne şekilde tahsilinin yapılacağının dahi açıkça yazılı olduğu sabittir. Taraflar arasında yapılan 16/04/2018 tarihli sözleşmede, davalının dahi savunmasına esas tuttuğu 14/12/2017 tarihli sözleşmenin tamamına veya bir kısmına doğrudan veya dolaylı şekilde atıf yapma hak ve imkanının mevcut olduğu, ancak bu noktada bir düzenleme olmadığı açıktır. Bir başka deyişle davacının, alacak talebine esas kıldığı kredi sözleşmesi ile yapılan ödemelerde, 14/12/2017 tarihli sözleşme kapsamında ifa edilen bir ödemeye dair kayıt, açıklama ve belge bulunmadığı aşikardır. Zaten 14/12/2017 tarihli ve 16/04/2018 tarihli sözleşmelerin içerikleri karşısında, davacının dayanmış olduğu 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesinin, verilen miktarın iade olunmasına yönelik bir nitelik gösterdiği açıkça görülmektedir. Davacının, ödediği tartışmasız olan miktardan vazgeçtiğini ortaya koyan ve davacıyı bağlayabilecek bir belge olmadığı sürece davacının hakkının sona ermediğinin belgelerden anlaşıldığı kabul olunmalıdır. Zaten ödemenin yapıldığı tarih, miktarlar ve düzenlenen sözleşme içeriği karşısında aksi düşünülemez. Kaldı ki ödenen miktarın hangi amaçla ödendiği noktasında davacıyı bağlayan bir çekince olmadığı gibi davalı dahi bu ödemeyi çekincesiz şekilde tahsil etmiş konumundadır. Aksi düşünce, 16/04/2018 tarihli kredi sözleşmesinin ve 16/04/2018 ile 16/04/2020 tarihleri arasında ödeme yapıldığına dair belgelerin gözardı edilmesi sonucunu dahi doğuracaktır. 2-Davacı tarafından davalıya 400.000,00 ABD dolarının gönderildiği, bu miktarın davalının mal varlığına girdiği, davacının ise mal varlığından çıktığı, bu suretle davacının fakirleştiği ise tartışmasızdır. Bu durumda tarafların anlaşamadıkları husus açık olmakla "makul ve dürüst üçüncü kişinin bakış açısı ile güven teorisine göre" yorum yapılacaktır. Ancak iki durumda güven teorisi uygulanamaz. Bunlardan ilki, muhatabın güven sahibinin gerçek iradesini bildiği durumdur.... İkinci durumda ise, muhatap beyan sahibinin gerçek iradesini bilmemekle birlikte, somut durumun bütün şartları göz önüne alındığında, gerekli özeni gösterse idi beyan sahibinin gerçek iradesini bilecek veya bilebilecek idi ise, bu durumda da güven teorisi uygulanmayacaktır... Burada ispat külfeti, objektif yorum sonucuna aykırı düşen subjektif iradenin sözleşmenin içeriğini teşkil ettiğini iddia eden ve bundan kendi lehine hukuki sonuçlar çıkaran kişiye aittir. (Yard. Doç Dr. ..., Sözleşmenin Yorumunda Gerçek İradenin Tespiti, İnönü Üniversitesi, Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 8, Sayı 1, Yıl 2017, Sayfa 44) Davacı tarafından davalıya ödenen 400.000,00 ABD doları, davalının dayandığı 14/12/2017 tarihli sözleşmeden sonra değil, 16/04/2018 tarihli sözleşme sonrası hemen ödenmeye başlanmıştır. Adı geçen ve davalının dayandığı 14/12/2017 tarihli sözleşmede herhangi bir ödeme tutarı belirtilmediği halde davacının dayandığı 16/04/2018 tarihli sözleşmede açıkça davacının bu sözleşme çerçevesinde davalıya 400.000,00 ABD dolarını kredi olarak vereceği, bu sözleşmede davacının kredi veren, davalının ise kredi alan olarak konumlandırıldığı, hatta bu tutarın 360.000,00 ABD dolarının ise adı geçen ve davacının dayandığı 16/04/2018 tarihli sözleşmeden iki gün sonra davalıya ödendiği, bakiye ve nispeten küçük sayılabilecek miktarın ise bu tarihten iki hafta geçmeden ödendiği açıktır. Bir başka deyişle 400.000,00 ABD dolarının %90'ı, davacının dayanmış olduğu sözleşmeden iki gün sonra davalıya ödenmiştir. Hal böyle olunca davacının takip konusu yapmış olduğu tutarın %90'nının, davacının dayanmış olduğu ve takibe esas kıldığı 16/04/2018 tarihli sözleşmenin üzerinden itibaren iki gün içinde yapılmış olması, esasen bu ödemenin üzerinden iki hafta geçmeden ise %10'na isabet eden toplama göre küçük sayılabilecek miktarın dahi hemen ödenmiş olması, aynı zamanda yapılan ödemenin ne zaman ve ne şekilde ödeneceğinin dahi belirtilmiş olması karşısında bu ödemelerin hayatın olağan akışı dahi dikkate alındığında davacının dayanmış olduğu sözleşme nedeniyle ödendiği anlaşılmaktadır. Kaldı ki bu miktarın tutarın ödenme zamanı ve ödenme şekli dikkate alındığında davalı tarafından savunulan sözleşme gereği ve bir anlamda karşılıksız olmak üzere davalıya ödendiği noktasında davalı lehine yorum yapmaya elverişli herhangi bir vakıa mevcut değildir. Kaldı ki davacının dava konusu yapmış olduğu miktarın, davacı tarafından bedelsiz olarak yapıldığı iddiası söz konusu belge içeriği, zamanlama, tutar ve yine davacının dayanmış olduğu sözleşme içeriği karşısında mümkün bulunmamaktadır. Bu noktada tarafların irade beyanlarının yorumunda başvurulan ve genel kabul gören güven teorisine göre, beyanın yapıldığı hal ve şartlar gözardı edilemez. (Yargıtay HGK ...E. ...K.sayılı kararı) Somut olayda dava ve takip konusu olan ödeme miktarı 400.000,00 ABD dolarıdır. Bu miktar, davalının dayanmış olduğu 14/12/2017 tarihli sözleşmeden sonra değil davacının dayandığı 16/04/2018 tarihli sözleşmeden sonra yapılmıştır. Ancak daha önemlisi, dava ve takip konusu edilen 400.000,00 ABD dolarının 16/04/2018 tarihli sözleşme uyarınca davacı tarafınca davalıya adı geçen sözleşme çerçevesinde verileceği belirtildikten hemen iki gün sonra bu rakamın %90'nını oluşturan 360.000,00 ABD doları davacı tarafından davalıya gönderilmiştir. Yine toplam 400.000,00 ABD dolarının %10'nunu teşkil eden 40.000,00 ABD dolarının ise yine adı geçen sözleşme üzerinden henüz iki hafta dahi geçmeden davalıya ödenmiştir. Davacının dayandığı 18/04/2018 tarihli sözleşme tarihi, bu sözleşmeden ödenecek tutarın 400.000,00 ABD doları olarak belirtilmiş olması, bu miktarın ödenen kısımları ve ödeme tarihleri karşısında 16/04/2018 tarihli sözleşmenin yapıldığı hal ve şartlar dahi dikkate alınarak 400.000,00 ABD dolarının bu sözleşme çerçevesinde ödendiği, bu noktadaki beyanlara başka bir anlam verilmesinin mevcut hal ve ortam karşısında mümkün olamayacağı dahi mahkememizce değerlendirilmiştir. Adı geçen sözleşmelerin içerikleri ve mevcut tarihsel süreç karşısında, davacı tarafından 16/04/2018 tarihli sözleşme ve sonrasında yapıldığı anlaşılan ödeme miktarları karşısında davacının alacaklı olması esastır. Davalı taraf, uhdesinde bulunan ve dava konusu edilen miktar nedeniyle alacak talep edilemeyeceğini ileri sürmüş olmakla birlikte mevcut belge içerikleri davalı aleyhinedir. Zaten ödenen bu miktarın, davacı tarafından talep edilemeyeceğine ilişkin davacıyı bağlayan herhangi bir belge ve senet bulunmamaktadır. Bilakis davacının ödeme yaptığı tartışmasız olan bu miktarları talep etmesine esas olabilecek belge dahi mevcuttur. 3-Öte yandan ve daha önemlisi takip konusu ödenen miktar nedeniyle davalı taraf, davacının alacaklı olmadığı yönünde savunmada bulunmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki her iki taraf tacir olup şirket olarak faaliyet göstermektedir. Tarafların tacir olmaları karşısında ise ticari defter ve kayıt içerikleri bu noktada önem taşımaktadır. Hem davacı hem davalı taraf ticari defter ve kayıtlara dahi dayanmıştır. Davacının, ülkemizde geçerli şekil ve şartlara göre ticari defter tutmasının mümkün bulunmadığı, nitekim aksi yönde bir bilgi ve belgenin taraflarca ileri sürülmediği, somutlaştırılmadığı ve genel uygulamada dahi ülkemizdeki usulden farklı kayıt sistemi olduğunun kadri maruf olduğu dosya kapsamından dahi anlaşılmaktadır. 6100 sayılı Kanunun m.199 hükmünde yer alan “Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir” şeklindeki tanımlama kapsamında ticari defterlerin de 6100 sayılı Kanun anlamında ticari bir belge niteliğinde delil olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. 6102 sayılı Kanunun m.83/f.2 hükmüne göre 6100 sayılı Kanun'un senetlerin ibrazı zorunluluğuna ilişkin hükümlerinin ticari işlerde de uygulanacağı düzenlenmiştir. Buna göre 6100 sayılı HMK m.220 hükmünde genel olarak ticari belgelerin, 222 nci maddesinde (22.07.2020 T. ve 7251 S.K/Madde 23.maddesi ile değişik) ise özel olarak ticari defterlerin ibrazı ve delil olması hususları ayrıca hüküm altına alınmıştır. Buna göre taraf şirketlerin ticari defterlerinin aslında bir belge niteliğinde olduğu, bu belgenin ilgili taraflarca ne şekilde tutulduğu ise önem taşımaktadır. HMK m.222/f.4 hükmü gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. Yine bir tarafın ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmakla birlikte içerdikleri kayıtlar yönünden karşı tarafın iddialarını doğrulaması halinde bu kayıtlar dahi sahibi aleyhine delil teşkil eder. (Yargıtay 6.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Yapılan genel açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, "davalı tarafından ibraz edilen ticari defterler incelendiğinde; icra takibine konu edilen 400.000,00 USD’nin davacıdan iki ayrı şekilde tahsil ettiği, ilk ödemeyi 20.04.2018 tarihinde 1.474.511,47 TL olarak, 2. ödemeyi ise 10.05.2018 tarihinde 161.446,52 TL olarak kaydettiğinin tespit edildiği, takip konusu ödemenin davalı tarafından öncelikle "3361 Diğer Çeşitli Borçlar" altında 03 kodunda takip ettiği, bu hesabın 30.06.2019 tarihi itibariyle 6.904.552,54 TL alacak bakiyesi verdiği, bu tutarın tamamının 30.06.2019 tarihinde 331.05 hesabına virman edildiği, takip tarihi itibariyle halen bu bakiyenin var olduğunun tespit edildiği, incelenen pay defter suretinden; davacı şirketin 28.08.2017 tarihinde 160.000 adet karşılığı 160.000 TL tutarındaki hissesini satın aldığının görüldüğü ise içinde SMMM bilirkişilerin dahi yer aldığı bilirkişi kurulu raporu ile tespit olunmuştur. Böylelikle davacının takibe konu etmiş olduğu ödemeler, davalı tarafın ticari defterlerine "336 Diğer Çeşitli Borçlar" hesabına kaydedilmiştir. Bu nedenle dava konusu ödemeler dışında, davacı tarafın başkaca ödemeler dahi yapmış olduğu, ancak 30/06/2019 tarihi itibariyle davalı şirketin 6.904.502,54 TL tutarında (1.999.727,60 USD karşılığı) davacı lehine bakiye verdiği, bu bakiyenin borçlar hesabına virman edilmekle halen ve kayden davalının bu tutarda borçlu gözüktüğü anlaşılmaktadır. Davalı tacir, takip tarihi itibariyle, dava konusu iki ayrı ödeme ile herhangi bir borcu olmadığını, daha doğrusu dayanmış olduğu sözleşme nedeniyle davacıya borçlu olmadığı düşüncesinde ise kendisini de borçlu göstermemesi tek düzen hesap planının bir gereğidir. Oysaki davalı şirketin, dava ve takip konusu ödeme miktarları nedeniyle kendisini borçlu gösterdiği, bu miktarla ilgili davalı lehine ve davacı aleyhine olacak şekilde muhasebesel açıdan herhangi bir dip notunun ise tespit olunmadığı gibi bu noktada muhasebesel kayıt oluşturulduğuna dair davalının savunmada dahi bulunmadığı açıktır. Kaldı ki davalının, dava konusu edilen bu miktarları "Diğer Gelirler" veya "Teminat Hesapları" gibi davalı aleyhine mutlak anlamda bir sonuç doğurmayacak bir hesapta dahi takip ettiği tespit olunamamış, yine aksine herhangi bir bilgi ve belge sunulamamıştır. Bilindiği üzere muhasebesel anlamda para girişine dair her kaydın muhasebesel anlamda bir çıkışının olması, bunun kayıtlardan görülmesi esastır. O halde davalı şirket, kendi ticari defter ve kayıtlarına göre dahi davacıya borçlu gözüküyor ise bu miktarın çıkışının olması da gerekecektir. Oysaki muhasebesel bir çıkış tespit edilememiş olup davalı savunmasına göre ise bu hususunun ispat edilemeyeceği muhakkaktır. Buna göre açılış ve kapanış tasdikleri süresi içinde yapılan, birbirini teyit eden, kanuna uygun şekilde tutulduğu anlaşılan davalının ticari defter ve kayıtları aslında takip konusu edilen 16/04/2018 tarihli sözleşmeyi, davacı tarafın iddialarını doğrulayan niteliktedir. Davalı şirketin ticari defter ve kayıtları, iddia ile ilgili davalı aleyhine ve mutlak anlamda delil teşkil eden belgelerdir. Hatta açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil teşkil edebilecek iken davalının açılış ve kapanış onayları mevcut, TTK çerçevesinde tutulan ticari defter ve kayıtların davalı aleyhine ve davacı lehine bir belge olduğu tartışmasızdır. Bu yönüyle davacı iddiasıyla ilgili hususların, davalı tarafın ticari defterleri dikkate alındığında davacı lehine ispatlandığı kabul edilmelidir. Esasen itirazın kaldırılması ve iflas konulu benzer davalar yönünden de ticari defterlerle ilgili Yargıtay uygulaması dahi bu yöndedir. (Yargıtay -Kapatılan- 19.HD 2010/226E. ...K.sayılı; ...E. ...K.sayılı kararı) 4-Öte yandan, taraflar arasında devam eden ticari ilişki çerçevesi içinde davacı ile davalı arasında sözleşmesel ilişki kurulduğu, bu çerçevede ilişkinin süre geldiği, bu ilişki çerçevesinde davacının takip konusu olan belgeye konu miktar kadar ödeme yaptığı, bu belge uyarınca davacının davalıdan alacaklı olmasını engelleyen kaydi bir durumun bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yine güven nazariyesi çerçevesinde, bu noktada davacının alacaklı olduğuna dair davalının kayıtları mevcuttur. Artık bu aşamadan sonra takip konusu belgeye konu miktarı ödemekten kaçınmasına yol açabilecek savunmanın kabulü mümkün değildir. Aksine düşünce, çelişkili davranış yasağı (venire contra proprium factum)" ilkesine dahi aykırıdır. Bu durumda davalının en son davranış şekline göre yorum yapılması gerekeceğinden davalının bu konudaki savunmasına da bu yönden de itibar edilemez. O halde davacının takip konusu miktar kadar alacak talep etmesine engel bir durum olmadığı anlaşılmaktadır. 5-Mevcut dosya kapsamına göre, davacını takip konusu edilen sözleşmeyi davalı ile yaptığı, ayrıca takip tarihi itibariyle davacının takip konusu tutarı bu sözleşme sonrası davalıya ödediği kesin, açık ve tartışmasızdır. Buna mukabil bu ödemenin davalı tarafından bu anlaşma nedeniyle alıp almadığı ise davalı yönünden tartışmalıdır. Oysaki açık ve kesin olan bir durum, tartışmalı olan bir durum ile ortadan kaldırılamaz. Mecellede'ki ifade ile "Şek ile yakîn zail olmaz". 6-Nihayet davacının bir pay sahibi sıfatıyla davalı şirkete kredi vermesine yasal bir engel bulunmamaktadır. Zaten "Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 17. maddesinde, şirketin ortakları, ortaklarının ilgili bulunduğu gerçek ve tüzel kişiler, idaresi, murakabesi veya sermayesi bakımından vasıtalı vasıtasız olarak bağlı bulunduğu veya nüfuzu altında bulundurduğu gerçek ve tüzel kişiler ile olan münasebetlerinde emsaline göre göze çarpacak derecede yüksek veya düşük faiz ve komisyonlarda ödünç para alır veya verirse, kazancın tamamen veya kısmen örtülü olarak dağıtılmış sayılacağı açıklanmıştır. Kanun, bu tür faiz uygulamalarının yapılabileceğini, ancak fahiş faiz kararlaştırılması halinde, bunun vergilendirme açısından örtülü kazanç aktarımı kabul edileceğini öngörmüştür. Bu açıklamalar ışığında pay sahipleri, ortağı oldukları şirkete borçlanamayacakları halde, şirketten alacaklı olabileceklerdir. (İstanbul BAM 12.HD ...E. ...K.sayılı kararı) Somut olayda davacı olan yabancı şirketin, davalı olan şirkete aynı zamanda ortak olduğu anlaşılmaktadır. Hatta 14/12/2017 tarihinde de bir anlaşma dahi imzalanmıştır. Davacı ise akabinde ve 16/04/2018 tarihli, varlığı tartışmasız sözleşme gereği 400.000,00 ABD doları tutarında davalıya borç vermiştir. Bu ödemenin KDV m.17 hükmü karşısında davacı tarafından davalıya yapılmış bir ödeme olduğu, hayatın olağan akışı içinde de bu miktarın davalı uhdesinde bulunduğu, buna göre davacı olan şirketin bu miktar için faiz dahi talep edebileceği, hatta bunun davacı kayıtlarına göre vergilendirilmesinin dahi davacı yönünden yapılmasının zorunlu olacağı, buna göre davacının bu açıdan dahi alacaklı konumunda bulunduğu mahkememizce değerlendirilmiştir. Sonuç olarak davacı, iddiasını kesin delillerle ispatlamış, takip tarihi itibariyle takip tutarı kadar alacak hakkının devam ettiğini mevcut dosya kapsamına göre delillendirmiştir. Öte yandan mahkememizce ek rapor alınmasına yol açan ara karar çerçevesinde, davacının takip tarihi itibariyle sözleşmede belirtilen akdi faiz oranına göre faiz talep etme hakkı mevcuttur. TBK m.12/f.3 hükmü dikkate alındığında taraflar arasında kararlaştırılan yabancı para borcu yönünden 3095 sayılı Kanunun 4/A hükmüne göre temerrüt faiz oranı belirlenmesi gerekir. Buna göre adı geçen hüküm uyarınca davacının sözleşme ile kararlaştırılan oranda ve açıklanan dönemler itibariyle tespit edilen oranlar çerçevesinde faiz talep edilebilmesi mümkündür. Ne var ki HMK m.26 hükmü uyarınca taleple bağlılık esastır. Bu durumda takip talebinde belirtilen %2 oran ile bağlı kalınması gerekir. Bilirkişi kurulu raporunda takip konusu tutar, sözleşme gereği ödemenin yapılması gereken tarih ile ilgili açık ve anlaşılabilir tarih belirlenmiştir. Buna göre bu tarih ile takip tarihi arasındaki gün ve yine sözleşmedeki faiz oranı karşısında davacının talep edebileceği faiz tutarı sözleşme hükmüne uygun olarak 21.102,47 USD olarak edilmiştir. Bu kabul çerçevesinde görülmekte olan davada davaya esas ... 32. İcra Müdürlüğünün ...E.sayılı icra dosyasında talep olunan rakamlardan 400.000,00-USD asıl alacak ve 21.102,47-USD işlemiş faiz olan miktarlara ilişkin davalı itirazının kaldırılmasına, bu çerçevede adı geçen icra dosyasındaki takip konusu edilen 400.000,00-USD asıl alacak ve 21.102,47-USD işlemiş faiz ile sınırlı olmak üzere takip talebinde belirtilen rakamın kesinleşmiş olduğunun taraf vekillerine bildirilmesine, adı geçen icra dosyasına yönelik davalının itirazının belirlenen 400.000,00-USD asıl alacak ve 21.102,47-USD işlemiş faiz miktarı kadar kaldırılması karşısında, davacının iflas talebinin Yargıtay 23.Hukuk Dairesi ... E. ... K.sayılı ilamı gözetilerek İİK m.166 hükmü gereği TTSG ile yurt düzeyinde dağıtımı yapılan ve tirajı 50.000'i geçen bir gazetede ilanı için Basın İlan Kurumu nezdinde gerekli ilanların yapılması amacı ile ayrı ayrı müzekkere yazılmasına dair ara karar oluşturulmuştur. Genel hükümlere göre davacının takip tarihi itibariyle takip konusu olan ve yukarıda açıklanan miktarı talep etmekte haklı olduğu anlaşılmakla açıklanan tutarlar çerçevesinde itirazın kaldırılmasına ve bu suretle adı geçen takibin kesinleşmiş olduğuna dair karar oluşturulmuştur. İflas müdürlükleri tarafından bildirilen miktar dikkate alınarak iflas avansı davacı tarafından mahkememizce takdir edilen kesin süre içinde depo edilmiş, bu yöne ilişkin eksiklik dahi giderilmiştir. Ayrıca takibin, mahkememiz ara kararı ile kesinleştiğinin açıklanmasına müteakiben ilan hususu takdir olunmuştur. Zira İİK m.158 hükmüne göre "Alacaklının iflas takibi kesinleştiğinde l66 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usulle ilan edilir. İflas talebinin ilanından itibaren onbeş gün içinde diğer alacaklılar davaya müdahele veya itiraz ederek iflası gerektiren bir hal bulunmadığını ileri sürerek mahkemeden talebin reddini isteyebilirler. Mahkeme, icra dosyasını celbeder ve basit yargılama usulüne göre duruşma yaparak, gerek iflas talebini gerek itiraz ve defileri umumi hükümler dairesinde tetkik ve intac eder. Şu kadar ki, borçlu takibe karşı usulü dairesinde itiraz etmemiş veya itiraz ve defileri varit görülmemişse mahkeme yedi gün içinde faiz ve icra masrafları ile birlikte borcunu ifa veya o miktar meblağın mahkeme veznesine depo edilmesini borçluya veya iflas davasında kendisini temsil etmiş olan vekiline, dava vicahda devam ediyorsa duruşmada, aksi takdirde Tebligat Kanunu hükümleri dairesinde yapılacak tebliğ ile emreder. Borçlu imtina ederse ilk oturumda iflasına karar verilir." Mahkememizce oluşturulan ara karar çerçevesinde iflas talebi ile duruşma gün ve saati ile ilgili gerekli ilanlar yapılmış, itiraz ve müdahale olmamıştır. Ayrıca bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine esas olan miktar kanun hükmüne, Yargıtay uygulamalarına uygun şekilde TL olarak hesaplanmıştır. Bu hesaplamalar sırasında, yabancı paranın depo emrinin verildiği duruşma günü itibariyle TL cinsinden karşılığının hesaplanması dahi sağlanmıştır. Bilirkişi tarafından hesaplanan depo emrine konu miktar, ilgili ilanda belirtilen süreler tamamlandıktan sonra usulüne uygun olarak ve ayrıntılı şekilde davalı vekiline ihtaren tefhim edilmiş, davalı vekili depo emrini ödememiş olup bu husus taraf vekillerinin beyanları ile dosya kapsamı ile dahi sabittir. Tarafların dayandıkları vakıalar, özellikle davaya esas olan icra dosyasında dayanılan sözleşme içeriği, tarihi, bu kapsamda davacının alacaklı olup olmadığı bu dosyada çekişme konusu olmakla ... 12.ATM ...E.sayılı dosyasına konu olan, farklı vakıa ve talebe ilişkin dosyanın bekletici mesele olabilmesi mümkün görülmemiştir. Bir başka deyiş ile HMK m.165 hükmünün yasal koşulları oluşmamıştır. Yapılan açıklamalar karşısında ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün...ticaret sicil numarasına kayıtlı ...'nin iflasına, iflasın 13/11/2024 günü saat 14:13 itibariyle açılmasına, iflasın açıldığının ... Nöbetçi İflas Müdürlüğüne derhal bildirilmesine, iflasın açıldığının ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesine, iflas avansının derhal İflas Müdürlüğüne gönderilmesine dair karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davacının davasının kabulüne, ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... ticaret sicil numarasına kayıtlı ...'nin iflasına, 2-İflasın 13/11/2024 günü saat 14:13 itibariyle açılmasına, 3-İflasın açıldığının ... Nöbetçi İflas Müdürlüğüne derhal bildirilmesine, 4-İflasın açıldığının ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne bildirilmesine, 5-İflas avansının derhal İflas Müdürlüğüne gönderilmesine, 6-492 sayılı Harçlar Kanunu gereği alınması gereken 427,60 TL karar ve ilam harcından davacının peşin olarak yatırdığı 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,3‬0TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 7-Davacı tarafından yatırılan 59,30 TL peşin harç ve 59,30TL başvuru harcının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 8-Davacı tarafından yapılan 303,00 TL tebligat ve posta gideri, 4.080,00TL basın ilan gideri, 230,68 TL TTSG gideri, 20.000,00 TL bilirkişi gideri olmak üzere toplam 21.613,68‬ TL yargılama giderinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 9-Davalı tarafından harcanan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 10-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden yürürlükte olan AAÜT gereğince 30.000,00 TL maktu vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, 11-Artan avansın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karara karşı kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde İstanbul BAM nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...

Atıf: İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2023/63, K. 2024/773, T. 13.11.2024, www.arakarar.com/karar/istanbul-2-asliye-ticaret-mahkemesi-2023-63-e-2024-773-k-8c65cebb4bd0