İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/72 E. 2026/523 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/72
Karar No
2026/523
Karar Tarihi

T.C. .......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/72 Esas - 2026/523 TÜRK MİLLETİ ADINA T.C. .......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2026/72 Esas KARAR NO : 2026/523 .................. .......................... .............................. ...................................... .............................................. ...................................................... ............................................................

DAVA : İflas (Doğrudan Sermaye Şirketleri İle Kooperatiflerin İflası (İİK 179)) DAVA TARİHİ : 28/01/2026 KARAR TARİHİ : 23/06/2026 KARAR Y. TARİHİ : 25/06/2026

Mahkememizde görülmekte olan İflas (Doğrudan Sermaye Şirketleri İle Kooperatiflerin İflası (İİK 179)) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı şirket tasfiye memuru dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin 2012 yılından bu yana fiilen gayrifaal olduğunu, 2014 yılında ticaret sicilinden terkin edildiğini, ancak ............ tarafından açılan rücu davalarının görülebilmesi amacıyla, .......... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2025/69 Esas – 2025/156 Karar .......... 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2023/822 Esas – 2024/235 Karar sayılı dosyaları kapsamında ek tasfiye yoluyla ihya edildiğini, tasfiye memuru olarak kendisinin atandığını, ......... 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2023/111 Esas – 2025/495 Karar sayılı ilamı ile davacı şirket aleyhine rücuen tazminat, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine hükmedildiğini, şirketin vergi mükellefiyetinin 31/12/2012 tarihi itibarıyla terkin edildiğini, 2012 yılından bu yana hiçbir ticari faaliyetinin bulunmadığını, herhangi bir geliri, banka hesabı, menkul veya gayrimenkul malvarlığının olmadığını, şirket aktifinde 1 TL dahi bulunmadığını, şirketin açıkça borca batık olduğunu, şirketin üzerine kayıtlı hiçbir malvarlığı bulunmadığından, İİK m.179 uyarınca doğrudan iflasına karar verilmesi gerektiğini, öte yandan; şirketin aktifinin bulunmaması nedeniyle yargılama giderlerini karşılamasının fiilen ve hukuken imkânsız olduğunu, tasfiye memurunun, tüzel kişiliğe ait yargılama giderlerini şahsi malvarlığı ile karşılamasının hukuken mümkün olmadığını, adli yardım sağlanmaması halinde, kanunen zorunlu olan iflas bildiriminin, yalnızca ekonomik imkânsızlık sebebiyle yerine getirilemeyeceğini; bu durum hak arama özgürlüğünü ve adil yargılanma hakkını fiilen ortadan kaldıracağını beyan ederek şirketin aktifinin bulunmaması nedeniyle HMK m.334 ve devamı uyarınca adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.

KABUL VE GEREKÇE Dava İflas istemine ilişkindir. Davacı vekili dava dilekçesinde adli yardım talep etmiş, Mahkememizin 03/02/2026 tarihli ara kararı ile davacı vekilinin adli yardım talebinin reddine karar verilmiş davacı tarafından adli yardım kararına itiraz edilerek Mahkememiz dosyası itirazın değerlendirilmesi amacıyla .......... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmiş ve .......... 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2026/33 D.İş sayılı kararı ile davacının adli yardım kararına itirazının reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Dava Türk Ticaret Kanunu m. 545 ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.179 gereğince şirketin borca batık olmasına dayalı doğrudan iflas istemine ilişkindir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK)’nun harç ve avans ödenmesi başlıklı 120. maddesinde; "(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Adalet Bakanlığınca çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı, dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. (2) Avansın yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması hâlinde, mahkemece, bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir.” hükmü getirilmiştir.

Anılan maddenin gerekçesinde ise: “Madde ile, dava açılırken yargılama harçlarının mahkeme veznesine yatırılması zorunluluğu düzenlenmiştir. Maddede ayrıca, 1086 sayılı Kanunda yer almayan, yeni bir düzenleme yapılarak, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirilmiştir. Bu avansın yetmemesi durumunda ise tamamlanması için davacıya kesin süre verileceği hususu hüküm altına alınmıştır. Avans miktarının, davanın türü ve özelliklerine göre her yıl Adalet Bakanlığınca ilân edilecek tarifeye göre belirleneceği, maddede yer almıştır. Maddede yapılan bu düzenlemeyle, gerekli masrafların zamanında yatırılmamasından dolayı davaların gecikmesinin önüne geçilmesi amaçlanmıştır” ifadelerine yer verilmek suretiyle, her türlü tebligat ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderleri karşılayacak tutarın, avans olarak davacı tarafından dava açarken yatırılması zorunluluğu getirildiği vurgulanmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun delil ikamesi için avans başlıklı 324 maddesinde ise “(1) Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. (2) Taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer taraf bu avansı yatırabilir. Aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılır. (3)Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği dava ve işler hakkındaki hükümler saklıdır.” hükmü getirilmiştir. Anılan madde gerekçesinde de: “Harç ve avans ödenmesi” başlıklı 125 inci maddede davacının dava masraflarının karşılığı olarak avans ödemesi öngörülmüştür. Bu avans, davacının delillerinin toplanması için yapılması gereken harcamaları da kapsar. Bu maddede ise daha çok davalının delillerinin toplanması için ödenmesi gereken avans düzenlenmiştir. Öte yandan davacının avansı yönünden “Dava şartları” başlıklı 119 uncu maddede hüküm getirilmiştir. Davacının avansı yatırmış olması dava şartlarındandır. Şu hâlde davacı avansının yargılamanın devamı sırasında yetersiz kalması hâlinde, uygulanacak hüküm, bu maddeden ziyade 125 inci madde hükmüdür…” ifadelerine yer verilmek suretiyle, gider avansının davacının dava masraflarının karşılanması amacıyla delil avansının ise daha çok davalının delillerinin toplanması amacıyla getirildiği vurgulanmıştır.

03.04.2012 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 45. maddesinde: “(1) Davacı, yargılama harçları ile her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Gider avansı, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade eder. (2)Adli yardım talebiyle açılan dava ve işlerde adli yardım konusunda bir karar verilinceye kadar harç, gider ve delil avansı alınmaz. Kanunlardaki özel hükümler saklıdır. (3)Gider avansının yeterli olmadığının dava sırasında anlaşılması halinde, mahkemece bu eksikliğin tamamlanması için davacıya iki haftalık kesin süre verilir. Dava şartı olan gider avansının yatırılmaması veya tamamlanmaması halinde, dava, dava şartı yokluğundan reddedilir. (4)Taraflardan her biri ikamesini talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı, verilen kesin süre içinde yatırmak zorundadır. Delil avansı, tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade eder. Taraflar birlikte aynı delilin ikamesini talep etmişlerse, gereken gideri yarı yarıya avans olarak öderler. Taraflardan biri avans yükümlülüğünü yerine getirmediğinde, diğer taraf bu avansı da yatırabilir. Delil avansını yatırmayan taraf, o delilin ikamesinden vazgeçmiş sayılır. Tarafların üzerinde tasarruf edemeyecekleri dava ve işlerle, kanunlardaki özel hükümler saklıdır…” hükmü getirilmiştir. Yönetmeliğin 45. maddesinde gider avansı ve delil avansı birlikte düzenlenmiş olup, gider avansının, her türlü tebligat ve posta ücretleri, keşif giderleri, bilirkişi ve tanık ücretleri gibi giderler için davacıdan alınan meblağı ifade ettiği, davacının, her yıl Bakanlıkça çıkarılacak gider avansı tarifesinde belirlenecek olan tutarı dava açarken mahkeme veznesine yatırmak zorunda olduğu, delil avansının ise tarafların dayandıkları delillerin giderlerini karşılamak üzere mahkemece belirlenen kesin süre içinde ödemeleri gereken meblağı ifade ettiği vurgulanmıştır. Bir davanın açılmasıyla başlayan yargılama faaliyetinde, karara ulaşmak bakımından, mahkeme ve taraflarca yapılması gereken belirli işlemler bulunmakta olup, her işlemin belli bir zaman aralığında yapılması gerekmektedir. Usul hükümleri ile normatif bir değer kazanan bu zaman aralıklarına süre denilmektedir. Böylece usul işlemlerinin yapılması zamansal olarak tarafların ya da mahkemenin arzularına, inisiyatifine bırakılmamış olmaktadır.

.......... Bölge Adliye Mahkemesi 24. Hukuk Dairesi'nin 19/10/2022 tarih, 2021/782 Esas, 2022/1162 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere, kesin süreye ilişkin ara kararının verilmesiyle karşı taraf lehine usulü kazanılmış hak doğmaktadır. Bu ilkenin doğal sonucu, yargısal kesin süreyle sadece tarafların değil, hakimin de bağlı olduğu, dolayısıyla hakimin bu tür bir ara kararından dönmesinin hukuken geçersiz bulunduğudur. Kısaca; ister kanun, ister hakim tarafından tayin edilmiş olsun, kesin süre içerisinde yerine getirilmeyen bir işlemin, bu süre geçtikten sonra yerine getirilmesi olanaklı değildir. Öte yandan, 6100 sayılı HMK'nun 94. maddesi uyarınca kesin süreye ilişkin ara kararının hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve anlatılanların tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak, kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. (Benzer ilkelere YHGK’nun 18.02.1983 gün 1980/1-1284, 1983/141; 22.11.1972 gün 8/832, 935; 13.10.2010 gün 2010/17-510-485; 28.04.2010 gün 2010/2-221-241 ve 28.03.2012 gün 2012/19-55-2012-249 sayılı kararlarında da değinilmiştir.) Bu yasal düzenlemeler göstermektedir ki, taraflar; dinlenmesini istedikleri tanık ve bilirkişinin veya yapılmasını istedikleri keşif ve sair işlemlerin masraflarını, mahkeme veznesine yatırmaya mecbur olup, hakim tarafından verilen sürede gerekli masrafı vermeyen tarafın talebinden sarfınazar ettiği kabul edilir. Hakimin, bu masrafların yatırılması konusunda verdiği sürenin kesin olduğunu usulünce karara bağladığı hallerde, kesin süreye uymayan tarafın bu delile dayanma olanağı kalmaz. Kesin süre tarafların yanında hakimi de bağlayacağından uyulmaması halinde, gereğinin hakim tarafından hemen yerine getirilmesi gerekir.

İİK.nun 160.maddesi gereğince, iflas isteyen alacaklı, ilk alacaklılar toplantısına kadar olan masraflardan sorumludur. Mahkeme, bu masraflar ile iflas kararının kanun yolları için gerekli bütün tebliğ masraflarının peşin verilmesini ister. İflas avansı yatırılmadan iflas kararı verilemez. Somut olayda,Mahkememizce düzenlenen 23/02/2026 tarihli ara karar ile "Davacı yana 732,00 TL peşin harç ile 732,00 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.464,00-TL harcın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta kesin süre içeresinde yatırması, aksi halde Harçlar Kanunun 30 ve HMK. 150 maddesi uyarınca dosyanın işlemden kaldırılacağının ihtarına, ihtarın kararın davacı vekiline tebliğ suretiyle yerine getirilmesine, " karar verilmiş, işbu ara karar davacı vekiline 01/03/2026 tarihinde tebliğ edilmiş, davacı vekilince kesin süreye rağmen gerekli harcın yatırılmaması üzerine Mahkememiz dosyası 23/03/2026 tarihi itibariyle HMK 150 maddesi gereğince yenileninceye kadar işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir. Somut olayda, mahkememiz dosyası 23/03/2026 tarihi itibari ile işlemden kaldırılmış ve aradan geçen 3 aydan fazla süre bulunmasına rağmen dava taraflarca yenilenmemiş olmakla; HMK'nun 150/5. maddesi uyarınca açılmamış sayılmasına karar verileceği sonucuna varılmış olup, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.

HÜKÜM : Ayrıntılı gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Davanın AÇILMAMIŞ SAYILMASINA, 2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı 732,00-TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Davacı tarafından yatırılan gider avansından artan kısmın HMK'nun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde .......... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.23/06/2026

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/72, K. 2026/523, T. 23.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-72-e-2026-523-k-523d98cab453