İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2026/354 E. 2026/383 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2026/354
Karar No
2026/383
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2026/354 Esas - 2026/383

TÜRK MİLLETİ ADINA YARGILAMA YAPMAYA VE HÜKÜM VERMEYE YETKİLİ T.C. ANKARA ASLİYE SEKİZİNCİ TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2026/354 Esas KARAR NO : 2026/383

...

DAVA : 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Tazminat) DAVA TARİHİ : 09/02/2026 KARAR TARİHİ : 08/05/2026 GEREKÇELİ KARAR TARİHİ : 08/05/2026 Mahkememizde görülmekte olan 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka Ve K.Kartlarından Kaynaklanan (5411 S.K. 142/1 Hariç) (Tazminat) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili şirkette şantiye şefi kadrosunda işçi olarak çalışan .... Esas sayılı takip kapsamında 26/07/2024 tarihinde icra memuru ve vekil olduğunu bildiren kişilerin müvekkilinin Ümitköy'deki binasına iki polis memuru ile birlikte gelerek dosya borçlusu .... şirkette bulunup bulunmadığının sorulduğunu, yönetici sekreterinin bu kişinin şirketin ....'lı şantiye yetkilisi olarak çalıştığını bildirdiğini, alacaklı vekilinin borçlunun şirket yetkilileri ile birlikte 2001 yılında birlikte yargılandıklarını, borçlunun piyasaya 100.000.000,00 TL kadar borçlandıktan sonra aynı iş kolunda iş ortağı olarak çalıştığı arkadaşı .... yanında sigortalı olarak çalışmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirketin gizli ortağı olduğunu beyanla tüm hukuki ve cezai sorumluluğu kendilerine ait olmak üzere kilitli yerlerin dahi açılarak İİK 80/3 gereği, İİK 85 ve 88 maddeleri uyarınca borçlu adına kıymetli evrak, nakit para, ziynet eşyası haczi ve muhafazasını ve rastlanılacak niteliksel ve muhasebesel evrakların İİK 8 gereğince haciz tutanağına dercini talep ettiğini, haciz sırasında hem alacaklı vekiline hem de icra memuruna bu işyerinde haciz yapılamayacağının bildirildiğini ancak müvekkili şirketin kayıtlarının didik didik incelendiği, yine de dava dışı borçluya ilişkin herhangi bir kayıt tespit edilemediğini, haksız haciz nedeniyle müvekkilinin ticari itibarının zedelendiğini ve müvekkilinin manevi zarara uğradığını belirterek davalının haksız haciz işlemleri nedeni ile kişilik hakları ve ticari itibarı zedelenen müvekkilinin manevi zararının karşılanması bakımından 200.000,00 TL manevi tazminatın haciz tarihi olan 26/07/2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir. Usul ekonomisi gözetilerek dava dilekçesi davalı tarafa tebliğ edilmemiştir.

DELİLLER, DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Davanın haksız hacizden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. Benzer bir dosyada .... sayılı kararında "... Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin .... Esas sayılı dosyası üzerinden takip başlattığını, ancak bu senetlerdeki imzanın müvekkile ait olmadığını, bu nedenle ....Esas sayılı dosyası ile dava açtıklarını, davanın kabulüne karar verildiğini, kararın kesinleştiğini belirterek davanın kabulü ile davalının haksız fiili ve icra takiplerinden dolayı ticari itibarı ve konumu zedelenen müvekkilinin manevi zararını hafifletmek için 25.000TL manevi tazminatın davalıdan alınarak müvekkile ödenmesi ve dava tarihinden itibaren yasal faizinin de birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı tarafa tebligat çıkartılmadan karar verilmiştir. İlk derece mahkemesince, davacı vekilinin kesin süre içerisinde arabuluculuk evrakının aslını yada arabulucu tarafından aslı gibidir yapılmış suretini sunmadığının anlaşıldığı, 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Yasanın 20.maddesi ile değişik 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 5/A-1 maddesi ve HMK'nun 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme kararının yerinde olmadığını, yerel mahkemenin davalarını arabuluculuk başvurusu olmadığından bahisle dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiğini, .... Karar sayılı kararı ile bu senetteki imzaların müvekkiline ait olmadığının kanıtlandığını ve kararın kesinleştiğini, müvekkili açısından icralarda hacizlerin henüz kaldırılmadığını, müvekkilinin senetlerde imzasının olmasının ve bu durumun kesinleşmesi karşısında arabuluculuk müessesesine başvurunun zaman kaybı olduğunu belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava, haksız fiilden kaynaklanan manevi tazminat istemine ilişkindir. .... 03/02/2020 günü açılan tazminat davasında mahkemece davacı vekiline arabulucuya başvurup başvurmadığı, başvuru yapılmış ise arabuluculuk evrakının sunulması için kesin süre verildiği bu süre içerisinde sunulmadığı takdirde davanın usulden reddine karar verileceğine dair tebligatın davacı vekiline yapıldığı, davacı vekilinin 02/03/2020 tarihli dilekçesi ile arabulucuya başvurmadıklarını, davalının kötü niyetli olduğunu bu nedenle arabulucuya başvurmalarının mümkün olmadığını, zaman kaybı olduğunu bildirmiştir. İlk derece mahkemesince, arabuluculuk son tutanağının aslı veya onaylı örneği bir haftalık kesin süre içinde ibraz edilmediğinden davanın usulden reddine karar verilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun "Dava şartı olarak arabuluculuk" başlıklı 5/A/1. maddesi ile "(Ek:6/12/2018-7155/20 md.) Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır." hükmü getirilmiştir. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A. maddesi 2. fıkrası "Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir." hükmünü içermektedir. Anılan bu hükümle Kanunkoyucu, davacının arabuluculuk faaliyetine ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dosyasına sunulmasını “dava şartı” olarak kabul etmiş, bu şartın gerçekleşmemesi halinde de müeyyidesinin ne olacağını açıkça kural altına almıştır. Bu yönüyle norm emredici nitelikte olup, hakime takdir yetkisi tanımamıştır. Somut olayda; yukarıda anılan açık Kanun hükümlerine rağmen arabulucuya başvurulmadığı, arabuluculuk yoluna başvurulmasının zorunlu olmadığı yönündeki dilekçe ve zaman kaybı olduğu yönündeki gerekçenin yerinde olmadığı, yapılan ihtaratın gereği yerine getirilmediğinden davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı, davacı tarafın arabulucuya başvurulmasının zaman kaybı olduğu ve zorunlu olmadığı yönündeki istinafının yasal dayanaktan yoksun olduğu anlaşılmıştır." denilerek davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verildiği anlaşılmıştır. Yine ..... K sayılı kararında " ... Dava, haksız haciz nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. .... 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile bazı hukuki uyuşmazlıklar yönünden, bir yandan tarafların iradeleriyle kendi çözümlerini üretebilmeleri ve daha hızlı sonuç elde edilebilmeleri, öte yandan da mahkemelerin iş yükünün azaltılması amacıyla yine mahkemeler aracı kılınarak bazı tür hukuk uyuşmazlıklarında alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak “arabuluculuk” müessesesi benimsenmiştir. Hukuk uyuşmazlıklarının arabuluculuk yöntemi ile çözülmesi ihtiyari olmakla birlikte, 6325 sayılı Kanun’da 06/12/2018 tarihli ve 7155 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle, mahkemelerin iş yükünün azaltılması için bazı tür uyuşmazlıklar için mahkemeye başvurmadan önce bir dava şartı olarak “zorunlu arabuluculuk” şartı getirilmiştir. 01/01/2019 tarihinde yürürlüğe giren 7155 sayılı Kanunla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa eklenen 5/A maddesi, ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkındaki uyuşmazlıklarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasını dava şartı haline getirmiştir. 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/A maddesine göre, ilgili kanunlarda arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olarak kabul edilmiş olması durumunda, davacının arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılmadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olduğu, bu zorunluluğa uyulmaması halinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiyenin gönderilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine mahkemece gönderilen ihtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın mahkemece davanın usulden reddine karar verilmesi, ayrıca arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması halinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği hüküm altına alınmıştır. Dava açılmadan önce arabulucuya hiç başvurulmamış olması dava şartı yokluğu sebebiyle davanın reddini gerektiren bir husus olup, arabulucuya başvurulmuş olmakla birlikte anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslının veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğinin mahkemece verilen kesin süre içerisinde sunulmamış olması ise davanın usulden reddi yaptırımına bağlanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davanın; 25/06/2021 tarihinde açılması, ticari dava olması ve konusunun bir miktar paranın ödenmesi olan maddi ve manevi tazminata ilişkin bulunması nedeniyle zorunlu arabuluculuk dava şartına tabi olduğunda kuşku bulunmamaktadır." denilmiştir. Bu durumda, 7155 sayılı Kanun ile 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na eklenen ve 01.01.2019 tarihinde yürürlüğe giren, 7445 Sayılı Yasanın 31.maddesi ile değişik (01.09.2023 yürürlük tarihli) 5/A maddesi ile getirilen, “Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır" hükmü uyarınca, davacı vekilinin 08/05/2026 tarihli dilekçesine göre, dava açılmadan önce TTK 5/A maddesi gereğince zorunlu arabuluculuk yoluna başvurulmadığı anlaşıldığından, zorunlu arabuluculuk dava şartı gerçekleşmediği anlaşılmakla davanın HMK 114/2, 115/1-2 maddesi gereğince dava şartı arabuluculuk yokluğu nedeni ile usulden reddine dair karar vermek gerekmiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.

H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davanın HMK 114/2, 115/1-2 maddesi gereğince dava şartı arabuluculuk yokluğu nedeni ile USULDEN REDDİNE, 2-Başta peşin alınan 3.415,50 TL harçtan alınması gerekli 732,00 TL harcın mahsubu ile fazla alınan 2.683,50 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde DAVACIYA İADESİNE, 3-Yapılan yargılama giderinin DAVACI ÜZERİNDE BIRAKILMASINA, 4-Davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 5-Davalı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde ve talep halinde yatıran tarafa İADESİNE, Dair, tarafların yokluğunda, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde .... Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde karar verildi. 08/05/2026

....

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2026/354, K. 2026/383, T. 08.05.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2026-354-e-2026-383-k-53e53b824f09