İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/272 E. 2026/520 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/272
- Karar No
- 2026/520
- Karar Tarihi
T.C. BAKIRKÖY 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/272 Esas KARAR NO : 2026/520 Karar
DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 03/04/2026 KARAR TARİHİ : 08/07/2026 G. K. YAZILDIĞI TARİH : 09/07/2026
Davacı tarafından mahkememizde açılan Menfi Tespit (İcra Takibinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Davalı Şirket tarafından, müvekkili aleyhine Bakırköy ....İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası üzerimden ilamsız icra takibi başlatıldığını, söz konusu ilamsız takipte müvekkili ile birlikte ... ile ... (Müvekkil’in sigortalı olarak çalıştığı firma ) de borçlu sıfatıyla gösterildiğini, takip dayanağı olarak ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... seri numaralı içeren çeklerin gösterildiğini, takibin dayanağını teşkil eden çeklerin tetkiki ile de görüleceği üzere, çeklerin hiçbirinde müvekkili ...’nun keşideci, ciranta, avalist, lehtar ya da sair kambiyo sorumlusu sıfatını doğuran hukuki bir kaydının bulunmadığını, dolayısıyla, müvekkilinin hiçbir şekilde takibe konu çeklerin tarafı olmadığını, bahse konu çeklerin tetkikinde, farklı keşide yerleri, farklı keşidecileri, farklı şirket ve de şahısları ilgilendiren unsurlar içerdiği, hiçbir şekilde müvekkilinin isminin yer almadığı açıkça görülmesine rağmen tamamen soyut ve de köyü niyetli bir şekilde salt tahsil kabiliyetini artırman amacıyla Müvekkilinin icra takibine dahil edildiğinin açık olduğunu, ayrıca, davalı ile müvekkili arasında takibe konu çeklerden kaynaklandığı iddia edilebilecek herhangi bir temel ticari ilişki, mal alışverişi, hizmet sözleşmesi, kefalet ilişkisi, teminat ilişkisi ve/veya başka bir borç doğurucu işlem de mevcut olmadığını, müvekkilinin hangi hukuki sebebe dayanılarak aleyhinde icra takibi başlatıldığı taraflarınca anlaşılamadığını, işbu nedenle, müvekkilinin takip konusu alacaktan dolayı borçlu olduğuna ilişkin iddia hem kambiyo hukuku hem de genel borçlar hukuku bakımından dayanaksız olduğunu, müvekkili ...’nun takibe dayanak teşkil eden bir kısım çeklerde yalnızca teslime yönelik imzası bulunmakta olduğunu, söz konusu teslim kaydının hiçbir şekilde borç ilişkini doğurmadığının aşikar olduğunu, keza, çek üzerinde geçerli imza, ciro ve/veya aval iradesi bulunmaksızın kambiyo sorumluluğu yüklenmesi hukuken mümkün olmadığını, yine, hiçbir şekil ve de surette ana parayı ve/veya borç ilişkisini kabul anlamına gelmemesi kaydıyla, davalı şirket tarafından takipte talep edilen işlemiş faizi ne şekilde belirlendiği taraflarınca anlaşılamadığını, temerrüt şartlarının oluşturulmadığı ana para üzerinden temerrüt faizi talep edilemeyeceğini, hiçbir şekilde borçlu olmadığı bir dosyadan tamamen kötü niyetli surette ve de tahsilat gayesiyle taraf gösterilen müvekkilinin halihazırda maddi durumunun oldukça kötü durumda olduğunu, halihazırda aleyhinde ikame olunan birden fazla icra takibi olduğunu, borca batık durumda olduğunu, işbu sebeple, takip tutarının da dikkate alındığında (oldukça yüksek olması sebebiyle) bundan sadır doğacak harç ve sair dava masraflarını karşılayabilecek nitelikte de bir maddi gelirinin bulunmadığını, müvekkilinin huzurdaki davada çıkması muhtemel harç bedelini ikmal edemeyecek olması sebebiyle hak arama özgürlüğünün kısıtlanacağının aşikar olduğunu, işbu sebepten müvekkilinin adli yardım hükümlerinden faydalandırılmasını talep ettiklerini, dolayısıyla, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334’üncü maddesi ; “ Kendisi ve ailesinin geçimini mühim ölçüde zor hale düşürmeksizin, lüzumen yargılama ya da takip giderlerini kısmen ya da tamamiyle ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler.” amir hükmü gereği, müvekkili ve çocukların adli yardım hükümlerinden faydalandırılmasını talep ettiklerini, öncelikle, neticede davalı yanca tamamen kötüniyetli, sebepsiz zenginleşmeye yönelik ve de mesnetsiz ikame olunan davaya konu Bakırköy ....İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı dosyası kapsamında müvekkilinin herhangi bir borcunun bulunmadığının tespitine, tamamıyla haksız, kötüniyetli bir şekilde icra takibi ikame eden ve müvekkilinin işbu davayı açmaya zorlayan davalı yan aleyhine yüzde kırk oranında kötüniyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Mahkememizce davalı şirkete dava dilekçesi ile tensip zaptının tebliğe çıkartıldığı, çıkartılan davetiyenin usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulmamıştır. Davacı ...'na ait Ticaret Sicil Kayıtları ve Vergi Dairesi kayıtları celp edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, menfi tespit isteminden ibarettir. Dava konusunun; Bakırköy .... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası yönünden davalıya borçlu olmadığının tespiti mahiyetinde olduğu görülmüştür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4.maddesinde hangi işlerin ticari dava olarak nitelendirilecekleri belirlendikten sonra anılan kanunun 5.maddesinde ticaret mahkemelerinin kuruluşu ve hangi mahkemelerin ticaret mahkemesi sıfatıyla bakacağı belirlendikten sonra asliye ticaret mahkemesi ile asliye ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi olduğu belirtilmiştir. Ticari davaları, mutlak ticari davalar, nisbi ticari davalar, yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç grubta toplamak mümkündür. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, 6102 sayılı TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. 6102 sayıl TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyecektir. Zira; Türk Ticaret Kanunu, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. Bu durumda eldeki davanın Asliye Ticaret Mahkemesince görülüp karara bağlanabilmesi için uyuşmazlığın, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması ve bu bağlamda tarafların her ikisinin birden tacir olması zorunludur. (Yargıtay .... H.D.sinin .... gün ve .... E- .... K. sayılı kararı) Dosya içerisine celp edilen ticaret sicil ve vergi dairesi kayıtlarından anlaşıldığı üzere; davacı ...'nun ticaret sicil kaydının bulunmadığı, mükellefiyet kaydının bulunmadığı görülmüştür. Bu haliyle davacının gerçek kişi olarak tacir vasfı bulunmadığı anlaşılmıştır. Takibin, genel haciz yoluyla takip olduğu; takibe konu çek suretleri üzerinde davacının herhangi bir keşideci, lehdar, ciranta, aval veren gibi çekten kaynaklı sorumluluk doğuracak herhangi bir kaydının bulunmadığı; çeklerden ayrı bir şekilde ve çek metninin dışında, davacının teslim aldığına dair bir ibarenin yer aldığı, bu ibarenin tek başına çek hükümlerinin uygulanması için yeterli olmadığı, sadece teslime yönelik adi bir kayıt olduğu; bu sebeplerle uyuşmazlığın TTK da düzenlenen bir konudan kaynaklanmadığı gibi özel bir düzenleme ile uyuşmazlığın ticaret mahkemelerinin görev alanında bulunduğu belirtilmediği için davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde(Yargıtay ..... H.D.sinin ..... gün ve ..... E. - .... K. sayılı kararı) görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. Asliye hukuk mahkemesi ile ticaret mahkemeleri arasındaki ilişki TTK' nun 5/3.maddesi uyarınca görev ilişkisidir. Göreve ilişkin usul kuralları HMK'nun 114/1-c maddesi uyarınca dava şartıdır. 6100 sayılı HMK'nın 115/2.maddesi gereğince göreve ilişkin dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine ve görevli Bakırköy Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılarak, aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın dava şartı olan 6100 Sayılı HMK'nın 114/1-c maddesinde düzenlenen görev yönünden reddi ile MAHKEMEMİZİN GÖREVSİZLİĞİNE, 2-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, kararın kesinleşmesine müteakip talep halinde, dosyanın ve eklerinin yetkili ve görevli mahkeme olan BAKIRKÖY NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 1. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmesi halinde, dosyanın görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesine, 4-6100 Sayılı HMK nın 20/1. maddesi 2. cümlesi uyarınca, taraflardan herhangi birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki (2) haftalık yasal süre içerisinde Mahkememize başvurarak dava dosyasının görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesini talep etmemesi halinde, dava dosyasının re'sen ele alınarak, açılmamış sayılmasına karar verilmesine, bu hususun taraflara ihtaratına, (Gerekçeli hükmün tebliği ile ihtaratına) 5- 6100 Sayılı HMK nın 331/2.nci maddesi 1. cümlesi uyarınca, bu dava dosyasına ilişkin harç ve yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkemede değerlendirilmesine, 6-Dava dosyasının kesinleşmesi üzerine, iki (2) haftalık yasal süre içerisinde, taraflardan herhangi birinin, ilgili mahkemeye dava dosyasının gönderilmesini talep etmemesi halinde, ilgili dava dosyasının mahkeme Yazı İşleri Müdürü tarafından mahkeme hakiminin önüne getirilmesine,
Dair; 6100 sayılı HMK.'nun 341. ve devamı maddeleri gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere davacı vekilinin yüzüne karşı oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 08/07/2026
Başkan .... ¸e-imzalı Üye .... ¸e-imzalı Üye .... ¸e-imzalı Katip .... ¸e-imzalı