İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2026/1535 E. 2026/834 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2026/1535
- Karar No
- 2026/834
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2026/1535 Esas KARAR NO : 2026/834
DAVA : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/04/2026 KARAR TARİHİ : 22/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; "Müvekkil şirket, davalı şirket ile arasındaki ticari satış ilişkisinden doğan alacağını tahsil edebilmek amacıyla öncelikle .... İcra Müdürlüğü'nün 2025/... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatmıştır. Anılan takipte davalı tarafça borca, faizlere, fer'ilere ve yetkiye itiraz edilmiştir. Tarafımızca, davalı tarafın diğer itirazlarının hiçbir şekilde kabulü anlamına gelmemek kaydıyla yalnızca yetki itirazı kabul edilmiş; bunun üzerine dosya yetkili icra dairesine gönderilmiştir. Nitekim takip dosyası yetkili .... İcra Müdürlüğü'nün 2026/... Esas sayılı dosyasına kaydedilmiş ve takip bu dosya üzerinden devam ettirilmiştir. .... İcra Müdürlüğü'nün 2026/... Esas sayılı dosyasından düzenlenen ödeme emri davalıya tebliğ edilmiş, davalı taraf yine borca, faizlere ve tüm fer'ilere itiraz etmiştir. Böylelikle bahse konu icra takibi durmuş ve ardından tarafımızca ticari dava şartı arabuluculuk yoluna başvuru yapılmıştır. ... Arabuluculuk Bürosu'nun 2026/... büro, 2026/... arabuluculuk numaralı dosyasında yürütülen süreç, 10.03.2026 tarihli son tutanak ile anlaşamama şeklinde neticelenmiştir. Hal böyle olunca müvekkilin alacaklarının tahsili amacıyla işbu itirazın iptali davasını açma zaruretimiz hasıl olmuştur." şeklinde beyanlarda bulunarak arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; Davanın kabulü ile davalı tarafın .... İcra Müdürlüğü'nün 2026/... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu haksız ve dayanaksız itirazlarının iptali ile takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren icra dosyasında talep edildiği şekilde ticari temerrüt faizi işletilmesine, davalı taraf hakkında İİK m.67/2 uyarınca %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı taraf üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; "Taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında, davacı şirket tarafından müvekkil adına muhtelif tarihlerde faturalar düzenlenmiştir. İşbu faturalar; 27.02.2025 tarihli ... nolu (225.144,00 TL), 28.02.2025 tarihli ... nolu (225.144,00 TL), 28.02.2025 tarihli ... nolu (225.144,00 TL) ve 26.05.2025 tarihli ... nolu (398.304,00 TL) faturalardır. Davacının kestiği toplam fatura (borç) tutarı 1.073.736,00 TL'dir. Müvekkil şirket, ticari dürüstlük ve basiretli tacir ilkelerine uygun olarak davacı şirkete olan ödeme yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmiştir. Müvekkil tarafından davacı yana 10.03.2025 tarihinde 48.000,00 TL nakit banka havalesi, 17.03.2025 tarihinde 50.000,00 TL nakit banka havalesi ve 29.04.2025 tarihinde ise 800.000,00 TL tutarında müşteri çeki ciro edilerek toplamda 898.000,00 TL tutarında kesin ve belgelenebilir ödeme yapılmıştır. Davacı şirket, ikame ettiği itirazın iptali davasında müvekkilden harca esas değer olarak 221.628,37 TL talep etmektedir. Oysa tarafların karşılıklı ticari defter, kayıt ve cari hesap dökümleri incelendiğinde; davacının toplam fatura alacağı olan 1.073.736,00 TL'den müvekkilce yapılan 898.000,00 TL'lik ödeme düşüldüğünde bakiye tutarın yalnızca 175.736,00 TL olduğu net bir şekilde görülecektir. Davacı şirket, müvekkilin yapmış olduğu ödemeleri ve cari hesap bakiyesini hiçe sayarak, gerçeğe aykırı ve fahiş bir miktar üzerinden icra takibi ve itirazın iptali davası yürütmektedir. Müvekkil şirketin ticari defterleri usulüne uygun tutulmuş olup, mahkemenizce yapılacak bilirkişi incelemesinde de borcun iddia edilen miktarda olmadığı, davacının haksız ve kötü niyetli talepte bulunduğu ortaya çıkacaktır. Müvekkil şirket aleyhine başlatılan bu takip ve açılan dava bütünüyle haksız ve dayanaksızdır. Dolayısı ile söz konusu itiraza konu icra takibine dayanak edilmiş usulsüz faturaların davacının müvekkil şirketle akdettiği bir sözleşmeden kaynaklandığına ilişkin de herhangi bir somut delil bulunmamaktadır. Sırf bu nedenle dahi davanın reddi gerekmektedir. Davacının verildiğini iddia ettiği ticari mal teslimini kanıtlaması gerekmektedir. Dava dosyasına müvekkil şirket yetkilisi imzasını taşıyan herhangi bir somut delil ibraz edilmemiştir. Davacı tarafından dilekçe ekinde iliştirilen belgeler, tasdiksiz ve teyide muhtaç, alelade herhangi bir kimsenin oluşturabileceği, hiçbir resmi geçerliliği olmayan adi belgedir. Davacı tarafça davasının ispatına elverişli değildir. Bir anlık aksi faraziyesinde dahi; Takibe konu edilmiş carilerde yer alan miktarlar ile ilgili faturaların teslim edildiğinin senetle ispat edilmesi zorunludur. Bu nedenle davacı taraf işbu hususu tanıkla ispat edemeyeceği gibi, dava dilekçesinin deliller kısmında dayanmış olduğu tanık dinletme talebine muvafakatimiz bulunmamaktadır. Davacının alacağının olup olmadığı ve miktarı ancak yargılama sonucunda netleşeceğinden davacının talep ettiği icra inkâr tazminatı koşulları oluşmamıştır. İçtihat kararında da görüldüğü üzere, koşulları oluşmamış olan icra inkar tazminatı talebinin reddi gerekmektedir. bu durumda, mahkemece davanın reddine karar verilmesi yanında müvekkil yararına 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67/2 maddesi uyarınca tazminata hükmedilmesi gerekeceği kabul edilmelidir." şeklinde beyanlarda bulunarak arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; Davacının müvekkilimiz aleyhine usul ve yasaya aykırı olarak, haksız şekilde çıkar sağlamak amacıyla hareket ederek başlatılan icra takibine ilişkin olarak huzurda açılan işbu davanın reddi ile; Kötüniyetli olarak ikame edilen dava nedeniyle davacı aleyhine, takipte yer alan asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava, faturalardan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. .... İcra Müdürlüğü'nün 2026/... Esas sayılı takip dosyasının incelenmesinde, davacının davalı aleyhine 175.736,00-TL asıl alacak 45.892,37-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 221.628,37-TL ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin borçluya 02/02/2026 tarihinde tebliğ edildiği, tebligatın 28/01/2026 tarihinde alıcısı tarafından açıldığı, borçlunun 29/01/2026 tarihinde süresi içerisinde itiraz ettiği görülmüştür. Dosya safahati Hakimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 30/06/2026 Tarih ve 1420 Sayılı Kararı ile bildirilen; Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18.02.2026 tarihli ve 282 sayılı kararı gereğince, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerinin yargı çevresinin İstanbul ilinin mülki sınırları olarak belirlenmesi nedeniyle; Bakırköy, İstanbul Anadolu ve Küçükçekmece Asliye Ticaret Mahkemelerinin 10.07.2026 tarihi itibarıyla esas, değişik iş ve diğer talepler yönünden tevziye kapatılmalarına, 10.07.2026 tarihinden itibaren asliye ticaret mahkemelerine açılacak dava, değişik iş ve diğer taleplerin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemelerine tevzi edilmesine, ... .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2026 tarihi itibarıyla faaliyetinin durdurulmasına, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan dava ve işler ile arşiv dosyalarının .... Asliye Ticaret Mahkemesine devrine, " ilişkin karar ve İstanbul Adalet Komisyonu Başkanlığının 03/07/2026 tarih 2026/... Karar 2026/... Muhabere sayılı kararı ile .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 10/07/2026 tarihi itibarıyla faaliyetinin durdurulmasına, .... Asliye Ticaret Mahkemesinde görülmekte olan dava ve işler ile arşiv dosyalarının .... Asliye Ticaret Mahkemesine devrine karar verilmiş olması nedeni ile; .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2026/... Esas sayılı dosyasının 10/07/2026 tarihinde mahkememize tevzi edilerek Mahkememizin 2026/1535 Esasına kaydedildiği anlaşılmış olup, yargılamaya bu esas üzerinden devam edilmiştir. Davacı vekili Mahkememize sunmuş olduğu 10/06/2026 tarihli sulh dilekçesi ile; "Taraflar arasında yürütülen karşılıklı sulh müzakereleri neticesinde tam bir mutabakata varılmış ve bu doğrultuda taraflarca karşılıklı bir sulh protokolü tanzim edilerek imza altına alınmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun sulh kurumunu düzenleyen hükümleri gereğince sulh, davayı kesin hüküm gibi sonuçlandıran usul işlemidir. Tarafların hür iradeleriyle akdettikleri sulh protokolü neticesinde dava konusu uyuşmazlık tamamen ortadan kalktığından, söz konusu davanın esastan yürütülmesinde ve incelenmesinde tarafların herhangi bir hukuki yararı kalmamıştır. İşbu sebepten, usul ekonomisi ve HMK m. 315/1 hükmü gereğince davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar tesisi gerekmektedir. Taraflar arasında akdedilen sulh protokolü yalnızca asıl uyuşmazlığı değil, davaya bağlı tüm feri talepleri de kapsamaktadır. Harçlar, yargılama giderleri ve vekalet ücreti dahil olmak üzere davanın tüm mali sonuçları üzerinde mutabakat sağlanmış; karşı tarafın da müvekkilden yargılama gideri ve vekalet ücreti dahil başkaca hiçbir hak ve alacak talebi kalmamıştır. Taraflar yargılama gideri ve vekalet ücreti talep etmediklerini karşılıklı olarak beyan ve taahhüt etmişlerdir." şeklinde beyanlarda bulunarak arz ve izah edilen tüm bu nedenlerle; Tarafların karşılıklı sulh protokolü imzalamış olmaları sebebiyle davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, taraflar davanın tüm ferileri bakımından anlaştığından ve birbirlerinden vekalet ücreti ile yargılama gideri talepleri bulunmadığından, taraflara yönelik yargılama gideri ve vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, yargılama giderlerinin yapan taraf üzerinde bırakılmasına, karar verilmesini vekaleten arz ve talep etmiştir. Davalı vekili sulh beyanına karşı 21/09/2026 tarihli beyan dilekçesi ile; Uyuşmazlık bakımından taraflar arasında yürütülen görüşmeler neticesinde anlaşmaya varıldığı ve bu doğrultuda sulh protokolü imza altına alındığı, taraflar arasında sağlanan sulh ile dava konusu uyuşmazlığın tamamen çözüme kavuşturulduğundan, işbu davanın devamını gerektiren herhangi bir husus ve tarafların bu yönde hukuki yararı kalmadığını, bu kapsamda, tarafların sulh protokolü doğrultusunda yargılama gideri ve vekâlet ücreti bakımından da karşılıklı olarak herhangi bir taleplerinin bulunmadığı hususu gözetilerek, HMK m. 315 uyarınca davanın konusuz kalması nedeniyle esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, taraflar lehine vekâlet ücreti takdirine yer olmadığına ve yargılama giderlerinin tarafların kendi üzerlerinde bırakılmasına karar verilmesini vekâleten arz ve talep etmiştir. 6100 sayılı HMK'nun 313.maddesi gereğince sulh görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme olduğu, aynı yasanın 313/4. maddesine göre sulhun şarta bağlı olarak da yapılabileceği düzenlenmiştir. Yine 6100 sayılı HMK'nun 315/1.maddesi “Sulh, ilgili bulunduğu davayı sona erdirir ve kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurur. Mahkeme, taraflar sulhe göre karar verilmesini isterlerse, sulh sözleşmesine göre; sulhe göre karar verilmesini istemezlerse, karar verilmesine yer olmadığına karar verir.” şeklinde düzenlenmiştir. HMK 331.maddesi uyarınca davanın konusuz kalması halinde hakim davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumlarına göre yargılama giderlerini takdir ve hükmedeceği belirtilmiştir. Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanunu 22. maddesinde, davadan feragat ya da davayı kabul veya sulh, muhakemenin ilk celsesinde vuku bulursa karar ve ilam harcının üçte biri, daha sonra olursa üçte ikisi alınacaktır. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde; davacı vekili 10/06/2026 tarihli dilekçesi ile tarafların sulh olduklarını, ekte sunulan sulh sözleşmesi doğrultusunda karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesini istediklerini belirtmiş, Harçlar, yargılama giderleri ve vekalet ücreti dahil olmak üzere davanın tüm mali sonuçları üzerinde mutabakat sağlanmış; karşı tarafın da müvekkilden yargılama gideri ve vekalet ücreti dahil başkaca hiçbir hak ve alacağı kalmadığını, davalı vekili 21/09/2026 tarihli dilekçesi ile sulh olduklarını beyan ettiği, davacı vekilinin vekaletnamesindeki yetki durumu incelendiğinde davacı vekilinin sulh olmaya yetkili olduğu, davacı ve davalının vekalet ücreti ve yargılama gideri talebi olmadığı, taraflar arasında sulhun mahkememizin ilk celsesi vuku bulmadan gerçekleştiği tespit edilmiştir. Bu nedenlerle taraflar arasındaki sulh protokolü doğrultusunda uyuşmazlığın sona erdiğinin tespitine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraflar sulh olduğundan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına, 2-Alınması gereken 244,00-TL harcın (ilam harcının 1/3), peşin alınan 3.784,86-TL'den mahsubu ile bakiye 3.540,86-TL'nin davacı tarafa talep halinde iadesine, 3-Tarafların zorunlu arabuluculuk sürecinde anlaşmamaları nedeniyle 6325 sayılı Kanunun 18/A-10 maddesi uyarınca zorunlu arabuluculuk gideri olan 6.000,00-TL'nin davalıdan tahsil edilerek hazineye gelir kaydına, 4-Taraflarca sunulan 18/09/2026 tarihli Sulh Protokolü'nün 6. maddesi gereğince taraflar lehine yargılama gideri ve vekalet ücreti verilmesine yer olmadığına, 5-Davacının gider avansından artan bakiyesinin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır