İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/776 E. 2026/530 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/776
Karar No
2026/530
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. ANKARA TÜRK MİLLETİ ADINA 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/776 Esas KARAR NO : 2026/530

DAVA : Alacak (Munzam Zarardan Kaynaklı) DAVA TARİHİ : 04/04/2024 KARAR TARİHİ : 24/06/2026 KARAR YAZMA TARİHİ : 29/06/2026 Mahkememizce verilen 05/04/2024 karar tarihli ...sayılı kararı, ....Hukuk Dairesinin 18/09/2025 tarihli ... sayılı kaldırma kararıyla, mahkememizin görevli olduğu gerekçesiyle kaldırılarak, dosya mahkememize gönderilmiş olup, yeni esasına kaydı yapılan dosyanın yargılaması sonucunda, Dosya incelendi; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ ; DAVA DİLEKÇESİNDE ÖZETLE: Davacı müvekkili ile davalı arasındaki hukuki ilişki, davacının davalıya 2016 yılında borç para vermesinden kaynaklanlandığını. Davacı müvekkilin davalıya borç para vermesi karşılığında lehtarının davacı, keşidecisinin ise davalı olduğu toplamda 68.806,00 TL bedelli 27 adet bonoyu davalı davacıya vermiştir. Davacı müvekkilin, davalıya vermiş olduğu borç paraya karşılık olarak 27 adet senedin verildiğine dair 07.06.2017 tarihinde tutanak tutulmuş olduğunu. Davalıya, mezkur 27 senet haricinde davacıya borcu karşılığında keşidecisinin kendisi olduğu lehtarının davacı olduğu 13.09.2017 tanzim tarihli, 30.09.2017 vade tarihli, 37.300,00 TL bedelli bonoyu da vermiş olduğunu. Davalının vadesi gelen mezkur senetleri ödememesi üzerine 07.06.2017 tarihli tutanak gereğince 20.12.2017 vade tarihinden sonraki ödenmesi gereken 19 adet senet, muaccel olduğu için davalı aleyhine ... esasına kayden 90.451,00.TL asıl alacak üzerinden 13.01.2018 tarihinde Kambiyo Senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılmış olduğunu. İcra takibine itiraz etmeyerek takibin kesinleşmiş olduğunu. Davalı borçlunun üzerine kayıtlı ... nolu parselde bulunan 3.793,00 m2 yüz ölçümlü arsa üzerine kain 3 katlı dükkanın 1/2 hissesi olduğu tespit edilmiş olduğunu Mezkur dükkanın 1/2 hissesine talebimiz üzerine haciz konulmuştur ve satışı istenmiş olduğunu. İcra dosyasında 03.05.2018 tarihli kıymet taktir raporunda hacizli taşınmazın değeri tam hisse değeri 260.000,00 TL olarak tespit edilmiş olduğunu. İtiraz üzerine söz konusu ... İcra Hukuk Mahkemesi, 30.11.2018 tarihli keşfi sonucu 15.01.2019 tarihli kök raporda taşınmazın tam hisse değeri 299.768,00 TL olarak tespit edilmiş olduğunu. Ek raporda da tam hisse değeri yine 299.768,00.TL olarak tespit edilmiş olduğunu. Borçlunun icra müdürlüğünce alınan 03.05.2018 tarihli kıymet taktir raporuna karşı mahkemeye yapmış olduğu itiraz yerinde görülerek mahkemenin yapmış olduğu keşif sonucu alınan 15.01.2019 tarihli kök rapor esas alınarak davanın kabulüne ilişkin KESİN olmak üzere vermiş olduğu kararı üzerine taşınmazın satış hazırlıklarına başlanmış olduğunu. Mahcuz taşınmazın satış işleminin söz konusu 22.03.2020 tarihli, 2279 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararına istinaden ' COVID-19 salgın hastalığının ülkemizde yayılmasını önlemek amacıyla" ... talimat dosyasında 01.04.2020 tarihli kararı ile 01.04.2020 tarihinde yapılacak olan satış işleminin durdurulmasına ve düşürülmesine karar verilmiş olduğunu. Aynı zamanda icra müdürlüğünün 12.06.2020 tarihli kararı ile; 'Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre, mahkeme tarafından tespit edilen kıymet taktirinin müdürlüğümüz tarafından yapılan kıymet taktiri tarihindeki değerine ilişkin olduğu, bu sebeple taşınmazların kıymet taktiri tarihinin 26.04.2018 olarak kabul edileceği, taşınmazların re'sen satılması durumunda ihale için gerekli zorunlu süreler dikkate alındığında 2 yıllık kıymet taktiri süresi dolmuş olacağından talimatınız bila infaz iade edilmiştir.' mahcuz taşınmazın satışının kesin olarak düşürülmesine karar verilmiş olduğunu. Asıl dosya olan ... 17.06.2020 tarihli yazısı ile mahcuz malın satışının yeniden değerlendirilmesi, talimat dosyası olan ... istenmiş olduğunu. ... istenen yazı üzerine 'İlgi sayılı yazınız ile , kıymet takdirinin tarihinin tekrar değerlendirilmesi talep edilmiş olup, Müdürlüğümüzce yapılan tetkik ve yerleşik yargıtay içtihatlarına, göre satışa konu taşınmaz hakkındaki kıymet takdiri icra müdürlüğümüzün kıymet tarihi değerleme tarihi olan 26/04/2018 tarihidir. Kıymet takdiri için gerekli 2 yıllık sürenin 26/04/2020 tarihine gelmesi, bu tarihin covid sebebiyle durma süresinde olması, Müdürlüğümüzce 22/03/2020 tarihinden kıymet takdirinin geçerlilik süresi olan 26/04/2020 tarihine kadar 33 günlük sürenin 16/06/2020 tarihinden eklenmesi halinde dahi, satışa konu taşınmazın 33 günlük sürede satılamayacağı,1 ve 2 ihale tarihlerindeki arasındaki zaman dikkate alındığından 33 günlük süre satışa elverişli olmayacağı, satış günlerinde kıymet takdirinin yapılması üzerinden 2 yıl geçecek olması sebebiyle talimatınız bila infaz yazımız ekinde iade edilmiştir. ' şeklindeki açıklamasıyla ilk kıymet taktir raporu olan 26.04.2018 tarihli bilirkişi raporu üzerinden 2 yıllık sürenin geçtiği, Cumhurbaşkanlığının satış işlemlerinin durması yönündeki kararı birlikte değerlendirilse bile satış için kalan son 33 günlük süre içinde satışın yapılamayacağı gerekçesiyle mahcuz malın satış işlemlerinin sonlandırılmasına karar verilmiş olduğunu. Mezkur talepleri üzerine icra müdürlüğü ... Mahkemesinden görüş istemiştir. İcra müdürlüğünün talebi üzerine ... Mahkemesi, ...'ne 05.08.2020 tarihli yazısı ile mahkemece yapılan ... sayılı dosya üzerinden alınan kıymet taktir tarihinin esas alınması gerektiği belirtilmiş olduğunu. Bu kapsamda talimat dosyası olan ... sayılı dosyası üzerinden mahcuz taşınmazın satış işlemlerine başlanmış olup Satış işlemlerinden olan ihale sonrası mahcuz taşınmazın mülkiyeti, davacı müvekkil üzerine kalmış olduğunu. Borçlu, mahcuz taşınmazın satışının yapıldığı ihalenin feshi için... esasına kayden ihalenin feshi davasını açmış olduğunu. Söz konusu ihalenin feshi davası ... İcra Hukuk Mahkemesinin E.... sayılı kararı ile reddedilmiş olup Borçlu mezkur karara karşı istinaf kanun yoluna başvuru yapmış olduğunu. Borçlunun kanun yolu başvurusu, .... Hukuk Dairesinin ...sayılı kararı ile reddedilmiş olduğunu. Borçlunun, Bölge adliye mahkemesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş olup Borçlunun kanun yolu başvurusu, ... sayılı kararı ile ... Bölge Adliye Mahkemesi .... Hukuk Dairesinin ... sayılı kararının kaldırılmasına ve ... İcra Hukuk Mahkemesinin ...sayılı kararının bozulmasına karar verilmiş olduğunu. ihale değerleme tarihinden itibaren iki yıllık süre geçtikten sonra yapılmış olup, bu husus re'sen gözetilmesi gerektiğinden, ihalenin feshine karar verilmesi yerine, istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsiz olmakla' şeklindeki gerekçelere dayandığını. Bozma sonrası yerel mahkemede yapılan yargılama neticesinde 03.11.2022 tarihli celsede ihalenin feshine karar verilmiş olduğunu. ... İcra Hukuk Mahkemesinin...sayılı kararının bozulmasından sonra dosyanın yeni esas olan ...Esasına kaydından sonra 03.11.2022 tarihli ön inceleme celsesinden önce borçlu, ... sayılı dosyasında dosya hesabı talep etmiş olup Müdürlükçe 07.09.2022 tarihinde dosya hesabı yapılmış olduğunu. Dosya hesabına göre 91.750,78 TL takipte kesinleşen miktar ve 37.870,47 TL toplam faiz miktarı olarak, yargılama masrafları da dahil olarak toplamda 159.704,54 TL bakiye borç miktarı tespit edilmiş olduğunu. İcra müdürlüğü tarafından alacaklı tarafından yapılan yargılama masrafları da dahil olarak 150.052,45 TL davacı müvekkilin vekili hesabına 14.09.2022 tarihinde yatırılarak icra dosyası infaz edilmiş olduğunu. Davacı müvekkilin davalıya ödünç olarak vermiş olduğu parayı davalının geç ödemesi nedeniyle uyuşmazlık konusu 90.451,00 TL tutarındaki asıl alacak 2016-2017 yılındaki değerine göre 2022 yılı Eylül ayında değer kaybetmesi sonucu davacı aşkın zarara uğramış olduğunu. ... esas sayılı dosyasında alınan 14.09.2022 tarihli kapak hesabından anlaşılacağı üzere asıl alacağa işletilen yasal faiz miktarı 37.870,47. TL olduğunu. Söz konusu faiz miktarı, asıl alacağın ödenmemesinden dolayı işletilen yaklaşık 5 yıllık faiz tutarı olduğunu. Mezkur icra takibi 23.01.2018 tarihinde başlatılmış olduğunu. Asıl alacağın yukarıda izah edildiği üzere 5 yıllık sürecin sonunda icra veznesine ödenmiş olup davacı müvekkilimin en geç 2017 yılının sonunda alması gereken 90.451,00 TL'ye 14.09.2022 tarihinde kavuşmuş olduğunu. Davacı müvekkilim söz konusu alacağa davalı ile anlaşarak değil, cebri icra yoluyla kavuşmuş olduğunu. Davalı, bu beş yıllık süreçte kısmen de olsa borcunu ödemeye hiçbir şekilde yanaşmamış olduğunu. Yargıtayın kendi içtihatlarına ve hukuka aykırı şekilde vermiş olduğu bozma kararı sonrası davalı, icra dairesine asıl alacak ve tüm ferilerini ödemiş ve ihalenin feshi davası konusuz kalmış olduğunu. Davacı müvekkilim 2016-2017 yılında vermiş olduğu borç parasının karşılığında cebri icra yolu ile ... nolu parselde bulunan 3.793,00 m2 yüz ölçümlü arsa üzerine kain 3 katlı dükkanın 1/2 hissesini kazanarak; zararını karşılayacakken Yargıtayın bozma kararı sonrası davalının asıl alacak ve tüm ferilerini TL cinsinden ödemesi nedeniyle davacı müvekkilim asıl alacağın 2016-2017 yılındaki alım gücünü 2022 yılı Eylül ayına göre kaybetmiş olduğunu. Davacı müvekkilim, 2016-2017 yılında borç vermiş olduğu 90.451,00 TL parayı işlemiş faiziyle birlikte tahsil ettiği 5 yılın sonunda o zamanın şartlarına göre en az 6 katı değer kaybetmiş olduğunu. Davacı müvekkilim asıl alacağının yasal faizi ile birlikte toplam miktarında 2016-2017 yıllarında bir konut, araba vs alabilecekken günümüzde bu durumunun imkansız olduğu aşikar olduğunu Söz konusu borç para davalı uhdesinde uzun yıllar kalarak davalının kazanç elde etmesine, davacı müvekkiliminin ise zamanında ödenmiş olsaydı artacak mal varlığı yerine mal varlığında eksilmesine neden olmuş olduğunu. Davacı müvekkilinin emekli olması, eğitim aşamasında olan üç çocuğunun bulunması ve hayatını emekli maaşı ile idame ettirmesi nedeniyle adli yardım talebimizin kabulüne, Haklı davalarının kabulüne, Fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 1.000,00.TL.nin dava konusu munzam zararın 14.09.2022 tahsil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP DİLEKÇESİNDE ÖZETLE:Müvekkili aleyhine açılan dava para alacağı sebebiyle 13.01.2018 tarihinde başlatılan icra takibinin 14.09.2022 tarihinde yapılan ödeme ile tamamlanması sürecine dayandırıldığı, Taraflarına karşı açılmış bulunan iş bu dava, tamamen haksız, hukuki dayanağı bulunmayan bir dava olduğu, icra takibinin konusu olan bonolar, vadesi içinde nakden ödenemediğini, Bunun üzerine icra takibi yapıldığı ve mülkiyeti müvekkiline ait bir taşınmaz haczedildiği, ... tarafından yürütülen süreç içinde, taşınmazın değer tespitine yönelik yasal itirazlar yapıldığı, 2018 yılında değer tespiti yapılan taşınmaz 2020 yılında gerçekleştirilen ihalede davacı uhdesinde kaldığını, ihalenin feshi için müvekkili tarafından açılan dava ... İcra Mahkemesi tarafından reddedildiğini bu karara karşı yapılan istinaf başvurusu da .... Hukuk Dairesi tarafından reddedildiği, Bu karara karşı yapılan temyiz başvurusu sonucunda,... sayılı kararı ile .... Hukuk Dairesi kararı kaldırmış ve ... İcra Hukuk Mahkemesi kararı bozulduğu, Bu aşamadan sonra ...e hesaplanan ... sayılı dosyadaki asıl alacak, faiz ve yargılama masrafları 14.09.2022 tarihinde ödenerek dosya kapatıldığı,2018 yılında başlatılan İcra takibi süreci İcra müdürlüğü ve görevli yargı mercileri nezdinde gerçekleştiği, Dava dilekçesindeki iddiaların anlaşılmaz nitelikte olduğu, Davalı icra takip sürecinde taşınmaz için yapılan kıymet takdirine icra hukuk mahkemesinde itiraz ederek, rapora itiraz ederek, yeniden keşif yapılmasını ve kıymet takdirinin alınmasını talep ederek, tahsil sürecini uzatmaya çalıştığını, rapora itiraz ederek ek rapor alınmasına yol açtığını, duruşmaların çoğuna mazeret sunup katılmayarak dosyanın karara çıkmasını geciktirdiği, davalı aynı zamanda taşınmazın satışı için yapılan ihalenin feshini hukuki dayanaklardan uzak şekilde dava açarak talep ettiği, ihalenin feshine karşı açılan dava, davacı tarafından hukuki dayanaktan yoksun olarak nitelendirilmiş; davanın reddine ilişkin karara karşı kanun yollarına başvurulması adeta bir suç, haksız fiil olarak nitelendirildiği, oysa Yargıtay başvuruyu haklı bulduğunu, icra sürecinde yasal hakları kullanmak dışında davacı tarafından hiçbir kusur isnadı mevcut olmadığı, Zamanaşımı ve munzam zararın ispatına ilişkin usulü değerlendiren kararlar emsal olarak sunulduğu, 2020 yılı öncesine ait bu kararların uyuşmazlık ile doğrudan herhangi bir ilgisi bulunmadığını, kanun koyucu tüm bu ekonomik olumsuzlukları değerlendirip, bunların doğuracağı zarar dolayısıyla tazminat oranını Anayasa’dan aldığı yasa yapma yetkisine dayanarak belirlemiş iken, zımnen bu takdirin yerinde olmadığı ileri sürülüp, aynı ekonomik göstergelere dayanılarak tazmin edilecek zararın geçmiş günler faizinden fazla olduğu kabul edilemeyeceğini, uğranılan zarar, yetkili merciin belirlediğinden fazla ve bu nedenle 105. maddeye dayanılarak munzam zarar istenecek ise, artık o merciin, zararın oranını belirlemek için kullandığı/dikkate aldığı/değerlendirdiği ölçülere ve bunların ‘‘maruf ve meşhur’’ oldukları olgusuna değil, davaya özgü somut vakıalara dayanılması gerekeceği, Burada kanıtlanacak olgular geç ödeme ile davacının maruz kaldığı zararı doğuran vakıalar ve bu vakıalar nedeniyle uğranılan fiili zarar olduğu, saptanan faiz oranının dayanağı olan ekonomik olumsuzluklara dayandırılması ve herkesçe bilinenin kanıtlanmasına gerek olmadığı sonucuna varılması mümkün olmayacağı, yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmayacağı, aksinin kabulü halinde 3095 Sayılı Kanun ile diğer Kanunlardaki faizle ilgili hükümlerin uygulanması sonuçsuz kalacağı, her olayda munzam zarara hükmedilmesi sonucunu doğuracağını, somut uyuşmazlıkta somut vakıalara dayanılarak bir zararın gerçekleştiği ileri sürülüp kanıtlanmadığından, 818 Sayılı BK’nın 105. Maddesi gereğince tazminata hükmedilemeyeceği sonucuna varıldığı, davacının uğramış olduğu özel bir zarara ilişkin iddiada bulunmadığını, delil sunmadığını, hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkememizce yapılan yargılama sonucu verilen 05/04/2024 tarihli ... sayılı kararı ile : '' ... her ne kadar kambiyo senetlerine mahsus takip yapılmış olsa da, taraflar arasında temel ilişki nedeniyle munzam zarardan kaynaklan anlaşmazlık bulunduğu, uyuşmazlığın senetten kaynaklanmadığı, senet bedellerin geç tahsilinden dolayı TBK nun 122. Maddesinde düzenlenen aşkın zarar alacaktan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. O halde olayda tarafların sıfatına ve davanın niteliğine göre nispi ya da mutlak nitelikteki bir ticari dava söz konusu değildir. (Bkz. Aynı yönde ....Hukuk Dairesinin 12/04/2016 tarihli ...Kararı, ....Hukuk Dairesinin 14/11/2006 tarih ...Kararı, ....Hukuk Dairesinin 12/04/2016 tarihli ... sayılı ilamı). Tarafların tacir de olmadıkları anlaşıldığından davaya bakma görevinin genel görevli mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesine ait olduğu anlaşıldığından, Mahkememizin görevsizliğine," karar verilmiştir. Mahkememizin bu kararı -Davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine ....Hukuk Dairesinin 18/09/2025 tarihli ... sayılı kararı ile kaldırılmıştır. Mahkememizin tensip ara kararı ile Aşağıdaki İcra Dairesi ile İcra Hukuk Mahkemelerine müzekkere yazılarak, a-... esas sayılı dosyası, b-... İcra Hukuk Mahkemesinin ...sayılı dosyası, c-... İcra Hukuk Mahkemesinin ... sayılı dosyası, d-... İcra Hukuk Mahkemesinin ... sayılı dosyasındaki tüm belgelerin UYAP üzerinden gönderilmesinin istenilmiş gelen dosya yazı ve belgeler dosya içeresine alınmıştır. Mahkememizin öninceleme duruşmasında verilen ara karar ime davacı vekilinin dava dilekçesinde adli yardım talep ettiği mahkememizinde davanın konusu senedin unsurlarından kaynaklanmayıp senet konusu alacaktan kaynaklandığı için ... Nöb. ASHM ye görevsizlik kararı verildiği, istinaf edilmesi üzerine .... Hukuk Dairesinin Ticaret Mahkemesinin görevli olduğunun belirtmesi üzerine dosyanın mahkememize geldiği, adli yardım konusunda ... Hukuk Dairesi adli yardım talebinin reddine karar verildiği bu nedenle mahkememizce tekrar adli yardım talebinin değerlendirilmesine yer olmadığına, dosya incelendiğinde davacı tarafça başvuru ve peşin harcın mahkeme veznesine yatırıldığı tespit edilmiştir. ....Hukuk Dairesinin 18/09/2025 tarihli ... sayılı kaldırma kararı: " ...Kambiyo senetleri Türk Ticaret Kanunu'nun da düzenlenmiş olup, Türk Ticaret Kanunundan kaynaklanan davalarda tarafların tacir olup olmadığının önemi bulunmamakta olup, tamamı Asliye Ticaret Mahkemesinin görev alanında kalmaktadır. Dosya kapsamına göre, özellikle taraflar arasındaki uyuşmazlığın kambiyo senedinden kaynaklandığı, asıl davaya bakmakla görevli mahkemenin kambiyo senedinden kaynaklı munzam zarar talepleri konusunda görevli olduğu (Aynı yönde .... Hukuk Dairesinin 01/12/2015 Tarih, ... Sayılı kararı), taraflar arasındaki ihtilâfın kaynağının kambiyo senetlerinden olan bono olması nedeniyle Asliye Ticaret Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği anlaşılmıştır...Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile mahkemece dava dilekçesinin davanın usulden reddine dair verilen kararın HMK.353/1-a-3.maddesi gereğince kaldırılmasına'' karar verildiği tespit edilmiştir. Mahkememizce ....Hukuk Dairesinin 18/09/2025 tarihli ...sayılı kaldırma kararı sonrası tarafların delilleri toplanmış, tüm deliller toplandıktan sonra dosya Nitelikli Hesaplama Uzmanı bilirkişi ... ile SMMM ...'a tevdi edilmiş, bilirkişiler tarafından düzenlenen 02/06/2026 tarihli raporda, Davacının 13.01.2018 tarihinde takibe geçtiği halde 13.09.2022 tarihinde 4 yılı aşkın bir süre sonra alacağının ödenmesi nedeniyle munzam zarar talebiyle açtığı davada ; yukarıdaki kararlar nazara alınarak munzam zarar talebinin yerinde olup olmadığının takdiri Sayın mahkemeye ait olmak üzere ; Davacının 13.01.2018 tarihinde 90.451 TL asıl alacak üzerinden takibe geçtiği , 13.09.2022 tarihinde faiziyle ödeme yapılmış olduğu ve icra müdürlüğünün 13.09.2022 tarihli kapak hesabında 38.004,29 TL faiz hesaplanmış olduğu , takibe kadar ise (91.750,78 Tl-90.450=) 1299,78 TL faiz yürütülmüş olduğu, toplamda hesaplanan (38.004,29+1299,78=) 39.304,07 TL faizi aşan zarar hesaplandığında; Döviz nazara alındığında :438.398,49 TL Altın nazara alındığında :574.201,98 TL Tüfe nazara alındığında :286.295,53 TL Asgari ücret nazara alındığında :446.037,75 TL Banka mevduat faizi nazara alındığında : 223.874,25 TL TOPLAM 1.968.808 TL/5 =393.761,60 TL hesaplandığı, ödenen faiz 38.004,29 TL olarak nazara alındığında ( 393.761,60- 39.304,07=) 354.457,53 TL faizi aşan zarar olarak hesaplandığı hususu bildirilmiştir. Mahkememizin 24/06/2026 tarihli celsesinde: Davacı vekilinin sunduğu beyan dilekçesinde soyut norm denetimi için Anayasa Mahkemesine başvurma talebi içermiş ise de dosya kapsamı ve bu konudaki Anayasa Mahkemesinin kararları, yine istinaf ve yargıtay ilamları da dikkate alınarak davacı vekilinin bu konudaki talebinin reddine karar verilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, munzam (Aşkın) zarar talebine ilişkindir. Uyuşmazlığın 6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesi çerçevesinde aşkın (munzam) zarar talebinin konusunu oluşturan zaman aralığına ilişkin piyasadaki ekonomik koşullar karşısında, eldeki davada varlığı iddia olunan zarar olgusunun davacının bulunduğu duruma göre somut vaktalara ispatın gerekip gerekmediği incelenmesi gerekir. Aşkın (munzam) zarar, para borcunun ifasında borçlunun kusuruyla temerrüde düşmesi nedeniyle alacaklı nezdinde ortaya çıkan zararın temerrüt faiziyle karşılanamaması hâlinde söz konusu olan bir zarar olup bu zarar, borçlunun temerrüdü ile borcun ödendiği tarih aralığındaki dönemi kapsamaktadır. Bu anlamda aşkın (munzam) zarar, temerrüt faizini aşan ve kusur sorumluluğuna dair ilkelere bağlı bir zarar türü olarak kabul edilir (...). Aşkın (munzam) zarar, borçlu temerrüde düşmeden borcunu ödemiş olsaydı, alacaklının mal varlığının kazanacağı durum ile temerrüt sonucunda ortaya çıkan ve oluşan durum arasındaki farktır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli ... sayılı kararında belirtildiği gibi, ‘‘faizi aşan zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkedeki cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri) dışında, davacının durumuna özgü, somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Başka bir anlatımla yüksek enflasyon, dolar kurundaki artış, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu davacıyı ispat yükünden kurtarmaz ... Hukuk Dairesinin 19/10/2014 tarihli ... sayılı kararına göre asıl alacak ve temerrüt faizleri yönünden icra takibi yapması ve dava açılması sırasında onlarla birlikte istenilmemiş olması veya bu zarar hakkının saklı tutulmamış olması davanın görülmesine engel olmayıp, zamanaşımı süresi içinde her zaman bu yöne ilişkin dava açılabilir. Yargıtay HGK'nun 09/12/2021 tarihli ... sayılı kararında; ayrı bir davayla 10 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde her zaman istenmesi mümkündür. Zamanaşımı süresi alacağın muaccel olduğu yani aşkın zararın doğduğu tarihten itibaren işlemeye başlar. ... HD'nin 19/09/2011 tarihli ...sayılı kararında; asıl davanın açılması, munzam zarar talebi yönünden zamanaşımını kesmeyeceğine göre munzam zarar davasının açıldığı tarihten geriye doğru 10 yıllık süre içerisinde gerçekleşen zarar bölümünün talep edilmesinin mümkün olduğu, bu süre dışında kalan bölümün zamanaşımına uğrayacağı ifade edilmiştir. Aşkın (munzam) zararın ispatı gerekli olup aşkın zararın ispatına ilişkin yükümlülük, bu zararın varlığını iddia eden alacaklının üzerindedir. Bu bağlamda aşkın (munzam) zarar alacaklısı, TBK'nın 122. maddesine dayalı olarak tazminat talebinde bulunabilmesi için öncelikle kaynağı ne olursa olsun evvela bir alacağı olduğunu, borçlunun temerrütte bulunduğunu, illiyet bağını ve bu alacağını tahsil edememesinden veya geç ödeme yapılmasından doğan ve duruma göre malvarlığında azalma veya engellenen kazançlardan oluşan zararını kanıtlamak durumundadır. 6098 sayılı TBK'nun 122. Maddesinde alacaklı yararına kusur karinesi kabul edilmiş olduğundan alacaklının borçlunun temerrüde düşmekte kusurlu olduğunu ispatla yükümlü değildir. Borçlunun sorumluluktan kurtulabilmesi için kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmesi gerekir. Buradaki kusursuzluk temerrüde düşmekteki kusursuzluktur. Yoksa, temerrüde düştükten sonraki aşamada gelişen olaylarda somut olayda olduğu gibi yargılamanın uzaması nedeniyle aranan bir kusur değildir. Şu halde, önceki yargılamanın uzaması ve benzeri gerekçelerle davalıya kusur atfedilemez. (...sayılı ilamı). Davalı borçlunun kanun yollarına başvurması (istinaf,temyiz, tehiri icra gibi) birer hak olduğu gibi temsilciler (vekiller) bakımından bir görev olup kusur olarak kabul edilmez. Alacaklı tarafça aşkın (munzam) zarar olgusu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 194. maddesi gereğince ispata elverişli şekilde somutlaştırılarak ileri sürülen iddianın ispatı için gerekli tüm deliller somut olarak ortaya konulmalıdır; 6100 Sayılı HMK'nun 187/2.fıkra göre; herkesçe bilinen vakıalarla, ikrar edilmiş vakıalar çekişmeli sayılmaz, Bu itibarla salt ülkenin ve piyasanın içinde bulunduğu ekonomik olumsuzluklardan olan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi (fili karine) olgulara dayalı olarak ileri sürülen aşkın (munzam) zarar talebi, alacaklının bu sebeple zarara uğradığını açık ve somut bir biçimde iddia ve ispat etmediği iddetçe, TBK'nın 122. maddesi kapsamında aşkın (munzam) zararın kanıtı olarak ileri sürülemez ve anılan şartlar sebebiyle ortaya çıkan olumsuzluklar alacaklı zararı olarak kabul edilemez." Dolayısıyla TBK'nın 122. maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekir. Anılan hususların varlığı alacaklıyı munzam zararın gerçekleştiğini ispat yükünden kurtarmaz. (... sayılı ilamı) Tüm bu anlatımlar kapsamında; Davacı tarafında ülkemizdeki belirli dönemlerdeki ekonomik koşullarda olumsuzluklardan hareketle, kendi durumuna özgü şekilde açık ve somut olarak oluşan bir zarar olgusuna dair bir iddiada bulunulmadığı gibi bu yönde ispata yeter herhangi bir delil de sunulmamıştır. Davacı tarafın alacağını tahsil etmek için başlattığı icra takibi, Mahcuz taşınmazın satışının yapıldığı ihalenin feshi için açılan icra davaları, ihale, kanunyoluna başvurular nedeniyle davanın uzun sürmesi ve davacının alacağı ödemesinin bu sebeple geç yapıldığını, yapılan ödemenin enflasyonist etkilerle yeterli olmadığı varsayımıyla aşkın zararın ortaya çıktığı ileri sürülmüştür. Ancak yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemez. Açıklanan bu nedenlerle taraflar arasında; ... İcra Dairesinin ve İcra Hukuk Mahkemesinin dosyaları, ... sayılı dosyası, ... sayılı dosyası, ... sayılı dosyası, ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... sayılı kararı, .... Hukuk Dairesinin ... sayılı kaldırma kararı, bu karar sonrası yeni esas olan ... İcra Hukuk Mahkemesinin ...Esas sayılı dosyası ... İcra Hukuk Mahkemesinin ... sayılı kararı ile ... sayılı kararı ile yeni esas numarası alan ...Esasına kaydından sonra 03.11.2022 tarihli ön inceleme celsesinden önce borçlu, yapılan yargılama neticesinde davacının alacağına geç kavuştuğu kabul edilse de salt bu nedenden dolayı davalıya herhangi bir kusur izafe edilemeyeceği ve davacının zararının somut olarak ispat edemediği anlaşılmakla bilirkişilerden farklı kanaate varılarak( ... Kararı) davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm oluşturulmuştur. H Ü K Ü M ; Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-Davanın REDDİNE, 2) 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 732,00.TL karar ve ilam harcından, dava açılışında alınan 615,40.TL peşin harcın mahsubu ile kalan 116,60.TL harcın davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 3) 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi uyarınca alınması gereken 3.120,00.TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesine, 4) Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5) Davalının vekil ile temsil edilmesi nedeniyle karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 13/2.maddesi uyarınca hesaplanan 1.000,00.TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6) Kullanılmayan avansların Hukuk Muhakemeleri Kanununun 333. maddesi uyarınca karar kesinleştikten sonra Hukuk Muhakemeleri Kanunu Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi dikkate alınarak yatırana iadesine, Dair; davacı vekilinin yüzüne karşı, davalı vekilinin e duruşmada yüzlerine karşı olmak üzere, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren, HMK.nun 345.maddesine göre 2 (iki) hafta içerisinde ... Bölge Adliye Mahkemesinde istinaf başvuru yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu usulen anlatıldı. 24/06/2026

Katip ... ¸e-imzalıdır.

Hakim ... ¸e-imzalıdır.

¸* Bu karar 5070 sayılı kanun gereğince elektronik imza ile imzalanmıştır*¸

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/776, K. 2026/530, T. 24.06.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-776-e-2026-530-k-a83603dae988