Yargıtay · 11. Hukuk Dairesi
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2025/6061 E. 2026/2624 K.
- Mahkeme
- Yargıtay
- Daire
- 11. Hukuk Dairesi
- Esas No
- 2025/6061
- Karar No
- 2026/2624
- Karar Tarihi
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/2399 Esas, 2025/1028 Karar HÜKÜM : Esastan ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. Asliye ... Mahkemesi SAYISI : 2021/287 E., 2022/288 K.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı, Yargıtayca duruşma istemli olarak davacı vekili ve davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 05.05.2026 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Avukat ... ile davalı ... vekili Avukat .. .. ve davalı ... vekili Avukat .. .. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.
KARAR I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava dışı .. A.Ş.'nin yürüttüğü inşaat projesinden bir ev almak istediğini, bunun için taraflar arasında 12.12.2012 tarihinde sözleşme imzalandığını, sözleşme hükümlerine göre evin satış bedelinin 125.000,00 TL olduğunu, 80.000,00 TL'sinin peşin, kalan 45.000,00 TL'sinin ise taksitle ödenmesinin kararlaştırıldığını, 80.000,00 TL'nin şirket temsilcisine elden nakit olarak ödendiğini, kalan ödemeler için senetler düzenlenip şirkete verildiğini ve ödendiğini, davalıların .. A.Ş.nin kurucu ve yönetim kurulu üyesi olduklarını, şirketin yaklaşık 400 kişiye bu şekilde maket üzerinden satışlar yaptığını, ancak inşaatın temelini bile atmadığını, 6102 sayılı Türk ... Kanunu'nun (TTK) 336. maddesi ve 553. maddesi gereğince davalıların zarardan sorumlu olduklarını, yönetim kurulu üyeliğine seçilen davalıların görev süresinin 08.02.2014 tarihinde sona erdiğini, bu nedenle şirketin yönetimsiz kaldığını, müvekkilinin yargıç olması sebebiyle dolandırılmış olmaktan dolayı son derece üzüntü duyduğunu, bu nedenle manevi tazminat talep ettiklerini, davacının yoksun kaldığı kârı talep hakkının da bulunduğunu, davacının tüm edimlerini tam olarak yerine getirdiğini ileri sürerek 91.000,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi tazminatın ve yargılamada belirlenecek munzam zararın 12.12.2012 tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsili ile müvekkiline verilmesini talep etmiş, talep artırım dilekçesi ile bilirkişi raporuyla tespit edildiği üzere 44.164,00 TL yoksun kalınan kârın da tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP 1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin kurucu ortak veya yönetim kurulu üyesi olmadığını, bir dönem şirkette dışarıdan yöneticilik yaptığını, davacının zararından sorumlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin hisselerini ...'e devrettiğini, yönetim kurulu başkanlığı görevinin ...'e verilmiş olduğunu, bu nedenle husumet itirazında bulunduklarını, müvekkilinin söz konusu projeye ilişkin hiçbir evrakta ya da sözleşmede imzası bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın esasına girilmeksizin husumet yönünden reddine karar verilmesini istemiştir.
4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; husumet yönünden davanın reddi gerektiğini, şirket borçlarından mal varlığıyla sorumlu olduğunu, müvekkilinin kusurunun olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İstanbul 7. Tüketici Mahkemesinin 2013/715 E. sayılı dosyasında davacının şirket aleyhine menfi tespit davası açtığı, menfi tespit davasına konu olan senetlerle ilgili davacının davalıya borçlu olmadığının tespitine karar verilerek 91.000,00 TL bedelin dava tarihinden itibaren davalıdan tahsil olunmasına dair hüküm oluşturulduğu, ilamında belirtilen 91.000,00 TL alacak miktarının aynı zamanda ihtiyati haciz talebine konu edildiği, ihtiyati haciz kararının verildiği, bu ihtiyati haciz kararı sonrasında tahsil olunduğu, mükerrer tahsilat bulunmadığı, benzer nitelikteki İstanbul BAM 12. HD 2018/2227 E. 2021/203 K. sayılı kararın gerekçesinde açıkça vurgulandığı üzere davalı şirket kurucu ortak ve yöneticilerinin, inşasına hiç başlanmayan ve ifası da mümkün olmayan taşınmaza ilişkin maketten konut satışı yapmak suretiyle, davacı ve aynı durumda olan başkaca birçok kişiden para toplamak suretiyle haksız fiil işledikleri, gerçekleşen eylemleri nedeniyle halen yargılandıkları da dikkate alındığında, haksız fiil sorumluluğu kapsamında davacının doğrudan uğradığı zararlardan yönetici, denetçi ve kurucu ortak sıfatıyla sorumlu tutulmaları gerektiği, bu kapsamda yönetici ve denetçi sıfatı bulunmayan, ancak kurucu ortak olan davalı ... ile yönetici ve denetçi sıfatı da bulunan diğer tüm davalılar, müteselsilen davacıya karşı sorumlu olduğu, TTK'nın 550. madde hükmüne göre ortakların taahhüt etmiş oldukları sermayenin yetersizliğine rağmen taahhüt edilen sermayenin çok üstünde kalan miktarlar ile ilgili sözleşme yapan, sözleşmeye göre teslim etmesi gereken daireleri teslim etmeyen, bu noktada sermaye paylarını yükseltmeyen, bu suretle alacaklıların alacağının şirketten tahsilini imkansız hale getiren davalıların açıklanan sıfatları ve konumları dikkate alındığında davacının iddia etmiş olduğu zarardan dolayı yönetici, denetçi, kurucu ortak sıfatıyla sorumlu olmaları gerekeceği, davacının munzam zararının 32.149,22 TL olarak hesaplandığı, davacının talebine konu 44.162,53 TL aşkın zararın dava tarihinden itibaren (mahkemenin ilk kararı ile ilgili istinaf yoluna gitmeyen, bu suretle aleyhlerine kazanılmış hak oluşan) davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'den; yine davacının talebine konu olan 44.162,53 TL aşkın zararın tahsiline dair ilk karar ile ilgili istinaf yoluna giden davalılar ... ve ...' ın ise sadece talebe konu olan miktarın 32.149,22 TL kısmından sorumlu olmak üzere ve sonuç olarak 32.149,22 TL aşkın zararın yine dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan talep edebileceği, davalılara atfedilen eylem ile ilgili Bakırköy 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/139 E. sayılı dava dosyasında, davalılar hakkında mahkumiyet veya unsur yokluğundan veya delil yetersizliğinden beraat kararı verilmesinin iş bu davada verilebilecek hükmü etkileyebilecek herhangi bir hukuki yönü bulunmadığı, davacının haksız eylem sonucunda mal varlığının zarar görmesi ve özellikle bunun isnat olunan bir suç sonucunda gerçekleştiğinin belirtilmiş olması münhasıran ve tek başına kişilik haklarının ihlali anlamına gelemeyeceği, davacının manevi tazminat talep etme koşullarının gerçekleşmediği gerekçesiyle davacının maddi tazminat talebinin kısmen kabulüyle talebin 91.001,47 TL'lik kısmı konusuz kaldığından bu kısım bakımından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına; ancak 91.001,47 TL'nin yargılama aşamasında ödendiği dikkate alınarak bu tutarın dava tarihinden ödeme tarihine geçen süre için işleyen avans faizinin davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının talebine konu 44.162,53 TL aşkın zararın dava tarihinden itibaren davalılar ..., ..., ..., ... ve ...'den, davalılar ... ve ...'ın ise sadece talebe konu olan miktarın 32.149,22 TL kısmından sorumlu olmak üzere dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalılar ... ve ...'dan sorumlulukları 32.149,22 TL ile sınırlı olarak tahsilde tekerrür olmamak üzere davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin taleplerinin reddine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, karar, davacı vekili ve davalılardan ..., ... vekilleri tarafından istinaf edilmiştir.
IV. İSTİNAF Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ilk derece mahkemesince verilen verilen hüküm ve gerekçesinde yasa ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin ve istinaf eden davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.
V. TEMYİZ A. Dava ve Hukuki Nitelendirme Dava, anonim şirket yöneticilerinin sorumluluğu kapsamında oluşan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
B.Değerlendirme ve Gerekçe 1.Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge AdliyeMahkemesince esastan reddine ilişkin karara yönelik davacının aşağıdaki bentler dışında kalan, temyiz eden davalıların ise tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2.Davacı tarafın temyiz itirazlarına gelince; uyuşmazlık, davacının konut edinmek amacıyla proje aşamasında ön ödemeli konut satış sözleşmesi ile maketten satın almış olduğu konutla ilgili inşaatın hiç başlamaması nedeniyle sözleşmeden dönme hakkının bulunup bulunmadığı, yaptığı ödemenin yoksun kalınan kâr ile birlikte geri istenip istenemeyeceği, ayrıca munzam zarar talep edilip edilemeyeceği, yine dolandırıcılık iddiasıyla davalılar hakkında açılan ceza davasının sonuçları gözetilerek manevi tazminat talep edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Davacı dava dilekçesinde; maket üzerinden konut satışı yapıldığını, edimlerini yerine getirdiğini ve ödemelerini yaptığını ancak konutun inşaatına dahi başlanmadığını ileri sürerek yaptığı ödemenin faiziyle birlikte ödenmesini, munzam zararının giderilmesini ve manevi tazminatın tahsilini talep etmiş, davalılar ise kusurları bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, 91.000,00 TL yönünden icra takibinde tahsilat yapıldığından davanın konusuz kaldığına karar verilirken bu tutarın faizi ile davacının yoksun kaldığı kârın tahsiline karar verilmiş, ancak manevi tazminat talebi reddedilmiştir. Kararın davacı ve bir kısım davalılarca istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, tarafların istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Ancak, 91.001,00 TL üzerinden başlatılan icra takibi kapsamında işbu dava devam ederken davalı tarafından davacıya ödenmiş, ancak takip dosyasında kapak hesabı yapılıp yapılmadığı ve dolayısıyla takip kapsamındaki tüm alacağın ödenip ödenmediği tespit edilememiştir. Bu durumda icra takibi ile bağlantılı yapılan bu ödeme nedeniyle davanın tümden konusuz kaldığının değerlendirilmesi doğru olmamıştır. Mahkemece yapılması gereken, bu kısım yönünden de davanın devam ettiği gözetilerek davanın kabulü ile yapılan ödemenin icra dosyası kapak hesabında dikkate alınması gerektiğinin gözetilmesi olduğundan yazılı şekilde davanın kısmen konusuz kaldığına karar verilmesi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.
3. Bununla birlikte davacı dava dilekçesinde, 91.000,00 TL maddi tazminatın her bir ödenen kısmı için ödendiği tarihten itibaren faize hükmedilmesini talep etmiş, ancak daha sonra talebini son ödeme tarihi olan 14.11.2013 tarihinden itibaren hesaplanması şeklinde değiştirmesi karşısında, Mahkemece, faiz başlangıcının davacı tarafça son ödemenin yapıldığı tarih olarak belirlenmesi gerekirken dava tarihinden itibaren faiz işletilmesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
4. Diğer taraftan, somut olayda, davacı tarafça yoksun kalınan kâr ile birlikte munzam zararının da talep edilmesine rağmen, mahkemece bu talepler yönünden yeterli inceleme de yapılmamıştır. Bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenen munzam zarar asıl dava ile birlikte istenebileceği gibi ayrı bir dava ile de istenebilir. Anayasa Mahkemesi'nin 08.07.20 25... /41763 başvuru numaralı ihlal kararındaki tespitler nedeniyle Dairemizce, enflasyonist dönemlerde munzam zararın ispatında soyut ispatın yeterli olduğu kabul edilmiş olup munzam zararın; enflasyon, döviz kurları, altın ve gümüş fiyatlarındaki artış oranı ve gayrimenkul fiyatlarındaki artış endeksinden oluşturulacak sepet hesabıyla belirleneceği ilke olarak benimsenmiştir. Yoksun kalınan kâr yönünden ise davacı dairesini zamanında teslim almış olsaydı hem değeri artacaktı hem de kira geliri elde edebilecekti. Bu durumda, mahkemece belirtilen kapsamda inceleme ve araştırma yapılıp oluşmuş ise yoksun kalınan kâr ve munzam zararın da hüküm altına alınması gerektiğinin gözetilmemesi de doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
5.Yine, ceza davasında verilecek beraat kararının işbu davada verilecek hükme herhangi bir etkisinin bulunmayacağı yönündeki mahkemece yapılan tespit doğru olmakla birlikte, davacının aynı zamanda manevi tazminat da talep ettiği, manevi tazminat talep edebilmesinin şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi için ceza davasında, ceza hakiminin tespit edeceği somut olguların önem arzettiği, bu talep yönünden ceza dosyasının özellikle incelenmesi ve dosyadaki deliller ile taraf beyanlarından manevi tazminatın şartlarının oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi gerektiğinden, hükmün bu yönüyle de bozulması gerekmiştir.
VI. SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacının sair, davalılar ... ve ...'ün tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) (3) (4) ve (5) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULARAK KALDIRILMASINA, HMK'nın 373/1 hükmü uyarınca dosya dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin duruşmaya gelen taraflardan ayrı ayrı alınarak yekdiğerine verilmesine, peşin alınan temyiz karar harcının istekleri halinde ilgililere iadesine, 05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.