İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/730 E. 2026/695 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/730
- Karar No
- 2026/695
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO : 2025/730 Esas KARAR NO : 2026/695
DAVA : Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 02/01/2026 KARAR TARİHİ : 25/09/2026
Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan), Menfi Tespit (Ticari İlişkiden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Tarafların Talepleri Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı taraf, .... İcra Dairesi'nin 2023/... sayılı dosyasında (yenilemeden önceki dosya numarası 2019/...) müvekkili aleyhine ilamsız takip başlattığını, takibe dayanak belgenin 04.10.2016 tarihli Açık Nokta Sözleşmesi olduğunu, müvekkillinin bu sözleşmede kefil sıfatıyla yer aldığını, davalı tarafın bu nedenle müvekkilini asıl borçluyla birlikte icra dosyasında taraf gösterdiğini, davalı ile dosya dışı "... Restoran Bar Disco ve Plaj İşletmeciliği - ... ve Ortağı" isimli şahıs firması arasında 04.10.2016 tarihli "Açık Nokta Sözleşmesi" başlıklı bir sözleşme imzaladığını, adı geçen şahıs firması bu sözleşmeye işletmeci olarak, müvekkilli ise "Garantör/Kefil" olarak imza attığını, "Garantör/Kefil" ibaresi, işletmeci ile birlikte müteselsilen ve şahsen sorumlu olan işletmenin sahibini/ortağını veya sözleşmeyi kefil sıfatıyla imzalayan 3. kişiyi ifade etmekte olduğunu, müvekkilinin, kefil sıfatıyla sorumlu olacağı azamin meblağın ne olduğu sözleşmenin hiçbir yerine yazılmadığını, bu hususta sözleşmenin 7. maddesinin son paragrafına, işletmecinin 7.1 ve 7.2 maddesindeki tazmin sorumluluğunun Garantör/Kefil hakkında da aynen geçerli olduğunun belirtilmesiyle yetinildiğini, bu yüzden takibe dayanak sözleşmeye bakıldığı zaman müvekkilinin kefil sıfatıyla azami olarak hangi meblağdan sorumlu olduğu hiçbir şekilde anlaşılamamakta olduğunu, oysa ki kanun koyucu, bu azami meblağın gösterilmesini bile yeterli bulmamış, bunun kendi el yazısıyla kefil tarafından yazılması şartını bile getirdiğini, somut olayda ise müvekkilinin kendi el yazısıyla yazması bir yana bu azami meblağın ne olduğu sözleşmede rakamsal olarak dahi belirtilmediğini, sınırlandırılmadığını, bu nedenle kefilin sorumlu olacağı azamî miktarın gösterilmemiş olması nedeniyle kefilliğin şekil şartına uyulmadığı ve geçersiz olduğunun açık olduğunu, sözleşmede öngörülen tek süre, sözleşmenin kendi süresi olduğunu, sözleşmenin 6. maddesinde sözleşmenin imza tarihinde yürürlüğe gireceği ve 2 yıl süreyle yürürlükte kalacağı, ayrıca sürenin bitiminde davalının sözleşmeyi tek taraflı olarak uzatma yetkisinin olduğu belirtildiğini, 2 yıllık süre, sözleşmenin kendisi için kabul edidiğini, bu sürenin kefalet için de uygulanıp uygulanmayacağı ya da davalının tek taraflı olarak sözleşmeyi uzatması halinde bu uzama süresinin de kefalete dahil olup olmayacağı tamamen belirsiz olduğunu, sonuç olarak kefilin sorumlu olacağı azamî kefalet süresi, sözleşmede gösterilmediğinden kefilliğin bu şekil şartına da uyulmadığı ve geçersiz olduğu görülmekte olduğunu, kefilin Sorumlu Olacağı Azamî Miktarın ve Kefalet Tarihinin Sözleşmede El Yazısıyla Yazılması Şartı Ticari İşler İçinde Geçerli olduğunu, müvekkilli, Kefillik Sorumluluğunu İlk Andan Beri Kabul Etmediğini, hatta Haklarını Aramak İçin İcra Hukuk Mahkemesi'ne 2 Adet Şikayet Davası Dahi Açtığını, davanın kabulü ile müvekkilinin, dava konusu 04.10.2016 tarihli Açık Nokta Sözleşmesi'ndeki kefilliğinin TBK'nın 583. maddesine aykırı olması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunun tespit edilmesini, dava konusu Açık Nokta Sözleşmesi'ne dayalı olarak müvekkiline açılan .... İcra Dairesi'nin 2023/... sayılı dosyasında müvekkilinin davalıya hiçbir borcu olmadığının fazlaya ilişkin haklarının saklı tutularak şimdilik 100,00 TL üzerinden tespit edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesini talep etmiştir. Asıl davada davalı vekilinin cevap dilekçesi özetle: Davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemesi olduğunu, davacı taraf, kendisinin tacir olmadığını ileri sürerek görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu iddia etmişse de bu iddia yerinde olmadığını, uyuşmazlığın temelini oluşturan 04.10.2016 tarihli "Açık Nokta Sözleşmesi", tarafların ticari işletmeleriyle ilgili, ticari nitelikte bir sözleşme olduğunu, davacı, bu ticari sözleşmeye "Garantör/Kefil" sıfatıyla dahil olarak, ticari bir borca şahsen güvence verdiğini, TTK m. 7 uyarınca, taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılacağını, davacının verdiği kefalet, müvekkilli şirketin ticari faaliyetleri kapsamında doğan bir alacağı teminat altına almakta olup, bu kefalet asıl ticari ilişkiden ayrı düşünülemeyeceğini, bu nedenle, uyuşmazlığın bir bütün olarak ticari dava niteliğinde olduğu ve 6102 sayılı TTK'nın 5. maddesi uyarınca davaya bakma görevinin Asliye Ticaret Mahkemesi'ne ait olduğunun açık olduğunu, bu sebeple, öncelikle davanın görev yönünden usulden reddine karar verilmesini, Dava değeri üzerinden harç ikmal edilmediğini, davacı, fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak davayı 100,00 TL gibi sembolik bir değer üzerinden açtığını, oysa menfi tespit davalarında dava değeri, icra takibine konu edilen asıl alacak miktarı olduğunu, .... İcra Dairesi'nin 2023/... E. sayılı dosyasında takip edilen alacak miktarı dikkate alındığında, dava değerinin bu miktar üzerinden belirlenmesi ve eksik harcın HMK m. 150 uyarınca davacı tarafa tamamlattırılması gerektiğini, aksi takdirde, dava şartı noksanlığı nedeniyle davanın usulden reddi gerekeceğini, davacı tarafın gerek yasada belirlenen gerekse mahkememiz tarafından tensip ara kararı, ön inceleme tutanağı ve takip eden diğer tüm ara kararlar ile yükümlü olduğu/olacağı süreli-kesin süreli işlerinin süresi içinde yerine getirmemesi nedeniyle ve/veya getirilmemesi halinde davacı tarafa bu işin yürütümü için yeni ve/veya ek bir süre verilmesine, davacı tarafın bu anlamdaki her türlü talebine, kesin süre bitiminden sonra yerine getirilen her türlü adli iş ve işleme muvafakat etmediklerini, bu beyanlarının yargılamanın her aşamasında göz önünde bulundurulmasını, davacı tarafından menfi tespit davası açılmadan önce dava şartı olan arabuluculuk aşaması yerine getirilmemiş olup davanın usulden reddini, davacı ... ile işbu takiplere konu açık yatırım sözleşmesinde imzası bulunan diğer borçlular 2019 yılından beri çeşitli iddialar ile müvekkilli şirkete karşı birden fazla dava ikame etmiş ve hepsinde haklılığının kanıtlandığını, davacının kefaletin geçersizliği iddiası, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, ve hukuken korunamaz olduğunu, dava konusu olayda davacı, takibin ilk başlatıldığı 2019 yılından bu yana uzun bir süre sessiz kaldığını, borcu zımnen benimsemiş ve ancak yıllar sonra bu iddiayı gündeme getirdiğini, davacı taraf, dava dilekçesinde '' kefilin sorumlu olacağı azamî miktarın ve kefalet tarihinin sözleşmede el yazısıyla yazılması şartı ticari işler içinde geçerlidir. '' şeklinde beyan da bulunduğunu, davacı, "garantör/kefil" sıfatıyla sözleşmeyi imzalamış, imzasını ikrar ettiğini, sözleşmenin 4.1. maddesinde, '' ...kefiller (... ve ...) her birinin 1 milyon türk lirası toplam 2 milyon türk lirası bedelli, bir tanesi 04.10.2027 tarihli, diğeri 04.05.2018 tarihli iki adet senet iş bu sözleşmenin imzası ile ad'ye teslim edilecektir.'' şeklinde düzenlendiğini, bu hüküm dahi, davacının sorumlu olacağı miktarın belirsiz olduğu iddiasını çürüttüğünü, tarafların iradesi, davacının asıl borçlunun tüm borçlarından müteselsilen sorumlu olması yönünde olduğunu, borçlunun açıkça kötü niyetli olduğunun ispatı halinde, durumun mahkemece farklı değerlendirilmesi gerektiği yargıtay kararlarında özellikle vurgulandığını, dava konusu olayda davacının davranışı, yıllarca sessiz kalıp icra takibiyle birlikte ortaya çıkarak şekil şartını ileri sürmesi, açıkça kötü niyetli olduğunu, kefalet sözleşmesi geçerli olup, davacının sorumluluğunun açık olduğunu, öncelikle davanın görev yönünden reddi gerekliğini, mahkeme aksi kanaate ise eksik harcın ikmal ettirilmesini, usule ilişkin itirazlarının kabul görmediği takdirde, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın esastan reddini, davacının kötü niyetli olduğu sabit olduğundan, takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN 5. ATM'NİN ... E. ... K. SAYILI DAVA YÖNÜNDEN Birleşen davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı firmanın eski adı ... ... İstanbul İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi olduğunu, davalı firmanın eski unvanı kullandığı dönemde 04.10.2016 tarihli bir Açık Nokta Sözleşmesi imzaladığını, bu sözleşmenin temelde 3 tarafı bulunduğunu, bunların davalı firma, davalı firmanın ... isimli bayisi ve "... Restoran Bar Disco ve Plaj İşletmeciliği - ... ve Ortağı" unvanlı gerçek kişi işletmeci olduğunu, bu sözleşme kapsamında müvekkili ...'dan da kefil sıfatıyla 1.000.000,00 TL'lik senet alındığını, Sözleşmenin 7. maddesinde kefilin sorumluluğunun işletmeciyle birlikte müşterek ve müteselsil olduğu düzenlendiğini, Mezkur sözleşmede işletmecinin, davalı firmaya karşı 20.000 şişelik asgari bir alım taahhüdünde bulunduğunu, sözleşmenin 7.2 maddesinde; işletmecinin, sözleşme süresi içinde taahhüt ettiği miktarda alım yapamaması durumunda sözleşme bedeli olan KDV dahil 2.000.000,00 TL'yi kıstelyevm (oranlama) yapmak suretiyle iade edeceği düzenlendiğini, davalı tarafın, icra takibi açmadan önce bir ihtarname göndererek taahhüt edilen asgari alım miktarının yalnızca %47,52 oranında gerçekleştiğini ileri sürüp oranlama suretiyle bulduğu KDV dahil 721.249,00 TL'lik meblağın kendisine iadesini talep ettiğini, davalı tarafın bunun ardından söz konusu 721.249,00 TL'lik meblağın tahsili için müvekkiline, işletmeciye ve diğer kefile karşı .... İcra Müdürlüğü'nün 2019/... sayılı dosyasında "Bakiye Sözleşme Alacağı" açıklamasıyla icra başlatıldığını, davalının her ne kadar kefil olduğundan bahisle sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle bu icra takibinde müvekkili de taraf göstermiş olsa da TBK'nın 583. maddesinde sayılan şartlar bulunmadığı için müvekkilin kefaleti geçersiz olduğunu, bu nedenle kefaletin geçersizliğine ilişkin olarak taraflarınca davalıya karşı İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E:2025/730 sayılı dosyasında menfi tespit davası açıldığını, Mezkur dosya derdest olup ön inceleme duruşması 29.01.2026'da yapılacağını, bununla birlikte davalı firmanın ileri sürdüğü, 20.000 şişelik asgari alım taahhüdünün yalnızca %47,52 oranında gerçekleştiği iddiasının da doğru olmadığını, İşletmecinin, taahhüt ettiği miktarın tamamını ya da tamamına yakın çok ciddi bir kısmını satın aldığı bilindiğini, bu sebeple müvekkilin haklarını eksiksiz olarak koruyabilmek için kefaletin geçersizliğine ilişkin hukuksal sebebimizin yanında icra takibine konu borcun esası hakkında da huzurdaki işbu davayı açtıklarını, kefaletin geçersizliğine ilişkin menfi tespit davasının İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin E:2025/730 sayılı dosyasında derdest olduğundan birleştirme kararı verilmesinde usul ekonomisi açısından fayda olacağı düşünüldüğünü, somut olayda sözleşmenin mutat süresi normal şartlarda 04.10.2018'de bitiyor olsa da davalı firma yukarıda değindiğimiz maddeye dayalı olarak sözleşmenin süresini tek taraflı olarak uzatıldığını, Davalı firmanın, .... Noterliği'nden 12.09.2019 tarihli ve ... yevmiye sayılı bir ihtarname göndererek; işletmeci tarafından taahhüt edilen 20.000 şişelik alımın, ne kadar yapılıp ne kadar yapılmadığının tespiti için sözleşmedeki mutat 2 yıllık süreye değil 04.10.2016 - 12.09.2019 arasındaki 2 yıl 11 aylık süreye bakılması gerektiğini, zira davalı firma mezkur ihtarnamede hem ek süre verdiğini kabul etmiş hem de zaten sözleşmeyi feshetme iradesini 12.09.2019'da gösterdiğini, öte yandan sözleşmenin 3.2 maddesinde; davalıya ait ürünlerin, aksi davalı tarafından yazılı olarak bildirilmedikçe davalının sözleşmede yazılı olan bayisinden alınacağı ön görüldüğü, davalının sözleşmede yazılı olan bayisi ... vergi numaralı ... Gıda İçecek Temizlik İnşaat Makina Ve Malzemeleri Tahsilat Hizmetleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi olduğunu, sözleşmede asgari alım taahhüdü veren işletme ise daha önce belirttiğimiz üzere ... vergi numaralı "... Restorant Bar Dısco Ve Plaj İşletmeciliği- ..." unvanlı gerçek kişi işletmesi olduğu huzurdaki dosyanın tarafları olmayan bu bayi ile işletmecinin; 04.10.2016-12.09.2019 arası döneme ilişkin birbirleriyle alakalı ticari defter, kayıt ve özellikle faturalarının incelenerek bayi tarafından işletmeciye ne kadarlık satım yapıldığının tespit edilmesi gerekli olduğunu, bu inceleme sonucunda 20.000 şişelik taahhüdün ne kadarının gerçekleştiği ortaya çıkacağını, müvekkili, bayi ve ya işletmeci olmadığından buna ilişkin kayıtlar kuşkusuz kendisinde mevcut olmadığını, bu kayıtların sayın Mahkemeniz tarafından ilgili bayi ve işletmeciden temin edilmesi gerektiği aksi halde bunların müvekkil tarafından ibraz edilmesinin beklenilmesi, müvekkiline inanılmaz bir külfet yükleyeceği, aralarındaki organik ilişki gereğince kendi bayisine ilişkin kayıtların davalı firmada bulunması gerekli olduğunu, davalı firma, müvekkile açtığı icra takibinde bayi ile işletmeci arasındaki 2019 yılına ait cari hesabı zaten sunduğu, bu nedenle davalı firmanın en azından kendi bayisine ait ticari kayıtları haiz olduğu anlaşıldığını, bununla birlikte davalı firmanın, bayi ile işletmeci arasındaki yalnızca 2019 cari hesabını sunması kuşkusuz yeterli olmadığını, davalı firma, bayisi ile işletmeci arasındaki 2016, 2017 ve 2018 yılının carilerini ve hangi üründen kaç şişe satıldığının anlaşılabilmesi için cari hesaba kaydedilmiş bayi faturalarını da sunmalıdır.Bu bağlamda hem bayiye hem işletmeciye hem de doğrudan davalıya müzekkere yazılarak 04.10.2016-12.09.2019 tarihleri arasında bayi ve işletmeci arasında düzenlenen faturaların ve cari hesapların dosyaya kazandırılması gerektiğini, davalı firma icra takibine konu ettiği alacağın sebebini, noter üzerinden gönderdiği ihtarnamede açıklamış olduğunu, Davalı, bu açıklamasında taahhüdün gerçekleşme oranının %47,52 seviyesinde kaldığını ileri sürüldüğü, işte davalı firma, taahhüdün yalnızca %47,52 seviyesinde kaldığını ileri sürdüğünden buna ilişkin ispat yükünün kendisine ait olduğu, bayinin ve işletmecinin 04.10.2016 -12.09.2019 tarihleri arasındaki birbirleriyle olan fatura ve ticari kayıtları bir sebepten ötürü sayın mahkemenize intikal ettirilmeyecek olursa davalının ispat külfetini yerine getiremediği sonucuna ulaşılarak menfi tespit talebinin kabulü yönünde hüküm kurulması gerektiğini, davalı firma somut olayda, kendi bayisine ait ticari kayıtların bir kısmını zaten icra dosyasına sunduğu için bayisine ait kayıtların elinde olduğu anlaşıldığını, bu yüzden bayiye ait kayıtlar, dosyaya kazandırılmayacak olursa bu durum da kuşkusuz davalının aleyhine değerlendirilmesi gerektiği, tüm açıklanan bu nedenlerle; davanın kabulüne karar verilmesi ile,04.10.2016 tarihli Açık Nokta Sözleşmesi kapsamında taahhüt edilen 20.000 şişe asgari siparişin yalnızca %47,52'lik kısmının gerçekleştiğinden bahisle .... İcra Dairesi'nin 2023/... sayılı dosyasında müvekkilden talep edilen 727.018,99 TL'lik alacakla ilgili olarak müvekkilin davalıya hiçbir borcu olmadığının, fazlaya ilişkin haklarımız saklı tutularak şimdilik 100,00 TL üzerinden tespit edilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini dava ve talep ettiği görülmüştür. DELİLLER: -.... İcra müdürlüğü 2023/... esas sayılı dosyasının bir sureti, - .... İcra hukuk mahkemesi 2023/... esas sayılı dosyası, - .... İcra hukuk mahkemesi2023/... esas sayılı dosyasının bir sureti, -... vergi dairesi yazı cevabı, - ... ve İzmir/Kordon vergi dairesi yazı cevabı DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Asıl davada Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; 04/10/2016 tarihli açık nokta sözleşmesindeki davacının kefilliğinin geçerli olup olmadığı ile takip dosyasında davalıya borçlu olup olmadığının tespiti istemine ilişkin olduğu; Birleşen davada Taraflar arasındaki uyuşmazlığın; asıl davadaki sözleşme kapsamında davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan .... İcra Dairesi 2023/... sayılı takip dosyasında davacının davalıya borçlu olup olmadığının tespiti istemine ilişkin kısmi dava olduğu görülmüştür. Davacının borçlu olmadığını iddia ettiği icra dosyası mahkememiz dosyası arasına alınmış, yapılan incelemede .... İcra müdürlüğü 2023/... Esas sayılı dosyası ile mahkememiz dosyasının taraflarının aynı olduğu, icra dosyasında borçlu olarak yer alanın dosyamızda davacı konumunda olduğu, dosyamız davacılının alacaklı, olduğu görülmüştür. Dilekçeler aşaması tamamlanmakla mahkememizin ön inceleme duruşmasında dava şartları ve ilk itirazlar incelenmiştir. Dava şartlarına ilişkin eksik ve incelenmesi gereken ilk itiraz bulunmadığı anlaşıldıktan sonra tarafların sulh olma imkanı bulunmadığından uyuşmazlık noktaları belirlenip tahkikat aşamasına geçilmiştir. Davalı ile dosya dışı "... Restoran Bar Disco ve Plaj İşletmeciliği - ... ve Ortağı" isimli şahıs firması arasında 04.10.2016 tarihli "Açık Nokta Sözleşmesi" başlıklı sözleşme imzaladığı, adı geçen şahıs firmasının bu sözleşmeye işletmeci olarak, davacının ise "Garantör/Kefil" olarak imza attığı hususunda asıl ve birleşen davada bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Asıl davada davacı; imzaladığı sözleşmede kefilin sorumlu olacağı azamî miktarın gösterilmemiş olması, kefilliğin şekil şartına uyulmadığı ve geçersiz olduğu, kefillik sorumluluğunu ilk andan beri kabul etmediğini, İcra Hukuk Mahkemesi'nde bu nedenle iki adet şikayet davası açtığını, davanın kabulü ile müvekkilinin, dava konusu 04.10.2016 tarihli Açık Nokta Sözleşmesi'ndeki kefilliğinin TBK'nın 583. maddesine aykırı olması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunun tespit edilmesini talep etmiştir. Birleşen davada ise asıl davadaki davacı; sözleşme kapsamında müvekkilinden kefil sıfatıyla 1.000.000,00 TL'lik senet alındığını, davalı tarafın, icra takibi açmadan önce bir ihtarname göndererek taahhüt edilen asgari alım miktarının yalnızca %47,52 oranında gerçekleştiğini ileri sürüp oranlama suretiyle bulduğu KDV dahil 721.249,00 TL'lik meblağın kendisine iadesini talep ettiğini, davalı tarafın 721.249,00 TL'lik meblağın tahsili için müvekkiline, işletmeciye ve diğer kefile karşı .... İcra Müdürlüğü'nün 2019/... sayılı dosyasında "Bakiye Sözleşme Alacağı" açıklamasıyla başlattığı icra takibinde davalının iddialarının gerçeği yansıtmaması, taraflar arasındaki sözleşme uyarınca belirlenen yükümlülüklerin ihlal edilip edilmediği hususunda delillerin toplanmasıyla asgari alım miktarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususundaki ispat yükünün davalıya ait olduğu gerekçesiyle delil sunulmaması durumunda davanın kabulünü talep etmiştir. Taraflar arasındaki 04.10.2016 tarihli "Açık Nokta Sözleşmesi" incelenmiş; sözleşmenin 4.1 maddesinde kefiller dava dışı ... ve davacının her birinin 1.000.000 TL; toplam 2.000.000 TL bedelli, bir tanesi 04.10.2017 tarihli, diğeri 04.05.2018 tarihli iki adet senedin davalıya teslim edileceği şeklinde düzenleme mevcut olduğu; davacının senet üzerindeki imzayı veya sözleşmedeki imzayı reddetmediği, TBK'nın 583. maddesine aykırı olması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğunu iddia ettiği; birleşen dosyada ise dava dışı kişi ile davalı arasındaki alım taahhüdüne aykırılık iddiasının araştırılmasını, dava dışı kişinin borçlu olmadığını, bu nedenle kendisinden kefil olarak alınan senedin bedelsiz kaldığını iddia ettiği görülmüştür. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi ticari senet (kambiyo senedi) alacağı da prensip olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren veya elindeki kambiyo senedini devreden ve bu senedi alan herkes, bütün bu hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. Senedi alan şahsın, bu senede sahip olup olmayacağı, yani senette mündemiç hakkı iktisap edip etmeyeceği bu gayeye bakılarak tespit olunur. Dolayısıyla söz konusu gaye, bir kambiyo senedinde (kıymetli evrakta) mündemiç hakkın husulü (doğumu) veya devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Senet bu gaye yönünden “ifa amacıyla”, daha açık bir ifadesiyle “mevcut bir borcu ifa için” veya “mevcut borcun yerine kaim olmak üzere” verilmiş olabilir. Senedin teminat amacıyla veya başka bir maksatla verilmesi (mesela kredi sağlamak, hibe vs.) de mümkündür. Taraflar arasında senedin davacının kefilliğine istinaden verildiği hususunda bir uyuşmazlık bulunmaması ve davacının imzasını inkar etmemesine göre; senedin kefalet sözleşmesinin bir parçası olduğu, bu nedenle davacının azami miktarın belirlenmediği yönündeki TBK 583.maddesine dayanan itirazının yerinde bulunmaması nedeniyle kefaletin geçerli olduğu kanaatiyle asıl davanın reddine karar verilmiştir. Asıl davadaki menfi tespit talebinin TBK'nın 583. maddesine aykırı olması nedeniyle kefaletin geçersiz olduğu iddiasına dayandırıldığı; birleşen davada ise borç ilişkisi kabul edilerek bedelsizlik iddiasında bulunulduğu gözetilerek davacının iddiaları çelişkili davranışta bulunma yasağına aykırılık teşkil ettiği, 6100 sayılı HMK'nın 201. maddesi uyarınca senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler tanıkla ispat olunamayacağına, davalının bonoda yazılı miktarda alacaklı olduğunu kanıtlama yükümlülüğünün de bulunmamasına, davacı tarafın bonoların bedelsiz kaldığı iddiasını geçerli yazılı delillerle ispatlayamamasına göre davacının davasının sübut bulmadığı anlaşılmakla birleşen ....Asliye Ticaret Mahkemesi ... esas sayılı dosyası yönünden de açılan davanın reddine karar verilmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;. 1-Asıl dosya ve birleşen ....Asliye Ticaret Mahkemesi ... esas sayılı dosyası yönünden açılan davaların ayrı ayrı REDDİNE, 2-Asıl dava yönünden alınması gereken 732,00 TL maktu harcın, 615,40 TL peşin harçtan düşümü ile eksik 116,60 TL harcın davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Birleşen dava yönünden yeteri kadar harç alındığından harç alınmasına yer olmadığına, 4-Asıl ve Birleşen dosyası yönünden davacı tarafından yapılan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 5-Davalı her iki dosyada vekille temsil edildiği için yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.'ne göre ayrı ayrı 100,00TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 6-Kullanılmayan gider avansının hükmün kesinleşmesi halinde ödeyen tarafa iadesine, 7-Asıl ve Birleşen davada aynı numaralı olan Arabuluculuk ücreti 4.600,00TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, Dair; gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren iki haftalık yasal süre içerisinde, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde İSTİNAF kanun yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.25/09/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır