İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/576 E. 2026/277 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/576
Karar No
2026/277
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/576 Esas - 2026/277 TÜRK MİLLETİ ADINA Yargılama Yapmaya ve Hüküm Vermeye Yetkili ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

GEREKÇELİ KARAR

ESAS NO : 2025/576 Esas KARAR NO : 2026/277

DAVA : İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 01/08/2025 KARAR TARİHİ : 16/04/2026 YAZIM TARİHİ : 15/05/2026 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Kefalet Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilleri ... ile ... tarafından, . ... A.Ş. ile ... A.Ş. arasında akdedilen kredi sözleşmesi ödemelerinin kefalet ilişkisi nedeniyle rücuen tahsili amacıyla davalı ... hakkında .... Esas sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, takipte 458.571,00 TL asıl alacak ve 86.952,60 TL işlemiş faiz olmak üzere toplamda 545.523,60 TL alacak talep edildiğini, işbu icra takibine dayanak teşkil eden borcun, . ... A.Ş ile ... A.Ş. ve müvekkili ... ile ...'in kefil olarak taraf olduğu protokol kapsamındaki ödeme yükümlülüğünden kaynaklanmakta olduğunu, müvekkili ...'in, protokolde belirlenen borçları ödediğini, bu kapsamda, 16/08/2023 tarihinde 458.571,00 TL ... A.Ş adına ödeme yaptığını, bu ödemelerin müvekkillerinin ... A.Ş. ile herhangi bir şirket ilişkisi olmamasına rağmen, ... nezdindeki müteselsil kefalet yükümlülükleri nedeniyle yapılmak zorunda kalınan ödemeler olduğunu, eğer müvekkilleri bu şekilde bir ödeme yapmamış olsalardı, alacaklı banka, borçlusu durumundaki davalıya karşı hangi haklara sahip olacak; ondan neyi, hangi koşullarla isteyecek idiyse, müvekkilleri de davalıdan aynısını isteyebilme hakkına sahip olduklarını, davalı ...'in sorumluluğu açısından protokol uyarınca, davalı ..., ... ve ... A.Ş.'nin ...'na olan kredi borçlarından, diğer borçlular ve kefillerle birlikte, müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu gayrikabili rücu kabul ve taahhüt ettiğini, bu durumun, ...'na ödeme yapan müvekkillerinin, Türk Borçlar Kanunu'nun 596. maddesi gereğince, ödeme miktarı ile sınırlı olarak davalı ...'e karşı rücu hakkına sahip olduğunu açıkça gösterdiğini, her ne kadar resmi şirket kayıtlarında davalı ...'in ... A.Ş. ile organik bir ortaklığı görünmese de, kendisinin şirketle gayriresmi bir ortaklık ilişkisi içinde olduğunu ve şirket faaliyetlerinden düzenli olarak kazanç (kar payı) elde ettiğinin tespit edildiğini, müvekkilleri ... ve ...'in şahsi hesaplarından dahi davalı ...'in hesabına yüklü miktarlarda para transferleri yapıldığının sabit olduğunu, amacının, şirket kâr ederken bundan pay almak, ancak şirketin borçları veya iflası söz konusu olduğunda "resmiyette bir ortaklığım ve ilgim yok" diyerek sorumluluktan kaçınmak olduğunu, bu durumun, davalının ticari teamüllere ve iyi niyet kurallarına aykırı, hileli bir davranış sergilediğinin somut bir kanıtı olduğunu, davalı borçlunun müvekkili tarafından başlatılan icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, borçlunun ödeme emrinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde borcun tamamına veya bir kısmına ya da alacaklının takibat icrası hakkına dair bir itirazı varsa bildirmesi gerektiğini, davalının itirazının takip konusu borcun varlığını, miktarını ve müvekkilinin rücu hakkını açıkça ortaya koyan protokol ve ödeme dekontları karşısında hukuka aykırı olduğunu, protokolün 5. maddesinde, "borçlular"ın işbu protokolün imzalanmasını müteakip gerek ilamsız gerekse ipotek takibine herhangi bir konuda itirazda bulunmamayı kabul, beyan ve taahhüt ettikleri açıkça belirtildiğini, ayrıca, "takiplerin hiçbir aşamasında itiraz ve şikayette bulunmamayı, dava açmamayı" kabul ettiklerini, davalının icra takibine yaptığı itirazın haksız olduğuun, işbu itirazın iptali davasının kabulü ile takibin devamına karar verilmesi gerektiğini, ayrıca, borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazı nedeniyle İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi gereğince %20 oranından aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına ve kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacılar tarafından TBK M.586 vd. Hükümlerince geçerli olan bir kefalet sözleşmesine yer verilmediğini, bu sebeple, müvekkilinin müteselsil kefil sıfatına haiz olduğuna ilişkin bütün iddiaları reddettiklerini, dayanak gösterilen protokole ilişkin olarak da; protokolün, alacaklı ... T.A.Ş. İle borçlu ... ve müteselsil kefil sıfatı ile davacılar arasında düzenlendiğini, müvekkili, protokolün yapılacağından ya da yapıldığına ilişkin herhangi bir kişi tarafından bilgilendirilmediğini, davacılar tarafından sunulan dekonta bağlı alacaklı ile protokolde bulunan alacaklının farklı olduğunu, -kefalet sözleşmesini kabul etmemek ile birlikte- ortada geçerli bir kefalet sözleşmesinin bulunduğu kabul edilse dahil yapılan protokol ve protokol neticesinde doğan sonuçlardan müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını, protokolün 5. Maddesinde ise "Borçluların işbu protokolün imzalanmasını müteakip gerek ilamsız gerekse ipotek takibine herhangi bir konuda itirazda bulunmamayı kabul, beyan ve taahhüt etmişlerdir. Ayrıca, "takiplerin hiçbir aşamasında itiraz ve şikayette bulunmamayı, dava açmamayı" kabul etmişlerdir, şeklinde hüküm bulunduğunu, protokolde bulunan bu hükümlerin müteselsil kefilliğe ilişkin hükümlere açıkça aykırı olduğunu, davaya konu olan ... A.Ş.'nin "..." mersis numarası ve "..." sicil numarası ile 11/07/2016 tarihinde tescil ile ilan olunduğunu, 18 Temmuz 2016 Tarihli "..." sayılı ... incelendiğinde şirketin bizzat davacılardan "..." tarafından kurulduğu, şirketin tek hissedarının kendisi olduğu ve şirketin doğrudan yönetim kurulununda yalnızca davacı ...'den oluştuğunun açıkça görülmekte olduğunu, kullanılan krediler her ne kadar şirket adı altında sözleşmelerde yer edinmiş olsa da bizzat davacı ...'in sorumluluğunda olduğunu, müvekkilinin, ... A.Ş. ile herhangi bir resmi ya da gayriresmi bir ortaklığı bulunmadığını, davacı tarafça dilekçeye eklenen banka hesap dökümlerinin müvekkili ile bağlantılı olmadığını, nitekim hesap sahibinin müvekkili değil, müvekkilinin kardeşi ... olduğunu, hesap hareketlerinde görülen meblağların da yüksek tutarlar olmadığını, çoğunun “iade” açıklamasıyla kayıtlı bulunduğunu, bu durumun sebebinin ise, müvekkilinin kardeşi ...’in bir dönem davacı ...’e ait şahıs şirketinde ve ... A.Ş.’de sigortalı satış elemanı olarak çalışmış olması olduğunu, davacılar tarafından .... Esas sayılı dosyasında, müvekkilinin kardeşi ... hakkında da, ... A.Ş.’nin ortağı olduğu iddiasıyla dava açıldığını, anılan davada da, huzurdaki dosya ekinde sunulan banka hesap dökümleri bu kez ...’e yapılan ortaklık ödemeleri olarak ileri sürüldüğünü, Bu durumun, davacıların aynı delilleri kullanarak iki ayrı kişiyi, iki ayrı davada borçlu sıfatıyla sorumlu tutmaya çalıştıklarını açıkça ortaya koymakta olduğunu, söz konusu protokol incelendiğinde; protokolün bizzat davacı ... ile kendisine ait ... A.Ş. ile ... T.A.Ş. arasında düzenlendiğinin görüldüğünü, müvekkilinin anılan protokolde ismi dahil geçmediğini, yapılan protokolün müvekkili ile herhangi bir ilişiği bulunmadığını, yine müvekkilinin söz konusu protokolde imzası dahil bulunmadığını, bu nedenle yapılan protokol müvekkili açısından herhangi bir hüküm ifade etmediğini, davacıların usul ve esasa aykırı davalarının reddine, davacıların kötüniyetli olduğunun kabulü neticesinde takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmelerine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılar üzerine yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, GEREKÇE VE KABUL: Dava, kefalet sözleşmesinden kaynaklanan kefilin sorumlulukları oranında diğer kefile rücusu talebine ilişkindir. 6102 sayılı TTK.'nun 5. maddesinde 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6335 sayılı yasanın 2. maddesi ile yapılan değişiklik sonrası Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Ticaret Mahkemeleri arasındaki daha önce iş bölümü şeklinde mevcut olan ilişki görev ilişkisine dönüştürüldüğü için artık 01/07/2012 tarihinden sonra açılan davalarda Ticaret Mahkemelerinin görevli olup olmadığını kendiliğinden değerlendirmesi yasal zorunluluk haline dönüşmüştür. Özel hukuk alanında yapılacak yargılamalar sırasında uyulması gereken genel görev kuralları 6100 sayılı HMK 'da yer almaktadır. Bu yasanın 1. maddesi ile “Mahkemelerin görevlerinin ancak yasa ile düzenlenebileceği ve bu düzenlemenin de kamu düzenine ilişkin sayılması gerektiği” öngörülmüştür. Bunun doğal sonucu olarak taraflar ileri sürmese de mahkemelerin yargılamanın her aşamasında görevli olup olmadıklarını kendiliklerinden değerlendirmesi gerekmektedir. Bu genel düzenlemenin yanında bir de ticari hayatla ilgili düzenlemeler içen 6102 sayılı TTK mevcuttur. Ticaret yasamızın 3. maddesinde ticari işin tanımı yapılmış, 4. maddesinde ticari davaların neler olduğu sınırlı olarak sayıldıktan sonra, 5. maddesinde ise aksi kararlaştırılmadığı sürece tüm ticari davalar ile ilgili olarak Ticaret Mahkemelerinin görevli oldukları belirtilmiştir. Ticaret Mahkemelerinin görev alanını ticari davalar oluşturuyor ise, ticari davaların hangileri olduğunu 6102 sayılı TTK'nun 4. maddesine bakarak belirlemek zorunluluğu vardır. Bu madde de ise ticari dava; 1)Her iki tarafın da ticari işletmesi ile ilgili olan hususlardan doğan hukuk davaları ve çekişmesiz yargı işleri, 2-)Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın, a)Ticaret Kanunda düzenlenen hususlardan doğan hukuk davaları, b)Türk Medeni Kanunu'nun rehin karşılığı ödünç verme ile uğraşanlar hakkındaki 962 ila 969 maddelerinde, c)6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun; -Mal varlığının veya işletmenin devir alınması ile işletmelerin birleştirilmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203 maddelerinde, -Rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447. maddelerinde, -Yayın sözleşmesine ilişkin 515 ve 519. maddelerinde, -Komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ve 545. maddelerinde, -Ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547. ve 554. maddelerinde, -Havale hakkındaki 555. ve 560. maddelerinde, -Saklama sözleşmesini düzenleyen 561. ila 580. maddelerinde, d)Fikri Mülkiyet Hukukuna dair mevzuatta, e)Borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde, f)Bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen konulardan doğan hukuk davalarının TİCARİ DAVA ve ticari nitelikli çekişmesiz yargı işi sayılır, ancak hiçbir ticari işletmeyi ilgilendirmeyen havale ve vedia ve fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalar bundan istisnadır şeklinde düzenlenmiştir. Ticaret yasanın 5. maddesi ile “aksine hüküm olmayan hallerde, dava olunan şeyin değerine bakılmaksızın ticari davalara Asliye Ticaret Mahkemelerinin bakması düzenlemesi getirilmiştir. Bu yasal düzenleme gereği TTK'nın 4. maddesinde düzenlenen ve ticari dava kapsamında sayılan uyuşmazlıkların ticaret mahkemelerinin görev alanını oluşturduğunu kabul etmek gerekir. Bu genel kuralın yanında uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemenin yer aldığı metinde bu konu ile ilgili uyuşmazlığın açıkça ticaret mahkemelerinde çözüleceği öngörülmüş ise (örneğin İİK'nun 171/4) ya da yasa ile bu yasa kapsamındaki işlerin ticari dava sayılacağı öngörülmüş ise (1163 sayılı yasanın 99. maddesi vb. gibi) bu yasadan kaynaklanan davaların da ticaret mahkemelerinin görev alanında olduklarını kabul etmek gerekecektir. Somut olaya gelince; Davanın Ticaret Mahkemelerinin görev alanındaki ticari dava olarak kabul edilebilmeleri için yukarıda ayrıntılı olarak belirtildiği gibi tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın uyuşmazlığın TTK'da düzenlenen bir konudan kaynaklanması veya uyuşmazlığın her iki tarafının tacir ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir. Davacı ile davalı gerçek kişiler arasındaki ilişki kefilin rücusu ilişkisinden kaynaklanmakta olup, işbu sözleşme hükümleri TTK'da düzenlenmeyip, genel hükümlere tabi olması nedeni ile uyuşmazlığın Ticaret Kanununda düzenlenen bir konudan kaynaklanmadığı, bu nedenle uyuşmazlığın ticari dava olabilmesi için TTK nun 4/1 maddesi uyarınca davanın her iki tarafının da tacir olması ve uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması gerekir. Somut olayda, uyuşmazlığın taraflarının tacir olmadığı, işin ticari nitelikte olmadığı, bu haliyle TTK nun 4/1 maddesi koşulları oluşmadığı, bu nedenle ticaret mahkemelerinin görevli olmadıkları kabul edilip, mahkememizin görevsizliğine ilişkin kararı verilmesi gerektiği kabul edilip, aşağıdaki hüküm oluşturulmuştur. HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK m.114/1-c, 115/2 uyarınca göreve ilişkin dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine, .... Asliye Hukuk Mahkemeleri'nin görevli olduklarının tespitine, Karar kesinleştiğinde ve süresinde başvuru olduğunda dava dosyasının görevli .... Nöbetçi Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesine, Süresi içerisinde görevli mahkemeye dava dosyasının gönderilmesi için başvuru yapılmaz ise dosyanın re'sen ele alınıp Mahkememiz tarafından açılmamış sayılması kararı verilmesine, Yargılama harç ve giderleri hakkında görevli mahkemece değerlendirme yapılmasına, Mahkememizce verilen görevsizlik kararının kesinleşmesinden sonra dosyanın görevli mahkemede davaya devam edilmemesi ve talep halinde yargılama giderlerinin değerlendirilerek HMK 331/2 maddesi gereğince bir karar verilmesine, Dair, davacı Vekili Av. .... , Borçlu Ve ... Vekili Av. .... 'un (e-duruşma) yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde .... Bölge Adliye Mahkemesinde İstinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.16/04/2026

Katip .... ¸e-imzalıdır.

Hakim .... ¸e-imzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/576, K. 2026/277, T. 16.04.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-576-e-2026-277-k-6777bed09417