İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2025/52 E. 2026/5 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2025/52
- Karar No
- 2026/5
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 4. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
ESAS NO:2025/52 Esas KARAR NO :2026/5
DAVA:Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini, Fikir Ve Sanat Eseri (Tecavüzün Tespiti İstemli) DAVA TARİHİ:07/04/2025 KARAR TARİHİ:15/01/2026
Mahkememizde görülmekte bulunan Fikir Ve Sanat Sanat Eseri Sahipliğinden Kaynaklanan Haklara Tecavüzün Ref'i, Önlenmesi Ve Tazmini, Fikir Ve Sanat Eseri (Tecavüzün Tespiti İstemli) davasının yapılan açık yargılamasının sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekilinin dava dilekçesinde; Davalı ... A.Ş. tarafından sosyal medyada, açık alanlarda gösterimi planlanan ve gösterime sunular “...” adlı film; içerdiği sahne, anlatım ve mesajlar itibariyle kamu düzenini, milli güvenliği tehdit ettiğini, toplumsal barışı zedelediğini, dini değerlere saldırı niteliği taşımakta ve nefret suçu unsurları içerdiğini, şefkat ve merhamet yuvası olan ...'yi adeta satanist bir mekana dönüştüren ve hangi amaca hizmet ettiği tarafımızca bilinmeyen ... 'de çekilen bir korku filmi için Hristiyanların mukaddesatından olan Haç işareti de kullanılıp kötü ruhların hakim olduğu bir mekan olarak ...'nin seçilmesi, ...'nin ve ...'daki Kiliselerin ve görevlilerinin üzerine halkın nefretini çekeceği ve bazı müessif olaylara yol açacağı için ... tarafından izin verilmediğini, davalının ...'na 12.12.2024 tarihli vermiş olduğu dilekçede de açıkça görüleceği üzere Kaymakamlığa ve İl Kültür ve Turizm Bakanlığı'na film için “...” adıyla başvurulduğu, davalının resmi merciileri yanıltmak maksadı ile hareket ederek gerçek dışı beyanda bulunduğunu, ... adı altında ne resmi ne de özel bir izin bulunmaksızın usul ve yasaya aykırı hareket edildiğini, Davalı ...'ün ilgili resmi ve özel kurumlardan izin alınması denmesine rağmen resmi merciileri de yanılttığı, izin alınmadığı gibi usulü prosedüre de riayet etmediği ve adeta farklı bir algı yaratarak üstelik tam bir hadsizlik örneği sergilemiş, Türk Patent Kurulu'na “...” ismi ile Marka tescil başvurusunda bulunmuş ve bir dizi usulsüzlük ile haksız menfaat elde etmeye çalıştığını, Türk Patent Kurulu, 2024/... Başvuru Numaralı, 16.09.2024 tarihli Marka tescil başvurusu hakkında SMK md. 5/1(ğ) gereğince başvurunun ; “Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren İşaretler “içermesi nedeniyle ret kararı verdiğini, sadece iç barışı değil, uluslararası ilişkilerde de olumsuz imaj yaratacağını, filmin çekiminden sonra “...” adıyla filmin afişleri “18 Nisan'da sinemalarda” kaydıyla ilan edildiğini, filmin bu ad ve konuyla gösterime girmesi, özellikle İstanbul'daki, ...'daki Kiliseler, manastırlar, bütün Hristiyan mezarlıkları ve görevlilerine karşı ön yargılı kimselerin nefretini çekecek ve kamu düzenini bozan ve ayrıca Hristiyan vatandaşlara ve dini imkânlarına tecavüz hadiselerine yol açacağını, dava konusu film, TCK m.216 kapsamında "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve dini değerleri aşağılama" suçunun unsurlarını taşımakta olup, açıkça nefret suçu oluşturduğunu, bu içeriklerin yayılması; toplumsal huzurun bozulmasına, dinler arası çatışma riskinin artmasına, hatta potansiyel güvenlik zafiyetlerine yol açacağını, bu sebeple CMK'nın 123. ve 127. maddeleri gereği ve suçun işlenmesinin önlenmesi ve kamu güvenliğinin sağlanması amacıyla, “...” adlı filmin gösteriminin durdurulmasını, sonuç olarak yasaklanmasına yönelik karar alınmasını, yine TMK. md. 25/1'in açık hükmüne göre de “saldırı tehlikesinin önlenmesi” kararının verilmesini talep zarureti doğduğunu beyan ve gerekçelerle “...” adlı filmin gösteriminin toplum düzenine, milli güvenliğe, dini değerlere açıkça aykırı olması ve nefret suçu oluşturması nedeniyle durdurulmasına, filmin kamuya açık biçimde gösteriminin tamamen yasaklanmasına, kararın ilgili kurumlara (valilik, RTÜK, Kültür ve Turizm Bakanlığı vs.) tebliğine, ... "https://.../...?si=..." linkinde yayınlanan fragman için erişim engeli kararı verilmesine, her türlü hukuki ve cezai başvuru hakları ve tazminat hakları saklı kalmak üzere tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar vekilinin 26/05/2025 ve 28/05/2025 tarihli cevap dilekçelerinde özetle; 5846 sayılı FSEK'in 13/1. maddesinde, fikir ve sanat eserleri üzerinde sahiplerinin mali ve manevi menfaatlerinin bu Kanun dairesinde himaye göreceği düzenlenmiş; FSEK'in 8/1. maddesinde eser sahibi, eseri meydana getiren olarak tanımlanmıştır. Dava konusu sinema filmde yer alan “...” adlı eser, FSEK'in 4 maddesinin 1. fıkrasının 3 numaralı bendinde ifade edildiği üzere mimari eserdir. Söz konusu mimari eser, 1898-1899 yıllarında bir Fransız şirketi tarafından otel olarak inşa edilmiştir. 1903-1964 yılları arasında ... olarak hizmet veren eser, Avrupa'nın en büyük, Dünyanın ise ikinci en büyük ahşap yapısı olarak kabul edilmektedir. Binanın mimarı İstanbullu Fransız asıllı mimar ...'dir. Bu kapsamda “...” isimli mimari eser bakımından FSEK'in 14, 15 ve 16. maddelerinde öngörülen manevi haklar, ...'ye aittir. Manevi haklar, miras yoluyla intikal edip terekeye dahil olmazlar. Ancak manevi haklar, eser sahibinin ölümüyle birlikte son bulmazlar, bu hakları kullanma yetkisine sahip olan kişilere intikal ederler. 5846 sayılı FSEK'in 19/2. maddesinde; eser sahibinin ölümünden sonra FSEK'in 19. maddesinin 1. fıkrasında sayılan kimselerin, eser sahibine 14, 15 ve 16. maddelerinin 3. Fıkralarında tanınan hakları, eser sahibinin ölümünden itibaren 70 (yetmiş) yıl kendi namlarına kullanabileceği düzenlenmektedir. Mimar ..., 2 Mayıs 1921 tarihinde vefat etmiş olup; dava açılış tarihi itibariyle ölümünden itibaren 104 yıl geçmiştir. Bu durumda FSEK”'in 14, 15 ve 16. maddelerin 3. Fıkralarında eser sahibine tanınan hakları kendi namına kullanabilme yetkisi, FSEK m.19/5 gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı'na geçmiştir. Bunun yanında FSEK'in 21, 22, 23, 24 ve 25. Maddelerinde düzenlenen mali hakların koruma süresi de FSEK”'in 27/1. maddesinde belirtildiği üzere; eser sahibinin yaşadığı müddetçe ve ölümünden itibaren 70 yıl boyunca devam eder. Yukarıda belirttiğimiz üzere ..., 2 Mayıs 1921 tarihinde vefat etmiş olup; dava açılış tarihi itibariyle ölümünden itibaren 104 yıl geçmiştir. Bu kapsamda “...” adlı mimari esere ilişkin mali hakların koruma süresi de sona ermiştir. “...” adlı mimari eserin günümüzdeki sahibinin ... olduğu davacının sunmuş olduğu tapu kaydında gözükmekte olup görüldüğü üzere ..., söz konusu mimari eserin FSEK kapsamında eser sahibi değil, eşya hukuku anlamında maliki sıfatını taşımaktadır. Bu kapsamda ...'nin ve onu temsil eden davacı ...'nin mimari eser üzerinde FSEK kapsamında sahip olduğu herhangi bir hakkı bulunmamaktadır. Dolayısıyla da “...” adlı mimari eserin, dava konusu sinema filminde yer alması nedeniyle ne davacı ...'nin ne de ...'nin FSEK kapsamında dava açabilme noktasında korunmaya değer hukuki bir menfaati bulunmaktadır. Bu kapsamda davacı tarafın hukuki yararının bulunmadığı gerekçesiyle huzurdaki davanın usulden reddedilmesi gerekmektedir. Müvekkil ... YAPIM VE DAĞITIM A.Ş. ile dava dışı ... TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ ile akdedilmiş olan sözleşme gereğince; Yapımcı şirket, dava konusu sinema filminin dağıtım haklarını müvekkil şirkete devretmiştir. Dava konusu olayda müvekkil şirketin, dağıtımcı sıfatıyla dağıtımını gerçekleştirmiş olduğu yüzlerce filmin içeriklerine hâkim olması, hak sahiplerinin haklarının ihlal edilip edilmediğini önceden bilebilmesi mümkün değildir. Müvekkil şirket, dava konusu filmin yapımcısı olmadığı gibi filmin içeriğinin oluşturulmasında herhangi bir katkısı da söz konusu değildir. Müvekkil şirket, filmin yapımcısı “...” tarafından kendisine sunulan Eser İşletme Belgesi'ne dayanarak filmin dağıtımcısı olmuştur. Dolayısıyla da dava konusu filme ilişkin olarak davacının iddia ettiği hususlar bakımından müvekkil şirketin herhangi bir kusurunun bulunmadığı ortadadır. Bu durumda dava konusu film hakkında verilen durdurma kararının yanı sıra dava sonunda verilecek film gösteriminin yasaklanması kararı, müvekkil şirketin filmin dağıtımcısı olarak gerçekleştirmiş olduğu ticari girişimin başarısızlıkla sonuçlanmasına ve ciddi bir maddi zarara uğramasına yol açacaktır. Bu doğrultuda dava konusu film hakkında verilecek bir gösterim yasağı kararının, filmin içeriğinin oluşturulmasında herhangi bir katkısı ve kusurunun bulunmayan müvekkil şirket bakımından hakkaniyete aykırı bir sonuca sebebiyet vereceği ortadadır. Dolayısıyla davacının dava konusu filmin gösteriminin tamamen yasaklanması yönündeki hakkaniyete aykırı talebinin, Sayın Mahkeme tarafından reddedilmesini talep ederiz. Pasif husumet itirazımız da mevcut olup kayıt tescil belgesinden de görüleceği üzere davanın neden davalı ...'e karşı açıldığı tarafımızca anlaşılamamış olup filmin yapımcısı müvekkil değil, ... Şirketidir. Söz konusu davada davalı olma sıfatı açısından da yokluk mevcut olup bu nedenle kayıt tescil belgesinden de açıkça anlaşılabileceği üzere davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle de doğrudan reddi gerektiği açıktır. Haklı usuli iddialarımızla birlikte olayda esasa ilişkin de bir ihlal mevcut değildir. ... "..." filminin kayıt tescilini aynı isimle almış olup söz konusu film kültür bakanlığı yetkililerince de izlenmiş ve onay verilmiştir. Davacının patent iddiasına dayanan manipülatif iddiasının içi boş ve mesnedi bulunmamaktadır. İlgili eser bir belgesel olmayıp kurgu ögeler barındırması eser vasfının bir gereğidir. Buna dayanan mesnetsiz iddiaların dikkate alınması FSEK ve SMK'nın ihlali anlamına gelecektir. Öncelikle dava konusu sinema filminin vizyona girmesinin önlenmesi yönünde verilen haksız İhtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, huzurdaki davanın görevsizlik ve hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddine, nihayetinde haksız ve hukuka aykırı davanın, müvekkil şirket yönünden esastan reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ettikleri görülmektedir. Davacı vekilinin 10/06/2025 tarihli cevaba cevap dilekçesinde özetle; Davalı taraf, davayı kamu düzeni veya ceza hukuku kapsamında bir iddiaya dayandırılmış gibi göstermeye çalışmakta, Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nde ikame edilen davamızın Fikir ve Sanat Eserlerini konu alması, dini ve kültürel önem sahip bir yapının izinsiz bir şekilde korkunç bir filme konu edilerek manevi değerlere zarar verecek şekilde kullanılması ve manevi hakların ihlali neticesini doğurması görev itirazının yersiz olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. ... yalnızca “mimari eser” niteliği taşımamaktadır. Bununla birlikte ... tarihi, kültürel ve dini değerlere sahip bir varlıktır. Yapı, ...'nin mülkiyetinde olup, aynı zamanda bir topluluğun da tarihini, kültürünü ve dini hassasiyetlerini temsil eden manevi ve ruhani bir eser niteliğindedir. Filmin adı doğrudan ... Yetimhanesidir. ve yapının ismi, filmde ticari bir unsur olarak kullanılmaktadır. Eser sahibinin izni olmadan manevi hakların ihlal edilmesi söz konusudur. Davalı, Yetimhanenin bir mimari eser olduğunu bu eserin ise mimarının ... olduğunu, bu halde manevi hakların da mimara ait olduğunu iddia etmekte, mimarın dava açılış tarihinden 104 yıl önce vefat ettiğini, bu durumda eser sahibine tanınan hakların FSEK 19/5 gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı'na geçtiğini iddia etmektedir. Söz konusu maddeyi kendisine dayanak almaya çalışan Davalı tarafın kötü niyeti bir kez daha ortaya çıkmaktadır. FSEK 19/5'e göre, eser sahibinin ölümünden sonra manevi haklar Kültür ve Turizm Bakanlığı'na geçer fakat bu durum, bir topluluğun dini bir kurumu, üstelik maliki olan davacı ...'nin manevi hak talebini geçersiz kılmaz. Davalı ... Yetimhanesinin yalnızca bir mimari eser değil, aynı zamanda ... Ortodoks topluluğunun tarihine, kültürüne ve dini değerlerine mal olmuş bir sembol olduğunu görmezden gelmeye çalışmaktadır. Davalının da belirttiği gibi, ... Yetimhanesinin maliki Patrikhanedir. Müvekkil Patrik Bartholomeos, Ortodoks ... Patrikhanesi'ni temsilen işbu davayı açmıştır. Davalının ...'nin yalnızca eşya hukuk kapsamında malik sıfatının bulunduğu, FSEK kapsamında herhangi bir hakkı bulunmadığı iddiası, eserin manevi haklarının korunması açısından geçerli bir savunma değildir. FSEK madde 14, eser sahibine eserin manevi haklarını koruma hakkı tanır. Ancak bu koruma eser sahibinin yanı sıra eserin manevi değerine bağlı toplumsal ve kültürel çıkarları da kapsayacaktır. Madde 14'te eser sahibinin manevi haklarının devredilemez olduğu belirtilmiştir. Ancak eserin kültürel ve toplumsal bağlamı, bu hakların yalnızca eser sahibiyle sınırlı olmadığını ortaya koyar. Davalının arkasına sığınmaya çalıştığı FSEK madde 19/5'e göre, eser sahibinin ölümüyle manevi haklar korunmaya devam eder ve belirli bir süreden sonra da kamu yararına geçer. Davalının dava konusu sinema filmi ile kamu yararını bütünüyle ihlal eden bir eser ortaya çıkardığı apaçıktır. Eser sahibinin ölümünden sonra manevi hakların korunması, eserin toplumsal ve kültürel değerlerini de içerir. Bu hakların koruyucusu, genellikle devlettir. (Örneğin, Kültür ve Turizm Bakanlığı) Bu noktada devletin koruma mekanizmasının devreye girmemesi söz konusu olsa dahi tarafımızca işbu davayı açmakta haklı nedenin bulunduğu aşikardır. Müvekkil ..., Yetimhanenin maliki olarak, bu denli önemli bir eserin manevi ve itibari değerini koruma hakkına sahiptir, savunması hukuki açıdan meşrudur. Yetimhanenin filmde kötüleyici şekilde kullanılması, dini ve tarihi değerleri zedelemekte ve manevi hakların ihlali sonucunu doğurmaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, FSEK md. 14-15 gereğince manevi haklar, eserin itibarını ve manevi bütünlüğünü korumak için devredilemez ve vazgeçilmez haklardır. Malik, mülkiyet hakkından doğan manevi değerlere zarar gelmemesi için yasal taleplerde bulunabilir Mülkiyet Patrikhaneye aittir, bu konuda izin alınmamıştır. Üstelik eser diye nitelediği ... Yetimhanesinin Gerçek hikayesi adlı film, dini değerleri, bir dine mensup olanların mekanlarını, inançlarını kötüleyici, şeytanlaştırıcı ve aşağılayıcı, satanist bir mekan haline dönüştürdüğü açıkça görülmektedir. Malik sıfatıyla manevi değerlere zarar gelmemesi için talepte bulunulabilir. FSEK kapsamında manevi hakların korunması gerektiği açıktır ve davalı tarafın Vallaury'nin haklarına dayanarak bu durumu geçersiz kılmaya çalışması trajikomiktir. Davalı sıfatı, bir davada taraf olma yeterliliği anlamına gelmektedir ve FSEK kapsamında hakların ihlali söz konusu olduğunda bu ihlalin gerçekleşmesine katkıda bulunan Yapım ve Dağıtım Şirketi, CIENM Medya da davada taraf sıfatına sahiptir. Eserin kamuya ulaşmasında doğrudan katkıda bulunduğunu belirten Davalı'nın, hak ihlallerini barındıran filme ilişkin ikame edilen işbu davada ulaştırıcı sıfatı bulunduğundan pek tabi Davalı sıfatı da bulunmaktadır. Davalının hukuki mesnedden yoksun iddiasının da reddi gerekmektedir. Davanın kabulüne karar verilmesini talep ettikleri görülmektedir. Davalı ... vekilinin 07/07/2025 tarihli ikinci cevap dilekçesinde özetle; Görevsizlik, aktif aktif husumet eser sahipliği iddialarının haklılığının ispatlandığını, davacının davasını 5846 sayılı FSEK'e dayandırıp da davayı ihtisas mahkemesi olan mahkememizde açtıysa ne amaçla TCK kapsamına giren halkı kin ve tahrik gibi alakasız suçlardan bahsettiğini, TMK kapsamına giren kişilik hakkı ihlalini ileri sürdüğünü, eğer dava FSEK madde 8'de belirtildiği üzere "Bir eserin sahibi, onu meydana getirendir." Şeklinde olduğunu, davacı " ... Yetimhanesini meydana kendisi dünyada dahi değilken nasıl getirmiş olabileceğini, davacının hukuki gerçeğe ulaşmak çabasında olmadığını, mahkememizin görevli olduğu kanaatinde olması halinde FSEK madde 16'ya dayanılarak davanın davacının eser sahibi olmadığını ve bu nedenle aktif husumet, hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, davanın reddini talep ettikleri beyan ettikleri görülmüştür. Mahkememizin 15/04/2025 tarihli ara karar evrakı ile davacı vekilinin İhtiyati tedbir istemine ilişkin talebinin değerlendirildiği; "1-6100 sayılı HMK'nun 389-390. maddeleri ile 5846 sayılı FSEK'nun 77. maddesi gereğince takdiren 1.000.000,00 TL( bir milyon türk lirası) nakdi veya aynı miktarda kesin ve süresiz teminat mektubu ibrazı koşuluyla İHTİYATİ TEDBİR TALEBİNİN KABULÜNE, 2- "..." adlı filmin Sinemalarda Vizyona Girmesinin Önlenmesine, 3-"..." adlı filmin ... “https://.../...?si=...” linkinde yayınlanan fragmanı için Erişim Engeli Kararı Verilmesine, 4-HMK'nın 393/2 maddesi gereğince bu tedbirin İstanbul Nöbetçi İcra Dairesi aracılığıyla infazına, 5-HMK ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki 7251 Sayılı Kanununun 393/1 maddesi gereği bu kararın, tedbir isteyen tarafa tebliğinden itibaren 1 hafta içinde teminat yatırılmadığı takdirde ya da teminat yatırılsa bile aynı süre içinde kararın infazı için ilgili icra dairesine başvurulmadığı takdirde, tedbirin kendiliğinden kalkmış sayılacağının talep eden tarafa ihtarına, 5-HMK 398/1 maddesi gereği ihtiyati tedbir kararının uygulanmasına ilişkin emre uymayan veya tedbir kararına aykırı davranan kişi/kişilerin, altı aya kadar disiplin hapsi ile cezalandırılacağı hususunun ihtarına," şeklinde karar verildiği görülmüştür. Şeklinde karar verildiği görülmüştür. İhtiyati tedbir kararına itiraz eden davalı vekilinin 25/04/2025 tarihli dilekçesinde; Husumet itirazımız mevcut olduğunu, kayıt tescil belgesinden de görüleceği üzere davanın neden müvekkiline karşı açıldığı taraflarınca anlaşılamadığını, filmin yapımcısınun müvekkili olmadığını, ... Şirketi olduğunu, davacının iddia ve taleplerinin belirsiz olduğunu, savunma hakkımızı kısıtlar nitelikte olmasına rağmen HMK 31'de belirtilen "hakimin aydınlatma ödevi" ve HMK 194'te yerini bulan "somutlaştırma yükümlülüğü" gereği talepte bulunulmalı aksi halde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, söz konusu usul hükümleri yerine getirilmediğini, bilakis böyle bir dava dilekçesiyle ihtiyati tedbire hükmedilerek geri dönülmez zararlara sebep olduğunu, söz konusu davada davacı tarafından davanın neye istinat edildiği belli olmadığını yer yer TMK yer yer TCK belirli belirsiz ise SMK'nın adı geçtiğini ancak davanın neye istinat edildiği belirtilmediğini, kararın gerekçesiz olduğunu gerekçeli karar yalnızca şeklen değil içeriği itibariyle de geçerli bir gerekçe olması gerektiğini, kararın tedbir ara kararı olması da buna istisna olmadığını, hükümle gerekçe arasında illiyet bağının olmadığını, davacının müvekkilinin patent başvurusundan yola çıkarak ulaştığı sonuç en hafif tabirle kötü niyetli olduğunu, ... tarafından da işbu "..." filmi için yapılan kayıt tescil başvurusu neticesi ilgili idarece film izlenerek "..." ismiyle kayıt tescil ettirildiğini, bakanlık tarafından yapılan başvuru incelemesi neticesi davacının filmi izlemeden yaptığı yalan yanlış algıların gerçeği yansıtmadığı ve filmin davacının mesnetsiz ve saçma iddialarının içi boş olduğu görülmüş olmasına rağmen verilen tedbir kararı açıkça hukuka aykırı olup davanın mahiyeti ve netice-i talebi de düşünüldüğünde hakimin tarafsızlığı ilkesinin ihlali olup açıkça ihsas-ı rey hükmünde olduğunu, tedbire itirazın reddi halinde terditli olarak ters teminat taleplerinin bulunduğunu beyan ve gerekçelerle öncelikle husumet nedeniyle davanın reddi ve dolayısıyla tedbir kararının tabii olarak kaldırılmasını, hukuka ve usule aykırı 25.04.2025 tebliğ tarihli kararın itirazlarımız doğrultusunda kaldırılmasını, mahkeme aksi kanatte ise teminat miktarı filmin gösteriminin durdurulmasından ötürü uğranacak zararın miktarına nispetle çok cüz'i kaldığından arttırılarak yeni bir miktar belirlenmesini, mahkemece verilmiş 25.04.2025 tebliğ tarihli tedbir ara kararına itirazlarımız ile 1 ve 2 Nolu talebimiz kabul görmeyecekse; HMK md.395 uyarınca tarafımıza hükmedilecek (ters) teminat karşılığında "..." isimli sinema filminin gösteriminin durdurulmasına yönelik tedbir kararının kaldırılmasını talep ettiği görülmüştür. Mahkememizin 30/05/2025 tarihli ara karar evrakı ile; "TPMK'nın 2024/... Başvuru Numaralı, 16.09.2024 tarihli Marka tescil başvurusu hakkında SMK md. 5/1(ğ) gereğince başvurunun ; “Paris Sözleşmesinin 2 nci mükerrer 6 ncı maddesi kapsamı dışında kalan ancak kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren İşaretler “içermesi nedeniyle ret kararı verildiği, davalının film çekmek için talep etmiş olduğu izin taleplerinin reddedildiğini, yaklaşık ispat şartı dikkate alınarak talebe konu tedbir yönünden yasal şartların oluştuğuna kanaat getirilmekle davacının tedbir talebinin kabulü yönünde tesis edilen tedbir ara kararına davalı vekilinin itirazlarının reddine," Şeklinde karar verildiği görülmüştür. Davalı vekilinin istinaf başvuru dilekçesi sunmuş olduğu görülmüştür. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 44. Hukuk Dairesinin 02/10/2025 tarihli karar ilamı ile; "İlk Derece Mahkemesinin tedbire itirazın reddine ilişkin kararının kararının 6100 Sayılı HMK 355. Madde ve 353/1-a-3 maddesi gereğince kaldırılmasına, mahkemece görev itirazını değerlendirerek yargılamaya devam etmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, ancak dosya kapsamına göre davalı tarafın tedbire itirazlarının görevli mahkemece değerlendirilmesi gerektiği" Şeklinde karar verildiği görülmüştür. Davalı vekilinin 09/10/2025 ve davacı vekilinin 10/10/2025 tarihli talep dilekçesi sunmuş olduğu görülmüştür. Davacı vekilinin 28/11/2025 tarihli beyan dilekçesi ile davalı yanın ihtiyati tedbire aykırılık teşkil eden paylaşımlara devam ettiğini beyan ettiği görülmüştür. Mahkememizin 15/01/2026 tarihli duruşmasında davacı vekilinin; "Rapora karşı süresi içerisinde beyanda bulunacağız, dün tarihli dilekçemizde talep ettiğimiz üzere Kültür Bakanlığına davanın ihbarını talep ediyoruz," Şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Mahkememizin 15/01/2026 tarihli duruşmasında davalı vekilinin; "İstinaf ilamı uyarınca tedbirin kaldırılarak görevsizlik kararı verilmesini talep ediyoruz, mahkeme aksi kanaatte ise rapora karşı süresi içerisinde beyanda bulunacağız." Şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. Mahkememizin 15/01/2026 tarihli duruşmasında davcı vekilinin; "İhtiyati tedbirin kaldırılması talebine muvafakatimiz yoktur." Şeklinde beyanda bulunduğu görülmüştür. 10/01/2026 tarihli bilirkişi kurulu raporunda özetle: Filmin adının ... olmakla birlikte filmdeki mekanların, çoğunlukla ...'da olduğunun varsayılan birkaç köşktür olduğunun, ... binasında ve bahçesinde oyunculu çekim yapılmadığının, drone kamera ile çekilen genel planların (geneli yapının dışından, az bir kısmı binanın içinden alınan görüntüler) filme dahil edildiğinin, filmin afiş mottosunun “... Yetimhanesinin Gerçek Hikayesi” olarak yazılmasının, toplumun merak ettiğinin, kültürel ve eşsiz bir mimari özelliğe sahip ...'daki ... binasının isminin ve görüntülerinin yoğun olarak filmin içinde, giriş ve son jeneriğinde ve fragmanda kullanılmasının, korku gerilim türündeki filmin gizem duygusunu yükseltmeye, seyircinin filme olan ilgisini arttırmaya yönelik bir çalışma olarak değerlendirildiğinin, - Sektörel Kapsamdaki Yapılan İnceleme ve Değerlendirmeler Işığında; Dava konusu “...” filminin isim olarak resmi evraklarda ve izin yazılarında görülmediğinin, filmin adının “...” olarak görüldüğünün çekim yapılan mekânlarda dava konusu filmin öznesi olan ... mekânının resmi olarak çekim izinlerinin talep edilmediğinin fakat filmin sahnelerinde ... görüntülerinin görüldüğünün, Dava konusu “...” filminin afişinde “... yetimhanesinin gerçek hikayesi” yazdığının ve ... yetimhanesinin genel fotoğrafı görüldüğünün, ... film başlığındaki “T” harfi Hristiyan inancını temsil eden haç figürüne direkt olarak benzetildiğinin Afiş arkasında göz bebeği olmayan korku hissi veren bir kız çocuğu resmi ve onun arkasında eski bir fotoğraftan alınan çokluca çocukların olduğu resmin kolaj halinde afişe işlenmiş olduğunun, “...” sinema filminin afişinde “... Yetimhanesinin Gerçek Hikayesi” olarak yazılmasının, ...'daki ... binasının isminin ve görüntülerinin yoğun olarak filmin içinde, giriş ve son jeneriğinde ve fragmanında kullanılmasının, korku gerilim türündeki filmin gizem duygusunu yükseltmeye, seyircinin filme olan ilgisini artırmaya yönelik bir çalışma olarak sektörel açıdan değerlendirilse de dava konusu sinema filminde afiş ve içeriklerde (film ve film fragmanında ) davacının temsil ettiği değerler üzerin de itibar kaybına, korkuya ve şiddette yönelik gibi bir algının oluşmasına sebep olabileceği durumunun dosya kapsamında görüldüğünün, eğer mahkememiz gerek duyarsa kitle ve algı yönetimi konusunda uzman bilirkişilerce de bu durumun ele alınabileceğinin, -FSEK Kapsamında Yapılan İnceleme ve Değerlendirmeler Işığında, FSEK m. 1/B (a) maddesiyle eser niteliğinin tesbitinde sahibinin özelliğini taşımaktan başka fikri ürünün FSEK'deki dört ana kategori (ilim ve edebiyat eserleri, musiki eserleri, güzel sanat eserleri, sinema eserleri) halinde belirtilen eser formlarından biriyle ifade edilmesini şart koştuğundan ve davacının talebi incelendiğinde de bu talebin FSEK kapsamında değerlendirilmesinden ziyade TMK m. 24 ve m. 25 kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin ve bu nedenle uyuşmazlığın FSEK kapsamında değerlendirilemeyeceğinin sonuç ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Kanuni hakim güvencesi” başlığını taşıyan 37’nci maddesi; “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.” hükmünü öngörmektedir. Bilimsel çevrelerde ve uygulamada, kanuni hakim güvencesi, uyuşmazlığı yargılayacak ve çözecek olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması olarak kabul edilmektedir. Dikkat edilecek olursa Anayasa’daki bu düzenleme hukuk ya da ceza davaları yönünden herhangi bir ayrım gözetmemiş ve uyuşmazlığın doğduğu tarihte bu uyuşmazlığı çözecek olan mahkemenin belli olması durumunda yargılama yapacak veya yargılamaya devam edecek mahkemeyi gösteren yasal bir düzenleme yapılmadığı takdirde davanın, mutlaka bu mahkeme tarafından çözüme kavuşturulması öngörülmüştür. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı üzere; uyuşmazlık konusunu teşkil eden her hukuki olay, meydana geldiği tarihteki yasal düzenlemelere tabidir ve olayın meydana geldiği zamanda mevcut olan mahkemeler tarafından çözümlenmelidir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.04.2019 tarihli ve 2017/11-10 E., 2019/401 K. sayılı kararı) Yargı yolu bakımından görevli olmayan veya adli yargının görevine girmekle birlikte görevsiz mahkemeden ya da gene adli yargı konusu olmakla birlikte kesin yetki kurullarına göre yetkisiz bir mahkemede davanın esası ile ilgili bir karar verilmesi mümkün değildir. Zira bunlar HMK’nun 114. Maddesi kapsamında dava şartı olup tamamlanmalarıda mümkün değildir. Dava şartları davanın esası hakkında inceleme yapabilmek için gerekli olan şartlardır. Dava şartlarından biri olmadan açılan davada derdesttir ancak mahkeme dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince kural olarak davanın esası hakkında inceleme yapamaz. Davayı dava şartı yokluğundan (Usulden) reddetmekle yükümlüdür. (Baki Kuru Medeni Usul Hukuk 2016 Basım. Sf.190) 5846 sayılı Fikir Ve Sanat Eserleri Kanunun 1.maddesinde Kanunun amacı düzenlenmiştir. Madde (1); Bu Kanunun amacı, fikir ve sanat eserlerini meydana getiren eser sahipleri ile bu eserleri icra eden veya yorumlayan icracı sanatçıların, seslerin ilk tespitini yapan fonogram yapımcıları ile filmlerin ilk tespitini gerçekleştiren yapımcıların ve radyo-televizyon kuruluşlarının ürünleri üzerindeki manevi ve mali haklarını belirlemek, korumak, bu ürünlerden yararlanma şartlarını düzenlemek, öngörülen esas ve usullere aykırı yararlanma halinde yaptırımları tespit etmektir. FSEK 76. Maddeye göre;(Değişik birinci fıkra: 22/12/2016-6769/189 md.) Bu Kanunun düzenlediği hukuki ilişkilerden doğan dava ve işler ile bu Kanundan kaynaklanan ceza davalarında görevli mahkeme, Sınai Mülkiyet Kanununun 156 ncı maddesinin birinci fıkrasında belirtilen mahkemelerdir. TMK'nın 24. Maddesi kapsamında; "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır."belirtilmiştir. Somut olayda İstanbul 44.Bölge Adliye Mahkemesi 44.Hukuk Dairesinin 2025/1075 Esas 2025/1194 Karar sayılı ve 02.10.2025 tarihli ilamı, bilirkişi raporu ve ve tüm dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde; İstanbul 44. BAM'ın ilgili ilamında da belirtildiği üzere; davacı vekilinin dava dilekçesindeki talebinde; Davalı ... A.Ş. tarafından sosyal medyada, açık alanlarda gösterimi planlanan ve gösterime sunular “...” adlı film; içerdiği sahne, anlatım ve mesajlar itibariyle kamu düzenini, milli güvenliği tehdit ettiğini, toplumsal barışı zedelediğini, dini değerlere saldırı niteliği taşımakta ve nefret suçu unsurları içerdiğini, şefkat ve merhamet yuvası olan ...'yi adeta satanist bir mekana dönüştüren ve hangi amaca hizmet ettiği taraflarınca bilinmeyen ... 'de çekilen bir korku filmi için Hristiyanların mukaddesatından olan Haç işareti de kullanılıp kötü ruhların hakim olduğu bir mekan olarak ...'nin seçilmesi, ...'nin ve ...'daki Kiliselerin ve görevlilerinin üzerine halkın nefretini çekeceği ve bazı müessif olaylara yol açacağı için ... tarafından izin verilmediğini, kamuyu ilgilendiren, tarihi ve kültürel değerler bakımından halka mal olmuş diğer işaretler ile yetkili mercilerce tescil izni verilmemiş olan armaları, nişanları veya adlandırmaları içeren İşaretler “içermesi nedeniyle ret kararı verdiğini, sadece iç barışı değil, uluslararası ilişkilerde de olumsuz imaj yaratacağını, İstanbul'daki, ...'daki Kiliseler, manastırlar, bütün Hristiyan mezarlıkları ve görevlilerine karşı ön yargılı kimselerin nefretini çekecek ve kamu düzenini bozan ve ayrıca Hristiyan vatandaşlara ve dini imkânlarına tecavüz hadiselerine yol açacağını, dava konusu filmin, TCK m.216 kapsamında "halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve dini değerleri aşağılama" suçunun unsurlarını taşımakta olup, açıkça nefret suçu oluşturduğunu, bu içeriklerin yayılması; toplumsal huzurun bozulmasına, dinler arası çatışma riskinin artmasına, hatta potansiyel güvenlik zafiyetlerine yol açacağını bu nedenlerle “...” adlı filmin gösteriminin durdurulmasını, sonuç olarak yasaklanmasına yönelik karar alınmasını ve TMK. md. 25/1'in açık hükmüne göre de “saldırı tehlikesinin önlenmesi” kararının verilmesini, tazminat hakları saklı kalmak üzere tedbir talebinin kabulüne karar verilmesini talep etmiş olup, davacı tarafça FSEK 1. Maddesinde düzenlendiği şekilde, FSEK'den kaynaklanan herhangi bir hakkın ileri sürülmediği, uyuşmazlığın FSEK'den kaynaklanan bir uyuşmazlık olmadığı, davacı vekilince, davalı tarafça yayınlanmak istenen sinema filminin, Hristiyan vatandaşların kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve kişilik haklarının zedelenmesi ihtimalinin bulunduğunu ileri sürdüğü, uyuşmazlığın çözümünde TMK 24. Madde ve genel hükümlerin uygulanacağı anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı vekili 26/01/2026 tarihli talep dilekçesinde tedbirin kaldırıldığına yönelik hüküm kurulmasını ve buna yönelik ilgili yerlere müzekkereler yazılmasını talep etmiş ise de, İstanbul 44.Bölge Adliye Mahkemesi 44.Hukuk Dairesinin 2025/1075 Esas 2025/1194 Karar sayılı ve 02.10.2025 tarihli ilamında "... mahkemenin görevli olması HMK 1. Madde gereğince kamu düzeniyle ilgili ve HMK 114/1-c maddesi gereğince dava şartlarından olmakla, mahkemece resen görevli olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, davalı tarafça görev itirazında bulunulduğu, HMK 390. Madde gereğince ihtiyati tedbir kararının görevli ve yetkili mahkemece verilmesi gerektiği anlaşılmakla, mahkemenin öncelikle görev hususunu resen değerlendirmesi gerekirken görevli olup olmadığı değerlendirilmeden yargılamaya devam olunması usul ve yasaya uygun görülmemiş, ilk derece mahkemesinin tedbire itirazın reddine ilişkin kararının kararının 6100 Sayılı HMK 355. Madde ve 353/1-a-3 maddesi gereğince kaldırılmasına, mahkemece görev itirazını değerlendirerek yargılamaya devam etmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, ancak dosya kapsamına göre davalı tarafın tedbire itirazlarının görevli mahkemece değerlendirilmesi gerektiği..." denildiğinden, talebin görevli mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Açıklanan nedenlerle taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünün Asliye Hukuk Mahkemeleri görev alanına girdiği anlaşıldığından, Mahkememizin görevsizliğine ve göreve ilişkin dava koşulu eksikliği nedeniyle HMK'nin 114/1-c ve 115/2. Maddeleri gereğince usulden reddine karar vermek gerekmiş aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir. HÜKÜM: 1-Taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünün ASLİYE HUKUK MAHKEMELERİ görev alanına girdiği anlaşıldığından, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE ve göreve ilişkin dava koşulu eksikliği nedeniyle HMK’nin 114/1-c ve 115/2. maddeleri gereğince davanın USULDEN REDDİNE, 2- Taraflardan birinin, karar kesinleştikten sonra iki hafta içerisinde Mahkememize başvurarak istemde bulunması durumunda, HMK’nin 20. maddesi gereğince dosyanın görevli mahkeme olan NÖBETÇİ İSTANBUL ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’ne GÖNDERİLMESİNE, 3-Yargılama giderlerinin HMK’nin 331/2. maddesi gereğince görevli mahkemece DEĞERLENDİRİLMESİNE, ancak taraflardan birinin kararın kesinleşmesinden itibaren iki hafta içerisinde gönderme isteminde bulunmaması durumunda, Mahkememizce dosya üzerinden bu durum saptanarak davanın açılmamış sayılmasına KARAR VERİLMESİNE, yargılama giderlerinin ise istem üzerine KARARA BAĞLANMASINA, Dair, HMK'nın 341 ve 345 maddeleri gereğince, taraf vekillerinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 21/01/2026
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır