İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/30 E. 2025/199 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/30
Karar No
2025/199
Karar Tarihi

T.C. ANKARA 2. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/30 Esas - 2025/199 T.C. ANKARA 2. FİKRÎ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ KARAR TÜRK MİLLETİ ADINA Esas No : 2025/30 Karar No : 2025/199

.... Dava : Marka İle İlgili YİDK Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin Dava Tarihi : 23/03/2023 Karar Tarihi : 21/05/2025 Gerekçeli Kararın Yazıldığı Tarih : 26/05/2025 Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine açılan Marka İle İlgili.... Kararının İptali, Marka Hükümsüzlüğü İle Sicilden Terkin istemli davanın mahkememizde yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : DAVA : Davacı vekili dilekçelerinde özetle; davalı şirketin,.....başvuru numaralı "....." ibareli marka başvurusunun kötü niyetle yapılmış bir marka başvurusu olduğunu, davalı firma ile müvekkilleri firma arasında üretime dayalı yetki sözleşmesi olduğunu, aralarında 2018’den beri cari ilişki bulunduğunu, müvekkilleri firmanın Kanada ülkesinde merkezi bulunan ve dünyanın her yerine silah ve silah parçası satan tanınmış bir firma olduğunu, bu nedenle davalı firma ila aralarında silah ve silah parçası üretimine dayalı bir sözleşme bulunduğunu, bu cari ilişkiye dayanarak davalı firmanın müvekkilleri firma faaliyetinden ve logosundan haberdar olmamasının mümkün olmadığını, müvekkillere ait marka ile itiraza konu markanın, görünüş, renk, okunuş ve telaffuz açısından birebir aynı olduğunu, bu benzerliğin her iki marka arasında irtibat bulunduğu kanısını uyandırmaya yeterli olduğunu, ön plana çıkarılmak istenen ve vurgulanan kelimenin müvekkilleri markasına ayniyet yaratacak kadar benzeyen ibare olduğunu, itiraz konusu markada esas unsur haricinde kullanılan “revolution armory” kelimesinin emtia bildiren tasviri tanımlayıcı nitelikte jenerik bir tabir olduğunu ve markanın müvekkilleri markasına olan benzerliğini gölgeleyemeyeceğinin açıkça ortada olduğunu, müvekkilleri firmanın silah sanayinde uluslararası tanınmış olduğunu, markasını uluslararası platforma taşıdığını, birçok uluslararası fuarlara katılmış dünyanın her yerine kendi markasını taşıyan silah satışları gerçekleştirdiğini, sunulan tüm delillerin firmaca markanın maruf hele getirdiğini ispatladığını ifade ederek, .... sayılı ve "revolution armory" ibareli marka başvurusu tescil edilmişse hükümsüzlüğü ile sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Daval.... vekili cevaplarında özetle; markaların Sınai Mülkiyet Kanunu 6/2 hükmü kapsamında reddedilebilmesi için marka sahibinin ticari vekili veya ticari temsilcisi, marka sahibinin izni olmaksızın, markanın aynısını ya da ayırt edilemeyecek kadar benzerini, haklı bir sebep olmaksızın kendi adına tescil ettirilmesini talep etmiş olması gerektiğini, davalı tarafından yapılan marka tescil başvurusu incelendiğinde markanın kendine özgü ve ayırt edici bir algı oluşturduğunu, kullandığı gri ve siyah renklerin farklılığı, yazı stilinin farklılığı ve bıraktığı görsel izlenim, bütünsel olarak değerlendirildiğinde markanın ayırt edici fonksiyonunun yerine getirildiğinin sabit olduğunu, başvuruya konu "revolution armory" markasının başvuru eşya listesinde yer alan mallar veya hizmetler açısından SMK 6/3 bendinde tanımlanan ve reddini gerektirecek düzeyde itiraz sahibi lehine hak sahipliği doğuracak nitelikte tescil başvurusundan önce Türkiye’de markasal olarak aktif ve yoğun kullanımı ispatlanamadığından bu yöndeki iddianın reddi gerektiğini, davacı vekilinin, davalı marka başvurusunun kötü niyetle yapıldığına yönelik iddiaları hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı şirket vekili cevaplarında özetle;... nezdinde yapılan araştırma sonucunda söz konusu markanın 13’üncü sınıf için daha önce tescilli olmaması nedeniyle başvurunun ilanına karar verildiğini, davacı yanca, “revolution armory” ibaresini bugüne kadar Türkiye’de hiçbir zaman marka olarak kullanılmadığını, tanınmış marka statüsünde de olmadığını, Kurumun internet sayfasında bulunan "Özel Korunan Markalar" içinde arama yapıldığında sonuç çıkmadığını, davacı yan ile müvekkilleri şirket arasında 2018 yılında Türkiye’de tüfek üretimi için görüşmeler yapıldığını, bu kapsamda marka olarak da "revolution armory" isminde karar kılındığını, bu ismi Türkiye’de tanınır hale getiren, müvekkilleri şirket olduğunu, ürettiği ürünlerde bu markayı kullanan tarafın müvekkilleri olduğunu, bu kapsamda yıllar boyunca on binlerce tüfek üretilip ABD, KANADA ve diğer ülkelere ihracat yapıldığını, ...." ismine marka değeri kazandıranın müvekkilleri şirket olduğunu ifade ederek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davanın açılmasını müteakip yargılamaya katılımı olan tarafların dava, cevap, cevaba cevap, ikinci cevap dilekçeleri karşılıklı tebliğ olunmuş, sundukları deliller alınmış, marka tescil ve başvuru dosyaları ile alâkalı kayıtları getirtilmiş, dava şartları incelenmiş, ön inceleme duruşması yapılmış, taraflar sulhe teşvik olunmuş, arabulucuya gitme hakları hatırlatılmış, sonuç alınamaması üzerine uyuşmazlık konuları tespit edilmiş, tahkikat icra olunmasını müteakip, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yazı İşleri Yönetmeliği'nin 41/2. maddesi hükmü de gözetilerek taraf vekillerine tahkikat ve yargılamanın geneliyle ilgili son sözleri de sorulmuş; sözlü iddia ve savunmada bulunma olanağı tanınmıştır. GEREKÇE : Dosya uyuşmazlık konuları hakkında rapor tanzimi için bilirkişi heyetine tevdi edilmiş ve rapor tanzim ettirilmiştir. Davacı ve davalılar arasındaki uyuşmazlık, başvuru markası ve mal/hizmetler ile itiraza mesnet markalar ve mal/hizmetler arasında benzerlik olup olmadığı, karıştırılma ihtimalinin olup olmadığı, .... kararının yerinde olup olmadığı, hükümsüzlük ile terkin şartlarının oluşup oluşmadığı, davacının öncelik hak, tanınmışlık ve kötü niyet itirazının yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Celp olunan tescil dosyaları kapsamından davalının ...." ibareli marka için davalı tarafından 22/06/2021 tarihinde 13.(01-04) .Sınıf mal/hizmetleri kapsayacak şekilde marka tescil başvurusunda bulunulduğu, başvurunun yayınına karar verildiği, ilana karşı davacının itirazda bulunduğu, itirazın reddine karar verildiği, red kararına karşı davacının tekrar itirazda bulunduğu, ..... sayılı kararı ile itirazın nihai olarak reddine karar verildiği ve bunun üzerine işbu davanın süresinde açıldığı anlaşılmıştır. Toplanan delillere, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre; .... kayıtlarından ve dosya kapsamından, davacı yana ait tescilli bir markanın bulunmadığı, 2022 yılında (davaya konu markanın başvuru tarihinden sonra), Kanada ve....” ibareli marka başvurusunda bulunulduğu, .... tarafından 19.07.2022 tarihinde faaliyet belgesi düzenlendiği, söz konusu belge içerisinde üretim konusu ve türü olarak “tek namlulu kırma yivsiz tüfek”, “üst üste namlulu yivsiz tüfek (süperpoze)”, “yarı otomatik yivsiz tüfek”, “....” alan adı ile ilgili görseller sunmuş olmakla, bilirkişi heyetince yapılan incelemede, site sahiplik bilgisine ulaşılamadığı, mevcut sahibinin ilk tescil tarihinin 15.05.2018 tarihi olduğunun görüldüğü, bilirkişi heyetince, site üzerinden yapılan kontrollerde; İngilizce dilinde düzenlenmiş internet sitesinin yer aldığı, ....isimli internet sitesi üzerinden geçmişe dönük olarak yapılan araştırmada; ilk kaydın 07.02.2011 tarihine ait olduğu ve toplam 45 kaydın yer aldığı, ilk kaydın ve 2013 yılına ait kayıtlar içerisinde davacı yanın sahipliğini veya markanın kullanıldığını gösterir bilgi ve belgeye rastlanmadığı; Davacı yanın sunmuş olduğu belgeler içerisinde yer alan sosyal medya hesaplarına bakıldığında; Facebook hesabından (...., ilk paylaşımın 15.10.2018 tarihi olduğu, geçmişten günümüze herhangi bir sahiplik değişikliğinin olup olmadığının anlaşılamadığı, söz konusu sosyal medya hesabının davacı yana ait olduğu hususunda kanaatin oluştuğu, eski tarihli olarak da, markanın kullanımın gösterir, paylaşıma rastlandığı, Instagram hesabından (....), firma bilgisinin bulunmadığı, ilk paylaşımın hangi tarihe ait olduğunun anlaşılamadığının tespit edildiği anlaşılmıştır. Davacı yanın dosyaya sunmuş olduğu 23.10.2018 tarihli belgede; ilgili makama hitaben yazılmış yazıda “revolution armory” markasının davacı yana ait olduğu, davacı yan adına davalı şirket tarafından üretilen ürünlerde bu markanın kullanılmasına izin verildiğinin belirtildiği, Her ne kadar söz konusu belgenin tek taraflı olarak davacı yan tarafından üretildiği, davalı şirketin imzasının söz konusu belgede olmadığı anlaşılmış ise de, davalı şirketin cevap dilekçesinde, davacı yan ile birlikte 2018 yılında tüfek üretimi için görüşmelere başladıklarını, marka olarak da “revolution armory” markasını seçtiklerini beyan ettiği, davacı şirket ile davalı şirket arasında 2018 yılından itibaren başlayan bir iş ilişkisinin olduğu, davacı yanın davalı şirketten ateşli silah emtiasına ait ürünleri satın aldığı, davalı şirketin bu yönde faturalar düzenlediği, davacı yanın “facebook” isimli sosyal medya hesabı üzerinden “revolution armory” markalı ürünler ile ilgili paylaşımlarda bulunduğu, söz konusu paylaşımların taraf beyanlarını doğruladığı, davalı yanın “revolution armory” markalı ürünleri kendi adına pazarlayıp, sattığına dair dosya kapsamında bir bilgi bulunmamakla, taraflar arasında fason üretim anlaşması olduğu, davalı şirketin davacı şirket adına “revolution armory” markalı ürünleri Türkiye’de ürettiği anlaşılmıştır. Somut olayda, davacı ile davalı yan arasındaki ilişkinin “ticari vekil” veya “temsilci” kapsamında olup olmadığı açısından bir değerlendirme yapılması gerektiği, Madde metninde geçen ticari vekil ve temsilci ifadesi, 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine uygun olarak düzenlenmiştir. Söz konusu direktifin 5/(3)-(b) bendinde, “marka hakkı sahibinin vekili veya temsilcisinin, eylemini haklı çıkaracak bir sebep olmaksızın sahibinin muvafakati olmadan markayı kendi adına tescil ettirmek için başvurması” iptal gerekçesi sayılmaktadır. Görüldüğü üzere, direktifte “vekil” olarak yer alan ibare Kanunda “ticari vekil” olarak yer almış, her iki düzenlemede de “temsilci” ifadesi kullanılmıştır. “Ticari vekil” kavramı, TBK m. 551/1 hükmünde tanımlanmıştır. Bu fıkraya göre, “Ticari vekil, bir ticari işletme sahibinin, kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin, işletmesini yönetmek veya işletmesinin bazı işlerini yürütmek için yetkilendirdiği kişidir”. Anılan fıkrada ticari vekilin tanımı dar ve teknik anlamda yapılmıştır. Geniş anlamda ticari vekillik, ticari işletme sahibinin, ticari işletme için verdiği her türlü temsil yetkisini içerir. Hükümde geçen “kendisine ticari temsilcilik yetkisi vermeksizin” ifadesi, ticari vekilin yetkilerinin ticari temsilci kadar geniş olmadığını vurgulamak için kullanılmıştır. Zira ticari temsilci işletmenin olağan ve olağanüstü işlemlerini yapabilirken, ticari vekil sadece işletmenin olağan işlemlerini yapmaya yetkilidir. Buradan hareketle ticari vekil, ticari temsilci ve temsilci arasında yer alan ara statü olarak nitelendirilmektedir. Neticede, davalının, davacı adına üretim yapmasının, davacı vekilliği olduğu kanaatine varılmıştır. “ticari vekil” kavramını 6769 sayılı SMK’nın 6/(2) maddesi için yer alan gerekçe ve 2015/2436 sayılı AB Marka Direktifinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendine uygun olarak değerlendirilmesi gerektiğini, TBK m. 551 hükmüne göre “ticari vekil” olarak atanabilmesi için öncelikle ticari işletmenin mevcut olması gerekliğinin aranmasının SMK anlamında kapsamını daraltacağını kabul etmiştir. Aynı doğrultuda, Avrupa Birliği Adalet Divanı, 11.11.2020 tarihli kararında, ilgili maddenin amacı göz önüne alındığında esas amacın, ilgili markanın veya benzerinin temsilcisi tarafından kötüye kullanılmasını önlemek olduğu, çünkü temsilcisi, marka sahibi ile iş ilişkisi sırasında bilgi ve deneyim edinebileceği, bunu da istismar edebileceği, böylelikle marka sahibinin çabası ve yatırımından uygunsuz şekilde faydalanabileceği, yönünde değerlendirmelere yer verilmiştir. Kısaca, taraflardan birinin diğerinin çıkarlarını temsil ettiği bir anlaşmaya dayalı olarak bu kavramların her türlü ilişkiyi kapsayacak şekilde yorumlanması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda da marka sahibinin bu yönde izni olmadığı ve vekil / temsilcinin haklı bir nedene dayandığını gösterir belge sunmadığı anlaşılmakla, markanın aynı veya ayırt edilmeyecek kadar benzeri olup olmadığı açısından yapılan değerlendirmede, davacı yanın delilleri arasında yer alan eylemli kullanım ile davaya konu marka başvurusunun “revolution army” ibaresini içerdiği, davalı yan başvurusunda şekil unsurunun yer aldığı, davacı yanın geçmiş tarihli olarak tespit edilen örnek sosyal medya paylaşımdaki kullanım ile birlikte değerlendirildiğinde; Aynı figüratif özellikler içerdiği, markalarda yer alan ibare, şekil ve renk unsurlarının aynı olduğu, bu haliyle taraf markalarının aynı olarak kabul edilmesi gerektiği, neticede; davacı yanın SMK’nun 6/(2). madde kapsamındaki korumadan yararlanabileceği kanaatine varılmıştır. Davacı Şirketin Öncelik Hak İddiası Bakımından; Davacı şirket, itiraz aşamasında dosyaya, çeşitli bilgi ve belgeler sunmuş olduğu, bununla birlikte, davacı yanın Türkiye’de resmi bir faaliyetinin olmadığı, satış yapmadığı, sadece üretimi için davalı firma ile anlaştığı dosya kapsamından anlaşılmakla, davaya konu ibarenin/markanın, davacı tarafından piyasada etkin bir şekilde kullanıldığına dair devamlılık arz eden bilgi veya belgeye rastlanmadığı, davaya konu markanın başvuru tarihinden geriye doğru işaretin tüketici nezdinde kalıcı hâle gelmesi sağlandığını gösterir bir kanaat oluşmadığı / dosya kapsamı itibari ile ticari etki yaratacak şekilde,.....’de ciddî kullanımın bulunmadığı, davacı şirketin, davaya konu markanın tescil talebine konu mal listesinde yer alan mallar açısından öncelik hakkına sahip olamayacağı, bu hali ile davacı şirket lehine 6769 s. SMK’nun 6/3. maddesi koşullarının oluşmadığı kanaatine varılmıştır. Dayanak olarak,..... ibaresine ayırt edicilik kazandıracak ölçüde yoğun ticari faaliyet icra ederek KHK’nın 8/3 maddesi uyarınca önceye dayalı hak elde edip etmediği, davacıya ait markanın Türkiye’deki yoğun marka kullanımı ve tanıtımı sonucu ilgili sektörde Paris Sözleşmesinin birinci mükerrer 6. maddesi ile TRIPs Sözleşmesinin 16. maddesi anlamında tanınmış marka haline getirip getirmediği hususları değerlendirilerek gerek markanın hükümsüzlüğü gerekse alan adı tahsisinin iptali istemleri yönünden sonucuna göre karar vermek gerekirken hatalı değerlendirmeyle karar verilmesi doğru görülmemiş” ifadesine yer vermekle, mülga 556 s. KHK m.8/3 (Tescilsiz bir markanın veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaretin sahibinin itiraz etmesi üzerine, tescili istenilen marka, aşağıdaki hallerde tescil edilmez) hükmü kapsamında yapılacak değerlendirmede Türkiye’deki ticari faaliyetlerin esas alınması gerektiği anlaşılmıştır. Davacının Tanınmışlık İddiası Bakımından; Dosya kapsamından, davacı yan adına tescilli bir marka olmadığı, markasının veya eylemli kullanımının tanınmışlık düzeyine ulaştığını gösterir nitelikte, piyasa araştırması, satış rakamları, yurt içi ve yurtdışı satış ağı vb. delillere rastlanmadığı, dosyada tanınmış iddiasına yarar nitelikte pazarlama-reklam faaliyetleri, ürün katalogları veya pazarlama-reklam harcamalarına ait herhangi bir bilginin bulunmadığı, bu nedenle de davacı lehine 6769 sayılı SMK’nun 6/5 kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı kanaatine varılmıştır. Davacının Kötü Niyet İddiası Bakımından; Davacı tarafın, davalı marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapıldığını iddia ettiği, içtihatlardan da anlaşıldığı üzere, kötü niyetin her somut olayda net olarak ortaya konması gerektiği, davalı şirketin kötü niyetinin ispatı külfetinin davacıya ait olduğu kabul edilmekle; somut olayda, davalı şirketin, davacı şirket adına 2018 yılından itibaren silah ürettiği, söz konusu silahlar üzerinde “revolution armory” ibaresinin yer aldığı, davacı yanın söz konusu silahları sattığı, davalı şirketin bu marka altında başka şirketlere satışının olmadığı, taraflar arasında bu yönde bir anlaşma olmamasına rağmen, davalı tarafından “revolution armory” ibaresini, davacı adına üretilen ürünler ile aynı / benzer mallar açısından marka tesciline konu ettiği, davalı yanın bu yönde marka başvurusu yapılmasının, basiretli tacir yükümlülüklerine aykırılık teşkil edebileceği, davalı yanın bu şekilde marka başvurularının, marka yedeklemesi olarak kabul edilebileceği, bu hali ile, neticede, davalının marka başvurusunda kötü niyetli olduğu kanaatine varılmıştır. Neticede, benimsenen bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından; Davacı yanın, 6769 s. SMK’nun 6/2. maddesi kapsamından yararlanabileceği, davacı yanın, 6769 s. SMK’nun 6/3. maddesi kapsamından yararlanamayacağı, davacı yan markasının, 6769 s. SMK’nun 6/5. maddesi kapsamındaki korumadan yararlanamayacağı, davaya konu davalı şirket marka başvurusunun kötü niyetli olarak yapılmış olduğu, .... kararının yerinde olmadığı ve iptali şartlarının oluştuğu, kötü niyetin varlığı nedeniyle davalı markasının hükümsüzlük şartlarının oluştuğu, biçimindeki gerekçeler ile davanın kabulüne karar verildiği, verilen kararın davalılar vekillerince istinaf edildiği, ..... sayılı ilamıyla, "GEREKÇE : Dava, YİDK kararının iptali ve marka hükümsüzlüğü istemlerine ilişkindir. İnceleme, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun hukuki dinlenilme hakkı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın "açıklama ve ispat hakkı"nı da içerdiği vurgulanmıştır. Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hakime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Kural olarak, mahkemece; taraflara usulüne uygun davetiye çıkarılması, bu yolla tarafların duruşmada hazır bulunmalarının ve savunma yapabilmelerinin sağlanması yasal bir zorunluluk ve hukuki dinlenilme hakkının da gereğidir. Usulüne uygun davet edilen tarafın duruşma günü celseye katılma imkanı yoksa, buna ilişkin mazeretini bildirmeli, belgelemeli ve duruşma gününün kendisine bildirmesi için gerekli giderleri de yatırmalıdır. Somut olayda da, davalı Şirket vekili 19.04.2024 tarihli dilekçesi ile 25.04.2024 tarihinde yapılacak sözlü yargılama celsesi için, başka adliyede bulunan mahkemelerdeki aynı tarihli duruşmalarını bildirerek, mazeretli kabul edilmesini talep etmiştir. Mahkemece davalı Şirket vekilinin mazeret istemi kabul edilmesine rağmen, davalı tarafın savunma hakkını kısıtlar şekilde sözlü yargılamaya geçilip yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı Şirket vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, HMK 353/1-a-6 maddesi gereğince yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, kararın niteliğine göre davalı ..... vekilinin tüm, davalı Şirket vekilinin ise diğer istinaf itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda belirtildiği üzere; 1-Davalı .... vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KABULÜ ile ..... sayılı kararının KALDIRILMASINA;" karar verildiği anlaşılmıştır. Dosya tetkik edilmiş, tahkikat bitirilmiş , sözlü yargılamada tarafların karşılıklı beyanları alınmış olup, mahkememizce daha önce ulaşılan kanaatte bir değişiklik olmadığından aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Davanın Kabulüne, TÜRKPATENT YİDK'nın 2023/M-427 sayılı kararının tüm mal ve hizmetler yönünden iptaline, Davaya konu markanın tüm mal ve hizmetler yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 51/4.maddesi uyarınca kararın kesinleşmesini müteakip resen TÜRKPATENT’e gönderilmesine, Alınması gereken 615,40.-TL harçtan, peşin alınan 179,90.-TL harcın mahsubuyla, eksik kalan 435,50.-TL harcın davalılardan alınarak hazineye irad kaydına, Davacının kendisini vekil ile temsil ettirmesi sebebiyle Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesap olunan takdiren 40.000,00.-TL maktu ücreti vekâletin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Davacının yapmış olduğu ve aşağıda dökümü yazılı 6.401,80.-TL yargılama giderinin davalılardan alınarak davacıya verilmesine, Yatırılan ve kullanılmayan gider avansının, hükmün kesinleşmesini müteakip re'sen yatıran tarafa iadesine, Dair, davacı ve davalı kurum ile davalı şirket vekillerinin yüzlerine karşı, tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde ..... yolu açık olmak üzere verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı.21.05.2025

Kâtip Hâkim.... ✍e-imzalıdır ✍e-imzalıdır

MASRAF DÖKÜMÜ İlk Masraf : 681,80.-TL Bilirkişi Ücreti : 5.500,00.-TL P.P : 220,00.-TL TOPLAM : 6.401,80.-TL

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/30, K. 2025/199, T. 21.05.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-30-e-2025-199-k-a465913e4600