İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2025/214 E. 2025/747 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2025/214
Karar No
2025/747
Karar Tarihi

T.C. ......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 2025/214 Esas - 2025/747

T.C. ......... 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 2025/214 Esas KARAR NO : 2025/747

...............x..........x........... x.....x.........x............x ............x..............x........... .x...............x..................x

DAVA : Tespit DAVA TARİHİ : 26/09/2023 KARAR TARİHİ : 08/12/2025 GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ : 08/01/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan Tespit davasının yapılan açık yargılaması sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : TALEP : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından yayınlanan Karar gazetesinin ve resmi internet sitesinde asılsız, enerji sektöründe spekülatif ve olumsuz etki yaratma amacı taşıyan iddiaların yer aldığı haberlerin olduğunu ve bu haberin tedbiren kaldırılmasını talep ettiklerini, müvekkili kuruluş kişiliğine saldırı niteliğinde olduğunu, gerçekte var olmayan durumun haberleştirilerek yansıtılmasının hakarete varan bir tutum olduğunu, ifade özgürlüğünün sınırlarının aşıldığını, müvekkili tarafından sulh ceza hakimliği nezdinde yapılan başvurunun sonuçsuz kaldığını, basın özgürlüğünün sınırlarını aşan bir saldırının söz konusu olduğunu, müvekkili kuruluş kişilik haklarına yönelen bu saldırının tespitinin gerektiğini, davanın kabulüne ilişkin kararın yayımlatılması gerektiğini beyan ederek, ihtiyati tedbir talebinin kabulü ile haberin davalının internet sitesinden tedbiren kaldırılmasına, müvekkili kuruluş kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğunun tespitine ve yayımın durdurulmasına, yayım masrafı davalıya ait olmak üzere davanın kabülü halinde kararın yayınlatılmasına, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davalı üzerine bırakılmasına karar verilmesini dava ve talep etmiştir. CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin HMK'nın emredici hükümleri gereğince usule uygun olmadığını, davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, yetkili mahkemenin İstanbul Asliye Ticaret Mahkemeleri olduğunu, davacının taraf erişiminin engellenmesi için başvurusunun Sulh Ceza hakimliğince reddedildiğini ve karara itirazın kesin olarak reddedildiğini, dava konusu haber içeriğinin davacı kuruluşun eski daire başkanı tarafın açıklanan bilgilerin aktarımından ibaret olduğunu ve haberin hukuka uygunluk kriterine göre hazırlandığını, davacının kişilik haklarının ihlal edilmediğini, basın mensuplarının maddi gerçeği araştırmakla yükümlü olmadığını, haber konusu olayın veriliş zamanındaki durumunu araştırmakla görevli olduğunu, haber verme hakkı, ulusal ve uluslararası mevzuatın koruma altına aldığı ifade özgürlüğünün ve basın özgürlüğünün kapsamında yer alan haklardan biri olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, kişilik hakkı ile basın özgürlüğünün çatışması halinde kamu yararının üstte tutulacağını davacının haksız taleplerinin reddinin gerektiğini, beyan ederek, davacının tüm taleplerinin reddi ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE : İş bu dava dava konusu yayının durdurulması ve tekzip talebinden ibaret olup, Davalıya ait gazetenin fiziki nüshasında ve internet sitesinde 25/05/2023 tarihli haberde " .......... borçları karşılığında Rus masasında "başlığı altında .......... ın yabancılara satılacağına dair haberlerin yayınlandığı, Mahkememiz 2023/685 E. 2024/296 K sayılı dosyasında yapılan yargılamada ,taraflar arasındaki ihtilafın; Davalı firmaya ait gazetenin 25/05/2023 tarihli fiziki nüshasında ve resmi internet sitesinde davacıya ilişkin haberin TMK 24. 25. maddesi kapsamında kişilik haklarına saldırı mahiyetinde olduğuna ilişkin tespit ve yayının durdurulması, düzeltme metninin veya hukuka aykırılığın tespitine ilişkin karar metninin yayınlanması taleplerinin yerinde olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Mahkememizin 2023/685 Esas sayılı dava dosyası 01/04/2024 tarihli celsesinde, davanın yayının durdurulması ve tekzip metninin yayınlanması talepleri yönünden tefrikine karar verilmiş, mevcut esasa kayıt yapılmıştır.

Mahkememizden verilen 03/04/2024 tarih ve 2024/235 Esas 2024/176 sayılı kararı, ......... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi'nin 2024/2176 Esas, 2025/235 Karar sayılı ve 30/01/2025 tarihli ilamı ile bozulmakla, yukarıda belirtilen sırasına kaydı yapıldı. Mahkememizce yapılan yargılama neticesinde; 03/04/2024 tarih ve 2024/235 Esas 2024/176 sayılı kararı ile davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ......... Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi'nin 2024/2176 Esas, 2025/235 Karar, 30/01/2025 tarihli kararı ile; " .......10/01/2024 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak 9 ay sonra(10/10/2024 tarihinde) yürürlüğe girmesine karar verilen Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'nın 11/10/2024 tarih 2020/76 Esas ve 2023/172 Karar sayılı kararı ile "5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun"un yukarıda yazılı 9. maddesinin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesinin Sulh Ceza Mahkemesinin görevine ilişkin maddeyi iptal ettiği ve iptal kararının 11/10/2024 tarihinde yürürlüğe girdiği dikkate alındığında istinaf incelemesinin yapıldığı tarihte Anayasa Mahkemesi iptal kararının yürürlükte olduğu, bu kapsamda usul hükümlerinin derhal uygunlanacağına ilişkin ilke de nazara alındığında ilk derece mahkemesi tarafından işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğundan bahisle görevsizliğe ilişkin karar verilmesi hatalı olmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin istinaf kanun yolu başvurusunun esası incelenmeksizin 6100 sayılı HMK’nın 353/1-a-3 maddesi uyarınca kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.." ilamı ile kaldırılmasına karar verilmekle işbu esasa kayıt olmuştur. Mahkememiz 2023/685 E. 2024/296 K sayılı dosyasında davacının tespit istemi reddedilmiş ve kararın İstinaf aşamasında olduğu anlaşılmıştır. Davacı tarafın yayının durdurulması ve tekzip talebinin dayanağı ve esasında manevi tazminat talebinin dayanağı TMK'nın 24 ve 25. Maddeleri ve TBK'nun 49.Maddesi uyarınca kişilik haklarına saldırı hükümlerine tabi olduğu açıktır. Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. Anayasanın 90. maddesinin son fıkrası ise; “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” hükmünü içermektedir. Bu durumda, mahkemelerce önlerine gelen uyuşmazlıklarda usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar ile iç hukukun birlikte yorumlanması ve uygulanması gerekmektedir. Hâl böyle olunca, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde (AİHS) konunun nasıl düzenlendiğinin ve Sözleşme'nin uygulanmasını sağlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarının incelenmesi yerinde olacaktır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “İfade Özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinin birinci fıkrası; “Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.” hükmünü içermekte olup hangi hâllerde ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği de aynı maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun en önemli temellerinden birisi olup, toplumsal ilerlemenin ve her bireyin gelişiminin başlıca koşullarından birini teşkil etmektedir. AİHS'nin 10. maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak koşuluyla, ifade özgürlüğü yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran “bilgiler” ya da “düşünceler” için de geçerlidir. Bunlar, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleri olup, bunlar olmaksızın "demokratik toplum" olmaz (Ha...............1976). AİHS'nin 10. maddesinde benimsenen ifade özgürlüğü bu şekilde olmakla birlikte, yine de dar bir yorum gerektiren istisnalar içermektedir ve bu hakkı kısıtlama ihtiyacının ikna edici bir biçimde ortaya konması gerekmektedir (Pakdemirli/Türkiye kararı, başvuru no: 35839/97, 22 Şubat 2005). İfade özgürlüğü geniş bir şekilde yorumlanmakta ise de, sınırsız olmadığı da Sözleşme’nin 10.maddesinin ikinci fıkrasında belirtilmiştir. Burada çözülmesi gereken temel sorun ifade özgürlüğü ile kişilik haklarına yönelik saldırı arasındaki sınırın hangi ölçütlere göre saptanacağıdır. AİHM önüne gelen uyuşmazlıklarda yapılan müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal edip etmediğini aşağıdaki kriterleri uygulayarak tespit etmektedir: 1. Müdahalelerin yasayla öngörülmesi: AİHM, Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yasayla öngörülme” ifadesinin, ilk olarak, itiraz konusunun iç hukukta bir dayanağı olması gerektiğini hatırlatır. Ancak söz konusu ifade hukuki normların ilgili kişinin erişiminde olmasını, sonuçlarının öngörülebilmesini ve hukukun üstünlüğü ilkesine uygun olmasını gerektiren kanun niteliğine de atıfta bulunmaktadır (Ass....................................................09). 2. Müdahalelerin meşru bir amaç izleyip izlemediği konusu: Sözleşme’nin 10/2. maddesine göre, “… bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.” Görüldüğü üzere yasayla düzenlemek şartıyla ve “başkalarının şöhret ve haklarının korunması” amacıyla ifade özgürlüğünün sınırlandırılabileceği kabul edilmekte olup sınırlama haklı olsa bile, bu kez sınırlamanın orantılılığı gündeme gelecektir (bkz. sınırlamanın orantısızlığı konusunda Pakdemirli/Türkiye kararı). Kişilik hakkının korunması ile ifade özgürlüğü arasındaki dengeyi iyi sağlamak gerekmektedir. Özellikle siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin kişilik hakları ve şöhretleri söz konusu olduğunda bu dengede ifade özgürlüğünün ağır bastığı konusunda kuşku yoktur. Diğer bir deyişle, terazide bir yanda siyasetçilerin ve devlet görevlilerinin “kişilik hakları”, diğer yanda “ifade özgürlüğü” bulunduğu durumlarda, tercihin daha çok ifade özgürlüğünden yana kullanıldığı söylenebilir (Doğru, O., Nalbant, A; İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Açıklama ve Önemli Kararlar, C. 2, ......... 2013, s. 232). 3. Müdahalelerin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı konusu: AİHM, ifade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun temel yapılarından birini oluşturduğu ve toplumun gelişimi ve bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşullarından biri olduğunu hatırlatır (Lin.................986). İfade özgürlüğü istisnalara tabi olsa da, bu istisnalar dar bir biçimde yorumlanmalı ve sınırlama nedeni ikna edici bir biçimde ortaya konmalıdır (Observ..................... Nitekim aynı ilkeler Hukuk Genel Kurulunun 25.04.2018 tarihli ve 2017/4-1320 E., 2018/986 K.;30.05.2018 tarihli ve 2017/4-1470 E., 2018/1144 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir. Basın özgürlüğü ise ifade özgürlüğünün en önemli unsurlarından birisidir. AİHM basın ile ilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birisini oluşturduğuna değinildikten sonra basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğu belirtilmektedir. Basın ve diğer medya organlarının ifade özgürlüğü kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyi araçlardan birisini sunmaktadır. Basına siyasal arenada ve kamunun ilgilendiği diğer alanlarda tartışma konusu olan bilgi ve görüşleri iletme görevi düşer. Basının bu görevi, kamuoyunun da bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tanımlanır (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 19.....................................31). Bu açıklamalardan sonra, denilebilir ki, basın özgürlüğünün kişilik haklarına üstün tutulabilmesi için haberin gerçeğe uygun olması, gerçeğe uygun yayımın haber niteliği taşıması, gerçeğe uygun haberlerin verilmesinde nesnel (objektif) ölçütlere uyulması, haberin veriliş biçimi yönünden özle biçim arasında ölçülülük bulunması gerekir. Bir yayımın hukuka uygun olduğunun kabul edilebilmesi ancak açıklanan bütün bu koşulların birlikte varlığı halinde mümkündür. Yapılan bir yayım bu temel ilkelerden herhangi birine ters düşüyorsa hukuka aykırılık unsuru gerçekleşmiş olacaktır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.06.2015 tarihli ve 2014/4-33 E., 2015/1504 K., 08.05.2013 tarihli ve 2012/4-1162 E., 2013/631 K.sayılı kararları). Önemle vurgulanmalıdır ki yayımlanmasında kamu yararı bulunan, gerçek ve güncel bir haberin veya eleştirinin, özle biçim arasında denge kurulmak suretiyle verildiği durumlarda manevi tazminat sorumluluğunun temel öğesi olan “hukuka aykırılık” gerçekleşmeyeceğinden basının sorumluluğu da söz konusu olamaz. Basın objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle olay ve konu ile ilgili olan, görünen, bilinen her şeyi araştırma, inceleme ve olayları o anda belirlenen biçimi ile değerlendirme, yayma ve yayınlama yetki ve sorumluluğuna sahip olmakla birlikte, haberin verilişi sırasında özle biçim arasındaki dengenin bozulmaması gerekir. Öte yandan haberde gerekli, yararlı ve ilgili olmayan nitelemeler ve yorumlar yapıldığı, haberin içeriğine uygun düşmeyen, tahrik edici, kamuoyunda husumet ve kuşku yaratıcı, güveni zedeleyici bir üslubun kullanıldığı durumlarda, özle biçim arasındaki denge bozulmuş sayılır. Bu da hukuka aykırılığın varlığını kabule imkan sağlar. Diğer bir anlatımla basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma, yönlendirme yetki ve sorumluluğuna sahiptir. Bunun içindir ki basının yaptığı yayından dolayı hukuka aykırılık teşkil edecek olan eylemi, genel olaylardaki hukuka aykırı olan eylemden farklılıklar taşır. İşte bu farklılık ve ayrık durum gözetilerek yapılan yayının hukuka aykırılık veya uygunluk sınırı belirlenmelidir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir. İşte basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Ne var ki, basının bu ayrıcalık taşıyan konumu ve özgürlüğü, tüm özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız değildir. Bundan dolayıdır ki, yayınlarında kişilik haklarına saygı göstermesi ve gerek Anayasanın Temel Haklar ve Ödevler bölümünde yer alan ve gerekse 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun (TMK) 24 ve 25. maddelerinde ve yine özel yasalarda güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunmaması yasal bir zorunluluk ve hukuki gerekliliktir. Yine, basının manevi tazminat sorumluluğunun doğması 818 sayılı Borçlar Kanununun 49. (6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 58) maddesindeki koşulların gerçekleşmiş olmasına bağlıdır. (T.C.İSTANBULBÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ4. HUKUK DAİRESİ(2019/1268 K: 2021/1280) Davacı taraf anılan haberlerin gerçeği yansıtmadığını ve kişilik haklarına zarar verdiğini iddia etmiş, davalı taraf ise davacının taraf erişiminin engellenmesi için başvurusunun Sulh Ceza hakimliğince reddedildiğini ve karara itirazın kesin olarak reddedildiğini, dava konusu haber içeriğinin davacı kuruluşun eski daire başkanı tarafın açıklanan bilgilerin aktarımından ibaret olduğunu ve haberin hukuka uygunluk kriterine göre hazırlandığını, davacının kişilik haklarının ihlal edilmediğini ve bu durumun basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini savunmuştur. Tüm bu açıklamalar ve yasal düzenlemeler ışığında somut olay incelendiğinde; davalıya ait haber sitelerinde yayınlanan haberin , toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, ifade özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı, yapılan haberin içeriğinde kişilik haklarına bir saldırı olmaması, yukarıda açıklanan çatışan yararlar dengesinin bu tip davalarda davalılar lehine korunması gerektiği, Mahkememiz 2023/685 E. 2024/296 K sayılı dosyasında davacının tespit isteminin reddedildiği, iş bu davaya konu yayının durdurulması ve tekzip metninin yayınlanması taleplerinin de ispatlanamadığından reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere; 1-Açılan davanın REDDİNE, 2-Alınması gerekli karar ve ilam harcı 615,40-TL olduğundan, peşin alınan 269,85-TL'nin mahsubu ile bakiye 345,55-TL'nin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı duruşmada kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından artan kısmın karar kesinleştiğinde yatırana iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı, kararın tebliği tarihinden itibaren 2 hafta içinde ......... Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 08/12/2025

Atıf: İlk Derece Mahkemesi, E. 2025/214, K. 2025/747, T. 08.12.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2025-214-e-2025-747-k-7f3c318659a8