İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/978 E. 2025/511 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/978
Karar No
2025/511
Karar Tarihi

T.C. İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DOSYA NO : 2024/978 Esas KARAR NO : 2025/511 DAVA : 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 25/07/2024 KARAR TARİHİ: 22/05/2025 Mahkememizde görülmekte olan 3. Şahıs Tarafından Açılan Menfi Tespit Davasının yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ İDDİA : Davacı vekilinin mahkememize verdiği dava dilekçesinde; Davalı takip alacaklısı ... Özel Eğitim Öğretim Kurumları San. Tic. Ltd. Şti. müvekkil ...'e, dava dışı takip borçlusu ...’ın herhangi bir sebep göstermeksizin tarafımızdan alacağı bulunduğu iddiası ile usulsüz tebligat ile 89/1 haciz ihbarnamesi göndermiş, müvekkilin haberi olmadığından süresinde itiraz edilmemesi üzerine 16.07.2024 tarihinde ikinci ihbarname tebliğ edildiğini, davacının takip borçlusu ... herhangi bir borcu bulunmamaktadır. Kaldı ki alacaklı da borç olduğunu ve ödeme yapılmasını istemişse de borcun kaynağını veya nasıl doğduğunu belirtmediğini, Davacının dava dışı borçlu ile arasında akrabalık ilişkisi bulunmakta olup herhangi bir ekonomik ilişki olmadığını, davacı ...'e yapılan her iki tebligat da Tebligat kanununa aykırı olup iptali gerektiğini belirterek Öncelikle İzmir ....İcra Dairesi... E.sayılı dosyası için; HMK 209. Madde birinci fıkra uyarınca icra işlemlerinin, satış işlemlerinin yada paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verilmesini, Bu mümkün değilse; İcra İflas Kanunu ilgili hükümleri uyarınca teminatsız olarak icranın durdurulması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, bu mümkün değilse icra dosyasında tahsil olacak meblağın alacaklıya ödenmemesi yönününde ihtiyati tedbir kararı verilmesini, İzmir...İcra Dairesi... E.sayılı dosyasında müvekkilin borçlu olmadığının tespitini, icra dosyasının tespit sonucu müvekkil açısından iptaline karar verilmesini, Davacının borçlu olmadığını bildiği halde haksız ve kötü niyetli olarak açtığı icra takipleri nedeniyle %20 den az olmamak üzere ve fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalarak davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. SAVUNMA : Davalı vekilinin mahkememize verdiği cevap dilekçesinde ; Dava konusu icra takibi kambiyo senetlerine mahsus olarak başlatıldığından dolayısıyla takip dayanağı kambiyo senedi olduğundan ttk uyarınca ticari iş niteliğinde olan işbu uyuşmazlığa bakmakla görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleri olduğunu esas yönünden haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddini talep ettiklerini belirtmiştir. GEREKÇE : Davacı vekili ilk olarak davasını İzmir... Asliye Hukuk Mahkemesi 07/10/2024 tarih,... sayılı kararı ile Görevsizlik kararı verilerek dosya mahkememize tevzi edildiği görülmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık ön inceleme duruşmasında; "Uyuşmazlığın İzmir... icra müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında davacıya çıkarılan 89/1-2-3 haciz ihbarnamelerinin usulüne uygun olarak tebliğ olunup olunmadığı, bu nedenle takip dosya borcundan davacı...'in sorumlu tutulup tutulamayacağı mahkememizin görevli olup olmadığı hususlarına ilişkin olduğu görüldü." şeklinde belirlenmiştir. Dava; 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun (İİK) m. 89/3 hükmüne göre açılmış menfî tespit istemine ilişkindir. 2004 sayılı İİK m. 89/3 hükmünde takip hukukuna özgü ayrı bir menfî tespit davası düzenlenmiştir. 2004 sayılı İİK'nın 89. maddesi uyarınca, borçlunun üçüncü şahıs nezdinde bulunan para alacaklarının haczi halinde borçluya, alacağı karşılayacak kadar borcunu alacaklıya ödeyemeyeceği ve ancak icra dairesine ödeyebileceği duyurusunu içeren haciz ihbarnamesi (birinci haciz ihbarnamesi) gönderilir. Haciz ihbarnamesini alan üçüncü kişinin tebliğden itibaren 7 gün içerisinde borçlu olmadığına veya borcun tebliğden önce ödendiğine dair yazılı veya sözlü olarak itirazda bulunmadığı takdirde kendisine, kendisine gönderilen birinci haciz ihbarnamesine 7 gün içerisinde itiraz etmediği ve bu nedenle borcun zimmetinde sayıldığına ilişkin yeni bir haciz ihbarnamesi (ikinci haciz ihbarnamesi) gönderilir. Bu ikinci ihbarnamede ayrıca, tebliğden itibaren 7 gün içinde ikinci fıkrada belirtilen sebeplerle itirazda bulunması, itirazda bulunmadığı takdirde zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemesi veya yedinde sayılan malı icra dairesine teslim etmesi istenir. İkinci haciz ihbarnamesine de süresi içinde itiraz etmeyen ve zimmetinde sayılan borcu icra dairesine ödemeyen üçüncü şahsa onbeş gün içinde parayı icra dairesine ödemesi veya sayılan malı teslim etmesi yahut bu süre içinde menfi tespit davası açması, aksi takdirde zimmetinde sayılan borcu ödemeye veya yedinde sayılan malı teslime zorlanacağı bildirilir. Bu bildirimi alan üçüncü şahıs, icra takibinin yapıldığı veya yerleşim yerinin bulunduğu yer mahkemesinde süresi içinde menfi tespit davası açtığına dair belgeyi bildirimin yapıldığı tarihten itibaren yirmi gün içinde ilgili icra dairesine teslim ettiği takdirde, hakkında yürütülen cebri icra işlemleri menfi tespit davası sonunda verilen kararın kesinleşmesine kadar durur. Bu süre içinde 106 ncı maddede belirtilen süreler işlemez. Bu davada üçüncü şahıs, takip borçlusuna borçlu olmadığını veya malın takip borçlusuna ait olmadığını ispat etmeye mecburdur. Üçüncü şahıs açtığı bu davayı kaybederse, mahkemece, dava konusu şeyin yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere bir tazminata mahkûm edilir. Bu fıkraya göre açılacak menfi tespit davaları maktu harca tabidir. 6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4(1) hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4(1)-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4(1) hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Doktrinde, 01/10/2011 tarihinden sonra 2004 sayılı İİK m. 89 hükmü uyarınca üçüncü kişi tarafından açılan menfî tespit davaları için görevli mahkemenin, 6100 sayılı HMK’nın 2. maddesi uyarınca asliye hukuk mahkemesi olduğu ifade edilmiştir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2. Bası, Ankara: Adalet Yayınevi, 2013, s. 476). 2004 sayılı İİK'nın m. 89/3 hükmü açılan menfi tespit davasında maddenin yer aldığı 2004 sayılı İİK'da görev yönünden özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Başka bir anlatımla, 2004 sayılı İİK m. 89 hükmünde belirtilen mahkemenin hangi mahkeme olduğu konusunda bir açıklık bulunmamakla birlikte, aynı Kanun'un 235/1. maddesindeki kayıt kabul ve 154/3. maddesindeki iflâs davaları için ticaret mahkemelerinin görevli olduğu yolundaki gibi açık bir düzenleme bulunmamaktadır. 6100 sayılı HMK m. 2(1) hükmüne göre, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Bu nedenle hukuki uyuşmazlıklarda asliye mahkemelerinin görevi asıldır. 2004 sayılı İİK'nın m. 89/3 hükmü uyarınca açılan menfi tespit davasında, davacı ile davalı takip alacaklısı arasında doğrudan ticari ilişki bulunmadığından ve kanunda da görevli mahkeme konusunda özel bir düzenleme bulunmadığından, 6102 sayılı TTK'nın 4. maddesinde belirtilen mutlak ya da nispî ticarî davadan söz edilemez. Bu itibarla davanın 6100 sayılı HMK'nın 2. maddesi gereğince genel görevli asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerekir (Bkz. Yargıtay (Kapatılan) 19. HD'nin, 12/04/2016, E. 2016/3568, K. 2016/6425; 26/02/2016, E. 2015/15365, K. 2016/3253 tarih ve sayılı kararları ile Dairemizin 20/01/2022, E. 2021/971, K. 2022/143 tarih ve sayılı kararı). Her ne kadar menfi tespite konu takip dosyasında alacağın dayanağı kambiyo senetlerinden olan bono olarak gösterilmiş ise de, davacı ile takip alacaklısı arasında doğrudan ticari ilişkinin bulunmadığı, davanın taraflarının tacir olmadığı ve davanın takip hukukuna özgü bir dava olması nedeniyle ticarî dava olduğundan söz edilemeyeceğinden mahkememizce, ihtilafın genel mahkemeler olan asliye hukuk mahkemelerin çözüme kavuşturulması gerektiği sonucuna ulaşılarak görevsizlik kararı verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-. DAVANIN, HMK 114/1-c maddesi gereğince mahkememizin görevsiz olması nedeniyle dava şartı yokluğundan HMK 115/2 maddesi gereğince USULDEN REDDİ ile; Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, İZMİR 19. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNİN GÖREVLİ OLDUĞUNA, 2- Dosyanın daha önce İzmir...Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından da görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verildiğinden dosyanın yargı yeri belirlenmesi için İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE, 3- Yargılama giderlerinin görevli ve yetkili mahkeme tarafından değerlendirilmesine, Dair; taraf vekillerinin yüzlerine karşı tebliğden itibaren 2 Hafta İçerisinde İzmir Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Yolu Açık olmak üzere verilen karar açıkça okundu, usulen anlatıldı. 22/05/2025

Katip ... ¸e-imza

Hakim ... ¸e-imza

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/978, K. 2025/511, T. 22.05.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-978-e-2025-511-k-f7fb555d0086