İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2024/920 E. 2026/58 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2024/920
Karar No
2026/58
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2024/920 KARAR NO : 2026/58

DAVA : Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/12/2024 KARAR TARİHİ : 22/01/2026

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; Müvekkili tarafından 30.07.2024 tarihinde davalıdan suya dayanıklı kumaş olarak nitelendirelen ve ----- olarak isimlendirilen 723,9 kg miktarında ürün satın alındığını fatura bedeli olan 55.342,16TL ödeme yapıldığını, ürünlerin müvekkiline tesliminden sonra işlenmesine başlandığını ancak kullanılan makine ile uyumsuz olduğu ve bu anlamda örnek numune ile istenilen doku yapısında, gramaj ve ölçüde olmadığı ve parti içerisinde bir kaç farklı nitelikte ürünün bulunduğunun anlaşıldığını, davalı firma yetkilisi ile iletişime geçilerek ürünlerin talep edilenden farklı nitelikte ve ayıplı olduğu bu nedenle kullanılamaz olduğunun iletildiğini davalı firma yetkilileri tarafından bu yöndeki taleplerinin kabul görmediğini ve sonuç alınamadığından müvekkili tarafından zayi olan miktarın mahsup edilerek iade faturası düzenlediğini ve davalıya satılan malların ayıplı oldukları ve satılanı geri vermeye hazır olduğuklarını bildirerek satılan ayıplı malın geri alınmasını ve ödenen bedelin faizi ile birlikte iadesini talep eder şekilde -----. Noterliğinin 05.11.2024 tarih ve ----- yevmiye numarası ile ihtarnamesinin keşide edildiğini, mvekkilinin sözleşmeden dönme hakkını kullandığını, davalı tarafından keşide edilen faturaya ve ihtarnameye herhangi bir dönüş olmadığı gibi arabuluculuk görüşmelerinde de anlaşma sağlanamadığını, müvekkilinin bu ürünlerden beklediği faydayı alamadığını ürünleri kullanılabilir hale getirmek adına daha da zarara uğradığını, satıcının bu ayıplara karşı sorumluluğunun bulunduğunu belirterek Bilirkişi incelemesi yapılacak ise usul ekonomisi gereği öncelikle ve tensiben yerinde inceleme yetkisi verilerek dosyanın ilgili bilirkişiye tevdii ile satıma konu ürünlerin numune ve siparişe aykırı olduğuna ilişkin rapor hazırlatılmasına, İade Fatura Bedeli Olan 38.530, - TL'nin faizi ile birlikte temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faiz işletilmesine ve ayıplı ürünler nedeniyle müvekkilinin uğramış olduğu olumlu zararın belirlenerek davalıdan alınarak davacı müvekkile ödetilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

CEVAP: Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin mendil yapımında kullanılan suya dayanıklı kumaş üretimi alanında çalıştığını paketli mendil üreten davacı ile aralarındaki ticari ilişki neticesinde davacıya davaya konu ürünleri sattığını, satıma konu ürünlerin gösterilen numune doğrultusunda sipariş edilen/vaat edilenden farklı cins kalite ve boyutlarda olduğu ve kullanılmaz haldeki ürünlerin davacı şirkette muhafaza edildiğine dair iddialarının yerinde olmadığını, bu husustaki iddiaların ispat yükünün davacı firma üzerinde bulunduğunu, Davacının iade faturası kesmesine rağmen ayıplı olduğu iddia edilen malları müvekkiline iade edilmediğini, davalı tarafından ayıba karşı sorumluluk hükümlerinin yerine getirilmemesi ve sözleşmeye aykırı bir fiilin söz konusu olmadığını, müvekkilinin işbu durum üzerine iade faturasını davacı tarafa iade ettiğini, basiretli bir tacir olarak üzerine düşen sorumluluk ve yükümlülükleri eksiksiz yerine getirdiğini, müvekkilinin sözleşmeye aykırı davrandığını kabul etmemekle birlikte davacının kanunda düzenlenen ayıba karşı sorumluluk hükümlerine uygun davranmadığını ve haksız bir şekilde dava açma yoluna gittiğini, davacının herhangi bir sözleşmeye aykırılık ya da ayıplı ifa hali iddiası varsa öncelikli olarak bu durumu ayrıntılı bir tutanakla bildirmesi gerekirken herhangi bir tutanağın tanzim edilmediğini, davacının basiretli bir tacir gibi davranmayarak ve işlem yapmayarak sözleşmeyi sona erdirmeye ilişkin hukuki bir süreç yürütmediğini tam aksine müvekkilimi mağdur edip sözleşmeye aykırı davrandığını, müvekkilinin sorumluluğunun olduğunu kabul etmemekle birlikte ayıptan doğan sorumluluk için şartların mevcut olması halinde alıcıya birtakım seçimlik haklar tanındığını belirterekdavacının davası ile tüm taleplerinin reddine, yargılama gideri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiş.

RAPOR: Bilirkişi raporunda özetle; "Davacı ----ile davalı----- incelenen ticari defterleri ve dayandığı belgeler ile yardımcı defterlerinin birbirini tamamlaması, teyid etmesi ve usulune uygun tutulmuş olması nedeniyle TTK. md.85 ve HMK 222. madde gereğince sahipleri lehine delil niteliğinde bulunduğu; Tarafların incelenen ticari defter kayıtlarında mutabık oldukları, davacı ----- 10.10.2024 tarihinden itibaren ve 06.12.2024 dava tarihinde de daval----33.188,64 TL alacaklı olduğu; Davacı-----2024 döneminde 1 adet belge ile KDV hariç 35.028,- TL tutarında Satım (İade), 3 adet belge ile KDV hariç 224.817,45 TL tutarında Alım yaptığı ile bu beyanlarının incelenen kayıtları ile de uyumlu olduğu ile davalı -----Karşılaştırmalı Alış-Satış Analizlerindeadet ve tutarlar ile mutabık ve incelenen kayıtları ile de uyumlu olduğu, tarafların Gelir İdaresi Başkanlığı'na beyan ettikleri 2024 yılı Ba Bs formlarında mutabık oldukları; Tarafların incelenen ticari defterlerinde işli bulunan aşağıdaki e-faturaların taraflar tarafından usulune uygun tebliğ edildiği, davacı tarafından 8 günlük yasal süresi içerisinde iade faturası düzenlenmediği 72 gün sonra iade faturası düzenlediği, söz konusu e-faturaların Ba Bs formlarına konu edildiği; Davalı vekili tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan davalı tarafından davalıya kesilen 02.11.2024 tarihli ----- numaralı 38.530,80TL tutarlı faturanın tarafların incelenen ticari defter kayıtlarında yer almadığı ve Ba Bs formlarına da konu edilmediği; Sektörel inceleme neticesinde: Davaya konu spunlace cinsi kumaşların ayıplı olduğu, ayıbın elle, gözle basit bir muayene ile tespiti mümkün olduğundan açık ayıp olduğu, dosya kapsamı belge/bilgi içeriği ile ayıp bildiriminin --- Noterliği 05.11.2024 tarih ve ---- yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalı tarafa bildirildiği, eşyaların halihazır durumları itibarıyla ekonomik değerinin bulunmadığı, fatura birim değeri dikkate alındığında yapılan hesaplama neticesinde (inceleme esnasında faturada belirtildiği gibi 504 kg. değil, 462kg. gösterildiği için) davacının davalıdan ayıplı ürün dolayısıyla fazla ödediği 35.348,95TL.nin talep edebileceği, Borçlar mevzuatına yönelik inceleme neticesinde: Taraflar arasında yazılı şekilde düzenlenmiş ve dosyaya sunulmuş bir sözleşme olmadığından TBK m. 1 hükmü gereğince tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile hangi hususlar üzerinde anlaştıklarının açık bir şekilde tespit edilemediği; ancak dilekçeler incelendiğinde taraflar arasında satış sözleşmesinin kurulduğunun ve davacının alıcı, davalının da satıcı sıfatını haiz olduğunun kabul edildiği; Davacı tarafından davalıya ---- Noterliği'nden 05.11.2024 tarihinde gönderilen ----- yevmiye numaralı ihtarnamede özetle ayıplı mal nedeniyle (tebliğden itibaren 3 gün içinde) ödenen bedelin iadesinin talep edildiği; Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 9(6) maddesinin "Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır." şeklinde olduğu; ancak dosyaya sunulan e-tebligatın okunamadığı için temerrüt tarihinin belirlenemediği, Yukarıdaki sektörel yönden inceleme neticesinde satış sözleşmesine konu edilen satılanın açık ayıplı olduğu ve ayıp bildiriminin (ihbar etme külfetinin) yerine getirildiği tespit edildiği için TBK m. 223/1 hükmünce ayıp ihbarının yapıldığı ve artık davacı alıcı tarafından TBK m. 227/l,b.l hükmü gereğince (dava dilekçesinin 1. sayfasında da beyan edildiği üzere) ayıptan doğan sorumluluk kapsamında seçimlik hak olarak sözleşmeden dönme hakkının kullanılabileceği; bu halde davacı alıcı tarafından davalı satıcıya ödenen ve davaya konu edilen fatura bedelinin değil, yukarıdaki sektörel inceleme neticesinde tespit edilen 35.348,95TL.nin, TBK m. 77/11 hükmünce "sona eren sebebe dayalı olarak" sebepsiz zenginleşme kapsamında istenebileceği kanaatine varıldığı; elbette takdirin TMK m. 4 ve HMK hükümlerince Sayın Mahkeme'ye ait olduğu, Davacı, ödenecek iade bedelinin, temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faizi ile ödenmesini talep etmiş ise de dosyaya sunulan e-tebligatın okunamadığı için temerrüt tarihinin belirlenemediğinden faiz hesabının da mali yönden yapılamadığı." şeklinde sonuç ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.

EK RAPOR: Bilirkişi ek raporunda özetle; "Bilirkişi raporunun 15. sayfasının 5. maddesindeki yazım hatası olduğu düşünülen (davalı/davacı) kavramlarının yeniden ele alınması" hususunda: Mali inceleme neticesinde: Davalı vekili tarafından cevap dilekçesi ekinde sunulan davalı tarafından davacıya kesilen aşağıdaki 02.11.2024 tarihli ------ numaralı 38.530,80 TL tutarlı faturanın tarafların incelenen ticari defter kayıtlarında yer almadığı ve Ba Bs formlarına da konu edilmediği. Kök Raporumuzda mali incelenme sonucunda, tarafların incelenen ticari defter kayıtlarında mutabık oldukları, davacı ----- 10.10.2024 tarihinden itibaren ve 06.12.2024 dava tarihinde de davalı ------33.188,64 TL alacaklı olduğu, tarafların incelenen ticari defterlerinde işli bulunan aşağıdaki e-faturaların taraflar tarafından usulüne uygun tebliğ edildiği, davacı tarafından 8 günlük yasal süresi içerisinde iade faturası düzenlenmediği 72 gün sonra iade faturası düzenlediği, söz konusu e-faturaların Ba Bs formlarına konu edildiği, Borçlar mevzuatına yönelik inceleme neticesinde: Taraflar arasında yazılı şekilde düzenlenmiş ve dosyaya sunulmuş bir sözleşme olmadığından TBK m. 1 hükmü gereğince tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamaları ile hangi hususlar üzerinde anlaştıklarının açık bir şekilde tespit edilemediği; ancak dilekçeler incelendiğinde taraflar arasında satış sözleşmesinin kurulduğunun ve davacının alıcı, davalının da satıcı sıfatını haiz olduğunun kabul edildiği; Davacı tarafından davalıya ----Noterliği'nden 05.11.2024 tarihinde gönderilen ----- yevmiye numaralı ihtarnamede özetle ayıplı mal nedeniyle (tebliğden itibaren 3 gün içinde) ödenen bedelin iadesinin talep edildiği; e-tebligat mazbatasının safahatına göre ihtarnamenin 05.11.2024 tarihinde teslim edildiği ve 10.11.2024 tarihinde de okunduğu; Elektronik Tebligat Yönetmeliği'nin 9(6) maddesinin "Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik tebligat adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır." şeklinde olduğu; ihtarnamede 3 günlük süre verilmesi nedeniyle TBK m. 117/11 hükmünce 14.11.2024 tarihinde temerrüde düşüldüğü kanaatine varıldığı; Sektörel yönden inceleme neticesinde satış sözleşmesine konu edilen satılanın açık ayıplı olduğu ve ayıp bildiriminin (ihbar etme külfetinin) yerine getirildiği tespit edilmiş ise de "satışa konu ürünlerdeki ayıbın açık ayıp olduâu tespit edilmesine rağmen iade faturasının 72 gün sonra düzenlenmesinin ve ihtarnameye konu edilmesinin, ayıbın süresinde ihbar edilip edilmediği yönünden incelemeye alınması" hususunda: TBK m. 223/1 hükmü "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır." şeklinde olduğu; satış sözleşmesine konu edilen satılanda açık ayıbın tespiti halinde "uygun bir süre içinde" satıcıya bu durumun bildirilmesi (ihbar edilmesi) gerektiği; 72 gün sonra iade faturasının düzenlenmesi karşısında ayıbı bildirme (ihbar etme) külfetinin süresinde yerine getirilmediği kanaatine varılacağı; takdirin TMK m. 4 ve HMK hükümleri gereğince Sayın Mahkeme'ye ait olduğu, Eğer Sayın Mahkemece aksi kanaate varılması ve TBK m. 223/1 hükmünce ayıp ihbarının yapıldığının, davacı alıcı tarafından TBK m. 227/1,b.l hükmü gereğince (dava dilekçesinin 1. sayfasında da beyan edildiği üzere) ayıptan doğan sorumluluk kapsamında seçimlik hak olarak sözleşmeden dönme hakkının kullanılabileceği kabul edilir işe bu takdirde davacı alıcı tarafından davalı satıcıya ödenen ve davaya konu edilen fatura bedelinin değil, sektörel inceleme neticesinde tespit edilen 35.348,95TL.nin, TBK m. 77/11 hükmünce "sona eren sebebe dayalı olarak" sebepsiz zenginleşme kapsamında istenebileceği kanaatine varıldığı; elbette takdirin TMK m. 4 ve HMK hükümlerince Sayın Mahkeme'ye ait olduğu; Davacı, ödenecek iade bedelinin, temerrüt tarihinden itibaren en yüksek ticari avans faizi ile ödenmesini talep etmiş olup eger 35.348,95 TL'nin istenebileceği kabul edilir İşe bu takdirde faiz hesabı yapıldığında: Mali inceleme neticesinde temerrüt tarihi olan 14.11.2024 tarihinden dava tarihi olan 06.12.2024 tarihine kadar işletilecek avans faizinin 1.102,60 TL. olduğu;" şeklide sonuç ve kanaatine varıldığı beyan edilmiştir.

DAVANIN HUKUKİ NİTELİĞİ ve GEREKÇE: Davacı ve davalı tacir olup taraflar arasında ticari nitelikte satım sözleşmesi olduğu anlaşılmıştır.Taraflar arasındaki ihtilafın davacının davalıdan almış olduğu suya dayanıklı kumaş mamüllerinin ayıplı olup olmadığı, satışın ayıplı halde yapılmasından kaynaklı davacının davalıdan (zayi olan miktar mahsup edildikten sonra) iade faturası miktarınca alacaklı bulunup bulunmadığı; alacaklı ise alacak miktarının ne olduğu, davalı aleyhine işbu davayı açmakta haklı olup olmadığı, ayıbın türü ve ayıp ihbarının süresinde yapılıp yapılmadığı noktalarında toplandığı anlaşılmıştır. Uyuşmazlığın ticari nitelikteki satım sözleşmesinden kaynaklanması nedeniyle olaya 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır. Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur. Satıcı, bu ayıpların varlığını bilmese bile onlardan sorumludur.” denilmektedir."Alıcının bildiği ayıplar" başlıklı 222. maddesinde; Satıcının, satış sözleşmesinin kurulduğu sırada alıcı tarafından bilinen ayıplardan sorumlu olmadığı, yine satıcının, alıcının satılanı yeterince gözden geçirmekle görebileceği ayıplardan da, ancak böyle bir ayıbın bulunmadığını ayrıca üstlenmişse sorumlu olacağı düzenlenmiştir.6098 sayılı TBK'nın 223. maddesinde ise "Alıcı, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse,bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır." hükmü düzenlenmiştir. "Satıcının ağır kusurunun sonuçları" başlıklı 225. maddesinde; Ağır kusurlu olan satıcının, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamayacağı, satıcılığı meslek edinmiş kişilerin bilmesi gereken ayıplar bakımından da aynı hükümlerin geçerli olduğu düzenlenmiştir. Ayıp durumunda alıcının seçimlik haklarını düzenleyen 227. Maddesi incelendiğinde; Satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hâllerde alıcı, aşağıdaki seçimlik haklardan birini kullanabilir: 1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme, 4. İmkân varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme, Alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkı saklıdır. Satıcı, alıcıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkim, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebilir. Satılanın değerindeki eksiklik satış bedeline çok yakın ise alıcı, ancak sözleşmeden dönme veya satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini isteme haklarından birini kullanabilir. "Düzenlemesi mevcuttur. Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz hemen ihbar etmelidir (------). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 225. maddesine göre Ağır kusurlu olan satıcı, satılandaki ayıbın kendisine süresinde bildirilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kısmen de olsa kurtulamaz. Ayıba ilişkin bu genel açıklamadan sonra belirtmek gerekir ki satıcının ayıptan sorumluluğuna da "ayıba karşı tekeffül" denmektedir. Ayıba karşı tekeffül şartlarının gerçekleşmesi durumunda alıcının kendisine tanınan hakları kullanabilmesi için Kanun tarafından kendisine yükletilmiş olan külfetleri yerine getirmelidir. Külfet, alıcının satın aldığı malı muayene etmesi ve bir ayıbın ortaya çıkması halinde bunu satıcıya ihbar etmesidir. Alıcı külfetleri yerine getirmediği takdirde ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanamaz. Külfet teknik anlamda bir yükümlülük veya borç değildir. Külfet, mülkiyetten farklı olarak herhangi bir borç yaratmayan, yerine getirilmediği takdirde o konuda sağlanmış olan hakların kaybedilmesi sonucunu doğuran bir davranış olarak tanımlanabilir. Burada muayene ve ihbar külfetini yerine getirilmemesi halinde alıcının satılanı kabul etmiş sayılacağına dair yasal bir karine söz konusudur. Dolayısıyla külfetlerin yerine getirilmemesi seçimlik hakların kullanılmasına engel olur, alıcı malı o haliyle kabul etmiş sayılır.Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti olay tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’nın 23/1-c maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre; Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 23/1-c. maddesinde gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Türk Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Türk Borçlar Kanunun 223. Maddesine göre; alıcının, devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkân bulunur bulunmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse, bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorunda olduğu, alıcının gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal etmesi halinde, satılanı kabul etmiş sayılacağı ancak satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hükmün uygulanmayacağı, bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmesi gerektiği; bildirmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılacağı düzenlenmiştir.(--- BAM---. H.D. ----- Somut olayda davalının davacı için 30/07/2024 tarihli 55.342,16 TL bedelli faturaya istinaden davaya konu kumaşları davacıya sattığı, davacının ise 10/10/2024 tarihli ve 38.530,80 TL bedelli iade faturası düzenlediği akabinde ------ Noterliğinin 05/11/2024 tarihli ihtarnamesi ile satışa konu ürünlerin ayıplı olduğu ödenen bedelin iadesini talep ettiği anlaşılmıştır. Benzer konuya ilişkin olmak üzere Yargıtay ---- Hukuk Dairesi'nin ------ ilamında "...Mahkemece; ...557 kg kumaş ile 1016 adet kesilmiş mamulün hem açık hemde sonradan tesbit edilen boncuklaşma sebebiyle gizli ayıplı bulunduğu, davacıya 1.620 ,7 kg kumaş satıldığı işletmede yapılan tesbitte 557 kg açık ayıplı kumaş ve kesilerek yarı mamul hale gelmiş giysi bulunduğu, davacı tarafından ayıbın müşteri şikayetlerinden sonra farkına varıldığı, davalının kumaşları 06.08.2009 tarihinde gönderdiği ,satın almadan sonra özenli bir kontrol yapılmadığı, giysi dikimi aşamasında da tesbit yapılmadığı davacının 08.10.2009 tarihinde ihtarname göndererek ayıp ihbarında bulunduğu, 12.11.2009 tarihinde ...'den rapor alındığı, satıcının ayıptan dolayı sorumlu kabul edilebilmesi için alıcının satılanı muayene ve varlığı iddia olunan ayıpları ihbar etme külfeti bulunduğu, TTK 25.madde uyarınca alıcının teslimden itibaren 8 gün içinde satılanı muayene ettirmekle yükümlü bulunduğu, ... taraflar arasında ticari bir satım sözkonusu olduğu dikkate alındığında kumaşların miktarı itibariyle zaten açık ayıplı olan kumaşlarda süresinde ihbar ve muayene yapılmadığı, gizli ayıplı olduğu kabul edilse dahi laboratuvar testi ile anlaşılabilen düşük boncuklaşma ayıbının da bir inceleme ile anlaşılabileceği, kontroller yapılmadan üretime geçildiği büyük bir kısmının satılarak tüketildiği, bir kısmının kesilmiş vaziyette olduğu, davacının kumaşları mevcut hali ile almış sayılacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. ...Davacı vekilinin yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı onama harcının temyiz edenden alınmasına, 21.01.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi." şeklindeki gerekçelere yer verildiği görülmüştür.Çözümü teknik bilgi gerektirmesi nedeniyle dosya kapsamında bilirkişi heyeti oluşturularak rapor tanzimi yoluna gidilmiştir. Kök bilirkişi raporunda ürünlerin açık ayıplı olduğu ve ihbarın süresinde yapıldığı tespit edilmiştir. Açık ayıp olmasına rağmen 72 gün sonra düzenlenen iade faturasının süresinde ayıp ihbarı olduğuna ilişkin tespit ve değerlendirmenin TBK'nın 223. Maddesine uygun düşmediği mahkememiz vicdani kanaati ile bilirkişi heyetinden ek rapor tanzimi talep edilmiş dosyaya sunulan 08/12/2025 tarihli bilirkişi heyet raporunda ayıbı bildirme (ihbar etme) külfetinin süresinde yerine getirilmediği kanaatine varılmıştır. Nitekim mahkememizin vicdani kanaati de bu yönde olmuştur. Dosya kapsamı bir bütün olarak incelendiğinde davalının davacıya sattığı ürünlerin bilirkişi incelemesi neticesinde açık ayıplı ürünler olduğu, davalının davacıya tanzim ettiği faturanın 30/07/2024 tarihli olduğu, davacının ayıptan kaynaklı iade faturasını 10/10/2024 tarihinde tanzim ettiği, aynı şekilde ayıplı mal nedeniyle bedel iadesine ilişkin ihtarnamenin 05/11/2024 tarihli olduğu, dava dilekçesinde ayıbın davalı firma ile iletişime geçilerek ürünlerin ayıplı olduğunun bildirildiğinin beyan edilmesine ve delil listesinde mesaj kayıtları ve mail içeriklerinden bahsedilmesine rağmen bu yönde bir delilin dosyaya sunulmadığı, yargılamanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, delillerin dava dilekçesi ile birlikte ibrazı gerektiği, delil listesinde açıkça ve ayrıca yemin deliline başvurulmadığı, bu haliyle davacı yana yemin delilini hatırlatılması düşünülmüş ise de yemin delilini hatırlatılmasının yerinde olmayacağı değerlendirmelerine ulaşılmakla aşağıdaki şekilde davanın reddi yönünde hüküm kurulmuştur.Bilindiği üzere 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 179 ve 195. maddelerine göre Yargıtay kararlarında; dava veya cevap dilekçesinde yemin delili açıkça belirtilmiş veya taraf delil dilekçelerinde belirtilen delillerin yanında eğer "diğer deliller, ve sair deliller, tüm kanuni deliller" gibi bazı ifadeler kullanmışsa bu ifadelerin içine "yemin" delilinin de gireceğinden, hakimin yemini hatırlatması gerektiği ifade edilmekteydi. İş bu dava açılmadan önce 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda ise mahkeme hakiminin yemin teklif etmek isteyip istemediğini taraflardan birisine hatırlatmak ödevi olduğunu gösteren bir hüküm bulunmamaktadır. Medeni usul hukukumuza hakim olan en önemli ilkelerden biri tasarruf ilkesidir. 6100 sayılı HMK'nin 24. maddesine göre; "Hakim iki taraftan birinin talebi olmaksızın kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz. Hiç kimse, kanunda açıkça belirtilmedikçe kendi lehine olan bir davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz.” Mahkemeler, özel hukuka ilişkin bir uyuşmazlığı kendiliğinden çözmeye çalışamazlar. Taraf iradesine öncelik verilmesi ve tarafın talebinin esas alınması sadece davanın açılmasında değil, yargılama sırasında taraflara ait bir çok usul işleminde de kendisini gösterir. Yine HMK'nin 119/e, f ve ğ bendleri ile HMK’nin 129/d, e ve f bentlerinde tarafların açık bir şekilde talep sonuçlarının, iddia ve savunmaları ile iddialarının ve savunmalarının dayanağı olan bütün vakıaları sıra numarası altında açık özetlerinin ve delillerinin nelerden ibaret olduğunun belirtilmesini zorunlu kılmaktadır. HMK’nin 25. maddesinde ise ‘taraflarca getirilme ilkesi' kabul edilmiştir. Bu ilke gereğince kural olarak Hakim, kendiliğinden taraflarca ileri sürülmemiş vakıaları araştıramaz, dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. Bu ilkenin bir sonucu olarak, kural olarak tarafların ileri sürmediği vakıaları ve belirli bir delili kendiliğinden araştıramaz ve taraflara hatırlatamaz. (Yargıtay ----HD -----Somut olaya bakıldığında dava dilekçesi ile açıkça ‘yemin’ deliline dayanmadığı, dava dilekçesinde "ikamesi caiz her türlü yasal deliller" ibaresinin bulunduğu, yargılama aşamalarında yemin deliline dayanıldığına ilişkin bir beyanın da bulunmadığı anlaşılmakla dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller muvacehesinde davacıya yemin delili hatırlatılmamıştır.

HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının davasının REDDİNE, 2-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının, peşin alınan 658,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 74,00 TL harcın davacıdan tahsili ile hazineye İRAD KAYDINA, 3-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde BIRAKILMASINA, 4-Davalı taraf kendisini vekil ile temsil ettirdiği için karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T.ye göre tespit edilen 38.530,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 5-Taraflarca dosyaya yatırılan ve sarf edilmeyen gider avansının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana İADESİNE, 6-3.600,00 TL arabuluculuk ücretinin davacıdan alınarak hazineye irad kaydına, Dair, Gerekçeli mahkeme kararının taraflara tebliğinden itibaren 2 hafta içinde ----- Bölge Adliye Mahkemesi'nde istinaf yolu açık olmak üzere davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzüne karşı verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2024/920, K. 2026/58, T. 22.01.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2024-920-e-2026-58-k-c6233bc64662