İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/1047 E. 2026/112 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/1047
Karar No
2026/112
Karar Tarihi

T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ Esas-Karar No: 20... Esas - 20.... T.C. SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : 20... KARAR NO : 20....

HAKİM : KATİP : DAVACILAR : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ :

DAVA : Alacak (Eser Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 22/12/2022 KARAR TARİHİ : 19/02/2026 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 02/03/2026

Mahkememizde görülmekte bulunan "itirazın iptali davasının" yapılan açık yargılamasının sonunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 297/1(c)'ye uygun şekilde, tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, konuyla ilgili mevzuat hükümleri ve yargısal içtihatlar, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri içerir şekilde hüküm verilerek, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: I-) Tarafların İddia ve Savunmalarının Özeti Davacı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen dava dilekçesi ile özetle; Davacılar ile davalı şirket arasında, civatalı ve kaynaklı tüm çelik montaj işleri hususunda 06/04/2022 tarihinde mutabakata varıldığını, yapılan işler kapsamında doğan alacakların ödenmesi hususunda e posta kanalı ile davalı şirketle yazışmalar yapıldığını ve durumun bildirildiğini, doğan alacakların ödenmemesi üzerine yapılan işlere ait hak ediş raporu hazırlandığını, hak ediş raporunda da belirtilen alacakların ödenmemesi üzerine davalı şirket aleyhine icra takibine girişildiğini, icra dosyasında gönderilen ödeme emrine davalının itiraz ettiğini belirterek davalı tarafından yapılan itirazın iptalini, takibin devamını, davalının icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili tarafından mahkememize ibraz edilen cevap dilekçesi ile özetle; Davalının, ...şantiyesinde almış olduğu işin bir kısmını yaptırmak için davacılar ile görüşüldüğünü, görüşme akabinde henüz mutabakat sağlanmadan işin ivedi olması sebebiyle davacıların söz konusu şantiyede çalışmaya başlatıldığını, ancak fen ve sanat kurallarına uygun iş yapmamaları sebebiyle kendilerinin uyarılması üzerine zaten hatalı yaptıkları işleri bile tamamlamadan eksik/hatalı işleri yarım bırakarak şantiyenin davacılarca terk edildiğini, işin baştan yapılması sebebiyle ana firmaya karşı gecikme yaşanmış olup halen daha ceza ödeyebilme durumu bulunduğunu, davacılar ile adam/saat'e göre iş yapılmasının konuşulduğunu, davacıların kullandığı hatalı malzemelerin sökülüp yapacakarını belirttikleri işlerin baştan yaptırıldığını, bunun hem davacıların kullandığı malzemenin maddi değerinin kalmamasına hem de hem sökme hem yeniden takma şeklinde iki ayrı işçilik maliyetinin oluşmasına sebebiyet verdiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. II-) Dava Türü ve Tarafların Anlaştıkları - Anlaşamadıkları Hususlar Dava; taraflar arasındaki eser sözleşmesi gereğince oluştuğu iddia olunan alacağın tahsili için girişilen takibe yapılan itirazın iptali davasıdır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık; Davacılar ile davalı şirket arasında eser sözleşmesi kurulup kurulmadığı, eser sözleşmesi kurulmuş ise kapsamının ne olduğu, eser sözleşmesi kapsamında davacının işleri yapıp yapmadığı, yapılan işlerin eksik ve ayıplı olup olmadığı, davacıların davalıdan alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarının ne kadar olduğu hususlarındadır. III-) Çekişmeli Vakıalar Hakkında Toplanan Deliller Dava dilekçesi ekindeki sözleşme, fatura, puantaj kayıtları, ....Tesisleri B10 projeleri kapsamındaki civatalı ve kaynaklı tüm çelik montaj işlerine ilişkin hak ediş tutanakları, davacıların tacir olup olmadığına ilişkin Karadeniz Ereğli Ticaret ve Sanayi Odası ve Esnaf ve Sanatkarlar Odası ve Vergi Dairesi Müdürlüğü'ne ait kayıtlar celp edilerek incelenmiştir. Tanık ....'ın 14/06/2024 tarihli keşifteki beyanında; " Ben davalı şirkette çalışıyordum. Proje koordinatörlüğü yapıyordum. Hakedişleri vs. ben hazırlıyordum. Davacı ve davalıyı tanıyorum. ...'a yapılan binanın çelik konstrüksiyon montaj işini dava dışı .... almıştı. Biz de taşeron olarak biz de ....'ten işi alarak biz de davacılara taşere ederek, dava konusu binadaki bir kısım montaj işlerini onlara yaptırdık. Ancak taraflar arasında bir sözleşme yoktur. Davacılar kendi üzerlerine düşen dava konusu işlerini tam olarak yapmadılar. Davacı ve davalı tarafların karşılıklı olarak iş nedeniyle hazırlamış oldukları hakedişler birbirine uyumlu değildi. Farklı talepler de olmuştu. Davalı firma da davacının bu taleplerini kabul etmemiştir. Ödemeler bu nedenle tam olarak yapılmamıştır. " şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Tanık ....'in 10/07/2024 tarihli keşifteki beyanında; " ben davacıların yanında iki yıl önce davalı firmanın işini yapmak için beş ay çalıştım. ....firmasına çelik montaj işini ....adına yaptım. Yarı maaşımı ...., yarı maaşımı da ....ödedi. Bu iş yapılırken iki kez işi bırakma noktasına geldik. Sebebinin de güçlü çelik şirketinin borcunu ödemediğini ve geciktirmesi nedeniydi. Daha sonra beş ay çalıştıktan sonra da işi tamamlamadan bıraktık. ....'in alacağını alamaması ve maaşlarımızın ödenmemesi nedeniyle biz işi tamamen bıraktık. Bu yaptığımız iş ...ın işleriydi. ....adına fabrika kurulacaktı. Biz bu fabrikanın çelik montaj işini yapıyorduk. B 10 projeleri kapsamındaki civatalı ve kaynaklı tüm çelik montaj işlerini sadece çelik montaj ve boyama işini yaptık. Ben beş ay boyunca çalıştım beş ay boyunca verilen tüm işlerini yaptık . Bize verilen montaj ve boya işini yaptık. Fabrikanın bir bölümünü bitirdik. Bir bölümden kastim 20*50 m2 lik alanın montaj ve boyama işini bitirdik. Benim olayla ilgili bilgim ve görgüm bundan ibarettir dedi." şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmıştır. Keşif sonucu aldırılan 30/07/2023 tarihli heyet raporunda sonuç olarak; "6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun "Temel İlkeler" başlıklı 3/2 maddesi gereği dosya içerinde yer alan bilgi, belge ve teknik uzmanlılarım kapsamında kesif mahallinde ve dava dosyasında yapılan incelemede yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere; 1-Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1inci maddesi kapsamında sözleşmenin kurulduğu, 2-....içerisinde yer alan B10 Binalarının; İş veren; ...; Yüklenici: ... Şti.; Alt Taşeron: ... A.Ş.; Alt Taşeronun Taşeronu : Davacılar ...., ....olduğu, dava konusu işin Eser Sözleşmesinin çelik imalatlarını kapsadığı, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işverenlerin sorumlulukların bulunduğu,3-Onaysız sözleşmeye göre iş bedelinin 1,30TL/Kg* 650.000Kg=845.000-TL olduğu hakediş raporuna yapılan iş bedelinin 767.407,95-TL, eksik iş bedelinin 77.592,05-TL olduğu, tespit edilmiş olup, 4-Dosyaya şantiye sahasında davacılar ve yanında çalışanların hangi tarihler arasında giriş ve çıkış yaptıklarına dair bilgi ve belgenin, şantiye sahasına davalı şirket tarafından getirilen çelik malzeme miktarına dair kantar fişleri veya irsaliyelerin ve yüklenici tarafından davalı şirkete yapılan hakediş raporlarının sunulması gerekmektedir." kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. İtirazlar sonucu aldırılan 30/10/2024 tarihli heyet ek raporunda sonuç olarak; "6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun "Temel İlkeler" başlıklı 3/2 maddesi gereği dosya içerinde yer alan bilgi, belge ve teknik uzmanlılarım kapsamında kesif mahallinde ve dava dosyasında yapılan incelemede yukarıda detaylı olarak izah edildiği üzere; I. Taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmadığı ancak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 1inci maddesi kapsamında sözleşmenin kurulduğu, II. Dava konusu ....içerisinde yer alan B10 Binalarının; İş veren; ...(....A.Ş.); Yüklenici: ....; Alt Taşeron: .... Şti.; Alt Taşeronun Alt Taşeronu: .... A.Ş.; Taşeron: Davacılar ...., ....olduğu, dava konusu işin Eser Sözleşmesinin çelik imalatlarını kapsadığı, 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında işverenlerin sorumlulukların bulunduğu,; III. Onaysız sözleşmeye göre iş bedelinin 1,30TL/Kg* 650.000Kg=845.000-TL olduğu; IV. 23/01/2024 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunulan belgede Davacıların şantiye sahasına girdileri son tarih 21/06/2022 olarak göründüğü; V. İşveren .... A.Ş. tarafından sunulan 24/10/2023 tarihli yazısı ekindeki 15 nolu hakedişte B10 inşaat işlerinin %89,81inin tamamlandığı, Yapısal Çelik İmalatlarının %90 seviyesinde hakedişe bağlandığı ve 10/07/2023 tarihinde yerinde yapılan tespitte inşaat işlerinin tamamlandığı, Tespit olunmuştur. " kanaatinin bildirildiği anlaşılmıştır. Davacı tarafın ticari defterleri incelenmesi sonucu aldırılan 20/04/2025 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak; "Dava dosyasında bulunan tüm belge/evraklar üzerinde yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda;  6102 sayılı Türk Ticaret Kanuna göre İşletme Defterinin Defter Beyan Sisteminde tutulduğu; Gelir/Gider kayıtlarının ticari defterlere kayıt edildiği ve sahibi lehine delil olma özelliği taşıdığı; Defter Beyan Sisteminde tutulan İşletme Defterinin Gelir kayıtlarında davalı firmaya ait bir kayda rastlanmadığı; ....’in İşletme Esasına göre İşletme Defteri tutması sebebi ile Vergi Usul Kanunu çerçevesinde ödeme araçlarının (çek, senet, tahsilat makbuzu, banka dekontu vs.) ait kayıtların İşletme Defterine işlenmediği;....’ya ait bir ticari faaliyetin olmadığı; Taraflar arasındaki borç/alacak durumu defter kayıtlarından tespit edilemediği;" şeklinde rapor sunmuştur. Davacı tarafın ticari defterleri incelenmesi sonucu aldırılan 10/02/2025 tarihli bilirkişi raporunda sonuç olarak; "a) Davalı yanın ticari defter kayıtlarını Genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri çerçevesinde yapılmış olduğu, b) Davacının, 2022, 2022 Yılı Tiçari defterlerin H.M.K. 222. maddesinde belirtilen ticari defterlerin İbrazı ve Delil olma şartlarını taşıdığı, c) Davacı ....'in ...1 Nolu ...Caddesi ...Blok ....adresinde Metallerin Makinada İşlenmesi işine 03.01.2022 tarihinde başlayıp vergi dairesinin 27.12.2022 tarihli dosyada mevcut gelir idaresinden gelen yazıda halen devam ettiğini, Mehmet Akbaba'nın ise herhangi bir faaliyetten dolayı vergi mükellefiyetinin olmadığı d) Davalının ticari defter kayıtlarında taraflar arasında dosyada mevcut imzasız Sözleşmeye dayalı herhangi bir fatura ve ödeme kaydının olmadığı, e) Davalı ...Anonim Şirketi'nin 2021, 2022 yılı ticari defter kayırlarında; Davacılar ...ve .... 'ya dair herhangi bir borç, alacak kaydının olmadığı," şeklinde rapor sunmuştur.

IV-) Konuyla İlgili Mevzuat Hükümleri Ve Yargısal İçtihatlar Sözleşme, tarafların iradelerini karşılıklı ve birbirine uygun olarak açıklamalarıyla kurulur. İrade açıklaması, açık veya örtülü olabilir. (6098 sayılı yasanın 1.maddesi) Nitekim TBK’nın 2. maddesine göre de taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır ve ikinci derecedeki noktalarda uyuşulamazsa hâkim, uyuşmazlığı işin özelliğine bakarak karara bağlar. İrade beyanının karşılıklı olması her iki tarafın beyanlarının aynı neticeyi doğurmak maksadıyla birbirine yöneltilmesi demektir ve bir sözleşmenin kurulması için gerekli karşılıklı irade beyanlarından zaman itibariyle önce yapılana “icap” (BK, m.3) ya da Türk Borçlar Kanunu kullanımıyla “öneri” denir. Ancak her sözleşme yapma çağrısı icap sayılmaz; bir irade beyanının icap sayılabilmesi için bu yöne ilişkin irade beyanının karşı tarafa yöneltilmiş olması, sözleşmenin bütün esaslı unsurlarını kapsaması gerektiği gibi beyanda bulunanın da icabıyla bağlı kalmak niyetinde olması şarttır (Uygur, Turgut: Açıklamalı ve İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler, I. Cilt, Ankara 1990, s.2). Sözleşmenin kurulması için gerekli unsurları içermeyen veya bu unsurları içermekle birlikte teklifte bulunanın kendisini önerisi ile bağlamadığı durumlarda karşımıza çıkan teklif ise “icaba davet”tir. İki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette iradelerini beyan ettiği ve sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaştıkları takdirde sözleşme tamamlanır ve taraflar kararlaştırdıkları şekilde edimlerini gereği gibi ifa borcu altına girerler. Anılan yasal düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere; kural olarak, sözleşme ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tâbi olmayıp, tarafların "icap" ve "kabul" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. Taraflar arasında anlaşmanın yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 470 ve devamı maddelerinde eser sözleşmesi ile ilgili hükümleri düzenlenmiştir. Eser sözleşmelerinde, iş sahibinin borcu iş bedelini ödemek (TBK'nın 479/1.md.), yüklenicinin borcu ise eseri iş sahibinin amacına uygun, haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle ifa etmektir (TBK'nın 471/1). Kural olarak yapılan işin miktar ve değerini ispat yükü yüklenicide, iş bedelinin ödendiğini ispat yükü ise iş sahibindedir. Bir başka deyişle yüklenici yaptığı işin tutarını, iş sahibi de iş bedelini ödediğini kanıtlamak zorundadır. Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, eser sözleşmesi fesih ya da başka bir nedenle ortadan kaldırılmadıkça, sözleşme imzalandıktan sonra, sözleşme kapsamında yapılan işlerin yüklenici tarafından yapıldığı karine olarak kabul edilir. Ancak bu karinenin aksi savunulup ispat edilebilir. Uyuşmazlığın çözümünde ispat ve ispat yükü kavramlarının kısaca açıklanması yerinde olacaktır. İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur. İşte dava konusu hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. (Kuru, B:Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001,6.2.c.,s.1966) Hakim, davada hangi çekişmeli vakıanın ispat edilmesi gerektiğini tespit ettikten sonra bu vakıaların kimin tarafından ispat edilmesi sorusu ile karşılaşır; buna da ispat yükü denir. İspat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer ve yeri gelmişken belirtmek gerekir ki; kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Bilakis, kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir. Konu ile ilgili genel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu' nun 6. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olup olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı üzerinde kalmaktadır. İspat aracı olan ve kendi içinde kesin-takdiri olmak üzere ikiye ayrılan deliller, kendiliğinden araştırma ilkesinin uygulanamayacağı davalarda kural olarak taraflarca ileri sürülmedikleri müddetçe hakim tarafından resen dikkate alınamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18/04/2018 Tarih, 2017/13-619 Esas 2018/919 Karar sayılı kararında "...Hukukun amacının maddi gerçeğe ulaşmak olduğu şüphesizdir. Ne var ki bu amacın sağlanmasında hâkimin izleyeceği yol kanun koyucu tarafından sübjektiflikten olabildiğince uzaklaşmış usul hükümleri ile çizilmiş olup, aksi düşünce ile verilecek kararlar uygulayıcı elinde değişkenlik göstererek hukuk güvenliğini ortadan kaldıracaktır..." denilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 24.09.2024 tarih, 2024/2366 Esas, 2024/2884 Karar Sayılı ilamında, "...Karşılıklı edimleri içeren eser sözleşmelerinde yüklenicinin görevi eseri, sözleşmeye, amacına ve tekniğine uygun olarak tamamlayarak teslim etmek; iş sahibinin görevi ise, sözleşmede kararlaştırılan yükümlülükler varsa bunların yerine getirilmesiyle eserin bedelini ödemekten ibarettir. Kural olarak, eser sözleşmesi ilişkisinin kurulması herhangi bir şekil şartına tâbi olmayıp, tarafların "icap" ve "kabul" iradelerinin birleşmesiyle sözleşme ilişkisi kurulur. Şekil şartı, sözleşmenin geçerlilik şartı olmayıp, ispat şartıdır. 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmüne amir olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı iş sahibi üzerinde kalmaktadır..." belirtilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 2017/187 Esas, 2018/1213 Karar ayılı ilamında, "...Dairemizin istikrar bulmuş içtihatlarında kabul edildiği üzere, bir sözleşme fesih ya da başka bir sebeple ortadan kaldırılmadıkça, o sözleşme kapsamında kalan işlerin, o sözleşmenin yüklenicisi (somut olayda davalı) tarafından yapıldığı kabul edilir. Ancak, sözleşme feshedilmiş ve işin üçüncü kişiye yaptırıldığı ileri sürülmüşse, fesih sonrası yapıldığı ileri sürülen işler yönünden oluşan karine bu kez, üçüncü kişi yararına oluşmaktadır. Elbette, her iki durumda da, bu karinelerin aksini ileri süren tarafın, bu iddia ya da savunmasını yasal delillerle kanıtlaması mümkündür...." belirtilmiştir. V-) Sabit Görülen Vakıalar, Bunlardan Çıkarılan Sonuç ve Hukuki Sebepler Somut olayda; davacılar davalı ile sözleşme ilişkisi kurulduğunu ve sözleşme gereği yapılan iş nedeni ile doğan alacaklarının ödenmediğini iddia etmişlerdir. davalı ise bu hususları kabul etmemiştir. Az yukarıda açıklandığı üzere; 4721 sayılı TMK’nın “İspat yükü” başlıklı 6. maddesi “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.” hükmüne amir olup, davalı taraf akdî ilişkiyi inkâr ettiğinden, akdî ilişkinin kurulduğunu ispat külfeti davacı üzerinde kalmaktadır. Yukarıda alıntılanan 6098 sayılı yasanın 1.maddesine göre sözleşme öneri ve kabul ile kurulur. Yine anılı yasanın 2. maddesine göre de taraflar sözleşmenin esaslı noktalarında uyuşmuşlarsa, ikinci derecedeki noktalar üzerinde durulmamış olsa bile, sözleşme kurulmuş sayılır. Davalı tarafın da kabulünde olduğu üzere, davacıların dava konusu şantiyede çalışmaya başlatıldığı, dolayısıyla da iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette iradelerini beyan ettiği ve sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde anlaştıkları, bu durumda taraflar arasında sözleşme ilişkisinin kurulmuş sayılacağı açıktır. Bunun yanında Yargıtayın yerleşik içtihatlarına göre, eser sözleşmesi fesih ya da başka bir nedenle ortadan kaldırılmadıkça, sözleşme imzalandıktan sonra, sözleşme kapsamında yapılan işlerin yüklenici tarafından yapıldığı karine olarak kabul edilir. Ancak bu karinenin aksi savunulup ispat edilebilir. Sözleşme konusu işin tamamlandığı hususu ve ayrıca yapılan işin ayıplı olduğu hususu ihtilaf konusu olduğundan keşif yaptırılarak, bilirkişiden rapor aldırılmış, aldırılan raporda, iş bedelinin 845.000-TL olduğu, işveren ....A.Ş. tarafından sunulan 24/10/2023 tarihli yazısı ekindeki 15 nolu hakedişte B10 inşaat işlerinin %89,81inin tamamlandığı, ...İmalatlarının %90 seviyesinde hakedişe bağlandığı ve 10/07/2023 tarihinde yerinde yapılan tespitte inşaat işlerinin tamamlandığı belirtilmiştir. Davalı işveren işlerin yarım bırakıldığını ve ayıplı yapıldığını ileri sürmüş ise de işin hangi tarihte bırakıldığı açıklanmadığı gibi bırakıldığı zamanda herhangi bir tespit yaptırıldığı, nama ifaya izinle ilgili talepte bulunduğu ya da ihtar gönderildiği de iddia edilmemiştir. Eksik işlere ilişkin bir rapor ya da tutanak ibraz edilmemiştir. Dolayısıyla da karine olarak, sözleşme konusu işin davacılar tarafından yapıldığının kabulü gerekmektedir. Ancak dosya müktesebatı ve tarafların iddia ve savunmaları ile tanık beyanları nazara alındığında, sözleşme konusu işin bir kısmı davacılar tarafından yapıldığının, yapılan işin ayıplı olduğunu davalı tarafın ispat edemediği, dolayısıyla da davacıların davalıdan alacaklı olduğu kabulü gerektiği ve davanın asıl alacağa ilişkin olduğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Davacının, alacağının olup olmadığı, yapılan yargılama ve alınan bilirkişi raporuyla saptandığından, alacak likit değildir. (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 30/09/2020 tarih, 2020/1218 Esas, 2020/2626 Karar Sayılı ilamı) Alacak likit olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM (Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere): 1-Davanın KABULÜ İLE, Davalının Sakarya .... İcra Müdürlüğünün 20../...Esas sayılı takip dosyasında asıl alacağa yaptığı itirazın iptali ile, takibin 154.561,03.-TL asıl alacak üzerinden devamına, Alacak likit olmadığından davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine, 2-Harçlar kanunu gereğince dava değeri üzerinden alınması gereken toplam 10.558,06-TL harçtan daha önceden ödenen toplam 1.842,52-TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 8.715,54-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 3-Davacılar kendisini vekil ile temsil ettirdiginden A.A.Ü.T (madde-13 İkinci Kısım İkinci Bülüm) göre hesaplanan 45.000,00-TL maktu vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, 4-Davacılar tarafından yapılan; 80,70-TL Başvuru Harcı, 1.842,52-TL Peşin/nisbi Harcı, 1.274,90-TL Keşif Harcı, 7.000,00-TL Bilirkişi ücreti, 18.327,25-TL Tebligat, Posta ve diğer masraflar, olmak üzere toplam 28.525,37TL'nin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, , 5-Artan gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333.Maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, 6-Arabuluculuk ücreti olan 3200-TL'nin davalıdan alınarak hazineye irad kaydına, 7-Gerekçeli kararın HMK 321/2 md gereği taraflara tebliğine, Dair, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yüzünde verilen kararın, taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere başka bir yer mahkemesine verilecek dilekçe ile Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar verildi.19/02/2026 Katip E-imzalıdır.

Hakim E-imzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2022/1047, K. 2026/112, T. 19.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-1047-e-2026-112-k-011ad18a145e