İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/395 E. 2024/1010 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/395
- Karar No
- 2024/1010
- Karar Tarihi
T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ T.C. KAYSERİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA GEREKÇELİ KARAR ESAS NO : *** KARAR NO : ***
HAKİM : ... ... KATİP : ... ...
DAVACI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - [16212-12963-22052] UETS DAVALI : ... - ... ... VEKİLİ : Av. ... - [16356-53338-56673] UETS
DAVA : Tespit Davası DAVA TARİHİ : *** KARAR TARİHİ : *** GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : ***
Mahkememizde görülmekte olan Tespit Davası davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkil ile davalı ... arasında Kayseri 10. Noterliği' nin 12.06.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı Adi Ortaklığı Sözleşmesi ile aralarında ortaklık ilişkisi kurulduğunu, ortaklığın faaliyet konusu ise vestiyer, dolap, öğrenci sırası vb. ürünlerin üretimi ve pazarlamasından ibaret olduğunu, kurulan ortaklık ilişkisinde müvekkilinin mobilya ustası olması hasebiyle üretim biriminden sorumlu olacak, davalı ise muhasebeci olması hasebiyle işletmenin ön muhasebe, insan kaynakları ve personel alım ve işten çıkarılması gibi resmi ve idari işlerden sorumlu olacak şekilde yüzde elli paylaşım oranıyla ortaklık gerçekleşmiş ve bu çerçevede faaliyetler yürütüldüğünü, kurulan ortaklık ilişkisinde müvekkil ve davalının yapmış oldukları görev dağılımından dolayı müvekkil adi ortaklığın resmi işlemleri ile ilgilenmemiş ve ticari defterlerin tutulması, tasdiklenmesi, faturaların düzenlenmesi, vergi dairesine verilecek beyanname ve yapılacak bildirimler gibi tüm işlemler davalı tarafından takip edildiğini, müvekkilinin iş bölümü gereği üretim biriminde üzerine düşen sorumlulukları yerine getirirken davalıdan da aynı şekilde resmi işlemlerin usulüne uygun takip edildiğini düşünmekte ise de müvekkilinin vergi inceleme raporu ile öğrendiği üzere davalı tarafından farklı firmalara sahte faturalar düzenlenerek haksız menfaat elde ettiği tespit edildiğini, vergi inceleme raporunun akabinde ise vergi dairesi tarafından müvekkiline vergi zıya cezaları kesilerek müvekkil zarara uğratıldığını, müvekkilinin ekonomik olarak mümkün olmaması nedeniyle bu cezaları yapılandırmışsa da ödeyememiş ve eldeki davayı açma zorunluluğumuz doğduğunu, kesilen cezalar ve müvekkilinin ticari itibarının zedelenmesi sebebiyle müvekkilinin ticaret hayatı durma noktasına gelmiş ve en nihayetinde de ticari hayatı son bulduğunu, müvekkili halihazırda ticaret yapmak bir yana ailesinin geçimini zor sağladığını, adi ortaklık ilişkisinde ortaklardan birinin kendi kusuruyla diğer ortakları zarara uğratması durumunda kusuru ile zararın oluşmasına sebebiyet veren ortağın zararı tazmin etmesi gerektiğini, Yasal düzenleme ise TBK m. 626 “Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar” ve TBK m.628/f.1 "Her ortak, ortaklık işlerinde kendi işlerinde olduğu ölçüde çaba ve özen göstermekle yükümlüdür." şeklinde olmakla ortakların ortaklığa karşı özen borcu olduğu düzenleme altına alınmıştır. TBK m.628/f.2 hükmü ise "Her ortak, diğerlerine karşı, kendi kusuruyla verdiği zararları, başka işlerde ortaklığa sağladığı menfaatlerle mahsup ettirme hakkı olmaksızın gidermekle yükümlüdür." şeklindedir. Kendi kusuruyla zararın oluşmasına sebep olan ortağın zararın tazmini ile mükellef olduğu öngörüldüğünü, nitekim müvekkili ile davalı arasında akdedilen adi ortaklık sözleşmesinin 11. Maddesinde işbu sözleşmede kayıt bulunmayan hallerde taraflar arasındaki ihtilaflarda Türk Borçlar Kanunu' nun uygulanacağı düzenleme altına alındığını, ayrıca ortakların ortaklığın zararına faaliyetleri yürütemeyeceğine ilişkin TBK m.626 hükmü ise "Ortaklar, kendilerinin veya üçüncü kişilerin menfaatine olarak, ortaklığın amacını engelleyici veya zarar verici işleri yapamazlar." şeklindedir. Davalı kendisine haksız menfaat elde etmek amacıyla sahte fatura düzenlemiş ve ortaklığa dolayısıyla da müvekkiline zarar verdiğini, davalı taraf kendi kusurlu hareketleri ile bu durumun oluşmasına sebep olduğunu, müvekkilinin uğramış olduğu zararın tespiti amacıyla Kayseri Vergi Dairesine müzekkere yazılmasını talep ettiklerini ayrıca Kayseri iline ilişkin vergi incelemelerinde Konya vergi müfettişlerinin görevlendirilmesi hasebiyle Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Konya Denetim Daire Başkanlığı' na müzekkere yazılarak müvekkili ve davalıya ait ... Vergi Kimlik Numaralı ... ve Ortağı isimli şahıs şirketine ait yürütülen tahkikat ve inceleme raporlarının dosya arasında alınabilmesi amacıyla müzekkere yazılmasını talep ettiklerini, Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı Konya Denetim Daire Başkanlığı 2023-(2010-4-264)/ 7 rapor sayılı Vergi Müfettişi ...' ın 01.03.2023 tarihli Vergi İnceleme Raporunun 9. Sayfası 4.4.2- Sahte Faturaların Bilerek Kullanılıp Kullanılmadığına Yönelik Yapılan Değerlendirme kısmının sonuç kısmında müvekkilin "sahte faturalarda yer alan emtiaları gerçekten aldığı, ve sahte faturaları bilmeden kullandığı" kanaati bildirilmiştir. Davalı ortak ... ise Vergi Dairesine konu ile ilgili görüşmeye dahi gelmediğini, sundukları irsaliyeli faturalar incelendiğinde ... Ltd. Şti. için sık sık fatura düzenlendiği görüleceğini, müvekkili ve davalıya ait adi ortaklığın ... Ltd. Şti. İsimli firma ile aralarında ticaret gerçekleşmiş olsa da faturada belirtilen rakamlar gerçeği yansıtmadığını, faturaların sol alt kısmında da davalının muhasebe- finans kısmıyla ilgilenen ve fatura düzenleyip teslim eden kişi olduğu gözüktüğünü, bu durumun tespiti için adi ortaklığın faal olduğu dönemde ... ve Ortağı adına kayıtlı QNB Finansbank ve Yapı Kredi Bankası' na müzekkere yazılarak 2018-2019 dönemine ait hesap dökümlerinin dosya arasına alınmasını talep ettiklerini, davalının müvekkiline karşı hukuka aykırı eylemlerinden dolayı hakkında yapmış oldukları ihbar neticesinde Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı ... Sor. Numaralı dosyası ile soruşturma yürütüldüğünü ve dosya kapsamında sabit olduğu üzere vergi dairesine yazılan müzekkere neticesinde vergi inceleme raporunun tamamlanmaması hasebiyle müzekkereye olumsuz dönüş yapılmış ve nihayetinde takipsizlik kararı verildiğini, vergi müfettişinin inceleme raporunu tamamlaması akabinde CMK m.173/f.6 gereği yeni delilin ortaya çıkması sebebiyle soruşturmaya devam edilerek kamu davası açılması yönünde yapmış olduğumuz talep Kayseri 4. Sulh Ceza Hakimliği ... D. İş sayılı kararı ile reddedildiğini, akabinde ise yeniden ihbar dilekçesi verilerek Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı ... Sor. Numaralı dosyası ile soruşturma halihazırda devam etmektedir. (Dosyanın celbi taleplidir.) Dolayısıyla da davalının eylemleri aynı zamanda 6183 sayılı kanun kapsamında suç teşkil ettiğini, tüm bu nedenlerle ortaklık aleyhine kesilen cezalardan davalının haksız fiil kuralları çerçevesinde sorumluluğunun tespiti amacıyla eldeki dava açılmış olmakla Vergi Dairesi tarafından karar ile gelinmesi halinde müvekkil hakkındaki cezanın kaldırılabileceği beyan edildiğinden eldeki dava resmi kuruma bildirilmek maksadıyla açıldığını, davanın kabulünü, haksız fiil hükümleri çerçevesinde Kayseri Vergi Dairesi Başkanlığı Mimarsinan Vergi Dairesi Müdürlüğü tarafından ... vergi kimlik numaralı ... ve ortağı adına kesilen tüm cezalardan müvekkilin sorumsuzluğu ile davalının münferiden sorumluluğunun tespitine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Öncelikle dosyada yatırılan harcın eksik olduğunun tespiti ile eksik harcın ikmaline ve borçtan kurtulma davası niteliği haiz huzurda dava dosyası için yasada belirtilen teminatın yatırılmadığını, mahkemece bu hususun tespit edilmesini, anılan teminat duruşma gününe kadar tamamı yatırılmamış ise, davanın reddi gerektiğini, öte yandan; huzurda dava her ne kadar Borçtan Kurtulma Davası olarak ikame edilmiş ise de; yasada sayılan koşulları taşımaması sebebi ile huzurda davanın borçtan kurtulma davası şeklinde ikame edilmesi hatalı olduğunu bu sebeple davanın usulden reddi gerektiğini, zira; davacı tarafın dava dilekçesi incelendiğinde huzurda ikame edilen davanın dayanağının icra takibine dayanmadığı, davanın dayanağının itirazın kaldırılmasına yönelik olmadığını bu durumda; İtirazı geçici olarak kaldırılan borçlu, borçlu olmadığına inanıyorsa aleyhine başlamış olan icra takibinin iptal edilmesini sağlamak için İ.İ.K M.69/2 uyarınca; “İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçlu, takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir.” hükmü ve İ.İ.K M.69/3 uyarınca; “İtirazın muvakkaten kaldırılması kararının tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde borçlu, takibin yapıldığı mahal veya alacaklının yerleşim yeri mahkemesinde borçtan kurtulma davası açabilir.” hükmü ile sabittir. Dolayısı ile; borçlu, itirazın geçici olarak kaldırılmasına karar verilmeden önce, genel mahkemede borçlu olmadığına ilişkin bir menfi tespit davası açmışsa, artık itirazın geçici olarak kaldırılması üzerine yedi gün içerisinde bir borçtan kurtulma davası açamayacağını, daha önce açılmış olan menfi tespit davası M.69/2 anlamında bir borçtan kurtulma davası yerine geçer ve icra takibi bu davanın sonuna kadar durmaya devam eder. Menfi tespit davasının, borçtan kurtulma davasına dönüşmesi için, davacının, mahkemenin kendisine vereceği uygun bir süre içerisinde asıl alacak üzerinden yüzde on beş teminatı (M.69/2) yatırması gerekir. Davacı bu süre içerisinde teminat yatırmazsa, menfi tespit davası borçtan kurtulma davasına dönüşmez. Davaya normal bir menfi tespit davası olarak devam edilir. Ayrıca; Borçlu, borçtan kurtulma davasını, itirazın geçici kaldırılması kararının kendisine tefhim veya tebliğinden itibaren yedi gün içinde açmalıdır. Borçlunun, borçtan kurtulma davası açabilmesi için, itirazın geçici kaldırılması kararının kesinleşmesi şart değildir. İtirazın geçici kaldırılması kararı hakkında kanun yoluna başvurulmuş olsa bile, borçtan kurtulma davasının, geçici kaldırma kararının borçluya tefhim veya tebliğden itibaren yedi gün içinde açılması gerekir. Bu yedi günlük süre hak düşürücü niteliktedir, bu nedenle mahkemece kendiliğinden gözetilir. Mahkeme, borçtan kurtulma davasının yedi günlük süresinden sonra açıldığını tespit ederse, bu nedenle davanın reddine karar vermemeli, bir ara kararı ile davanı teknik anlamda borçtan kurtulma davası olmadığını açıkladıktan sonra, davaya normal bir menfi tespit davası olarak devam etmelidir. Son olarak; Borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için, genel dava şartlarından başka, özel bir dava şartı daha kabul edilmiştir. Borçtan kurtulma davasının dinlenebilmesi için borçlunun, ilk duruşma gününe kadar dava konusu alacağın yüzde on beşi oranında bir teminat göstermesi gerekir, AKSİ HALDE DAVA REDDEDİLİR. İ.İ.K M.69/2 uyarınca; “Bu davanın dinlenebilmesi için borçlunun dava konusu alacağın yüzde 15 ini ilk duruşma gününe kadar mahkeme veznesine nakden depo etmesi veya mahkemece kabul edilecek aynı değerde esham ve tahvilat veya banka teminat mektubu tevdi etmesi şarttır. Aksi takdirde dava reddolunur” şeklinde olup, huzurda davanın dinlenebilmesi için davacı tarafın gerekli teminatı yatırma şartının da yerine gelmesi gerektiğini, müvekkilinin huzurda dava konusu edilen vakıa sebebi ile alacaklı durumda olmadığından, huzurdaki dava dosyası açısından müvekkilinin taraf sıfatı bulunmadığını, zira; dava taraflar arasındaki bir alacak - borç ilişkisine yönelik olmadığını, açıklanan nedenlerle; huzurda davanın konusu bakımından bir alacağa veya bir icra takibine dayanmaması sebebi ile davanın Borçtan Kurtulma davası şeklinde devam edilmesinin mümkün olmaması, huzurda davanın herhangi bir icra takibine karşı itirazın kaldırılmasına yönelik olmaması, şayet herhangi bir icra takibine yönelik itirazın kaldırılmasına ilişkin bir dava ise, yukarıda belirttiğimiz yasal hüküm uyarınca teminatın tam olarak dava dosyasına yatırılmamış olması, huzurda davanın yine yukarıda belirttiğimiz yasal hüküm uyarınca süresinde ikame edilmemiş olması ve huzurda dava müvekkil ile davacı arasındaki bir borç ilişkisine dayanmaması sebebi ile müvekkilin huzurda davada taraf sıfatı haiz olmaması gerekçeleri sebebi ile usulden reddi gerektiğini, davacı taraf dava dilekçesi içeriğinde her ne kadar müvekkili ile aralarında düzenlenen adi ortaklık sözleşmesi ile müvekkilin şirketin muhasebe işlerinden münferiden sorumlu olduğuna yönelik iddianın kabulü mümkün değildir. Zira; taraflar arasında Kayseri 10. Noterliği nezdinde düzenlenen 12/06/2017 tarih, ... sayılı ADİ ORTAKLIK SÖZLEŞMESİ içeriğinde, davacı tarafın bu iddiasının gerçeğe aykırı olduğunu gösterdiğini, anılan Adi Ortaklık Sözleşmesi ile tarafların şirketin bütün iş ve işlemleri açısından müvekkilinin münferiden sorumluluğuna veya taraflar arasında görev ve yetki paylaşımına yönelik herhangi bir özel yetki verilmediğini, davacı tarafın soyut iddialarına itibar edilemeyeceğini, dolayısı ile; anılan adi ortaklığın aktif ve pasifleri açısından tarafların mütelselsilen sorumlu olduğunu, davacı tarafın somut ve hukuki dayanaktan yoksun iddialarının kabulü mümkün olmadığını, davalı tarafın tarafımızın beyanının aksine müvekkili aleyhine hukuki hiçbir delil sunamadığı nazara alındığında bu yöndeki iddiasını ispatlayamadığı alenen ortada olup, müvekkilinin münferit sorumlu olduğunun ispat yükü davacı tarafa ait olduğunu, anılan adi ortaklık şirketinin tüm muhasebe işlemlerini yürütmek üzere anılan ortaklık tarafından yetkilendirilmiş Yeminli SMMM mevcut olup, tutulan muhasebe kayıtları, defter ve belgeleri ile muhasebe işlemlerinden sorumlu olan yetkili SMMM mevcut olduğunu, dolayısı ile; davacı tarafın müvekkilinin şirketin muhasebe defterlerini tuttuğuna yönelik iddianın abesle iştigal olduğu anlaşılacağı gibi, sorumluluğun SMMM'ye ait olduğunu bu sebeple SMMM'nin dava dosyasına taraf olması gerekmekte olup, bu hususun mahkemece nazara alınmasını talep ettiklerini, anılan SMMM davacının yakın arkadaşı olup, davacının müvekkili ile kurduğu ortaklık dışındaki şirketlerinin de muhasebe kayıtlarını tuttuğu davacının eski şirketlerinden olan Ahmet Ülger ve Ortakları ile Kardeşler Boya'nın da muhasebe kayıtlarını tutmuş olduğunu, davacının eski şirketi Kardeşler Boya ile huzurda dava konusu içeriğinde belirtilen müvekkili ile aralarında sahte fatura düzenlendiğine ilişkin iddia edilen ... ile de daha önceki şirketleri sebebi ile davacının muhatap olduğu ... ile aralarında yine aynı şekilde sahte faturaların bulunduğunu, müvekkilinin ortaklık kurulmadan evvel Şarkışla da ikamet etmekte ve anılan hiç kimseyi yakından tanımadığını ortaklık kurulduktan sonra davacı Kayseri'de daha evvelden de ticari işler yapması sebebi ile çevresi geniş olduğundan ortaklığın aldığı ve alacağı işleri kendisi belirlemiş, görüşmeleri yapmış, müvekkilinin ise şirkette işçi gibi çalışmış, şirketten satılan malların kamyonetle teslimat işlemleri gerçekleştirmiş, teslim irsaliyeleri verdiğini, davacı tarafın iddiasının aksine müvekkilinin teslim irsaliyelerini düzenlemesi faturaları da düzenlediği anlamına gelmediğini, müvekkilinin şirketteki mali konuları bilmemesi sebebi ile müdahale etme fırsatı olmamış, daha çok ürün teslim vb. Gibi işleri yaptığını, Şayet ... ile müvekkilin ortak bulunduğu şirket arasında sahte fatura düzenlemesi gerçekleşmiş ise de sahte faturayı düzenleyenin davacı olduğunu, zira; daha evvelden işlettiği işletme ile ... ile davacının bizzat kendisi tanışmakta, daha evvelden de münasebetleri bulunduğunu, davacı taraf huzurda davayı haksız kazanç elde etmek amacı ile kötü niyetle ikame ettiğini, bu sebepler ile; davacının müvekkilinin ortaklığı bulunmayan yukarıda adını zikrettikleri diğer şirketleri ile ... ile yapılan ticaretleri sebebi ile Vergi Tekniği Raporu düzenlenip düzenlenmediğinin Vergi dairesine sorulması gerektiğini, . davanın usulden reddine, mahkemeniz aksi kanaatte ise davacı tarafın gerekli teminatı dosyaya yatırmadığının tespiti ile, teminat bedelinin tamamlanmasına ve eksik harcın tamamlanmasına, davanın reddini, tüm yargılama giderlerinin davacı tarafın üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı ile adi ortaklık kurduğunu, davalının usulsüz işlemler yaptığından bahisle adi ortaklığa kesilen tüm cezalardan davacının sorumsuzluğunu ve davalının sorumlu olduğunun tespitini dilemiştir. TTK’nın 4. maddesine göre; ticarî davaların iki grup altında incelenmesi mümkündür. Bunlar; tarafların sıfatına ve işin ticarî işletmeyle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ticarî sayılan davalar (mutlak ticari davalar) ile her iki taraf için de ticari sayılan hususlardan doğan davalar (nispi ticari davalar)dır. Mutlak Ticari Dava; tarafların tacir olup olmadıklarına ve dava konusu edilen işin ticari nitelikte olup olmadığına bakılmaksızın ticari dava olarak sayılan davalar olup, TTK’nın 4/1. maddesinde a ve f bentlerinde 6 bent halinde sayılan dava türleri mutlak ticari davadır. Taraflar arasındaki var olduğu iddia edilen ilişkinin satım sözleşmesinden kaynaklanması ve satım sözleşmesinin TTK' nın 4/1 maddesinde düzenlenmemesi, Borçlar Kanunu'nda düzenlenmesi nedeni ile davanın mutlak ticari dava olmadığı anlaşılmıştır. Nisbi ticari dava ise; her iki tarafı tacir olan ve tarafların ticari işletmesi ile ilgili olan uyuşmazlıklar nisbi ticari dava olarak adlandırılmaktadır. TTK’nın gerekçesinde; ticari davalar ile ticari olmayan hukuk davalarını ayırmada kullanılan kıstasın “bir yandan her iki tarafın tacir sıfatı ve uyuşmazlığın konusunu teşkil eden işin bu sebepten dolayı ticari sayılması keyfiyeti, diğer yandan tarafların sıfatına bakılmaksızın sadece işin ticari mahiyeti” olduğu açıklanmıştır. Bu anlamda bir davanın nisbi ticari dava sayılabilmesi için; davaya uyuşmazlığın her iki tarafının tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesi ile ilgili olması gerekli ve zorunludur 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanunun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Değişiklik Yapılmasına Dair 6335 Sayılı Kanunun 2. Maddesi ile değişik TTK'nın 5. maddesinin 3. fıkrası ile Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü itirazından çıkarılmış, görev ilişkisine dönüştürülmüştür. HMK'nın 114. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendine göre, görev dava şartıdır. Aynı Kanunun 115/1. maddesi gereği mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. HMK'nın 138. maddesine göre, mahkeme dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verebilir. Dosya kapsamına göre, tarafların tacir araştırmasına göre tacir olmadığı görülmüştür. Dava konusu edilen uyuşmazlığın TTK'nın 4. maddesine göre, ticari dava olmadığı, bu nedenle de mahkememizin görevi alanına girmediği, Asliye Hukuk Mahkemelerinin bu uyuşmazlığı çözmekte görevli olduğu, 6335 Sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten sonra mahkememiz ile Asliye Hukuk Mahkemeleri arasındaki ilişkinin görev ilişkisi haline getirildiği, görev ilişkin usul hükümlerinin uygulanmasının gerektiği, görevin kamu düzeniyle ilgili olduğu, HMK'nın 115. ve 138. maddeleri gereği mahkemenin görev hususunu kendiliğinden araştırmakla yükümlü olduğu ve davanın her aşamasında görevsizlik kararı verilebileceği dikkate alındığında, mahkememizin görevsizliğine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM: Yukarıda Açıklanan Nedenlerle: 1-HMK 114/c maddesi uyarınca görev hususu dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddine, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, karar kesinleştiğinde 2 haftalık süre içerisinde talep halinde dosyanın HMK 20. maddesi uyarınca görevli Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmesi için Tevzi Bürosuna tevdiine, 2-Görevsizlik kararından sonra davaya Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne devam edilmesi halinde yargılama giderlerine Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'nce hükmedileceğinden bu konuda HMK 331/2. maddesi uyarınca şu aşamada bir karar verilmesine yer olmadığına, 3-Görevsizlik kararından sonra dosyanın Kayseri Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderilmemesi halinde mahkememizce verilecek ek karar ile yargılama harç ve giderleri konusunun karara bağlanmasına, Dair, davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren HMK'nın 341/1. maddesi uyarınca 2 haftalık yasal süre içinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı.07/11/2024
Katip ... e-imzalıdır
Hakim ... e-imzalıdır