İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2019/294 E. 2025/45 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2019/294
Karar No
2025/45
Karar Tarihi

T.C. İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARETMAHKEMESİ (DENİZCİLİK İHTİSAS MAHKEMESİ SIFATIYLA)

ESAS NO:2019/294 Esas KARAR NO:2025/45

DAVA:Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:16/09/2019 KARŞI DAVA TARİHİ:18/11/2019

.... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİNİN ... SAYILI BİRLEŞTİRME KARARINA KONU DOSYASI

DAVA:Alacak DAVA TARİHİ:22/03/2024 KARAR TARİHİ:05/02/2025

Mahkememizde görülmekte olan Alacak (Gemi Ve Yük Alacaklılığından Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı ... ... İnş. San. ve Tic. A.Ş.'nin Asıl Davaya ilişkin Dava Dilekçesinde özetle; davacının, Türk karasularında ve limanlarında gemilere ... vermek üzere kurulduğunu; davalı ... A.Ş.'nin de aynı sektörde faaliyet gösterdiğini, davacı ... ve davalı ... arasında 1996 yılından bu yana “konsorsiyum/joint venture/adi şirket” olarak nitelendirilebilecek bir ilişki çerçevesinde ... sunulması ve gelir paylaşımının söz konusu olduğunu, ... ve ...'un en son 27.11.2012 tarihinde sözleşme imzaladığını taraflar arasındaki sözleşmelerde tarafların birlikte hareket etme iradesi ve amacının açık ve ayrıntılı bir şekilde belirlendiğini, ortaklar arasındaki sadakat yükümlülüğü rekabet yasağı ve cezai şartların da sıkı sıkıya hükme bağlandığını, davalı ...'un 25.01.2019 tarihinde davacıya gönderdiği ihtarname ile, 31.12.2018 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanan Kılavuzluk ve Römorkörluk Hizmetleri Yönetmeliği nedeniyle ortaklığın birlikte hareket etmesi olanağının kalmadığını belirterek sözleşme ilişkisinin kendiliğinden sona erdiğini ileri sürdüğünü, davalının, davacı ile olan ortaklık ilişkisinden hukuk dışı bir şekilde sıyrılıp adi ortaklık adına yapması gereken iş ve işlemleri, kendi ad ve hesabına yaparak davacının maddi haklarını gasp ettiğini davanın, taraflar arasındaki adi ortaklık akdi ilişkisindeki sadakat yükümlülüğü ve rekabet yasağı ihlallerine karşı açılmış olduğunu, davacının devam eden adi ortaklık dahilindeki haklarının iade edilmesi ve davacıya verilmesi talebini içerdiğini Adi ortaklıkta rekabet yasağının (TBK m. 626) tamamen ortaklar arasındaki sorumluluğa ilişkin olarak getirildiğini bu nedenle, ortaklar arasındaki iç ilişki ile ilgili bir yükümlülük olduğunu, adi ortaklıkta rekabet yasağı kanunen mevcut olduğundan, bir ortağın bu sıfatı kazandığında rekabet yasağına tabi olduğunu, Davalı ...'un yeni alınacak izinler konusunda ortak hareket etmeyi reddetmesinin üstüne üstlük tek başına sadece kendi hak ve menfaatleri doğrultusunda hareket ederek diğer davalı ... A.Ş.'yi kurmasının ortaklığın amacını engelleyici ve zarar verici bir durum olup rekabet yasağını ihlal ettiğini, ...'un ...'ta %60 oranında hissedar olduğunu, bu şirketin davacı ile ... arasındaki ortaklık sözleşmesini boşa çıkarma amacı ile muvazaalı olarak kurulduğunu, TBK m. 626'nın sadece ortaklık amacına aykırı işlemlerin yapılamayacağını düzenlediğini, rekabet yasağının kapsamı ve rekabet yasağına aykırı davranışların yaptırımına ilişkin bir hüküm getirilmediği; ancak burada adi şirketin daha çok şahıs şirketi özellikleri göstermesi nedeniyle, kollektif şirkete ilişkin TTK m. 230-231'deki kuralların kıyasen uygulanabileceği; ortakların, bir ortağın kendi namına yaptığı işlemleri ortaklık namına yapılmış saymakta ve bu ortağın üçüncü kişilerin hesabına yapmış olduğu işlemlerden doğan menfaatlerin ortaklığa bırakılmasını istemekte yetkili olduğunu, bu durumda ortakların, işlemden doğan borçlara katlanmayacakları, sadece mernfaatin devrini talep edecekleri; 31.12.2018 tarihli, 30642 sayılı Resmi Gazete'de Kılavuzluk ve Römorkörlük Hizmetleri Yönetmeliği'nin yayınlanmasından sonra, ...'un, başta 11/2 maddesi olmak üzere Yönetmelik'i gerekçe göstererek taraflar arasındaki akdi ilişkinin devamının mümkün olmadığını ve adi ortaklık ilişkisinin münfesih olduğunu ileri sürdüğünü, tam bu süreçte, ...'un %60 pay sahibi olduğu ...'un kurulduğunu gelinen aşamada hem ...'un, hem de ...'un faaliyet lisansına başvurmuş olmakla birlikte, yalnızca ... tarafından ... ve İskenderun'da kılavuzluk hizmeti izni için başvuru yapıldığı ve ... tarafından herhangi bir hizmet izni başvurusunda bulunulmayacağına dair İdare'ye yazı verildiğini, böylece davalı ...'un sözde geri planda kalarak ortağı ve yöneticisi olduğu ...'u öne sürdüğünü, bu şekilde, ... üzerinden ... ve İskenderun Bölgelerinde hizmet izni alarak 01.06.2019 tarihi itibariyle hizmet vermeye başladığını, böylelikle, ortaklık menfaatlerine, sadakat yükümlülüğüne ve rekabet yasağına aykırı hareket ettiği belirtilerek, ...'un taraflar arasındaki adi ortaklık ilişkisiyle taraflara yüklenen “Sadakat Yükümlülüğü” ve Rekabet Yasağı”na aykırı eylem ve işlemleri sebebiyle, ...'un doğrudan veya diğer davalı ... aracılığıyla gerçekleştirdiği başta kılavuzluk faaliyeti olmak üzere tüm iş ve işlemlerin .../... ortaklığı namına yapılmış sayılması; bu işlerden doğan tüm maddi menfaatler (davalıların elde ettiği tüm maddi gelirler) için şimdilik belirsiz alacak olmak üzere 100.000 TL'nin adi ortaklığa bırakılmasını tüm talepler bakımından yasal ticari faize de karar verilmesi talep etmiştir. Davalı ...'un Cevap Dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bu davanın taraflar arasındaki adi ortaklık akdi ilişkisindeki sadakat yükümlülüğü ve rekabet yasağı ihlallerine karşı açıldığının belirtildiğini, davaya dayanak olarak da diğer davalı ... ile davacı ... arasındaki sözleşme ve zeyilnamelerin gösterildiğini, ...'un bahsi geçen sözleşme ile taraflar arasındaki akdi ilişkinin tarafı olmadığı ve davacı ile hiçbir hukuki ilişkisi bulunmadığını, bu nedenle, davalı ...'a yöneltilen davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini; ayrıca, adi ortaklık halinde yöneltilecek taleplerde dava veya icra takibinin bütün ortaklar tarafından birlikte açılmasının gerektiğini, huzurdaki davada talebin adi ortaklık lehine olup zorunlu dava arkadaşlığı şartının yerine getirilmediğini, bu sebeple, davanın usulden reddinin gerektiğini, Davalı ...'un 04.02.2019 tarihinde kurulmuş olup ana iştigal konusunun iç ve dış sularda ve limanlarda Türk ve yabancı bayraklı gemilere kılavuz hizmeti vermek olduğunu; diğer davalı ...'un da şirketin dört ortağından birisi olduğunu; ...'un esas sözleşmesinin 6.maddesi incelendiğinde, davacının iddialarının aksine, ...'un yönetim kurulu üyelerini belirlemede herhangi bir imtiyazının bulunmadığını, Davacı ... her ne kadar kılavuzluk hizmeti vermek üzere kurulmuş 20 yılı aşkın bir süredir sektörde faaliyet gösteren bir şirket olduğunu iddia etse de, davacının aslında kılavuzluk değil, römorkör şirketi olduğu; davacının ibraz ettiğini, İdare'ye verilen 28.07.1997 tarihli taahhütnamedeki unvanında dahi kılavuzluk ibaresinin yer almadığını, ortak olarak ibraz ettikleri sözleşmede de davacının römorkör hizmetini üstlendiği; kılavuzluk hizmetinin ise diğer davalı ... tarafından verildiğinin açıkça görüldüğünü, davacının bugün İdare'den aldığı izin belgesiyle eskiden olduğu gibi İskenderun Körfezi hizmet sahasında römorkör hizmeti vermeye devam ettiğini, kılavuzluk hizmeti veren ...'un davacının ticari ve iktisadi faaliyetini yok edebilmesinin mümkün olmadığını, ...'un, davacı ile hiçbir akdi ilişkisi bulunmadığından, sadakat yükümlülüğünden bahsedilemeyeceğini, aynı şekilde, ...'un davacıya karşı rekabet yasağına aykırı hiçbir işleminin de olmadığı; ...'un diğer davalı ...'un davacı ... ile ilişkisi bittikten sonra kurulduğunu; ...'un yaşanan gelişmelerden sonra yasal gelişmelere uygun bir şekilde ticari faaliyetlerine devam etmesinin en doğal hakkı olduğu; taraflar arasında rekabet yasağı ve sadakat yükümlülüğüne aykırı davrananın bizzat davacı ... olduğu; taraflar arasındaki akdi ilişki devam ederken hatta henüz Kılavuzluk ve Römorkörlük Yönetmeliği dahi yayımlanmadan aylar önce 08.05.2018 tarihinden sözleşmeye aykırılık oluşturacak şekilde ... A.Ş.'yi kurduğu ve kılavuz kaptan istihdam ettiği, zaman içerisinde şirketin ismini ve ortaklarını değiştirmiş olmasının bu gerçeği değiştirmediğini, Davacının iddia ettiği gibi TTK m. 230-231'deki kuralların kıyasen uygulanacağına dair ne bir hükmün ne de Yargıtay uygulamasının bulunduğu, davacının gerçeği çarpıtarak son derece zorlama iddialarla davasını temellendirmeye çalıştığını, bir an için bu hükümlerin uygulanabileceği kabul edilse bile TTK m. 231/2 uyarınca üç aylık zamanaşımı süresinin geçtiğini, Davacı ...'in, ... ile olan sözleşmeye aykırılık oluşturacak şekilde ... A.Ş.'yi kurması, kılavuz kaptan istihdam etmesi ve bu şirketin tek başına kılavuzluk faaliyeti lisansı ve hizmet izin belgesi alması için başvuruda bulunmasının ardından, huzurdaki davayı açmasının son derece çelişkili olup hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneği olduğunu, davanın bu nedenle de reddinin gerektiğini, hakkı olmadığı halde tamamen kötüniyetle bu davayı açan davacı hakkında HMK m. 329 uyarınca işlem yapılmasının gerektiği belirtilerek Dava şartı yokluğundan davanın usulden reddini, davalı sıfatı yokluğu nedeniyle davanın esastan reddini, haksız ve kötüniyetli olarak açılmış hiçbir hukuki dayanağı olmayan davanın esastan külliyen reddi talep etmiştir.. Davalı ...'un Cevap Dilekçesinde özetle; kabul anlamına gelmemek üzere, adi ortaklık adına ancak her iki ortağın talepte bulunabileceğinden, davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddinin gerektiğini, işbu davanın belirsiz alacak davası olarak açılmasının mümkün olmadığını, Davalı ...'un 1995 yılında ülke çapındaki bütün Türkiye Denizcilik İşletmeleri pilotlarının ortaklığında kurulduğunu; şirketin tüm paydaşlarının halen kılavuz kaptanlardan oluştuğunu; davacı ...'in faaliyet alanlarının ise, kendi web sitesindeki ifadesiyle, tersane /gemi inşası, römorkör operatörlüğü, kurtarma, çekme, enkaz kaldırma, çevre kirliliğini önleme ve sair işlerden oluştuğunu, ... ve ... arasında 27.11.2012 tarihinde işbirliğine ilişkin bir sözleşme akdedildiğini 1996 yılından bu yana davacı ...'in, ...'un kılavuzluk gelirinden pay almak, aldığı payı yükseltmek, borçlarını zamanında ödememek ve sair suretlerle ...'u zarara uğrattığını, Kılavuzluk ve Römorkörlük Yönetmeliği yürürlüğe girmeden beş ay önce, 08.05.2018 tarihinde, davalı ...'in sahibi Recai ... tarafından ... ... Hizmetleri A.Ş. unvanlı bir şirket kurulduğunu; şirketin unvanının önce ... A.Ş., sonra ... A.Ş. olarak değiştirildiğini, 21.02.2019 tarihinde Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden sonra, bu şirketin hisselerinin davalı ...'in avukatlarına/yakınlarına devredildiği ve bu yolla Yönetmelik m. 17/4 hükmündeki yasağın dolanılmasının hedeflendiğini, ...'in özellikle 2018 sonlarına doğru ... ile arasındaki sözleşmeye aykırı bir şekilde, İskenderun'da kılavuz kaptan istihdam ettiğini, ancak davacının beklediğinin aksine, Yönetmelik 11/2 düzenlemesinin, aynı hizmet sahasında hem römorkörcülük hem de kılavuzluk hizmeti verilmesini imkansız hale getirdiğini; ...'in hem asıl işi olan römorkörcülük için ... olarak hem de kılavuzluk lisansı için kendisi tarafından kurulup sonrasında unvanı değiştirilen Avrupa Kılavuzluk üzerinden başvurular yaptığını; davacının römorkörcülüğe ilişkin A tipi lisans aldığı ve 27.06.2019 tarihinde İskenderun Körfezi Hizmet Sahasında yetkilendirildiğini; kılavuzluk faaliyeti için de B tipi kılavuzluk lisansı alındığını, ancak, başvuru yapılan Ambarlı Hizmet Sahasında kılavuzluk hizmet izninin İdare tarafından Avrupa Kılavuzluk'a verilmediğini,; taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin 4.1. maddesi çerçevesinde iznin sona ermesiyle birlikte sona erdiğini, anılan hükümde açıkça Sözleşme'nin süresinin izin süresi ile sınırlı olduğunun düzenlendiğini, yeni Yönetmelik'in yürürlüğe girmesi, İdare tarafından yeni faaliyet lisanslarının ve hizmet izinlerinin verileceğinin belli olması ve izinlerin sürelerinin dolması ile sona erdiğini; Sözleşme'de süreye ilişkin açık bir hüküm olmasaydı dahi, anılan Yönetmelik'in yürürlüğe girmesiyle Sözleşme'nin ifasının imkansız hale geldiği; şöyle ki, Yönetmelik m. 7/1-a'ya göre, faaliyet lisansı başvurusunda bulunabilmek için TTK uyarınca kurulan bir sermaye şirketi olmanın gerektiğini, 8. maddede ise kılavuzluk ve ömorkörcülük izinlerinin birlikte alınamayacağının ve her iki hizmetin birlikte verilmesinin mümkün olmadığının düzenlendiğini, Yönetmelik'in 11/2 hükmünde de bir hizmet sahasında kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinin aynı şirket tarafından verilemeyeceğinin öngörüldüğünü, Sözleşme yürürlükte olduğu dönemde Sözleşme'ye aykırı hareket eden tarafın davacı ... olduğunu ...'in ...'u yasal düzenlemelerin getirdiği yasağı devre dışı bırakmak üzere suç da teşkil edecek surette hareket etmeye davet ve teşvik ettiğini; ... tarafından ...'ye Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önce ve Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde Sözleşme'ye aykırı girişimlerinin ve sair hususların ihtar edildiğini; ...'un, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden sonra, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önce planladığı doğrultuda, her iki hizmeti birlikte ve tek başına veremeyeceğinin farkına vardığını; bu kez Yönetmelik ile yapılan düzenlemenin ve yasakların dolanılmasına ilişkin yollar bulunabileceğini ihtarnamede yazmakta sakınca görmediğini; Beyoğlu 13. Noterliği'nin ... yevmiye numaralı ve 13.02.2019 tarihli ihtarnamede, “...birden fazla şirket kurarak veya yapılacak çalışmalarla bulunacak hukuka uygun yollarla birlikte hareket etme, yeni izin/izinler alma, izin konusu hizmetleri yerine getirme imkanı mevcuttur...” şeklinde beyanda bulunduğunu, ... tarafından ...'un dahli olmaksızın buluna bilen tek yolun ise kendi adına olan şirketi avukatlarına/yakınlarına devrederek onlar üzerinden römorkörcülük yanında kılavuzluk izin başvurusunda bulunmak olduğunu, ...'un, ... ile olan Sözleşme'nin süresinin dolması suretiyle sona ermesi, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesiyle Sözleşme'nin ifasının imkansız hale gelmesi ve ...'in her iki hizmeti de vermek için girişimlerde bulunması olgusal gerçeklerini beraberce değerlendirdiğini; bunun sonucunda basiretleri bir tacir olarak ticaretinin devamı için çalışmalara başladığını; bu doğrultuda, ...'a resmi şekilde ortak olduğunu faaliyet lisansı ve hizmet izni başvurularının da tamamen farklı bir tüzel kişilik olan bu şirket üzerinden yapıldığını ...'in Sözleşme'ye dayalı olduğunu ileri sürdüğü talepleri bakımından muhatabın ... olduğunu, ...'un uyuşmazlıkla hukuken bir alakasının bulunmadığını, taraflar arasındaki geçici adi ortaklık ilişkisinin ortaklık için kararlaştırılmış olan sürenin bitmesiyle sona erdiğini, ... ile ... arasında kurulan ortaklığın, çeşitli belgelerde “müşterek teşebbüs” veya “konsorsiyum” olarak adlandırılmasına karşılık, aslında “salt sözleşmeye dayalı joint venture” olduğunu, zira tarafların İdare'ye karşı işin tamamı için birlikte sorumlu olacak şekilde taahhüt altına girdiği ve sorumluluklarının müteselsil olduğunu, geçici adi ortaklığın amacının, kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinin İdare'den alınan izinler çerçevesinde yerine getirilmesi olduğunu, bu hizmetlerin uzunca bir süre birlikte verilmesinin teknik anlamda geçici bir ortaklık olduğu gerçeğini değiştirmediğini müşterek amaç olan işin bitiminde ortaklığın sona ereceğinin daha kuruluş aşamasında belli olduğunu, davaya konu Sözleşme'nin de süresinin izin süresiyle sınırlı olduğunu, Sözleşme'nin Zeyilname 5 ile revize edilen 4. maddesine eklenen 4.2. maddesine göre, tarafların, prensip olarak ve mümkünse yeni izin ve izin uzatma durumlarında birlikte hareket edeceğini, birlikte izin alınamaması/iznin uzatılamaması halinde de 5 yıl süreyle belirlenen yerlerde tek başına veya başkalarıyla başvuru yapılamayacağını kabul ve taahhüt ettiklerini, aksi durum için cezai şart öngörüldüğünü ,Yönetmelik'in yürürlüğe girmesiyle Sözleşme'nin ifasının imkansız hale geldiğini; BK m. 639 hükmü uyarınca, ortaklık sözleşmesinde öngörülen amacın gerçekleşmesi veya gerçekleşmesinin imkansız hale gelmesi halinde ortaklığın sona ereceğini; genel hüküm olan BK m. 136'da da, borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkansızlaşırsa borcun sona ereceğinin öngörüldüğünü; BK m. 182'de ise, asıl borç herhangi bir sebeple geçersizse ve aksi kararlaştırılmadıkça sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hale gelmişse, cezanın şartın talep edilemeyeceğinin açıkça belirtildiğini, kolektif şirkette rekabete ilişkin özel hükümlerin adi ortaklık ilişkisine uygulanmasının mümkün bulunmadığını; bu hükümlerin kollektif şirket yapılanmasına özgü ve özel hükümler olduğunu bir an için bu hükümlerin uygulanabileceğinin kabulünde dahi, TTK m. 231/2 uyarınca, davacının haksız ve mesnetsiz iddiaları bakımından üç aylık zamanaşımı süresinin geçtiğini, ...'in, tek başına ve avukatlarına/yakınlarına aktardığı Avrupa Kılavuzluk üzerinden ... olmaksızın römorkörcülük ve kılavuzluk faaliyet lisansı ve hizmet izni başvuruları yapma hak ve yetkisini kendisinde gördüğünü, ancak ...'un sadece asli işi olan kılavuzluk için faaliyet lisansı ve hizmet izni yapamayacağını ileri sürdüğünü, bunun çelişkili davranış yasağına aykırılık teşkil edip kötüniyetli olduğunu, hakkı olmadığı halde tamamen kötüniyetle bu davayı açan davacı hakkında HMK m. 329/1-2 uyarınca işlem yapılmasının gerektiğini, ayrıca, arabuluculuk müracaatı kesinleştiğinde karşı dava açılacağını belirtilerek davanın reddini talep etmiştir. Davalı/ Karşı Davacı ...'un Cevap ve Karşı Dava Dilekçesinde özetle; Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde .../... tarafından kılavuzluk şirketi kurularak ve kılavuz kaptan istihdam edilerek Sözleşme'ye aykırı hareket edildiğini, Sözleşme'nin 3.1. maddesinde, ...'un kılavuzluk hizmetlerini, ...'in ise römorkaj hizmetlerini yerine getireceğinin öngörüldüğünü, ...'in sahibi ... tarafından, 08.05.2018 tarihinde, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden önce, ... ... Hizmetleri A.Ş. unvanlı bir şirket kurulduğunu, şirketin unvanının önce ... A.Ş., sonra Avrupa Kılavuzluk olarak değiştirildiğini 21.02.2019 tarihinde, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden sonra, bu şirketin hisselerinin davalı ...'in avukatlarına/yakınlarına devredildiği ve bu yolla Yönetmelik m. 17/4 hükmündeki yasağın dolanılmasının hedeflendiğini, ...'in hem asıl işi olan römorkörcülük için ... olarak hem de kılavuzluk lisansı için kendisi tarafından kurulup sonrasında unvanı değiştirilen Avrupa Kılavuzluk üzerinden başvurular yaptığını; davacının römorkörcülüğe ilişkin A tipi lisans aldığı ve 27.06.2019 tarihinde İskenderun Körfezi Hizmet sahasında yetkilendirildiğini; kılavuzluk faaliyeti için de B tipi kılavuzluk lisansı alındığını, ancak, başvuru yapılan Ambarlı Hizmet Sahasında kılavuzluk hizmet izninin İdare tarafından Avrupa Kılavuzluk'a verilmediğini, neticeten, ...'in Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde Sözleşme'ye aykırı hareket ettiği; Sözleşme'nin Zeyilname 5 ile revize edilen 3.2. maddesine göre, tarafların, Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde birlikte hareket etme yükümlülüğünün olduğunu, ancak .../... tarafından, bu yükümlülüğe aykırı olarak ... limanlarında tek başına kılavuz kaptan istihdam edildiği ve hizmet verilmeye başlanıldığını, ...'un gönderdiği ihtarnamelerle ...'e Sözleşme'ye aykırı davrandığını ihtar ettiğini, Sözleşme'nin 11.2. maddesinde, sözleşmeye aykırı şekilde hareket edilmesi halinde, sözleşmeye aykırı hareket eden tarafın diğer tarafa bir önceki takvim yılına ilişkin vergi sonrası dönem karının iki katını cezai şart olarak derhal ve nakden ödeyeceğinin düzenlendiğini, bu hükmün cezai şart niteliğinde olduğunu, ... Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde birden çok kez Sözleşme'ye aykırı hareket ettiğinden, kararlaştırılan cezai şartın ...'in borç ihlallerinin gerçekleştiği an itibariyle muaccel hale geldiğini; anılan cezai şartı talep hakkı, Sözleşme'nin sona ermesinden veya ifasının imkansız hale gelmesinden önce, ...'in gerçekleştirdiği ihlallere dayalı olarak doğduğundan, Sözleşme'nin sona ermesinin veya ifasının imkansız hale gelmesinin söz konusu talep hakkını etkilemeyeceğini, dolayısıyla ...'in muaccel hale gelerek bağımsızlaşan cezai şartı ödemesinin gerektiği belirtilerek, Davacı/karşı davalı ...'in Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemdeki ihlallerinin tespiti ve talep miktarını artırma hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100.000 TL'lik kısmının ...'den temerrüt tarihinden itibaren 3095 Sayılı Kanun'un 2. maddesi uyarınca değişen oranlarda ticari temerrüt faiziyle tahsili talep etmiştir. Davacı/Karşı Davalı ...'in Karşı Davaya Cevap Dilekçesinde özetle; ...'un davasının karşı dava açılması koşullarını taşımadığından işbu davadan ayrılmasının gerektiğini, .../... tarafından kılavuzluk şirketi kurularak ve kılavuz kaptan istihdam edilerek Sözleşme'ye aykırı davranıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, 5. Zeyilname m. 2.2'de açıkça belirtildiği üzere, İdare tarafından kılavuzluk ve römorkörcülük yapma izni müşterek teşebbüse verilmiş olduğunu, verilen izin uyarınca tarafları oluşturan her iki şirketin de hem kılavuzluk hizmetleri hem de römorkörcülük hizmetleri vermeye yetkili olduğu ve bu hizmetleri vermekten müteselsilen sorumlu olduğunu, İdare'nin 26.12.2003 tarihli ve ... sayılı yazısında da kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetlerinin müşterek teşebbüsü oluşturan her iki tarafça verilmesinde müşterek teşebbüs devam ettiği müddetçe bir sakınca görülmediğinin belirtildiğini Sözleşme'nin 3.1. maddesinde iş bölümü düzenlenmiş olmakla birlikte, taraflarca yerine getirilmesinin herhangi bir ihlal teşkil etmediği; kaldı ki, 6. Zeyilname'nin 2.1. Maddesinde, Kılavuz kaptanların tamamının hem ...'ta, hem de ...'de olması şeklinde bir ifade yer almasının da söz konusu durumun sözleşmeye aykırılık teşkil etmediğinin en büyük göstergesi olduğunu, karşı davacı ...'un sözleşme uyarınca varlığını kabul ettiği bir olguyu sonradan sözleşmeye aykırılık olarak nitelendirmesinin haksız ve dayanaksız olduğunu, anılan gerekçelerle, ...'in ana hissedarının şirket kurması ile ... tarafından İskenderun'da kılavuz kaptan istihdam edilmesinin Sözleşme'nin 3.1. Maddesine maykırılık teşkil etmediğini ...'in ve ana hissedarı ...'in tacir olup davacı ile ilişkilerinden bağımsız faaliyetlerinin de bulunduğunu, ... ve ...'in, ... ile devam eden 20 yılı aşkın ilişkileri boyunca 10'u aşkın şirketlerinin olduğu; Avrupa Kılavuzluk'un bunlardan yalnızca birisi olduğunu, ... tarafından kurulan, devam eden veya hisseleri devredilen bu kadar şirket varken, 20 yılı aşkın süredir sözleşmenin ihlali söz konusu olmamasına karşılık, hiçbir hukuki gerekçe sunulmaksızın bugün bunlardan birisinin ihlal teşkil ettiğinin ileri sürülmesinin kötüniyetli olduğunu; keza, ...'in Avrupa Kılavuzluk'un ortağı olmadığını, ...'in ana hissedarı ... tarafından kurulan ve daha sonra da devredilen AvrupaKılavuzluk'un, ...'un faaliyetine zarar vermediğini, İskenderun bölgesinde, gerek 18.06.2006 tarihli sözleşmeden itibaren, gerek 27.11.2012 tarihli sözleşmeden sonra, ...'un da bilgisi ve kabulü dahilinde, kılavuz kaptanların ... tarafından istihdam edildiğini, ...'un 27.11.2012 tarihli sözleşmeye göre kılavuz kaptanları kendi şirket bünyesine alma imkanı varken İskenderun bölgesindeki kılavuz kaptanları kendi uhdesine almadığını, o bölgede çalışan kılavuz kaptanların 27.11.2012 tarihinden önce olduğu gibi ... bordrosunda istihdam edildiklerini, kılavuzluk hizmetinin gereği olan kılavuz kaptanların gemilere ulaşımı, iaşe ve ibatesi ile gerekli diğer tüm hizmetlerin de ... tarafından ifa edildiğini, bu durumun ...'un bilgisi dahilinde gerçekleştiğini ve ...'un buna hiçbir itirazının olmadığını, yıllardır bu şekilde devam eden ilişkinin bugün sözleşme ihlali olduğunun ileri sürülmesinin hakkın kötüye kullanılmasını teşkil ettiğini ... limanlarında tek başına kılavuz kaptan istihdam edilerek hizmet verilmesi suretiyle sözleşmeye aykırı davranıldığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, zira bu limanlarla ilgili olarak ... Yönetim Kurulu Başkanı ... tarafından 19.02.2018 ve 26.02.2018 tarihli mail'lerle ... Yönetim Kurulu Başkanı ...'a yazılı bilgi verildiğini ayrıca bu süreç boyunca sözlü istişare de yapıldığını; bunun sonucunda, zaten ... TTK Limanı ihalesine girilmediğini, Karadeniz ... ... Limanı'na ilişkin olarak ise, bu limanda verilen hizmetlerin ... tarafından yapılan sözleşme ile yürütülmesi nedeniyle OYAK grup şirketleri dahilinde bulunan ... ile sözleşmenin de ... tarafından yapılacağını, paylaşımın da 27.11.2012 tarihli Sözleşme uyarınca yerine getirileceğinin ...'a defalarca bildirildiğini, söz konusu limana verilen hizmetten elde edilen gelirin küçüklüğü de göz önünde bulundurularak 27.11.2012 tarihli Sözleşme'nin Zeyilname 5. 4.2/c maddesi ile değiştirilen Mali Hükümler Başlıklı 9.1. maddesi uyarınca paylaşım her mali yıl sonunda denkleştirilebileceğinden mali yıl sonunda paylaşım yapılması düşünülmüş olmakla birlikle, ... tarafından hemen bir paylaşım yapılması talep edilmesi halinde ilgili paylaşım uyarınca paylarına düşen kısmın derhal gönderileceğinin de karşı davacıya .... Noterliği 03.09.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarname ile bildirildiğini, ... tarafından da .... Noterliği 31.12.2018 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile yıl sonundaki payın kendilerine ödenmesi gerektiğinin bildirildiğini, böylece, davalı/karşı davacı ...'un ... Limanında verilecek hizmetten dolayı kendi payına düşen kısmın ödenmesi gerektiğini ihtar etmekle, ... Limanında ... tarafından hizmet verilmesini kabul ettiğini, taraflar arasındaki adi ortalık ilişkisinde gelir paydaşımı söz konusu olup buna uygun şekilde hareket edildiğini; Cezai şart tazminatı isteminin hukuka aykırı olduğunu; çelişkili davranış yasağı oluşturan bu davranışın hukuken korunamayacağını; bir an için karşı davacı ...'un iddia ettiği olayların sözleşmenin ihlali olduğu kabul edilse dahi, ...'un cezai şart isteme hakkının bulunmadığını, zira ...'un, ...'in sözleşmeye aykırı davrandığı iddialarını .... Noterliği 18.12.2017 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ve 29.08.2018 tarih ve ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile dile getirmekle birlikte ... ile sözleşme ilişkisini sürdürmeye devam ettiğini, herhangi bir cezai şart talebinde bulunmadığını, ...'in sözleşme uyarınca yerine getirdiği ifaları kabul ettiği ve kendisinin de edimlerini ifaya devam ettiği; yıllar boyunca sözleşme ilişkisinin bu şekilde devamına rıza gösteren ve bu yönde ...'de güven uyandıran ...'un, geçmişe yönelik olarak cezai şart talebinde bulunmasının mümkün olmadığını; bunun çelişkili davranış oluşturduğu ve hakkın kötüye kullanılmasının tipik bir örneğini teşkil ettiğini, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2012/19-670 E.2013/171 K. sayılı Kararında da belirtildiği üzere, alacaklının çekincesiz olarak sözleşmenin edimlerini ifaya devam etmesi, ifa edilen edimleri kabul etmesi halinde ceza koşulunu isteme hakkı sona ereceği gibi, kararlaştırılan ceza koşulunu istememesi ve karşı tarafta bunu istemeyeceği yönünde haklı bir güven uyandırması halinde sonra ceza koşulunu istemesi çelişkili davranış yasağını ihlal edeceğini ve hakkın kötüye kullanılmasını oluşturacağını belirtilerek karşı davanın ayrılması ve reddini talep etmiştir Birleşen ... Esas Sayılı Dosyadaki Dava Dilekçesinde özetle; 2019/294 esas sayılı dava dosyası tahtında belirsiz alacak davası açıldığını, söz konusu davada müvekkili şirketin dava tarihine (16.09.2019’a) kadar talep edebileceği alacak miktarının hesaplandığını, açılan davanın hukuken dava sonrasına teşmil edilemediğini, bu nedenle 16.09.2019 tarihinden sonra doğan alacaklar için işbu davayı açma zaruretinin hasıl olduğunu, müvekkili şirketin davalılar tarafından gerçekleştirilen tüm iş ve işlemlerin .../... ortaklığı namına yapıldığını, doğan tüm maddi menfaatlerin ...'ın ve ...ın hakim ortağı olduğunu, tüzel kişilik perdesi arkasına saklandığı ...'ın elde ettiği tüm maddi gelirlerin adi ortaklığa bırakıldığını, devredilmesi talebinin geçerli ve hukuki bir talep olduğuna şüphe bulunmadığını belirterek fazlaya ilişkin her türlü haklar saklı kalmak kaydı ile öncelikle davalar arasındaki irtibat nedeni ile dosyanın HMK 166. maddesi uyarınca mahkemenizin 2019/294 esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine, ...'ın doğrudan veya diğer davalı ... vasıtasıyla gerçekleştirdiği başta kılavuzluk faaliyeti olmak üzere tüm iş ve işlemlerin .../... ortaklığı namına yapılmış sayılmasına, mahkemenizin 2019/294 esas sayılı dosyasındaki incelemenin 01.06.2019'dan dava tarihi olan 16.09.2019 tarihleri arasındaki maddi menfaatleri içermesi nedeni ile fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile ...'ın ve ...'ın hakim ortağı olduğu ...'ın 16.09.2019 tarihinden itibaren elde ettiği tüm maddi menfaatlerin, gelirlerin adi ortaklığa devrine ve müvekkili şirkete isabet eden kısmının davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, HMK’nun 107.maddesi çerçevesinde talep miktarının sonuçta belirlenecek alacak miktarına arttırma hakkı saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak davası olarak şimdilik 20.000.000,00 TL üzerinden (işleyecek ticari faizi ile birlikte), yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. 05.08.2021 Tarihli 1. Bilirkişi Raporunda özetle; taraflar arasındaki sözleşmenin TBK 620-645 hükümlerine tabi bir adi ortaklık sözleşmesi olduğu, sözleşmenin 4.1. maddesi uyarınca izin sürelerinin dolması ile 27.11.2017 tarihinde sona erdiği, sözleşmenin 4.1. maddesinin devamı ile 2. maddesi ve 3.2. maddelerinde yer alan düzenlemelerin izin periyotlarının sonunda, mümkün olduğu zamanda ve yöntemlerle, İdare'ye tekrar başvurarak birlikte aynı maksatla ortaklık ilişkisi kurma ve sürdürmeyi taahhüt yani “sözleşme yapma taahhüdü ” olarak nitelendirilebileceği, 31122018 ve 30643 sayılı Resmi Gazete'de yayınlanan Kılavuzluk ve Römorkörcülük Hizmetleri Yönetmeliği 11/2. maddesinde düzenlenen “Bölgesel bir hizmet sahası içinde tek bir kılavuzluk kuruluşuna hizmet izni verilebileci nedeniyle tarafların sözleşmeyi mevcut hali ile devam ettirmelerinin mümkün olmadığı, tarafların yeni mevzuat uyarınca sözleşmeyi devam ettirmeleri için iki yol göründüğü, birincisinin ayrı ayrı sermaye şirketi olan bu iki şirketin ayrı ayrı müracaat etmeleri ve her birinin ayrı olarak faaliyet göstermeleri; ikincisinin tek bir sermaye şirketi kurarak bu şirkete izin almaları olduğu, ancak; birincisinin ortaklık için anlam taşımayacağı; ikincisinde tek şirketle aynı bölgede hem kılavuzluk hem römorkörcülük yapamayacakları, olunacak Yeni veni ortaklık tarafların, izin süreleri dolduktan sonra tabi Yönetmelik'in getirdiği şartlar bakımından sözleşmede öngö kurma taahhütlerini yerine getirmelerinin mümkün olmayacağı, bu nedenle de bu durumun TBK 136. maddesi çerçevesine giren “kusursuz ifa imkansızlığı” anlamına geleceği, TBK 136. madde uyarınca sona eren borçların ihlali ve bu ihlalden kaynaklanacak bir sorumluluğun mümkün olmadığı gerekçeleriyle davanın reddi gerektiği, Karşı Dava Yönünden; davada adı geçen ve rekabete yol açacak şirketi kurduğu ileri sürülen ...'in, Karşı davacı ve Karşı Davalı şirketler arasındaki sözleşmeye taraf olmadığı, kendisinin sözleşmenin tarafı şirketin hissedar ve yöneticisi olmasının onu sözleşmenin tarafı ve sözleşmede kararlaştırılan yaptırımların muhatabı yapmayacağı, karşı davacının Yeni Yönetmelik'e göre her türlü yükümlülükleri ile birlikte sözleşmenin sona erdiğini ileri sürerken Karşı Davalıdan rekabet ihlalinden dolayı cezai şart talep etmesinin “çelişki davranış yasağı "na aykırılık oluşturacağı gerekçeleriyle davanın reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varmışlardır. 01.07.2022 Tarihli Ek Raporda özetle;Davacı/Karşı davalı tarafın Kök Raporda vardıkları sonuçlara dair gerekçelerini çürütecek herhangi yeni bir husus içermeyen itirazları bakımından, gene kök raporda mevcut hukuki açıklamalarına yapacak bir ek açıklamaya mahal bulunmadığını; böylece kök raporlarının tarafların her ikisinin de itirazları yönünde değiştirmeye mahal bulamadığı belirtilmiştir. 22/12/2023 Tarihli 2. Bilirkişi Raporunda özetle; Taraflar arasındaki işbirliğinin “ortaklık iradesi”nin varlığı için yeterli olmadığı, sözleşme içeriğinde sermaye unsuruna ilişkin bir düzenleme olmaması ve sözleşmede yalnızca gelir veya karın paylaşılmasının öngörülmesinin “ortaklık iradesini” göstermek için yeterli olmayacağı, mevcut sözleşmede “zarara katılma” unsurunun öngörülmemiş olduğu bu nedenlerle taraflar arasındaki sözleşmenin iki tarafa borç yükleyen, a-tipik ve her iki taraf açısından da sonuca katılma taahhüdü içeren bir sözleşme olduğu, ne konu bakımından ne de sözleşmeden doğan borcun ifa imkanı bakımından bir imkansızlıktan söz edilmesinin mümkün olduğu, yürürlüğe giren yönetmelik ile faaliyet izni başvurusu yapılmasının yasaklanması söz olmadığı, ...'ın 27.11.2012 tarihli sözleşme ile yükümlendiği “yeni faaliyet izninin alınması için ... ile işbirliği içerisinde hareket etme” borcunu açıkça ihlâl ettiği; hatta ...'den habersiz olarak “Kılavuzluk Faaliyet Lisansı” aldığı hâlde 12.04.2019 tarihli yazısı ile “Hizmet İzni” talep etme hakkından feragat etmek suretiyle yeni faaliyet izin belgesinin alınmasına (ve dolayısıyla sözleşme süresinin uzamasına) engel olmak suretiyle borcunu açık bir şekilde ihlâl ettiği, borca aykırılığın müeyyidesinin TBK m. 112 vd. Hükümlerinde “alacaklının bu sebeple uğradığı zararı tazmin” şeklinde düzenlendiği, söz konusu borç ihlâli olmasaydı uğramayacağı zararın en fazla “kılavuzluk hizmetlerinin verilmesi suretiyle elde edilecek gelirin %50 si "olacağı; bu sebeple ... 'in uğradığı müspet zarar miktarının belirlenebilmesi için, söz konusu kılavuzluk hizmetlerinin halihazırda ... tarafından verildiği dikkate alınarak onun elde ettiği kılavuzluk geliri miktarının belirlenmesi ve %50 sinin ... 'in zararı olarak hesaplanıp tazminine hükmedilmesi mümkün olduğu, “Kazanç devri” talebinde bulunulabilmesi için de, davacının davalılar ile kendisi arasında “gerçek olmayan vekâletsiz iş görme ilişkisinin doğumuna yol açan bir hukuki sebebin bulunduğu "nu ispat etmesi gerektiği, bu türden bir ilişkinin doğduğunun kabul edildiği hallerden birisi de TTK m. 54 vd. hükümlerinde düzenlenen “haksız rekabet” olduğu ve ... ile ...'ın hizmet izni alım sürecindeki davranışlarının TTK 54 hükmü anlamında haksız rekabet olarak nitelendirilebilecek durumda olduğu, ... ve ...'ın TBK 61. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği, ... tarafından devri talep edilebilecek kazancın ... tarafından elde edilen kazanç olarak hesaplanmasının mümkün olduğu, dava konusu alacak hakkının doğumuna yol açan hukuka (veya sözleşmeye) aykırı fil devam ettiği sürece zamanaşımı süresinin işlemeye başlamayacağı, bu tür durumlarda söz konusu fiil işlenmeye devam edildiğinden zarar miktarı da (mevcut zarara yeni zararlar eklenmek suretiyle) artacağı, her halükarda davanın açıldığı tarih itibariyle gerçekleştiği kabul edilebilecek olan zararlara ilişkin dava hakkının TTK m. 60 veya TBK m. 146'da öngörülen zamanaşımı süresi dolmadan açıldığı, Karşı davanın sözleşmenin 11.5 maddesinde düzenlenen “Taraflarca haklı bir nedene dayanmadan işbu sözleşme feshedilmeyecek olup, işbu sözleşmenin süresinden önce haklı bir nedene dayanmadan taraflardan birince feshedilmesi, sözleşmeye aykırı şekilde hareket edilmesi halinde sözleşmeyi haksız fesheden veya aykırı hareket eden taraf diğer tarafa bir önceki takvim yılına ilişkin vergi sonrası ödenen karın iki katı şart olarak derhal ve nakden ödeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt eder” hükmü uyarınca talep edildiği, ...'ın aykırılık olarak ileri sürdüğü hallerden ... tarafından ve ...” in sözleşmenin tarafı olmaması ve ihlal hükümlerinin taraflar tarafından yerine şirket kurulmasının; ilk bilirkişi raporunda da değerlendirildiği üz. getirilme durumunun açıkça düzenlenmesi nedenleri ile ihlal teşkil etmeyeceği, ...'nin kılavuz kaptan istihdam etmesinin ihlal olduğu iddiası yönünden; dosya içindeki bilgi ve belgelere göre sözleşmenin yapıldığı tarihte ve sonrasında da ... bünyesinde kılavuz kaptanların olduğu bu itibarla ... ve bu hususun taraflarca Zeyilname 6 ile de düz ... 'in kılavuz kaptan istihdam etmesi de borca aykırılık olarak değerlendirilemediği, ...'in Yönetmelik öncesinde ... limanlarında kılavuz kaptan istihdam ederek kılavuzluk hizmeti vermeye başladığı iddiaları yönünden; cezai şart talebine gerekçe olarak gösterilen diğer iki durumla ilgili olarak ise ... 'in söz konusu fiilleri gerçekleştirmeden önce ...'a 19.02.2018 ve 26.02.2018 tarihli e-postalarla haber verilmek suretiyle harekete geçildiği, ayrıca dosya içerisinde ... limanında kılavuzluk hizmetinin üstlenildiğini gösteren bir delile rastlanmadığı, ... limanında kılavuzluk hizmetinin üstlenildiği ve bu hizmetin verilmesinden elde edilen gelirin paylaşılacağı hususunun ...'a bildirildiği, ...'ın da söz konusu davranışı sözleşme ihlâli olarak nitelendirmek yerine .... Noteri, 31.12.2018 tarih ve ... sayılı ihtarı ile kendi payının ödenmesini talep ettiği, bu durum her iki tarafın da söz konusu fiilleri borç ihlâli olarak görmedikleri, tam tersine sözleşmenin uygulanması olarak nitelendirdikleri sonucuna ulaşılmasını gerekli kıldığı, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre sözleşmenin yapıldığı tarihte ve sonrasında da ... bünyesinde kılavuz kaptanların olduğu ve bu hususun taraflarca Zeyilname 6 ile de düzenlendiği, bu itibarla ...'in kılavuz kaptan istihdam etmesi de borca aykırılık olarak değerlendirilemeyeceği” sonuç ve kanaatine varmıştır. 09/07/2024 Tarihli 3. Bilirkişi Raporunda özetle; ; Asıl Dava Yönünden:Taraflar arasındaki sözleşmenin her iki taraf açısından da sonuca katılma taahhüdü içeren a-tipik bir sözleşme olduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin ve sözleşmeden kaynaklanan taahhütlerin sözleşmenin süresinin sona ermesi nedeni ile sona ermediğini, Yönetmelik ile ifa imkansızlığı oluşmadığını ve bu neden ile sözleşmenin sona ermediğini davalı ...' ın diğer davalı ...' kurarak ve ... lehine hizmet izni almaktan vazgeçerek sözleşmeyi ihlal ettiğini, TBK 60. Maddesi uyarınca ilgili hükümlerden hangisinin uygulanacağının takdiri sayın Mahkemeye ait olmak üzere; söz konusu eylemlerin rekabet yasağına aykırılık teşkil etmesi tahtında TBK m. 553/f. TI veya TTK m. 231/f. | hükümleri uyarınca ve TBK 530 veya TTK 56/1-e maddeleri uyarınca davalıların elde ettiği menfaatlerin tümünün devrini talep edebileceği gibi; söz konusu eylemlerin kusurlu ifa imkansızlığı oluşturması tahtında da ... tarafından elde edilen gelirlerin %50'sinin müspet zarar olarak hesaplanarak tazminini talep edebileceği, ... tarafından dava tarihi itibariyle elde edilen gelirin 37.577.381,37 TL, %50'sinin 18.788.690,60 TL olarak tespit edildiği, Karşı Dava Yönünden; dosyada mevcut diğer bilirkişi raporlarında da varılan kanaatler uyarınca; ihlalleri gerçekleştirdiği iddia edilen R. ...'in sözleşmenin tarafı olmadığı ve her halükarda ileri sürülen olguların “sözleşme/borç ihlali” olarak nitelendirilmesi mümkün görülmediğinden ve özellikle ...'ın söz konusu fiillerin icrası sırası ve sonrasında durum kendisine ... tarafından bildirildiği hâlde borca aykırılık iddias da bulunmayıp sözleşmenin uygulanması olarak değerlendirdikten, hatta elde edilen gelirden kendi payının ödenmesini talep ettikten sonra, aynı fiillerin borç ihlâli olduğunu iddia ederek cezai şart talebinde bulunmasının “çelişkili davranış yasağının ihlâli doğuracağı ve onun bu yaklaşımının kanun tarafından korunmayacağı” gerekçesi ile tarafımızdan da borca aykırılık olarak değerlendirilmediği, Mahkeme tarafından karşı dava kapsamında ileri sürülen cezai şart talebinin de haklı görülme ihtimaline binaen ...'ın Sözleşme m. 11.5. hükmüne dayalı olarak talep edebileceği cezai şart tutarının ... 2017 yılı kılavuzluk dönem net kârı 69.788.521,80 2139.577.043,60 TL olarak görüş ve kanaatlerine varılmıştır. 09/07/2024 Tarihli, Bilirkişi ... Tarafından Tanzim Edilen Bilirkişi Raporunda özetle ; 27.11.2012. Sözleşme, yani taraflar arasında adi ortaklık şirketini kuran akit, kural olarak, izin süresi ile sınırlandırıldığından ve 27.11.2012 t. Sözleşmeyi uzatacak yeni bir Zeyilname/Sözleşme, görülebildiği kadarıyla, dosya içeriğinde bulunmadığından, TBK m.639 hükmüne göre, “5. Ortaklık için kararlaştırılmış olan ” ile adi ortaklığın, yani 27.11.2012 t. Sözleşmenin, dosya içerisinde bulunan 12/03/2020 tarihli Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı (Denizcilik Genel Müdürlüğü)'nün ... sayılı yazısına dayanılanarak, “izin süresinin uzatılması” ile, 01/06/2019 tarihi itibariyle kendiliğinden sona erdiğinin, sürenin bittiğinin söylenebileceğini, Karşı davada davalı-karşı davacının talep ettiği cezai şartın talep koşullarının oluşmadığını, diğer yandan birleşen davadaki talebin de, yukarıda ortaya konulan inceleme, tespit ve görüşler karşısında, yerinde olmadığı, görüş ve kanaatlerine varılmıştır. 12.12.2024 Tarihli Muhasip Bilirkişi Raporunda özetle; Dosya mevcudu, Davalı ... A.Ş.'nin 2019, 2020, 2021, 2022, 2023 ve 2024 yıllarına ait ticari defterleri, dava dosyası ile yine bu kayıtların dayanağı belgelerin muhasebesel yönden tetkiki sonucunda, Davalı ... A.Ş.'nin 16/09/2019- 22/03/2024 tarihleri arasındaki dönemde yaptığı klavuzluk hizmet satışlarına ilişkin kayıtlar ile bu satışlar ile ilgili amortisman giderleri, personel giderleri vs. yapılması gereken tüm gider kalemlerinden oluşan hizmet Maliyetlerinin hesaplanması neticesinde; davalı ... A.Ş.'nin ilgili dönemlerde elde ettiği net faaliyet karının 1.353.585.467,29 TL (3.840.362.874,17 TL - 2.486.777.406,88 TL) olduğu, ...'ın 22/03/2024 tarihi itibariyle net faaliyet kârının 1.353.585.467,29 TL ve bunun %50'sinin ise 676.792.733,65 TL olarak hesaplandığı, belirtilmiştir. Mahkeme tarafından alınan Bilirkişi raporlarının dışında, taraflar vekilleri tarafından dava dosyasına Uzman Görüşleri de sunulmuştur. Asıl ve Birleşen Dava, ... ve İskenderun Körfezlerinde verilen ... konulu, gelir paylaşımlı ortaklık ilişkisinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkin olup; Asıl davada, 01/06/2019-16/09/2019 dönemindeki ortaklık karı, birleşen davada da 16/09/2019-22/03/2024 dönemindeki ortaklık karının tahsili talep edilmektedir. ...'ın ...'e açtığı Karşı Dava'da ise, sözleşmeye aykırılıktan iddiasına dayanan cezai şartın tahsili talep edilmektedir. Asıl/Karşı ve Birleşen davalar belirsiz alacak davası olarak açıldıktan sonra, asıl dosya davacısı ... vekili 06/01/2025 tarihinde asıl dosyadaki dava değerini 18.788.690,60 TL'ye, birleşen dosyadaki talebini de 676.792.733,65 TL'ye yükselttiğini bildirerek, artırılan değerler üzerinden dava harcını yatırmıştır. Asıl ve Birleşen davada; Davacı- Karşı davalı ... ile Davalı- Karşı Davacı ... arasında 1996 yılında başlayan ve son olarak 27.11.2012 tarihli sözleşmeye bağlanan, devamında da zeyilnamelerle sözleşmeye ek ve değişiklikler yapılarak sürdürülen adi ortaklık sözleşmesinde ortaklar arasındaki birlikte hareket etme iradesi ve bu kapsamda sadakat yükümlülüğünün, rekabet yasağının açık şekilde düzenlendiğini, ...ın 25.01.2019 tarihli ihtarnamesinde ileri sürdüğü 31.12.2018 tarihli Yönetmeliğin sözleşmeyi kendiliğinden sona erdirmediği gibi ortaklığın sürdürülmesi konusunda ortakların birlikte hareket etme olanağını da ortadan kaldırmadığını, buna rağmen ...'ın yeni alınacak izinler konusunda ortak hareket etmeyi red ederek kendi hak ve menfaatleri doğrultusunda hareket etiği, bu kapsamda diğer davalı ... A.Ş.'yi kurarak onun üzerinden kılavuzluk hizmeti vermeye başladığı, bu şekilde ...'ın sözleşmedeki sadakat yükümlülüğü ile Adi ortaklıkta Rekabet yasağını düzenleyen TBK'nın 626. maddesini ihlal ettiği, ileri sürülmektedir. Davalılar vekili ise Asıl ve Birleşen davaya ilişkin savunmalarında; davalı ...’ın sözleşmenin tarafı olmadığından kendisine husumet yöneltilemeyeceğini, adi ortaklığa ilişkin taleplerde bütün ortakların birlikte hareket etmesi gerektiğinden zorunlu dava arkadaşlığı şartının yerine getirilmediğini, ...'in talepleri bakımından TTK m. 231/2'de öngörülen üç aylık zamanaşımı süresinin geçtiğini, ...'ın, ... ile ... arasındaki ilişkisi bittikten sonra kurulduğunu ve davacıya karşı rekabet yasağına aykırı bir davranışın bulunmadığın; Karşı dava bakımından da, sözleşmenin yürürlükte olduğu dönemde .../... tarafından kılavuzluk şirketi kurularak ve kılavuz kaptan istihdam edildiği, bu nedenle Sözleşme'ye aykırı hareket edildiğini, Yönetmelik'in yürürlüğe girmesinden sonra bu şirketin hisselerinin davalı ...'in avukatlarına/yakınlarına devredildiği ve bu yolla Yönetmelik m. 17/4 hükmündeki yasağın dolanılmasının hedeflendiğini, ...'in Sözleşme'nin yürürlükte olduğu dönemde sözleşmeye aykırı hareket ettiği ileri sürülmektedir.. Buna göre dosyadaki uyuşmazlık konuları, Asıl ve Birleşen dosya davacısı ...'nin aktif husumet ehliyetini haiz olup olmadığı, ...'in talepleri bakımından Davalı ...'a husumet yöneltilip yöneltilemeyeceği, asıl ve birleşen davanın süresinde açılıp açılmadığı, ... ile ... arasındaki sözleşmesel ilişkisinin süre yönünden sona erip ermediği, 31.12.2018 tarihli, Kılavuzluk ve Römorkörlük Hizmetleri Yönetmeliği'nin yayınlanmasından sonra taraflar arasındaki ortaklığın sürdürülmesinin imkansız hale gelip gelmediği, tarafların sözleşmeden ve kanundan kaynaklanan rekabet yasağı borcuna aykırılık oluşturulacak davranışlarda bulunup bulunmadığı hususlarında toplanmaktadır.

Tespit edilen uyuşmazlık noktalarının çözümü için öncelikle taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin hukuki niteliği belirlenmelidir. Sözleşmede "konsorsiyum" ve "müşterek teşebbüs" kavramlarının birlikte yer aldığı görülmektedir. Davacı taraf aralarındaki ilişkiyi Konsorsiyum/ ... / adi ortaklık şeklinde tanımlarken, davalı ... ise "salt sözleşmeye dayalı ..." olduğunu ileri sürmektedir. TBK'nın 620 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan adi ortaklık, emeklerini veya araçlarını herhangi bir müşterek amaç doğrultusunda birleştirerek, bu amaca ulaşma konusunda birlikte çaba göstermeyi sözleşmeyle birbirlerine karşı yükümlenen kişilerce oluşturulan, tüzel kişiliği bulunmayan bir şahıs topluluğudur. Konsorsiyum, gerçek veya tüzel kişilerin belirli bir işin icrası için bir araya gelmeleri ve bunlardan her birinin diğerinden bağımsız olarak işin sadece belli bir bölümünün yerine getirilmesinin sorumluluğunu üstlenmesi durumunda ortaya çıkan bir ilişki şeklidir. ..., "hukukuken ve iktisaden birbirinden bağımsız birden fazla gerçek veya tüzel kişinin belirli bir işi yada süreklilik arz eden bir faaliyeti bir ticaret ortaklığı kurarak veya böyle bir ortaklık söz konusu olmaksızın gerçekleştirmek ve kazanç elde etmek amacıyla bir araya gelmeleri ve o faaliyetin rizikolarını her biri müteselsilen sorumluluk altına girmek suretiyle üstlenmeleridir. Görüldüğü üzere gerek Konsorsiyum gerekse ... "adi ortaklık" niteliği taşıyan ortaklık yapılanmalarıdır. Bu nedenle her ikisi de adi ortaklık hükümlerine tabidir. Somut olayda Sözleşmenin konusu; “... ve ... tarafından oluşturulan “... A.Ş.- ... ... A.Ş. Müşterek Teşebbüsü”nün, ... Körfezi sınırları içerisinde bulunan tesislerde (... dahil) ve İskenderun Körfezi Sınırları İçerisinde Kılavuzluk, Römorkaj, Palamar, Yedekleme ve Refakat Hizmetlerinin, İdareden (Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığından/ Denizcilik Müsteşarlığından) alınan Kılavuzluk ve Römorkaj Teşkilatı İzin Belgesi, İdare’ye verilen taahhütname, ilgili mevzuat doğrultusunda ve işbu sözleşmeden yazılı esaslar dahilinde yerine getirilmesi ve ileride alınacak yeni izinlerde ve izin sonrasında nasıl hareket edileceğidir.” şeklinde tanımlanmıştır. Kılavuzluk ve Römorkaj Hizmetlerinin yerine getirilmesinde; İdare tarafından tesis edilen “Kılavuzluk ve Römorkaj Teşkilatı İzin Belgesi” kapsamında kılavuzluk hizmetlerinin ..., römorkaj hizmetlerinin ise ... tarafından verileceği, sözleşme sona erinceye kadar kılavuzluk hizmetleri brüt gelirinin ... ile ... arasında, mali yıl sonunda %50 - %50 olacak şekilde paylaşılacağı kabul edilmiştir. Tarafların dilekçelerinde, dosyaya sunulan uzman görüşlerinde, ilk bilirkişi heyetinde yer alan hukukçu ve son heyette yer alan hukukçulardan biri tarafından, ihtilaf konusu sözleşme “adi ortaklık sözleşmesi” olarak nitelendirilmiştir. 22.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda, taraflar arasındaki sözleşme; “iki tarafa borç yükleyen, a-tipik ve her iki taraf açısından da sonuca katılma taahhüdü içeren” bir sözleşme olarak değerlendirilmiştir. Üçüncü heyette yer alan hukukçu ve mali bilirkişi tarafından hazırlanan 09.07.2024 tarihli bilirkişi raporunun da benzer yönde olduğu görülmektedir. 22.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda değinildiği üzere; taraflar arasındaki sözleşmede “sermaye unsuru” ile ilgili bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Ayrıca adi ortaklık sözleşmesinin unsurlarından “zarara katılma unsurunun” bulunmadığı belirlidir. 09.07.2024 tarihli bilirkişi raporunda; “Somut olayda karşılaşılan bir sözleşme, kanunda düzenlenmiş bir sözleşme tipinin karakteristik unsurlarını ihtiva etse dahi, kanun koyucunun o sözleşme tipine ilişkin düzenlemesine esas aldığı örneğe uymuyorsa, artık o sözleşmenin a-tipik bir görünümü olarak kabul edilmek gerekir. Bu durumda o sözleşmeye, kanundaki sözleşme tipine ilişkin hükümlerin doğrudan değil, ancak kıyas yoluyla yani niteliğine ve tarafların iradesine uygun düştüğü ölçüde uygulanması gerekir.” şeklinde kanaat bildirilmiştir. Öğretide, "sonuca katılmalı sözleşmenin" incelendiği bir eserde; sonuca katılmalı sözleşmenin saf karşılıklı bir sözleşme olarak karşımıza çıkabileceği, böyle bir durumda, karşılıklı sözleşmelere ilişkin hükümlerin uygulanması gerektiği, buna karşılık sonuca katılmalı sözleşmelerin çoğu zaman ortaklık benzeri veya karma sözleşme olarak karşımıza çıktığı, işte bu durumlarda ortaklık sözleşmesine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanabileceğini kabul etmek gerektiği." ifade edilmiştir ( Emrehan İnal, Sonuca Katılmalı Sözleşme Kavramı ve Gelir Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi, İstanbul 2011, s.131-133). Taraflar arasındaki hukuki ilişkinin dayanağı olan sözleşme hükümleri ve eki zeyilnamelerin bir bütün olarak incelenmesinden, tarafların sözleşme ile esas olarak “Kılavuzluk ve Römorkaj İzin Belgesi”ni almak için birlikte hareket etmeyi taahhüt ettikleri, hatta bu bağlamda gerek sözleşmenin düzenlendiği ve gerekse sözleşme sonrası zeyilnamelerin imzalandığı tarih itibariyle öngörebildikleri bütün başvuru yöntemlerini sınırlayıcı olmayacak şekilde zikrederek söz konusu iznin alınması için gerekli olduğu düşünülebilecek her türlü başvuru yöntemini kullanma isteklerini ortaya koydukları, bu yönüyle hukuki ilişkinin adi ortalık olarak görülebileceği ancak, bir sözleşme ilişkisinin adi ortaklık nitelenmesinde önemli unsurlardan olan “sermaye unsuru” ile “zarara katılma unsurunun” bulunmadığı dikkate alındığında, sonuca katılma taahhüdü içeren, adi ortaklık sözleşmesine yakın bir “sonuca katılmalı sözleşme” niteliğinde olduğu değerlendirilmiştir. Uygulanacak hukuk konusunda yukarıda açıklanan eserdeki( Emrehan İnal, Sonuca Katılmalı Sözleşme Kavramı ve Gelir Paylaşımlı İnşaat Sözleşmesi, İstanbul 2011, s.131-133) " görüş mahkememizce benimsenmiş olduğundan, bu doğrultuda dosyadaki uyuşmazlık konularına TBK’da düzenlenen adi ortalığa ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanabileceği kabul edilmiştir. Adi ortaklığın taraf olduğu davalarda kural olarak ortakların tamamı birlikte hareket etmek zorundadır. Adi ortaklığın, ortağa karşı ikame edeceği davada davalı ortak dışındaki diğer ortakların davacı olmaları gerekli ve yeterlidir. (Yargıtay 3.Hukuk Dairesi 09.05.2018 tarih 2016/17908 Esas 2018/4889 Karar) Eldeki dosyaya konu adi ortaklık ilişkisinin ... ile ... arasında kurulduğu dikkate alındığında, ... Marinenin tek başına ...'a karşı dava açmasına hukuki bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı ...'in aktif husumet ehliyetine haizdir. Davalı ...'ın diğer bir itirazı asıl ve birleşen davaların süresinde açılmadığına ilişkindir. ... vekili tarafından, davacı ...'in taleplerinin zamanaşımına uğradığı, zira TTK'nın 231/f.2'de düzenlenen 3 aylık zamanaşımı süresinin dolduğu ileri sürülmüştür. Davacı ...'in talepleri davalı ...'ın rekabet yasağı kuralını ihlal ettiği iddiasına dayandığından, uyuşmazlığa ister TTK m. 231/f.2 hükmündeki 3 aylık zamanaşımı süresi, isterse TBK m. 146 gereği 10 yıl ya da TTK m. 60 gereği 1 ve 3 yıllık zamanaşımı sürelerinden hangisi uygulanırsa uygulansın, dava konusu alacak hakkının doğumuna yol açan sözleşmeye aykırı fiil/rekabet yasağı ihlali devam ettiği sürece zamanaşımı süresi işlemeyeceğinden, davalının bu yöndeki itirazı yerinde görülmemiştir. Davalı karşı davacı ... tarafından, sözleşmenin geçerlilik süresinin 4.1. maddesi ile ... ve İskenderun Limanları için alınan izin süresi ile sınırlı olduğunun düzenlendiğini, 31.12.2018 tarihliYönetmelik'in yürürlüğe girmesi, İdare tarafından yeni faaliyet lisanslarının ve hizmet izinlerinin verileceğinin belli olması ve geçici olarak uzatılan izin sürelerinin dolması ile birlikte sözleşmenin geçerlilik süresinin sona erdiğini ileri sürdüğünden, öncelikle sözleşmenin süre yönünden sona erip ermediği ele alınmalıdır. Davalı ... vekilinin, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin izin süresinin dolması sebebiyle sona erdiği iddiası Sözleşmenin 5 no.lu Zeyilname ile değiştirilen m. 4.1. hükmüne dayandırılmaktadır. İlgili madde 4.1 düzenlemesi şu şekildedir;"Denizcilik Müsteşarlığı’nın, 16.04.1998 tarih ve 1792 sayılı Olur’u ile ... limanında 06.06.2016 tarihine kadar, 16.04.1998 tarih ve 1798 sayılı Olur’u ile de İskenderun limanında 27.11.2017 tarihine kadar, kılavuzluk ve römorkaj hizmeti verme yetkisi, ... A.Ş.- ... ...A.Ş. müşterek teşebbüsüne verilmiş olduğundan işbu sözleşmenin süresi izin süresi ile sınırlıdır. Ancak izin süresinin uzatılması ve/veya Kılavuzluk ve Römorkaj Teşkilatı İzin Belgesi’nin İdare’den yeniden alınması ya da yeni hizmet alanlarında faaliyete başlanması halinde (gerekli olması durumunda yeni duruma uygun olarak yapılacak ek zeyilnamelerle) sözleşme süresi de izin süresi kadar uzayacaktır.” 22.12.2023 tarihli Bilirkişi raporunda; “Tarafların … gerçek ve ortak iradelerinin mevcut sözleşme ilişkisinin her halde devam ettirilmesi yolunda olduğu, faaliyet izinlerinin alınması için işbirliği yapma borcunun doğumunu sözleşme süresinin uzaması şartına bağlı bir borç olarak düzenlemedikleri, işbirliği borcunun faaliyet izin süresinin dolması ile doğabilecek bir borç olduğu… ”ifade edilmiştir. Sözleşmenin (5 no.lu Zeyilname md.3/a ile değişik) 3.2.maddesi; “Taraflar, şu anda hizmet verilen ... Limanı, ... Limanı ve İskenderun Limanı dahil Türk Karasularındaki kılavuzluk ve römorkaj hizmetlerinin verilebildiği her yerde resmi ve özel kuruluşlar nezdinde girişimlerin ve başvuruların her iki şirketin müştereken tespit ettiği stratejiler doğrultusunda birlikte yapılacağını, izin alınabilmesi ve benzer projelerin imza altına alınabilmesi için her iki tarafın da birlikte hareket edeceğini kabul ve taahhüt ederler” şeklindedir. 22.12.2023 tarihli Bilirkişi raporunda; “İçeriği itibariyle değerlendirildiğinde tarafların Sözleşme m. 3.2. hükmünü, “öngördüğümüz şekilde bir faaliyet izni verilmez ise bu işi yapmak istemeyiz” sonucuna ulaşılmasını mümkün kılacak bir hüküm olarak değil, her ne olursa olsun öncelikli amaçlarının “faaliyet izninin alınmasını mümkün kılacak şekilde başvuru yapılmasını sağlamak” olduğunu gösteren bir hüküm olarak değerlendirilmesi daha isabetli gözükmektedir. Nitekim tarafların, sözleşmenin kurulduğu (veya bu hükmün zeyilname ile değiştirildiği) tarih itibariyle, idare tarafından belirlenecek faaliyet izin başvuru şartlarının ne olacağını bilemedikleri için “muhtemel bir idari düzenleme karşısında benimsenecek muhtemel bir hareket tarzı” olarak sözleşmeye dahil ettikleri anlaşılabilmektedir. Bu durum tarafların, söz konusu iznin alınması için gerekli olduğu düşünülebilecek her türlü tedbiri almak suretiyle iznin alınmasını şansa bırakmak istemediklerine; iznin alınması için gerekli olduğu düşünülebilecek her türlü tedbirin alınması yönünde bir iradeye sahip olduklarına işaret etmektedir.” Değerlendirmesinin yapıldığı görülmektedir. Raporun içeriğinde ayrıntılı bir şekilde izin süresinin sona ermesi ile sözleşmenin sona ermediği açıklıkla ifade olunmuştur. Sözleşmenin 4.1. Maddesinde, süre konusunda izin süreleri ile sınırlı bir hüküm yer alsa da; yukarıda açıklanan sözleşme maddelerinde izin sürelerinin bitiminden sonra da tarafların iş birliğine devam etmekle yükümlü oldukları kabul ve taahhüt edilmiştir. Bu hükümler her zaman mümkün olan “anlaşarak süreyi uzatma veya yenileme” imkânı yanında, her bir tarafa yeni bir ortaklık sözleşmesi kurma yükümü de getiriyor görünmektedir. Özellikle Sözleşmenin 3.2. Maddesindeki düzenlemeden hareketle bu sonuca varmak mümkündür. Söz konusu hükümlerin tümü birlikte ele alındığında; tarafların, Sözleşmenin süresini “izin periyotları” sonunda, mümkün olduğu zamanda ve yöntemlerle, İdare'ye tekrar başvurarak ortaklık ilişkisini sürdürmeyi kararlaştırdıkları ve bu taahhütlerinin sözleşmenin esaslı unsurlarından olduğu anlaşılmaktadır. Öyleyse, 4. Maddede öngörülen izin süreleri dolmuş olsa dahi, tarafların sürenin uzatılması ve/veya Kılavuzluk ve Römorkaj Teşkilatı İzin Belgesi'nin İdare'den yeniden alınması ya da yeni hizmet alanlarında faaliyete başlanması konularındaki işbirliği taahhütleri kapsamında sözleşme geçerliliğini sürdürecektir. 31.12.2018 tarihli, 30642 Sayılı RG.'de yayınlanan Kılavuzluk ve Römorkörlük Hizmetleri Yönetmeliğinin ilgili hükümlerinden Madde 7/1'de, "Faaliyet lisansı başvurusunda bulunabilmesi için; a) Özel kuruluşların 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca kurulan sermaye şirketlerinden olması gerekir" "Madde 11- (2) Bölgesel bir hizmet sahası içinde tek bir kılavuzluk kuruluşuna hizmet izni verilir. Bu kuruluş aynı hizmet sahasında römorkörcülük hizmeti veremez" şeklinde düzenleme yapıldığı görülmektedir. Davalı/ Karşı davacı ...'ın, ....Noterliğinden ... çektiği 21.05.2019 tarihli 1282 yevmiye nolu ihtarname ile; yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle izin sürelerinin dolduğunu ve sözleşmenin 4/1.maddesi uyarınca taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin kendiliğinden sona erdiğini esasen yönetmelik ile getirilen yeni düzen karşısında kılavuzluk ve römörkörcülük hizmetleri lisansı alabilmek için ancak sermaye şirketlerinin başvuru yapabileceklerini, bu yüzden ... - ... müşterek teşebbüsü olarak lisans ve izin alınması imkanının ortadan kalktığını, yönetmelik ile bir hizmet sahası içinde tek bir kılavuzluk şirketine izin verilceğini, bu şirketin aynı sahada römörkörcülük hizmeti göremeyeceğini ve bu yüzden bir tüzel kişilik çatısı altında birleşecekte izin alma imkanının bulunmadığını ve sonuçta Adi ortaklık sözleşmesinin tüm zeyilnameleri ile birlikte uygulama olanağını yitirdiğini bildirmiştir. ... söz konusu ihtarname ile, yeni Yönetmelik'e dayanarak sözleşmenin ifasında hukuki imkansızlığın ortaya çıktığını ve bu nedenle sözleşmenin kendiliğinden sona erdiğini iddia ettiğinden, tarafların sözleşmede öngörülen "izin süresi bittiğinde tekrar ortaklık ilişkisini sürdürme" konusundaki işbirliği yapma yükümlülüklerinin 31.12.2018 tarihli yönetmelik şartlarında da mümkün olup olmadığı tespit edilmelidir. Sözleşmede kararlaştırılan, “yeni şartlara göre ortaklığı yenileme” taahhüdü yeni yönetmelik çerçevesinde de mümkün olduğu takdirde, davalı/karşı davacı ... bu yükümünü ihlal etmiş sayılacak; ya da bu yükümlülük yeni şartlarda mümkün bir birlikteliği kapsamıyorsa, o zaman yükümlülüğün ifade ettiği borcun ifası hukuken söz konusu olamayacaktır. Bu durumda da davalı/karşı davacı ... bir borç ihlalinde bulunmamış olacaktır. Davacı/Karşı Davalı vekili ve dosyaya sunduğu uzman mütalaası, yeni mevzuata göre de böyle bir işbirliğinin mümkün olduğu görüşünü savunurken; buna karşın Davalı/Karşı Davacı ve dosyaya sunduğu uzman mütalaası ise böyle bir işbirliğinin artık mümkün olmadığını savunmaktadır. 31.12.2018 tarihinde yürürlüğe giren emredici nitelikteki Yönetmelik hükümleri ile konsorsiyum, joint venture veya sair bir adi ortaklık olarak yahut kollektif ortaklık gibi bir şahıs şirketi olarak lisans başvuruları yasaklanmıştır. Ancak, A.Ş. veya .... Şti. şeklinde sermaye şirketlerinin müracaatına imkân verildiği halde, bir hizmet sahasında tek bir kılavuzluk şirketine izin verileceği, ancak bu kuruluşun da aynı hizmet sahasında römorkörlük hizmeti yapamayacağı düzenlenmiştir. Yönetmelik’te, kılavuzluk ve römorkorcülük hizmetlerine başvuru için sadece sermaye şirketi olma şartı bulunmaktadır. Mevcutta bu hizmetleri veren şirketlerin başvurusunu yasaklayan bir hüküm yönetmelikte yoktur. Yönetmelik yalnızca kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetinin aynı hizmet sahasında aynı şirket tarafından verilmesini yasaklamaktadır. 22.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda isabetle ortaya konulduğu üzere “...’ ın borcunun “faaliyet izni başvurusunun yapılması konusunda ... ile işbirliği yapılması” ile faaliyet izni alındıktan sonra “Kılavuzluk hizmetlerinin müstakil olarak yürütülmesi ve elde edeceği gelirin %50’sini ...’e vermekten ibaret olduğu dikkate alındığında” birer sermaye şirketi olan ... ve ...’nin aralarındaki mevcut sözleşme ve uygulama kapsamında kılavuzluk ve römorkörcülük için başvurarak faaliyet ve hizmet izni almaları yönetmeliğe göre imkan dahilindedir. ...ın birden çok farklı hizmet sahasında kılavuzluk hizmeti vermesini ...’nin de birden çok farklı hizmet sahasında römorkörcülük hizmeti verip elde ettikleri geliri aralarındaki sözleşme hükümleri uyarınca paylaşmaları mümkündür. Yine, ... ve ...’nin, aralarındaki sözleşmede yazılı olduğu şekilde %50’şer ortak olmak suretiyle bir veya birden çok şirket kurarak aynı hizmet sahasında kılavuzluk ve römorkörcülük hizmeti vermemek koşuluyla, birden çok farklı hizmet sahasında kılavuzluk hizmeti, birden çok hizmet sahasında da römorkuculuk hizmeti vermesini engelleyici bir durum yoktur. Nitekim Yönetmelik tarihinden sonra ...'ın %60 ortağı ve karar almada imtiyaz hakkı sahibi olduğu ... A.Ş(...) ünvanlı şirket kurulmuş ve ardından ...'ın romörkörlük yaptığı aynı hizmet sahsı içerisindeki kılavuzluk hizmet iznini ...'ın alması sağlanmıştır. O halde ... ile ...'ın aynı yöntemle ortak bir şirket kurmak kurmak suretiyle, bu şirket üzerinden kılavuzluk hizmeti vermelerinin yeni Yönetmelik hükümlerine göre mümkün ve geçerli olacağı açıktır. Bir başka ifadeyle yönetmelik tarihinden sonra ...'ın, ... ile ortak bir şirket kurarak adi ortaklık ilişkisini devam ettirmesine bir engel bulunmamaktadır. Sözleşme'nin 3.2. Maddesi ortaklık ilişkisinin yeni şartlarda da sürdürülmesi konusunda taraflara işbirliği ve birlikte hareket etme yükümlülüğü yüklediği halde ...'ın bu yükümlüğünü yerine getirmekten kaçındığı anlaşılmaktadır. Bu saptamalar karşısında, ... ile ... arasındaki adi ortaklığın idarece verilen izinlerin bitmesi nedeniyle sona ermesi veya Yönetmelik'in yürürlüğe girmesi üzerine ifa imkânsızlığı sebebiyle ortadan kalkması gibi bir durumun sözkonusu olmadığı kanaatine varılmıştır. 31.12.2018 tarihinde yürürlüğe giren Kılavuzluk ve Römorkörlük Hizmetleri Yönetmeliği ... ve ... arasındaki adi ortaklık ilişkisi bakımından ifa imkansızlığı oluşmadığından, ...'ın ...'ı kurmasının ve kendi adına izin başvurusundan vazgeçerek ...'ın hizmet izni almasını sağlamak suretiyle kılavuzluk faaliyetini onun üzerinden yapması sözleşmeye aykırılık oluşturmanın yanı sıra yönetmelik tarihinden sonra sözleşme geçerliliğini yitirmediğinden, ...'ın, ... üzerinden sürdürdüğü hizmet, rekabet yasağının ihlali olarak değerlendirilmiştir. Zira, ...'ın adi ortaklık ilişkisi devam ettiği hâlde, diğer davalı ... üzerinden kılavuzluk faaliyetlerini yürütmesi, gerek TBK m. 626'da düzenlenen, gerekse sözleşmede ve zeyilnamelerde kararlaştırılan rekabet etmeme borcuna aykırılık oluşturmaktadır. TBK'nın adi ortaklığa ilişkin hükümlerinde rekabet yasığına aykırılığın sonuçları düzenlenmemiştir. Bu noktada TTK'nın kollektef şirketle ilgili hükümlerinin uygulanması mümkün olacaktır. ..., TTK m. 231/f.I hükümleri uyarınca, ...'ın, ... vasıtasıyla elde ettiği menfaatlerin tümünün adi ortaklığa devrini talep etme hakkına sahiptir. Adi ortaklığa devredilecek gelir, ... ve ... arasındaki sözleşmede ve eklerinde kararlaştırılan esaslara göre paylaşılmak durumundadır. Sözleşmenin 5 no.lu Zeyilname md.3/ c ile değişik 9.1.maddesinde, “….sözleşme sona erinceye kadar kılavuzluk hizmetleri brüt geliri ... ile ... arasında, mali yıl sonunda %50 - %50 olacak şekilde paylaşılacaktır.” Hükmü kabul edildiğinden, anılan hüküm uyarınca ... ortaklığa devredilecek karın %50’sini talep etme hakkına sahip olacaktır. ...’in diğer davalı ... ile ilgili talebi, ... ve ... arasında organik bağ ilişkisi iddiasına dayandırılarak, tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisine göre ...’ında ... ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna ilişkindir. ..., ... ile kurduğu ortaklığın ... ile ilgisinin bulunmadığını, ...’in, adi ortaklığa taraf olmayan ...’tan talepte bulunamayacağını; ... ile ...’ın aynı kişi olarak ele alınması gerektiği yönündeki değerlendirmelerin isabetsiz olduğunu savunurken, ... da esas sözleşmeye göre, ...’ın yönetim kurulu üyelerinden üçünün A grubu pay sahiplerinin göstereceği adaylar arasından, kalan üçünün de B grubu pay sahiplerinin göstereceği adaylar arasından seçileceğini ve olası bir sermaye artırımı için oy birliğinin arandığını; ...ın, sermaye artırımında rüçhan hakkına sahip olmasının hakimiyetini pekiştirdiği yönündeki iddiaların dayanağının bulunmadığını; tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisinin somut uyuşmazlıkta uygulanmasının mümkün olmadığını savunmaktadır. 22.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda; “…...’ın, tescil ve ilanının 04.02.2019 tarihli Türkiye Ticaret Sicil Gazetesine yapıldığı, kurucularının davalı ... ile ..., ... ve ... olduğu, ...ın %60 diğer ortakların ise %40 hisse sahibi oldukları, Yönetim kurulu üyelerinin üçünün A grubu pay sahipleri (...) diğer üçünün B grubu pay sahipleri tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceğinin düzenlendiği, her iki davalı şirketin ticaret sicil kayıtlarında ortak yönetim kurulu üyelerinin bulunduğu, her iki davalı Şirketin ticari merkezinin aynı bina olduğu, Davalı şirketlerin meslek grubunun, nace kodunun ve faaliyet konularının aynı olduğu, SGK kayıtlarında davalılar ... ve ... çalışanlarının bir kısmının ortak çalışanlar oldukları, çalışanların davalı Şirketlerde ortak sigortalı oldukları, Davalı ...ın bünyesindeki yeterli kılavuz kaptanlarla tek başına faaliyet lisansı aldığı, ancak daha sonra hizmet izin başvurusunda bulunmayacağını beyan ettiği ve bilahare de faaliyet lisansının iptalini talep ederek faaliyet lisansının iptalini sağladığı; bu suretle söz konusu alana ilişkin lisansın ... tarafından alınmasının önündeki engeli kaldırdığı anlaşılmaktadır.” tespitlerinde bulunulmuştur. ... tarafından hazırlanan uzman görüşlerinde;”..., ...ın, ... gönderdiği 25.01.2019 tarihli ihtarnameden 10 gün sonra 04.02.2019 tarihinde ticaret siciline tescil edilerek kurulmuş olduğu, ...’ın ...da, %60 (3.000.000/5.000.000) pay sahibi olduğu, ..., ...’ın genel kurulunda alınacak bütün kararları belirleyecek bir oy gücüne sahiptir ve yönüyle hâkim ortak konumunda olduğu, Esas sözleşme m. 6/c’ye göre, ...’ın payları, A ve B grubu olmak üzere ikiye ayrılmış olduğu ve ...ın sahip olduğu 3.000.000 pay, A grubu; diğer ortakların sahip oldukları toplam 2.000.000 pay ise B grubu olarak belirlenmiş olduğu, Esas sözleşme m. 6/d. 3’te, ...’ın genel müdürü ile finans müdürünün, A grubu pay sahibi yönetim kurulu üyeleri tarafından gösterilen adaylar arasından seçileceğinin düzenlendiği, Esas sözleşme m. 6/d. 5’te, A grubu pay sahiplerinin rüçhan hakkının kullanımında imtiyazlı olduklarının belirtildiği, .Esas sözleşme m. 6/d. 4’te, B grubu pay sahiplerinin, kârın %75’ini, A grubu pay sahiplerinin ise kârın %25’ini alacağı kararlaştırılmıştır. ...ın, ...’taki pay oranına, genel kuruldaki hakimiyetine, imtiyazlarına ve yönetim kontrolüne sahip olmasına bakıldığında, ... için öngörülen %25’lik kâr oranı, hayatın olağan akışına tamamen aykırı olduğu, ... ve ...’ın, aynı plazada faaliyet göstermekte olduğu, ...’ın esas sözleşmesinde imtiyazlı olduğu düzenlenen A grubu payların tamamının ...a ait olduğu, Tek başına A grubu pay sahibi olan ...ın imtiyazları ise esas itibariyle ... üzerindeki yönetim kontrolüne ilişkin olduğu, Her ne kadar ...’ın altı kişilik yönetim kurulunun üçü, ...ın göstereceği adaylar arasından seçilmekte, diğer üç adayın seçimi konusunda B Grubu paylara imtiyaz tanınmakta ise de esas sözleşme hükmüne göre ...’ın genel müdürü ile finans müdürünü belirleme yetkisinin ...a verildiği, Keza tek başına A grubu pay sahibi olan ...a, rüçhan hakkında imtiyaz tanınmış olduğu (TTK m. 461/f. I). ..., sermaye artırımı için oy birliğinin arandığını; dolayısıyla ...ın rüçhan hakkında imtiyazlı olmasının herhangi bir önemi olmadığını ileri sürmüş olduğu, ancak ...ın ... üzerindeki hakimiyetini koruyan ve pekiştiren sermaye artırımındaki karar yeter sayıları değil, sermaye artırımına gidildiği takdirde rüçhan hakkında sahip olduğu imtiyazdır..”değerlendirmesinde bulunulmuştur. ...ın 29.03.2021 tarihli 26. Olağan Genel Kurul Toplantısında söz alan yönetim kurulu üyesi ...’ün konuşmasında,“ … Bakanlık tarafından Bağlı ortaklığımız ... A.Ş. ‘ne hitaben yazılan 16.03.2021 tarih ve 16562 sayılı yazı ile İskenderun Körfezi’nde, yine 16.03.2021 tarih ve 16556 sayılı yazı ile de ... Körfezi’nde, yeni bir düzenleme veya görevlendirme yapılıncaya kadar ve hiçbir hak/imtiyaz oluşturmaması koşuluyla ... A.Ş. ‘nin geçici olarak görevlendirildiği bildirilmiştir. Bu durum bağlı ortaklığımız vasıtasıyla yerine getirmeye devam ettiğimiz kılavuzluk hizmetlerimizde herhangi bir aksama ya da olumsuzluk meydan getirmemiş olup, sahip olduğumuz mesleki tecrübe, gerekli altyapı ve donanım sayesinde; yapılacak yeni düzenlemeler sonucunda kılavuzluk hizmeti verme lisans ve izinlerini yine alarak ilgili körfezlerdeki kılavuzluk hizmetlerini kesintisiz sürdüreceğimizi düşündüğümüzü de ayrıca belirtmek isteriz.” ifadelerinde bulunduğu davacı tarafça ortaya konulmuştur. Bu şekilde ...ın yönetim kurulu üyesi tarafından, kılavuzluk hizmetinin ... üzerinden yerine getirildiği açıkca beyan edilmiştir. Yine Kadıköy ve İskenderun Sosyal Güvenlik Müdürlüğü kayıtlarında ... ile ...ın çalışanlarının bir kısmının hem ...ın hem de ...’ın bordrolu işçileri olduğu, ... ile ... arasında işçi geçişleri gerçekleştiği, çalışanların davalı Şirketlerde ortak sigortalı oldukları anlaşılmaktadır. Tek başına kılavuzluk faaliyet lisansı alan ..., 12.04.2019 tarihli dilekçesiyle hizmet izni başvurusunda bulunmayacağını bildirmiş, 08.10.2019 tarihli dilekçesiyle de faaliyet lisansının iptalini talep etmiştir. Bunun üzerine T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürlüğünün 12.03.2020 tarihli yazısında belirtildiği üzere, ..., ... Körfezi ile İskenderun Körfezi hizmet bölgelerinde tek başvuru sahibi olarak, kılavuzluk hizmeti vermek üzere hizmet izni almış olup aynı yazıda, ...ın herhangi bir faaliyet lisansı veya hizmet izni başvurusunun olmadığı belirtilmiştir. Tüm bu bilgi ve belgelere göre, ...ın, ... ile arasındaki ortaklık ilişkisinden doğan rekabet yasağı konusundaki sorumluluğundan kurtulmak için ...’ın kurulmasını sağladığı ve kılavuzluk hizmetlerini ... üzerinden vermeye başladığı anlaşılmaktadır. ... uzman görüşünde belirtildiği üzere öğretide rekabet yasağı sözleşmesi hükümlerinden kurtulmak için tüzel kişiliğin arkasına gizlenilmesi, tüzel kişilik perdesinin aralanmasının tipik hallerinden biridir. Bu gibi durumlarda rekabet yasağına taraf olan şirket, hâkim ortağı olduğu başka bir şirketin tüzel kişiliğinin arkasına sığınmak suretiyle rekabet yasağını ihlal etmektedir. Yapılan değerlendirmelerin sonucunda, ...’ın, ... tarafından kurulan bir şirketi olduğu, iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketlerin aslında özdeş şirketler olduğu, esasında iki ayrı şirket görüntüsü altında aralarında sıkı organik bağ ilişkisinin bulunduğundan tüzel kişilik perdesinin aralanmasının mümkün olduğu(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 01.07.2020 tarih, 2019/808 Esas ve 2020/504 Karar), bu nedenle ... ile ...’ın, ...’nin talepleri bakımından hukuken “tek kişi” olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle ...’ın da, ...ın rekabet yasağı borcunun ihlalinin sonuçlarından ... ile birlikte ... karşı sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır. ...'ın 2019-2020-2021-2022-2023 ve 2024 yıllarına ait yasal ticari defterleri incelenerek, ihtilaflı dönemde yapılan klavuzluk hizmet satışlarına ilişkin kayıtlar ile bu satışlar ile ilgili amortisman giderleri, personel giderleri vs yapılması gereken gider kalemlerinden oluşan hizmet maliyetlerinin tespit edilip, buna göre ilgili dönemde ... AŞ nin elde ettiği net faaliyet karının saptanması konusunda alınan raporlardan 22.12.2023 tarihli bilirkişi raporunda muhasip bilirkişi tarafından asıl dava konusu 01/06/2019 -16/09/2019 dönemine ait net kar miktarı 37.577.381,37 TL olarak tespit edilmiştir. Birleşen dava bakımından 13.12.2024 tarihli raporda 16/09/2019-22/03/2024 dönem karı ise 1.353.585.467, 29 TL olarak hesaplanmıştır. Davacı ..., asıl ve birleşen davalarda bilirkişi raporlarıyla saptanan karın ...- ... ortaklığına devrini ve kendi payına düşen %50'ni talep etme hakkına sahip olduğundan, asıl davada istenebilecek kar payı alacağı 18.788.690,60 TL, Birleşen davada istenebilecek kar payı ise 676.792.733,65 TL olacaktır. Davalı-karşı davacı tarafından, davacı-karşı davalının, kılavuzluk şirketi kurarak ve ... Limanlarında tek başına kılavuz kaptan istihdam ederek hizmet vermeye başladığı, bununla ortaklık Sözleşmesine aykırı davranıldığından, sözleşme m.11.5 gereği cezai şart talebinde bulunulmuştur. 27.11.2012 tarihli sözleşmenin 11.5 maddesinde; “....Taraflarca. sözleşmeye aykırı şekilde hareket edilmesi halinde .....aykırı hareket eden taraf diğer tarafa bir önceki takvim yılına ilişkin vergi sonrası dönem karının iki katını cezai şart olarak derhal ve nakden ödeyeceğini peşinen kabul ve taahhüt eder.” hükmü yer almaktadır.Tarafların bu hüküm ile TBK m. 179/1'de düzenlenen “seçimlik ceza koşulu” (ifa yerine istenebilecek ceza koşulu) öngördükleri anlaşılmaktadır. ...'ın cezai şart talebinin dayanağı olarak; ...'in hâkim hissedarı ...'in 08.05.2018 tarihinde “... ... Hizmetleri AŞ” unvanlı şirket kurup, daha sonra bu şirketin isminin ... AŞ şeklinde değiştirilmesi, Karşı Davalı ...'nin İskenderun Bölgesinde, yeni Yönetmelik çerçevesinde sadece kendisi kılavuzluk izni alabilmek için kılavuz kaptan istihdam ettiği ve Yönetmelik öncesinde ... limanlarında kılavuz kaptan istihdam ederek kılavuzluk hizmeti vermeye başladığı hususları ileri sürülmektedir. Dosyada alınan bilirkişi raporlarında karşı davaki cezai şart talebine ilişkin olarak; "rekabete yol açacak şirketi kurduğu ileri sürülen ...'in, Karşı davacı ve Karşı Davalı şirketler arasındaki sözleşmeye taraf olmadığı, kendisinin sözleşmenin tarafı şirketin hissedar ve yöneticisi olmasının onu sözleşmenin tarafı ve sözleşmede kararlaştırılan yaptırımların muhatabı yapmayacağı, karşı davacı tarafından asıl ve birlesen davalarda Yeni Yönetmelik'e göre her türlü yükümlülükleri ile birlikte sözleşmenin sona erdiğini ileri sürülürken, Karşı Davadan rekabet ihlalinden dolayı cezai şart talep etmesinin “çelişki davranış yasağı "na aykırılık oluşturacağı, bu nedenle cezai şart talebinin koşullarının oluşmadığı" şeklinde ortak kanaat bilidirildiği görülmektedir. Sözleşmenin 11.5 maddesinde taraflarca gerçekleştirilen borç ihlâlleri cezai şart yaptırımına bağlanmıştır. Bu nedenle haksız rekabete yol açacak şirketi kurduğu ileri sürülen ... sözleşmenin tarafı olmadığından ...'ın iddia edilen borca aykırılığa dayalı olarak cezai şart talep etmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmektedir. Cezai şart talebine gerekçe olarak gösterilen diğer iki durumla ilgili olarak ise ...'in söz konusu fiilleri gerçekleştirmeden önce ...'a 19.02.2018 ve 26.02.2018 tarihli e-postalarla haber verildiği, ... limanında kılavuzluk hizmetinin verilmesinden elde edilen gelirin paylaşılacağı hususunun ...'a bildirildiği, ...'ın bu aşamada sözleşme ihlâli olduğunu ileri sürmediği gibi .... Noteri, 31.12.2018 tarihli ihtarı ile kendi payının ödenmesini talep ettiği anlaşılmaktadır. Tüm bu husulardan her iki tarafın da söz konusu gelişmeleri borç ihlâli olarak görmedikleri, tam tersine sözleşmenin uygulanması olarak nitelendirdikleri sonucu çıkmaktadır. Yine dosya içindeki bilgi ve belgelere göre sözleşmenin yapıldığı tarihte ve sonrasında da ... bünyesinde kılavuz kaptanların olduğu ve bu hususun taraflarca Zeyilname 6 ile de düzenlendiği görülmektedir. Bu itibarla ...'in kılavuz kaptan istihdam etmesi de borca aykırılık olarak değerlendirilememiştir. Özellikle ...'ın söz konusu fiillerin icrası sırası ve sonrasında durum kendisine ... tarafından bildirildiği hâlde borca aykırılık iddiasında bulunmayıp sözleşmenin uygulanması olarak değerlendirdikten, hatta elde edilen gelirden kendi payının ödenmesini talep ettikten sonra, aynı fiillerin borç ihlâli olduğunu iddia ederek cezai şart talebinde bulunmasının “çelişkili davranış yasağının ihlâli” sonucunu doğuracağı ve bu yaklaşımın TMK m. 2/2 gereğince korunmayacağını kanaatine varıldığından, karşı davadaki cezai şart talebinin haklı bir talep olmadığı sonucuna varılmıştır. Asıl, Birleşen ve Karşı davalardaki uyuşmazlık konuları hakkında yukarıda yapılan tüm değerlendirmelerin sonucunda; Asıl davanın kabulü ile 18.788.690,60 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine, karşı davanın reddine, Birleşen davanın kabulü ile 676.792.733,65 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ödenmesine, dair aşağıdaki şekilde hüküm kurmak gerekmiştir. HÜKÜM/Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, A-ASIL DAVADA 1-Asıl davanın KABULÜ ile 18.788.690,60 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ÖDENMESİNE, Esas ve Birleşen davada ıslah harcı toplam olarak yatırıldığından yatan harç her iki davada ayrı ayrı hesaplanıp yazılmıştır. 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince tayin olunan 1.283.455,45 TL karar harcından 320.866,86 peşin harcın mahsubu (1.707,75.-TL peşin harç+319.156,11.TL ıslah harcı) ile bakiye 962.588,59 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 3-Davacı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin olunan 795.886,90 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 5-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 44.40 TL başvurma harcı, 871,70 TL posta gideri, 189.750,000 TL bilirkişi ücreti olmak üzere 190.666,10 TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, 6-Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00.-TL Arabuluculuk ücretinin davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına, 7-Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, B-KARŞI DAVA 1-Karşı davanın REDDİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince peşin alınan 1.707,75 TL den karar harcı olan 615.40 TL nin mahsubu ile fazla alınan 1.092,35 TL'nin kesinleşmeye müteakip talep halinde davacıya iadesine, 3-Davalı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin olunan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-Bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, C-BİRLEŞEN DAVADA 1-Birleşen davanın KABULÜ ile 676.792.733,65 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsil edilerek davacıya ÖDENMESİNE, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harç Tarifesi gereğince tayin olunan 46.231.711,63 TL karar harcından 11.558.393,89 TL peşin harcın (341.550.-TL peşin harç+11.216.843,89.-TL ıslah harcı) mahsubu ile bakiye 34.673.317,74 TL harcın davalılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına, 3-Davacı taraf vekil ile temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tayin olunan 7.375.927,33 TL vekalet ücretinin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 4-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri olan 424,60 TL başvurma harcı, 30,00 TL posta gideri, olmak üzere 454,60 TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya ödenmesine, 5-Tarafların dava şartı olan Arabuluculuk toplantısına katıldıkları halde anlaşamadıkları, Arabuluculuk son tutanağından anlaşıldığından 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-14 bendi uyarınca ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği tarife hükümleri uyarınca Suçüstü Ödeneğinden ödenen 1.320,00.-TL Arabuluculuk ücretinin davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına, 6-Taraflarca yatırılan gider avansı bakiyesinin karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yüzlerine karşı, kararın taraflara tebliğinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde istinaf yolu (İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvuru yolu) açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.05/02/2025

Başkan ... ✍e-imzalıdır. Üye ... ✍e-imzalıdır. Üye ... ✍e-imzalıdır. Katip ... ✍e-imzalıdır.

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2019/294, K. 2025/45, T. 05.02.2025, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2019-294-e-2025-45-k-88be23548e72