İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2024/257 E. 2025/837 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2024/257
- Karar No
- 2025/837
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2024/257 Esas KARAR NO:2025/837
DAVA:İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:09/07/2013 KARAR TARİHİ:27/11/2025
Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ... A.Ş. ... ... ... A.Ş. ve ... ... arasında 18.03.2011 tarihinde imzalanmış olan Varlık Devri Sözleşmesine istinaden Devir ve Temlik Mutabakatı ile tüm hak ve yükümlülüklerin devri ve temlik aldığını, söz konusu temlik neticesinde davalı ... ... ile yapılan 27.11.2011 başlangıç tarihli Bayilik anlaşması ve Genel Şartnamesi (Bayilik sözleşmesi) uyarınca müvekkili şirketin yetkili bayisi haline geldiğini, sözleşmeden doğan 146.149,39 -TL senetsiz cari hesap, 193.486- Protestolu Senet borcu,118.206- TL karşılıksız çek borcu ve 89.078,40 TL vade farkı + 16.034,11-TL vade farkı KDV'si olmak üzere toplam 562.953,90 TL cari hesap borcunun şifahen uyarılmasına rağmen ödenmediğini, ....Noterliğinin 29.10.2012 tarih ve 5215 yevmiye nolu ihtarnamesinin keşide edildiğini, ödeme olmaması nedeniyle icra takibine geçildiğini, itirazın zaman kazanmak için yapıldığını bildirerek, davalının takip konusu alacağın % 20'sinden aşağı olamamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılardan ... ve ... ... vekilinin 06/08/2013 tarihli, ...'nın 22/08/2013 tarihli davaya cevap dilekçelerinde özetle; Yetki itirazında bulunduğunu, davacı tarafın hakkında icra takibi ve dava açma hakkının bulunmadığını, ipoteğin devri ile ilgili resmi bir işlemin tapu sicil memurluğu huzurunda yapılmadığını, davacının sıfatına itiraz ettiğini, davacı tarafın ... ... A.Ş. ile akdedilen sözleşme hükümlerine bağlı kalmayarak sözleşme hükümlerini ihlal etmiş olup, salt varlık devri protokolüne dayalı olarak bir hak ve talepte bulunmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu, ayrıca sözleşmenin tarafı olan ... ... tarafından davacı firma aleyhine açılan ... Asliye Hukuk Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasının da bekletici mesele yapılması gerektiğini, prim esaslarını uygulamamak için gaz sevkiyatı yapmadığını, sözleşmede belirtilen diğer hususları da ihlal ederek bu yönde muazara yaratarak sözleşmeyi ihlal ettiğini, bu hususta ... ... tarafından dava açıldığını, davanın açılmasından sonra icra takibi yapıldığını, ... ... ile ... ... arasında akdedilen sözleşmelerde ton başına 380- TL KDV prim bedeli olduğunu, ... firması devir alana kadar sözleşmeye uygun şekilde ... ... firmasından alımlarının yaparak prim faturalarının tanzim etmiş ve alacaklardan düşülmüş olduğunu, devir sonrası firmanın gaz sevkiyatı yapmadığını, taleplerinin geri çevrilerek, ton başına ödenen prim ödemelerinin yapmama amacında olduklarını, maddi ve manevi olarak zarara uğradıklarını, ... firmasının devri aldığı tarihten sonra oluşan bir borç bulunmadığını, dolayısıyla 26.08.2012 tarihinden sonra likit olmuş muaccel hale gelmiş alacakları olmadığını, ... ... ... firması ile devri öncesi protokoller ile yapılan düzenlemede davacı tarafın alacak olarak ileri sürdüğü çek ve bonoların bedelsiz kaldığını, faize faiz işleterek, yüksek faiz oranı uygulamış olduğunu, alacaklı taraf ile cari hesap sözleşmesi olmadığını, ... ... firması ile akdedilen protokoller ile ton başına primler ile borcun ödenmesinin kararlaştırıldığını, ancak ... firmasının tasfiye protokollerini uymadığını ve diğer hususları bildirerek, davanın reddine , %20'dan aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, masraf ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Dava; taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesi uyarınca ödenmeyen borçlar nedeniyle yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. 1.Bozma; Mahkememizin ... sayılı dosyası ile davanın davalılar ... ... ve ... yönünden kısmen iptaline, Davalı ... takibe itiraz etmediğinden fuzulen açılan davanın reddine dair karar verilmiş olup Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2018/61 Esas 2019/1473 Karar sayılı kararı ile bozularak Mahkememizin 2019/529 Esasına kaydedilmiştir. 2.Bozma; Mahkememizin ... sayılı dosyası ile Davalılar ... ... ve ...'in itirazlarının kısmen iptaline; ... ... bakımından 592.938,28 TL davalı ...'in de 565.000-TL ipotek limiti ile sınırlı olarak takibin devamına, ipotek limitini aşan fazla istemin reddine; Her iki davalıların sorumlulukları kapsamında %20 oranda hesaplanan 118.587,65-TL (Davalı ... 113.587,65-TL ile sorumludur.) icra inkar tazminatının davalılardan tahsiline, Davalı ... takibe itiraz etmediğinden fuzulen açılan davanın reddine ilişkin önceki kararımız kesinleştiğinden bu hususta yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına, dair karar verilmiş olup Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/844 Esas 2023/7426 Karar sayılı kararı ile bozularak Mahkememizin 2024/257 Esasına kaydedilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2023/844 Esas 2023/7426 Karar sayılı kararının bozma gerekçesinde "Mahkemece, bozma ilamı sonrasında alınan 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporuna göre davalının borcunun 2011 yılına kadar toplam ödenmeyen kısma ilişkin alınan senetler ve çekler sebebiyle devam ettiği, ... Döneminde yeni borç oluşmadığı, ancak devir alınan davalı bayinin devam eden önceki dönem borcunun ... kayıtlarında olduğu şekilde görüş bildirildiği, 23.05.2022 tarihli farklı heyetten oluşan bilirkişi raporunun 7. sayfasında ise davacı yanın takibe konu etmiş olduğu alacak tutarının, devir tarihinden sonra taraflar arasında gerçekleşen ticari ilişkiden kaynaklı alacaklar ile ödenmemiş senetlerden oluştuğu şeklinde farklı bir görüş bildirilmiş olup, raporlar arasındaki bu çelişki giderilmeden karar verilmesi doğru olmamıştır. Çelişkiyi giderecek ve raporlara itirazları değerlendiren yeni bir heyetten bilirkişi raporu alınarak, bundan sonra bozma ilamında belirtildiği gibi ipotek resmi senetleri, içerikleri ve faiz oranları ile ödeme emrinde faiz oranı belirtilmediği de nazara alınarak değerlendirme yapılması gerekirken eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir." şeklinde karar verilmiştir. Bozma üzerine Mahkememizce yeniden oturum günü tayin edilmiş, taraflara tebliğ edilmiş, tayin edilen gün, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek yargılamaya devamla esas hakkında hüküm tesis edilmiştir. Bozma sonrası Mahkememizce alınan 4 kişilik bilirkişi heyetinin 11.04.2025 tarihli raporunda özetle; Sözleşmeler ve ekleri incelendiğinde söz konusu sözleşmenin akaryakıt bayilik sözleşmesi olduğu ve tarafları bağladığı, Sözleşme kapsamında bayi tarafından cari hesap, çek ve senet alacakları için teminat amacıyla dağıtıcı lehine belirli taşınmazlarda ipotek tesisi gerçekleştirildiği ve bu işlemlerde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı, Sözleşme ve mevzuat çerçevesinde ipotek hakkının devir ve temlikinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı ve bu işlemlerin her iki tarafı da bağladığı, ipotek tesisi taşınmaz rehini işlemi ile sağlanmış olması hasebiyle zaman aşımı hususunun söz konusu olmadığı, ipotek senetleri ve temlik senetleri ile sözleşme devir tarihi nazara alınarak ve alacak bedellerinin doğduğu tarihler de inceleme kapsamına alınarak sonuca gidilmesi gerektiği, işletilecek faizin ipotek senetleri ile ipotek temlik senetleri içeriği ile sair mevzuat çerçevesinde uyuşmazlık konusu da dikkate alınarak inceleme konusu yapılıp belirlenmesi gerektiği, alacak bedelinin oluşup oluşmadığına kanaat getirilmesi için uyuşmazlık konusu dosya muhteviyatındaki ve hukuka uygun olan tüm yazılı delillerin topyekün değerlendirilmesi gerektiği, alacağın oluştuğuna kanaat getirilmesi halinde, alacağın miktarının ve işletilecek faizin, tüm yazılı deliller ile özellikle ipotek senetlerinin içeriği, sözleşmeler, yapılan ödemeler ve hukuki ilişkinin muhteviyatı ile belirlenmesi gerektiği, hesaplamaya ilişkin bilirkişi incelemesi yaptırılıp yaptırılmasının mahkemenin takdirinde olduğu ve tüm deliller kapsamında hukuki ilişkinin yorumunun mahkemeye ait olduğu, Mali yönden yapılan incelemeler sonucunda; Bilirkişi kurulları arasında çelişkili olan takibe konu borcun bir kısmının devir öncesinde, davalıların ... ile yapmış oldukları bayilik sözleşmesi kapsamında alınacak vadeli ürünler için keşide ettikleri ancak, daha önce verdikleri senetlerin karşılıksız kalması nedeni ile bu senetlerin mahsuplaşılması sonucunda kalan bakiye 16.721,51 TL ile bu sentlerden devir tarihi itibarıyla henüz vadesi gelmemiş olmakla birlikte, vadesinde ödenmemiş olmaları nedeni ile devir sonrasında ortaya çıkan borç bakiyesinden doğduğu, açık cari hesapta ödemelerin mahsubunda, TBK 102. Maddesine göre o ödemenin hangi borca ilişkin olduğuna ilişkin, gerek dava dışı ... gerek ise davacı ... kayıtlarında kanunen geçerli açıklamaların yapılmış olduğu, nitekim bu durumun davacı ticari defterlerinde açıkça belli olduğu her ne kadar, davacı, ödemelerin yapılmadığını iddia etmekte ise de devir sonrasında alınan her ürünün bedeli ödenmiştir. Çünkü davacı, bedel yatmadan ürün vermemektedir.” İddiası irdelendiğinde, yukarıda yer verilen cari hesap çalışmasından, davacı yanın sadece ürün satımı/tahsilat yönündeki ticari ilişkiden 1.018,39 TL alacaklı olduğu, diğer alacak tutarlarının, ... döneminden gelen geçmiş dönem borçlar ile vadesi gelmemiş senetlerin, vadelerinde ödenmemiş olmalarından kaynaklanan muaccel borçlar oldukları 27.01.2011 bayilik sözleşme tarihi itibariyle dava dışı ... alacağının 289.200,78 TL olduğu, dava dışı ... ile davacı arasındaki varlık devir anlaşması kapsamında 26.08.2011 tarihi itibarıyla davacı yana devir olan alacağın 16.721,51 TL ile birlikte, yukarıda bahsedilen senetlerden, devir tarihi itibarıyla henüz ödenmemiş olanlar ile protesto edilmiş olmakla birlikte işlem tesis edilmemiş senet bedelleri olduğu, bu tutarlar toplamının 26.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda detaylandırıldığı şekli ile cari hesap bakiyesinden (ödenmemiş senetlerin ters kayıt ile kapatılarak cari hesaba tekrar borç verilmesi neticesinde) 146.149,39 TL, ödenmemiş 2 adet senet karşılığı şüpheli ticari alacaklar hesabına aktarılan 193.486,00 TL ve 26.08.2011 tarihi itibarıyla ödenmemiş 4 adet çek karşılığı şüpheli ticari alacaklar hesabına aktarılan 118.206,00 TL olmak üzere, işlemiş faiz hariç toplam 457.841,39 TL olduğu belirtilmiştir. Bozma sonrası Mahkememizce alınan 4 kişilik bilirkişi heyetinin 18/09/2025 tarihli ek raporunda özetle; "A-) İpotek Senetlerinin İncelenmesi 1-) 5 nolu bağımsız bölüm üzerinde, 1. Derece, aylık %10 faizli 100.000,00 TL bedelli ipoteğin davacıya verilip verilmediği Öncelikle davacı ... AŞ (“...”) ile davalılar arasındaki ilişkinin açıklığa kavuşturulmasında fayda vardır. Zira taşınmaz rehni türlerinden olan ipotek, alacağa bağlı (ferî) yan hak olup, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takip için alacak hakkının mevcut olması gerekir (Halûk Nami Nomer/Mehmet Serkan Ergüne, Eşya Hukuku, 10. Bası, İstanbul 2023, N. 1097; İlhan Helvacı, Türk Medenî Kanununa Göre Sözleşmeden Doğan İpotek Hakkı, İstanbul 2008, s. 287 vd.). Dava dışı ... ... ... AŞ (“...”) ile davalılardan ... ... (“bayi”) arasında yapılan 27.01.2011 imza tarihli ve imza tarihinden itibaren 3 yıl, 8 ay, 23 gün süreli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” çerçevesinde ... ..., .../...’de bulunan ve sözleşmede belirtilen adreste faaliyet göstermek üzere ...’in tüplü LPG bayiliğini üstlenmiştir. Sözleşmede bayiye tekel hakkı tanınmamıştır (m. 1). Davacı ... AŞ (“...”) ile ... arasında imzalanan 25.08.2011 tarihli “Devir ve Temlik Mutabakatı”nın ikinci paragrafına göre; “26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, ..., Varlık Devir Sözleşmesi çerçevesinde Devredilen Varlıklar kapsamında yeralan ve işbu Mutabakat’ın ekinde ticari ünvanları ve açık adresleri bulunan Tüplü LPG Bayilerine ait her bir Bayilik Sözleşmesi ve Genel Şartnamesini söz konusu Bayilik Sözleşmesi ve Genel Şartnamesinde yer alan, bayinin izni olmaksızın üçüncü şahıslara devir ve temlik yetkisi çerçevesinde, ...’a tüm hak veya yükümlülükleriyle birlikte devir ve temlik etmiştir. ... da, yine Varlık Devir Sözleşmesi çerçevesinde edindiği hak ve yükümlülüklere dayalı olarak, Devredilen Varlıklar kapsamında yer alan söz konusu her bir Bayilik Sözleşmesi ve Genel Şartnamesini ...’den tüm hak veya yükümlülükleriyle birlikte 26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere devir ve temlik almıştır.”. “Devir ve Temlik Mutabakatı”nın ekinde yer alan ve sözleşmelerinin devredildiği bayilerin yer aldığı listede ... ... de bulunmaktadır. “Devir ve Temlik Mutabakatı”, 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” bakımından sözleşmenin devri niteliğindedir. Nitekim sözleşmenin devri, taraflardan birinin geniş anlamda borç ilişkisinden ayrılması ve üçüncü bir kişinin ayrılan tarafın yerine onunla aynı haklara ve borçlara sahip olacak şekilde borç ilişkisine dâhil olması anlamına gelir. Sözleşmenin devri Türk Hukukunda ilk kez, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (“TBK”) m. 205’te genel hükümle düzenlenmiş ise de 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu (“eBK”) döneminde de sözleşme özgürlüğü sebebiyle sözleşmenin devredilebileceği kabul edilmekteydi. Sözleşmenin devrinde Keza gerek TBK m. 205/f. 2’nin zikrettiği gerekse de öğretide benimsendiği üzere, kalan tarafın sözleşmenin devrinden önce açıkladığı sözleşmenin devrine yönelik irade beyanı çerçevesinde, sözleşmeyi devreden ile devralan arasında yapılan bir sözleşme ile gerçekleşebilir. Kalan tarafın önceden açıkladığı irade beyanında sözleşmeyi devralacak kişinin belli olması kural olarak şart olmadığı gibi üçüncü kişinin belirlenmesi sözleşmenin diğer tarafına (devredecek tarafa) bırakılabilir. “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 3.a’nın son cümlesine göre “Ancak ..., işbu anlaşmadan doğan hak ve yükümlülüklerini, BAYİ’nin izni olmaksızın üçüncü şahıslara devir ve temlik edebilir.”. Bu hükümde ...’e, kendi belirleyeceği üçüncü kişiyle sözleşmenin devri sözleşmesi kurabilme yetkisi tanınmış olup bayi ... ..., anılan sözleşme hükmü ile sözleşmenin devrine yönelik irade beyanını önceden açıklamış olmaktadır. Sözleşmenin devrinde taraf sıfatına bağlı tüm haklar, borçlar, yükümlülükler ve savunmalar, kural olarak (aksi kararlaştırılmış olmadıkça) sözleşmenin devrinin hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andaki hâliyle devralana geçer (borç ilişkisinin özdeşliği prensibi). Bu çerçevede kalan tarafın bizzat veya üçüncü kişilerin kalan tarafın dar anlamda borçları için verdiği teminatlar, alacağın devrinde bağlı hakların geçişine ilişkin TBK m. 189/f. 1’e (eBK m. 168/f. 1) kıyasen sözleşmeyi devralana intikal eder. Hemen burada belirtelim ki sözleşmenin devrinin bu hukuki sonuçları bakımından geçmişe etkili (zamansal açıdan sınırsız) veya ileriye etkili (zamansal açıdan sınırlı) sözleşmenin devri şeklinde bir ayrım yapılmaktadır. Sözleşmenin devrinin geçmişe etkili (ex tunc) sonuç doğurması kararlaştırılmışsa (zamansal açıdan sınırsız sözleşmenin devri), sözleşmeyi devralan, sözleşmeyi kuran taraf gibi değerlendirilir ve devirden önce doğan hakları kazanır, borçları yüklenir. Sözleşmenin devrinin geçmişe etkili değil de belli bir andan itibaren hüküm ve sonuçlarını doğuracağı kararlaştırılmışsa sözleşmenin devrinin hüküm doğurmasına kadarki haklar ve borçlar sözleşmeye devredende kalırken; sözleşmenin devrinin hüküm ve sonuçlarını doğurduğu andan sonraki haklar ve borçlar devralana geçer. Sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde taraflar, sözleşmenin devrinin ne zamandan itibaren hüküm ifade edeceğini kararlaştırabilirler ve sözleşmenin devrinin ne zamandan itibaren hüküm doğuracağı devir sözleşmesinin yorumu sorunudur. Somut olayda 25.08.2011 tarihli “Devir ve Temlik Mutabakatı”nın ikinci paragrafında, “26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere” ifadesine yer verilmiştir. Bu ifade, 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin 26 Ağustos 2011’den ileriye etkili (zamansal açıdan sınırlı) sözleşmenin devri niteliğinde olduğuna yani bu tarihten önce doğan alacaklar bakımından sözleşmeyi devreden ...’in alacaklı kalmaya devam ettiğine işaret etmektedir. Bununla birlikte, hemen aşağıda belirtileceği üzere, sözleşmeyi devreden ... lehine tesis edilen ipotekler “Devir ve Temlik Mutabakatı”nın imzalandığı 25.08.2011 tarihinden sonra sözleşmeyi devralarak yeni alacaklı hâline gelen ... adına tescil edilmiştir. Bu durum ise ...’in “Devir ve Temlik Mutabakatı”nda belirtilen 26 Ağustos 2011’den önce doğan alacaklarının da sözleşmenin devrinin kapsamında yer aldığına işaret etmektedir. İlk yorum sonucu yani 26 Ağustos 2011’den ileriye etkili sözleşmenin devri kabul edilse dahi ipoteklerin akıbeti bakımından varılacak sonuç değişmez. Çünkü ipoteklerin ... adına tesciline ilişkin resmî senetlerde ...’in alacağının ...’a devredildiği belirtilmiştir. Buna göre, “Devir ve Temlik Mutabakatı”nda vücut bulan sözleşmenin devrinin 26 Ağustos 2011’den önce doğan alacakları kapsamadığı ve bu alacaklar bakımından ...’in alacaklı sıfatını koruduğu sonucuna varılsa dahi ipoteklere ilişkin resmî senetlerde belirtilen meblağlarda alacakların, (mezkûr resmî senetlerin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan) TBK m. 183 vd. hükümleri uyarınca ...’a devredildiği sonucuna varılır. Bunun sonucunda ise ipoteklerin TBK m. 189/f. 1 uyarınca ...’a intikal ettiği sonucuna varılır. 5 nolu bağımsız bölüm ile kastedilenin mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 28 30 M D Pafta, 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm olduğu anlaşılmıştır. Bu taşınmaza ilişkin ipotek belgeleri ve resmî senetler incelendiğinde şu hususlar görülmektedir: • 20.09.2012 tarihli ve 6920 yevmiye numaralı resmî senette “...taşınmaz üzerinde 08/06/2005 tarih 1820 yevmiye numarası ile ve 1. derecede, %10 faiz, FBK süre ile 50.000,00 TL (ELLİBİNTL) bedelle ... ... ... A.Ş. lehine tesis edilmiş olan ipoteğin tamamını ... ANONİM ŞİRKETİ adına temlik ettiğini ve temlik eden ... ANONİM ŞİRKETİ’ni ... vekaleten, temlik edilen ipoteği bütün hukuki ve vecaibi ile birlikte kabul ettiklerini ifade ve beyan ettiler...” ifadeleri yer almaktadır. ... lehine 08.06.2005 tarihli ve 1820 yevmiye numaralı resmî senet ile tesis edilen 1. derecede 50.000 TL bedeli, %10 faizli ipotekle teminat altına alınan borç şu şekilde gösterilmiştir: “...... ... Firmasının ... ... ... A.Ş.’den almış olduğu ve alacağı risk sermayesi Demirbaş eşya ve sayir hukuki ilişkilerden doğmuş ve doğacak 50.000. (Ellibin) YTL’sı olarak...”. • 20.09.2012 tarihli ve 7001 yevmiye numaralı resmî senette “...taşınmaz üzerinde 07/11/2006 tarih 4368 yevmiye numarası ile ve 2. derecede, BİLA faiz, FBK süre ile, serbest dereceden istifade etmek üzere 90.000,00 TL (DOKSANBİNTL) bedelle ... ... ... A.Ş. lehine tesis edilmiş olan ipoteğin tamamını ... ANONİM ŞİRKETİ adına temlik ettiğini ve temlik eden ... ANONİM ŞİRKETİ’ni ... vekaleten temsil ederek, ipoteği bütün hukuki ve vecaibi ile birlikte kabul ettiklerini ifade ettiler...” ifadeleri yer almaktadır. ... lehine 07.11.2006 tarihli ve 4368 yevmiye numaralı resmî senet ile tesis edilen 2. derecede 90.000 TL bedeli, faizsiz ipotekle teminat altına alınan borç şu şekilde gösterilmiştir: “...... ... Firmasının ... ... ... A.Ş.’den almış olduğu ve alacağı risk sermayesi demirbaş eşya, akaryakıt (Hertürlü petrol ürünleri), madeni yağ, sıvılaştırılmış petrol gazı v.s hukuki işlerinden doğmuş ve doğacak borçlarına karşılık teminat olarak...”. Anılan resmî senetlerden anlaşıldığı kadarıyla ... ...’in ... ile arasındaki hukuki ilişki çerçevesinde ...’e karşı doğmuş ve doğacak borçları için üçüncü kişi ... ipotek şeklinde rehin vermiştir. Huzurdaki davada ...’ın devraldığı 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”, ipoteklerin tesis edildiği tarihlerden sonrasına ait olmakla birlikte daha önce tesis edilen ipotekler, ... ...’in doğmuş ve doğacak borçlarını teminat altına almaktadır. Alacağı ve temel ilişkiyi rehin sözleşmesinde (resmî senette) göstermek zorunlu değildir (Nomer/Ergüne, Eşya Hukuku, N. 1098). Şu hâlde, ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 28 30 M D Pafta, 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde hâlihazırda ... adına tescilli olduğu anlaşılan 1. derecede, 50.000 TL bedelli ve %10 faizli ipotek ile 2. derecede, 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipoteklerin, 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” de dâhil olmak üzere, bayilik ilişkisinden doğan ve daha sonra ...’a intikal eden alacakları kapsadığı anlaşılmaktadır. Sonuç olarak; ... adına tescil edilen 1. derecede, 50.000 TL bedelli ve %10 faizli ipotek ile 2. derecede, 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipotekler, daha sonra ... adına tescil edilmiştir. ... adına tescil edilen ipoteklerin teminat altına aldığı alacakların alacaklısı davacı ... olup bu yönüyle ipotek hakkının sağladığı yetkiler ...’a aittir. 2-) 100.000 TL’lik ipoteğin sadece 50.000 TL’sinin davacıya temlik edilmiş olup olmadığı 100.000 TL’lik ipotekten kastedilenin ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 28 30 M D Pafta, 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde tesis edilen ipotekler olduğu anlaşılmaktadır. Tarafımıza teslim edilen dava dosyasında davacı ...’ın taraf olduğu tek sözleşme olarak ... ile ... arasındaki 25.08.2011 tarihli “Devir ve Temlik Mutabakatı” bulunmaktadır. Bu sözleşmede de alacağın devri değil ... ... ile ... arasında yapılan 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin de dâhil olduğu bayilik sözleşmelerinin devri düzenlenmiştir. Alacağın devri, ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 28 30 M D Pafta, 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde tesis edilen ipoteklerin resmî senetlerinde yer almaktadır. Şöyle ki; • 1. derecede, 50.000 TL bedelli ve %10 faizli ipoteğe ilişkin resmî senette; “...50.000,00 TL (ELLİBİNTL) bedelle ... ... ... A.Ş. lehine tesis edilmiş olan ipoteğin tamamını ... ANONİM ŞİRKETİ adına temlik ettiğini ve temlik eden ... ANONİM ŞİRKETİ’ni ... vekaleten, temlik edilen ipoteği bütün hukuki ve vecaibi ile birlikte kabul ettiklerini ifade ve beyan ettiler...” • Bu ipoteğe ilişkin ipotek belgesinin düşünceler sütununda da şu açıklama yer almaktadır: “Alacak Temliği: ... ... ... A.Ş. ipotek alacağının 50.000,00 (ELLİBİNTL)’lık kısmını ... ANONİM ŞİRKETİ’ne temlik etmiştir (Yevmiye No-Tarih: 6920-18/09/2012)”. • 2. derecede, 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipoteğe ilişkin resmî senette; “90.000,00 TL (DOKSANBİNTL) bedelle ... ... ... A.Ş. lehine tesis edilmiş olan ipoteğin tamamını ... ANONİM ŞİRKETİ adına temlik ettiğini ve temlik eden ... ANONİM ŞİRKETİ’ni ... vekaleten temsil ederek, ipoteği bütün hukuki ve vecaibi ile birlikte kabul ettiklerini ifade ettiler...” • Bu ipoteğe ilişkin ipotek belgesinin düşünceler sütununda şu açıklama yer almaktadır: “Alacak Temliği: ... ... ... A.Ş. ipotek alacağının 90.000,00 (DOKSANBİNTL)’lık kısmını ... ANONİM ŞİRKETİ’ne temlik etmiştir (Yevmiye No-Tarih: 7001-20/09/2012)”. ifadeleri yer almakta olup buradan ...’in, ... ...’den olan alacaklarını ...’a devrettiği (TBK m. 183 vd.) anlaşılmaktadır. Her ne kadar “ipoteğin temliki” ifadesi kullanılmış ise de alacağa bağlı hak niteliğindeki ipoteğin alacaktan ayrı devri mümkün olmadığından “ipoteğin temliki” ifadesi, ipotekle teminat altına alınan alacakların temliki olarak anlaşılmak durumundadır. Nitekim bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde (nitelendirilmesinde) tarafların kullandıkları sözcükler değil gerçek ve ortak iradeleri esas alınır (TBK m. 19/f. 1). Alacağın devri, (mezkûr resmî senetlerin düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan) TBK m. 184/f. 1 uyarınca adi yazılı şekle tabi olup ipoteklere ilişkin resmî senet de bu şekil koşulunu karşılar (Alacağın devri sözleşmesinin tapu sicili müdürlüğü huzurunda yapılmasına bir engel olmadığı yönünde bkz. Helvacı, Türk Medenî Kanununa Göre Sözleşmeden Doğan İpotek Hakkı, s. 296, dn. 27). Sonuç olarak; ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 28 30 M D Pafta, 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde tesis edilen ipoteğin ipotek belgelerine göre ..., ... ...’den olan alacağını ...’a devretmiştir (TBK m. 183 vd.). 3-) İpotek resmî senetlerinin içerikleri, faiz oranları ve ödeme emrinde faiz oranı belirtilmediği hususlarının detaylı değerlendirilmesi Tabloda, taşınmazların her biri üzerinde tesis edilen ipoteklerin derecelerine, faiz oranlarına, resmî senetler ile takip talepleri-ödeme emirleri karşılaştırılarak yer verilmiştir. 1. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’ya ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 202 Ada, 28 Parselde kayıtlı kâgir 2 katlı bina niteliğindeki taşınmaz Resmî senet: 1. Derece, 60.000 TL bedel, Bila faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 1. Derece, 60.000 TL bedel, Bila faiz, 2. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı fırın niteliğindeki 1 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet:5. derece, 45.000 TL bedel, Bila faizli Takip Talebi-Ödeme Emri: 1. Derece, 45.000 TL bedel, Bila faizli 3. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 2 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 1. Derece, 100.000 TL bedel, %10 faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 1. Derece, 100.000 TL bedel, %10 faiz 4. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 2 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz 5. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 3 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 1. Derece, 100.000 TL bedel, %10 faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 1. Derece, 100.000 TL bedel, %10 faiz 6. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 3 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz 7. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 1. Derece, 50.000 TL bedel, %10 faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 1. Derece, 100.000 TL bedel, %10 faiz 8. Taşınmaz: Mülkiyeti ...’e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı mesken niteliğindeki 5 numaralı bağımsız bölüm Resmî senet: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz Takip Talebi-Ödeme Emri: 2. Derece, 90.000 TL bedel, Bila faiz Sonuç olarak; Tablodaki 1, 2, 4, 6, 8 numaralı ipoteklerin resmî senetlerinde ve takip talebi ile ödeme emirlerinde faiz oranı belirtilmemişken 3, 5, 7 numaralı ipoteklerin resmî senetlerinde ve takip talebi ile ödeme emirlerinde ise faiz oranı %10 olarak belirtilmiştir. Dolayısıyla davalı ... yönünden yapılacak temerrüt faizi hesabı Mahkememiz dosyasından alınan ilk rapordaki gibi toplam 250.000,00 TL için hesap edilecek, bakiye ipotek limitine temerrüt faizi hesaplanması gerekmeyecektir. B-) Ek Sözleşmenin 6. Maddesinin Yorumlanması 1-) 27.01.2011 tarihli ek sözleşmenin 6. maddesindeki ‘ilgili tarihe denk gelen senet tutarına karşın, aylık alım taahhüdüne gerçekleşen alımın oranlaması ile bulunacak olan ve en fazla senet tutarı kadar ‘bayi destek primi’ faturası kesecektir’ hükmünün, senet bedellerinin alınan ürün miktarı kadar karşılıksız kalacağı anlamına gelip gelmediği ... ... ile ... arasında, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” imzalanmıştır. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”nin konusu, 1 maddesine göre, ...’in bayi ... ...’e, bedeli vadeli olarak ödenmek üzere vermeyi kararlaştırdığı KDV dâhil 515.945 TL karşılığı LPG veya nakit para şeklinde borcun geri ödenmesine ilişkin şartların düzenlenmesidir. Bu “Sözleşme”de; • Bayinin, ... tarafından verilen 515.945 TL karşılığı LPG veya borcu ticari müşterilerini kredilendirmek ve satışlarını artırmak için kullanacağı (m. 2); • Bayinin geri ödeyeceği miktarın 547.865 TL olduğu ve bu miktarın geri ödenmesi için 25 Mart 2011 ila 25 Aralık 2011 ve 25 Ocak 2012 ila 25 Şubat 2012 arasındaki her ay için düzenlenen muhtelif miktarlardaki 12 senedin bayi tarafından ...’e verildiği (m. 3); • Bayinin ...’den her yıl en az 500 ton LPG’yi, mevsimlik değişikliklere göre aylık düzenli olarak satın alacağı (m. 4); • Bayinin 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” kapsamında özel vadeli olarak LPG vermesinden önce ...’e 285.000 TL ipotek verdiği ve bayi tarafından ikmal edilen diğer ... bayileri ile ortak olarak 110.0000 TL ipotek verdiği, ...’in fiyat veya tonaj artışı sebebiyle teminatın artırılması yönündeki taleplerinin hiçbir itirazda bulunmaksızın 30 gün içinde yerine getirileceği (m. 5); • 3. maddede yer alan Tablo 1’deki 12 senedin vadesinde ödeneceği; ...’in yazılı onayı doğrultusunda, bayinin, senetler için, ilgili senedin denk geldiği tarihte gerçekleşen aylık alımın yıllık alım taahhüdüne oranı doğrultusunda ve en fazla ilgili senedin miktarı kadar “bayi destek primi” faturası düzenleyeceği, ...’in yazılı onay vermemesi durumunda ise bayinin ödediği senetler için tazmin talebinde bulunmayacağı (m. 6); • ...’in bayinin aylık LPG alımı karşılığında ton başına KDV dâhil 300 TL prime karşılık LPG’yi, bayinin “aylık LPG primi” faturası kesmesi karşılığında bayiye vereceği (m. 8a); • Bu primlerin “Sözleşme”nin imza tarihinden (27.01.2011) itibaren 6 ay boyunca bayinin ... nezdindeki cari hesap borcuna mahsup edileceği, bu süre içinde mahsup edilen prim bedelinin 75.600 TL’ye ulaşmazsa mahsup işleminin bu meblağa kadar devam edeceği, bu meblağa 6 aydan önce ulaşılırsa bakiye primin LPG olarak bayiye verileceği (m. 8b); • Bayinin ...’e vermiş olduğu veya ileride vereceği banka teminat mektubu, ipotek ve sair tüm teminatların aynı zamanda “Sözleşme”nin teminatı olduğu (m. 9) ve bayinin, ...’e verdiği teminatların 3. maddede belirtilen LPG bedeli veya borcun ödenmesinden sonra çözülmesi için talepte bulunmayacağı (m. 10); • Bayinin, ...’e verdiği çekleri ve senetleri gününde ödememesi yahut doğrudan borçlanma sistemi ödemelerini gününde yapmaması hâlinde aylık KDV dâhil %3,5 vade farkı ödeyeceği (m. 11)düzenlenmiştir. ... ... ile ... arasında yapılan 04.05.2011 tarihli “Sözleşme”de ise; • 04.05.2011 tarihli “Sözleşme”nin, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”deki bayinin borcunun miktarının ve bayi tarafından verilen senetlerin değiştirilmesi amacıyla yapıldığı (m. 1); • KDV dâhil 515.945 TL’lik borcun KDV dâhil 584.431 TL olarak değiştirildiği (m. 2); • Bayinin geri ödeyeceği meblağın faizi ile birlikte KDV dâhil 616.351 TL olarak geri ödeneceği ve bu miktarın geri ödenmesi için 25 Mart 2011 ila 25 Aralık 2011 ve 25 Ocak 2012 ila 25 Şubat 2012 arasındaki her ay için düzenlenen muhtelif miktarlardaki 12 senedin bayi tarafından ...’e verildiği (m. 3); • Bayinin, ...’e verdiği çekleri ve senetleri gününde ödememesi yahut doğrudan borçlanma sistemi ödemelerini gününde yapmaması hâlinde aylık KDV dâhil %3,5 vade farkı ödeyeceği (m. 4)düzenlenmiştir. Bilirkişi kök raporumuzda belirttiğimiz üzere, 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”, akaryakıt bayilik sözleşmesi niteliğindedir (s. 5). Hem 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”nin hem de 04.05.2011 tarihli “Sözleşme”nin, 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”ne dayanan hukuki ilişki çerçevesinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu hukuki ilişkide davalılardan bayi ... ..., münferit satış sözleşmeleri ile ...’den LPG satın almakta ve bu LPG’yi de üçüncü kişilere satmaktadır. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”de de esasen ... tarafından verilen 515.945 TL karşılığı LPG’nin bedelinin 547.865 TL olarak ödeneceği düzenlenmiştir. Bu yönüyle 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”, 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” çerçevesindeki münferit satış sözleşmesi niteliğindedir. Nitekim 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” ile ...’in bayiye LPG satacağı ve bayinin de bunun karşılığında vadeli olarak satış bedelini ödeyeceği düzenlenmiştir. Bayinin bedel ödeme borcunun, 25 Mart 2011 ila 25 Aralık 2011 ve 25 Ocak 2012 ila 25 Şubat 2012 arasındaki her ay için düzenlenen muhtelif miktarlardaki 12 senedin ödenmesi yoluyla ifa edileceği kararlaştırılmıştır. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’ya göre; “Bayi 3. maddede Tablo 1’de yer alan senetleri vadesinde ...’e ödeyecek ancak ...’in vereceği yazılı onay sonrası ...’e ilgili tarihe denk gelen senet tutarına karşın, aylık alım taahhüdüne gerçekleşen alımın oranlanması ile bulunacak olan ve en fazla senet tutarı kadar ‘bayi destek primi’ faturası kesecektir. Aksi takdirde yani ...’in yazılı onay vermemesi durumunda ise Bayi, ...’e ödemiş olduğu bu senetler için ...’den tazmin talebinde bulunmayacağını beyan, kabul ve taahhüt eder.”. Bu hükmün de 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” çerçevesinde kurulan münferit satış sözleşmesindeki bir hüküm olarak ele alınması gerekir. Buna göre, bayinin ödeyeceği senetler LPG alımına ilişkin bedel ödeme borcunun ifasına yönelmekte olup 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6 faturaya ilişkin bir düzenlemedir. Faturaya ilişkin olarak, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu (“eTTK”) m. 23/f. 1’de “Ticari işletmesi icabı bir mal satmış veya imal etmiş veyahut bir iş görmüş yahut bir menfaat temin etmiş olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini istiyebilir.”; 6102 sayılı yürürlükteki Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 21/f. 1’de ise “Ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir.” düzenlemeleri yer almaktadır. Öğretide belirtildiği üzere fatura, sözleşmeden doğan borçların ifası aşamasına ilişkin olan ve edimlerin kısmen veya tamamen yerine getirildiğini yahut getirilmediğini tevsik eden belgedir (Oğuz Kürşat Ünal, Fatura ve Teyit Mektubu, 6. Bası, Ankara 2015, s. 63-64). eTTK m. 23/f. 1 ile TTK m. 21/f. 1’de belirtildiği üzere fatura düzenlenmesinin sebebi, faturayı düzenleyen tacirin mal satışı, imali, iş görmesi ve bunların karşılığında aldığı geliri takip etmesini sağlayan belgedir. Faturada, faturanın düzenlenme sebebi yani tedarik edilen malın yahut görülen işin veya sağlanan menfaatin türü, miktarı, bedeli ve tutarı yer alır (Ünal, Fatura ve Teyit Mektubu, s. 79). Somut olayda bayi ... ..., ...’in sattığı LPG’nin alıcısı olmakla birlikte, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da, bayi ... ...’in satın aldığı LPG’nin satış bedeline istinaden düzenlenen senetleri ödedikten sonra ...’e fatura düzenleyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da, bayi ... ...’in ...’e fatura düzenlemesinin şartları ve esasları düzenlenmiştir. Maddede öngörülen faturanın “bayi destek primi” olarak isimlendirileceği” belirtilmiş ve ... ...’in fatura düzenlemesinin şartı, ...’in yazılı onayı olarak kararlaştırılmıştır. Aynı maddede, ... ...’in, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 3’te yer alan Tablo 1’deki senetlerden biri için fatura düzenleyeceği ve faturanın miktarının, yıllık alım taahhüdünün, ilgili senedin ilişkin olduğu aydaki karşılığına denk gelen meblağda ve en fazla ilgili senedin tutarı kadar olacağı belirtilmiştir. Bu açıklamalar ışığında şu tespitlerin yapılması mümkündür: ... ile bayi ... ... arasındaki bayilik sözleşmesine dayanan hukuki ilişki çerçevesinde yapılan 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”ye göre, bayi ... ...’e satılacak olan 515.945 TL karşılığı LPG’nin satış bedeli 547.865 TL’dir ve satış bedeli ödeme borcu, toplam 12 senedin ödenmesi suretiyle ifa edilecektir. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da bayi ... ...’in düzenlemesi öngörülen ve “bayi destek primi” olarak isimlendirilen faturanın düzenlenmesi, satış bedelinin ödenmesi ile ilgili değil, satış bedelinin ödenmesinden sonraki aşama ile ilgilidir. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’nın “Bayi 3. maddede Tablo 1’de yer alan senetleri vadesinde ...’e ödeyecek” ifadeleri ile başlaması da bayinin bedel ödeme borcu ile bu bedel ödeme borcuna istinaden gene bayinin düzenleyeceği faturaların farklı meseleler olduğunu göstermektedir. Bu anlamda, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 3’teki tablolarda yer verilen ve daha sonra 04.05.2011 tarihli “Sözleşme” m. 3 ile yeniden düzenlenen senetlerin karşılığı, bayi ... ...’in satın aldığı LPG’nin satış bedelini ödeme borcudur. Anılan sözleşmelerde, her bir senetteki meblağa karşılık gelen LPG miktarı belirtilmemiş, bayi ... ...’in toplam borcu vadelendirmiştir. Sonuç olarak; 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6 hükmünün, “senet bedellerinin alınan ürün miktarı kadar karşılıksız kalacağı” anlamına gelmeyeceği kanaatine varılmıştır. 2-) Davalı tarafından kesilmiş olan prim faturalarının (26.09.2011 tarihli 1.624,00 TL ve 6.226,51 TL tutarındaki faturalar) davacı tarafından süresinde itiraz edilip edilmediği ve bunun hukuki sonuçları Faturaya itiraz ile ilgili olarak eTTK m. 23/f. 2’de “Bir faturayı alan kimse aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde münderecatı hakkında bir itirazda bulunmamışsa münderecatını kabul etmiş sayılır.”; TTK m. 21/f. 2’de ise; “Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır.” düzenlemeleri bulunmaktadır. Öğretide ve Yargıtay uygulamasında belirtildiği üzere fatura, düzenleyen aleyhine yazılı delil teşkil ettiği gibi, sekiz günlük süre içinde itiraz etmemesi hâlinde, adına düzenlendiği kişi aleyhine de karine doğurur [Ünal, Fatura ve Teyit Mektubu, s. 129. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu, T. 27.06.2003, E. 2001/1, K. 2003/1 (24.12.2003 tarihli ve 25326 sayılı Resmî Gazete)]. Bu durumda, faturanın içeriğinin doğru olduğu karine olarak kabul edilir ve faturayı alan kişi, fatura içeriğinin doğru olmadığını ispatla yükümlü hâle gelir. Davalı tarafından kesilmiş olan prim faturalarına davacının süresinde itiraz ettiğine dair bir delile dosya içeriğinde rastlanmamıştır. 3-) Davacının defterlerinde, ek sözleşmede geçen bonoların ‘Hibe senet virmanı’ olarak yer alıp almadığı ve bunun hukuki etkisi Ticari defterlerdeki kayıtların etkisi, ticari defterlerin delil niteliği ile ilgilidir. İspat hukukunda, bir kimsenin, kendi sözünün veya yazısının kendi lehine değil aleyhine delil olacağı prensibi mevcuttur (Süha Tanrıver, Medenî Usûl Hukuku, Cilt I, 3. Bası, Ankara 2020, s. 830; Önder Topal, Ticari Defterlerin Delil Niteliği, Ankara 2015, s. 123). Buna göre, bir kimsenin bizzat kendisinden sadır olan belgeler, o kimse lehine delil teşkil etmezler. Bu çerçevede, ticari defterler, her zaman sahibi aleyhine delil olurlar [Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 28.03.2012, E. 2011/11-862, K. 2012/251). Aynı yönde bkz. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, T. 21.04.2004, E. 2003/5074, K. 2004/2260 (Kararlar için bkz. Kazancı İçtihat Bilgi Bankası)]. Bununla birlikte, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 222/f. 2-3 hükümlerinde, bu kuralın istisnası, yani ticari defterlerin sahibi lehine delil teşkil etmesi düzenlenmiştir. HMK m. 222/f. 2-3 ışığında öğretide, ticari defterlerin sahibi lehine teşkil etmesinin şartları şu şekilde sıralanmaktadır (Topal, Ticari Defterlerin Delil Niteliği, s. 123 vd.): Her iki tarafın ticari defter tutmakla yükümlü kişilerden olması, uyuşmazlığın her iki tarafın da ticari defterlerine işlemesi gereken işten kaynaklanması, ticari defterin eksiksiz ve usulüne uygun tutulmuş olması ile açılış ve kapanış onaylarının yapılmış olması, ticari defterlerdeki kayıtların birbirini doğrulaması (her bir tarafın ticari defterlerinin, kendi içinde uyumlu olması), iddianın karşı tarafın ticari defterlerindeki kayıtlarla veya başka kesin delillerle çürütülmemiş olması. Öğretideki hâkim görüş ve Yargıtay, ticari defterlerin hem sahibi lehine hem sahibi aleyhine kesin delil niteliğinde olduğu yönündedir (Topal, Ticari Defterlerin Delil Niteliği, s. 109 vd.). Davacının ticari defterlerinin davacı lehine veya aleyhine delil teşkil etmesi, ispatın konusu teşkil eden çekişmeli maddi vakıalardır (HMK m. 187/f. 1). Bu çerçevede, “Hibe senet virmanı” meselesi Sayın Mahkemenin takdirindedir. Bu hususa ilişkin olarak dosyada mevcut, daha önce düzenlenmiş 23.05.2022 tarihli raporda, davacıya ait ticari defter kayıtları üzerinde yapılan incelemeler kapsamında davacı muavin kayıtlarında, davacının bu tutarı 26.08.2011 tarihinde (“Devir ve Temlik Mutabakatı”ndan 1 gün sonra) devir işlemleri olarak detaylı kırılımlarla kayıtlarına aldığı, davalının ileri sürdüğü gibi davacı kayıtlarında “hibe senet virmanı” olarak yer alan ve ters kayıt yapılmak suretiyle, tekrar davalıyı borçlandıran işlemlerin, ...’den devir bakiyesine etkisi olmadığı, zira bu kayıtlar sonucunda da 26.08.2011 tarihi itibarıyla davalı aleyhine ...’den devir olan borç bakiyesinin 16.721,51 TL olduğu, ... kayıtlarında yer alan devir bakiyesinden dahi 18.238,51 – 16.721,51 = 1.517,00 TL eksik kayıt yapıldığı hususlarının altı çizilmiş durumda olup, bu husus dosyaya sunulu belgeler nezdinde tarafımızca da teyit edilmiştir. C-) Sözleşmenin 6. Maddesindeki ‘...’in Yazılı Onayı’ Şartının İncelenmesi 1-) Sözleşmenin 6. maddesindeki ‘...’in vereceği yazılı onay sonrası... ‘bayi destek primi’ faturası kesecektir. Aksi takdirde yani ...’in yazılı onay vermemesi durumunda ise Bayi, ...’e ödemiş olduğu senetler için ...’den tazmin talebinde bulunmayacağını beyan ve kabul ve taahhüt etmiştir’ hükmü gereğince, davaya konu alacağın nedeni olan senetlerin, ‘bayi destek primi’ ile mahsuplaşılabilmesi için ...’in yazılı onayı gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi Yukarıda B. 1 başlığı altında da açıklandığı üzere, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da yer alan “bayi destek primi” faturalarının düzenlenmesi ile 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 3’te belirtilen senet bedellerinin ödenmesi farklı meselelerdir. ...’in yazılı onayı da bayinin, ödediği senede istinaden ...’e fatura düzenlenmesinin ön şartından ibarettir. Tarafımıza yöneltilen bu soruda mahsuptan söz açılmış ise de mahsup 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da değil, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”nin “Prim ve Ödemeler” başlıklı 8. maddesinde yer almaktadır: “a. İşbu Sözleşme'nin imza tarihinden itibaren ..., Bayi’ye aylık LPG alımı karşılığında ton başına KDV dahil 300.-TL (üçyüz Türk Lirası) primi, Bayi’nin ‘Aylık LPG primi’ faturası kesmesi karşılığında LPG olarak Bayi’ye ödeyecektir. b. 8.a maddesinde yer alan primler işbu Sözleşme'nin imza tarihinden itibaren 6 (altı) ay boyunca Bayi’nin ... nezdindeki cari hesap borcuna mahsup edilecektir. Belirtilen süre içinde mahsup edilen prim bedeli 75,600.-TL (yetmişbeşbinaltıyüz Türk Lirası)’na ulaşmazsa mahsup işlemi bu tutara ulaşılana kadar devam edecektir. Belirtilen miktara altı aydan erken ulaşılması durumunda ise bakiye prim Bayi’ye LPG olarak ödenecektir.” 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 8.a-b hükümlerine göre; bayi, aylık aldığı LPG’nin her bir tonu için KDV dâhil 300 TL’ye karşılık gelen LPG’yi bedelsiz ve prim olarak almaya hak kazanacak ve buna istinaden bayi “aylık LPG primi” faturası düzenleyecektir. Bununla birlikte bayinin ton başına hak kazanacağı bedelsiz LPG’ye karşılık gelen meblağ 75.600 TL’ye ulaşana kadar, bayiye prim olarak bedelsiz LPG verilmeyecektir. Bu düzenlemede yer alan ton başına prim olarak bedelsiz LPG verilmesi ve buna istinaden bayinin düzenleyeceği “aylık LPG primi” faturası ile 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’daki “bayi destek primi” faturaları birbirinden farklıdır. ...’in yazılı onayı şartı, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’daki “bayi destek primi” faturaları için aranacak olup 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 8.a-b hükümlerine göre bayinin ton başına hak kazanacağı bedelsiz LPG’ye istinaden düzenleyeceği “aylık LPG primi” faturaları için ...’in yazılı onayı şartı yoktur. Keza mahsup da sadece bayinin ton başına hak kazanacağı bedelsiz LPG’ye karşılık gelen meblağ için söz konusu olacaktır. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”ye istinaden bayinin vermiş olduğu senet bedellerinin mahsubuna ilişkin bir düzenleme bulunmadığı gibi bu senetlere istinaden ...’in yazılı onayı doğrultusunda düzenlenecek olan “bayi destek primi” faturalarının da 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 8.a-b hükümlerinde öngörülen mahsup ile ilgisi yoktur. 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’da düzenlenen “bayi destek primi” faturaları, zaten senetlere istinaden düzenlenebilecek olup bunların mahsubu söz konusu değildir. Sonuç olarak; 27.01.2011 tarihli “Sözleşme”ye istinaden bayinin vermiş olduğu senet bedellerinin “bayi destek primi” faturaları ile mahsubu söz konusu olmadığından “bayi destek primi” faturalarının düzenlenmesi için aranan ...’in yazılı onayı şartına da burada yer yoktur. Mahsup sadece 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 8.a-b hükümlerinde, senetlerden ve “bayi destek primi” faturalarından ayrı olarak, bayinin ton başına hak kazanacağı bedelsiz LPG’ye karşılık gelen meblağ için söz konusudur ki bu, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’daki senetlerden ve “bayi destek primi” faturalarından farklı bir meseledir. 2-) Yazılı onay verilmemiş olsa dahi, davacının faturalara itiraz etmemesi, davacının yarattığı güven ilişkisi ve inanç karşısında, bu senetlerin hak kazanılan bayi destek primi faturaları tutarınca karşılıksız/bedelsiz kalıp kalmayacağının değerlendirilmesi Faturaya itiraz ve itirazın hukuki sonuçları B. 2. numaralı başlık altında açıklanmıştır. Bir hukuki ilişki çerçevesinde düzenlenen faturalara düzenli olarak itiraz edilmemesi, faturaya konu edime kaynaklık eden sözleşmenin değişikliği anlamına gelip gelmediği bakımından değerlendirilebilir. Yukarıda B. 1 numaralı başlık altında açıklandığı üzere fatura, sözleşmeye değil sözleşmeden doğan borçların ifasına ilişkin belgedir. Faturaya itiraz edilmemesi, tek başına sözleşme değişikliği anlamına gelmemekle beraber (Ünal, Fatura ve Teyit Mektubu, s. 136), bazı Yargıtay kararlarında, faturayı alanın, faturaya itiraz etmemesi ve faturayı ticari defterlerine işlemesi hâlinde, ticari defterlerin delil teşkil etmesi (HMK m. 222) itibarıyla sözleşmenin değiştirildiği sonucuna ulaşmanın, somut olayın özellikleri çerçevesinde pekâlâ mümkün olduğu kabul edilmektedir. Örnek olarak, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun, T. 13.07.2011, E. 2011/11-314, K. 2011/525 sayılı kararına göre; “Bu haliyle, bulunması gereken zorunlu unsurları kapsayan, alan tarafın itirazına uğramayan, her iki tarafın defterine de kaydedilen faturanın tarafları bağlayacağının ve sözleşme hükümlerinin de fatura içeriğine göre değiştiğinin kabulü gerekir… O halde, mahkemece yapılacak iş; bozma ilamında ve yukarıda açıklandığı üzere taraflar arasında düzenlenen 18.10.2004 tarihli sözleşmenin, fatura içeriğinin kesinleşmesi ve faturanın taraf defterlerine kaydedilmiş olması nedenleriyle değiştiğinin kabulü ile davalı şirket tarafından düzenlenen 08.04.2005 tarihli fatura içeriğindeki gibi 3016 müşteri ve 25 Euro kişi başı ücretten hesaplama yapılarak; davacı tarafın ödediği belirlenen avanstan davalı şirketçe ödenen miktar düşülmek suretiyle sonucuna göre bir karar vermek ve varsa davacının alacağının tahsiline hükmetmek olmalıdır.” [Benzer yönde bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 24.01.2018, E. 2018/19-4, K. 2018/80 (Kararlar için bkz. Kazancı Hukuk Otomasyon)]. Tarafımıza yöneltilen bu soruda “yazılı onay verilmemiş olsa dahi, davacının faturalara itiraz etmemesi”nden söz açılmış ise de hemen yukarıdaki C. 1 başlığı altında belirtildiği üzere ...’in yazılı onayı, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6 uyarınca, bayinin ödediği senede istinaden “bayi destek primi” faturaları için aranmaktadır. Bu çerçevede bayi ... ...’in ...’in yazılı onayı olmadan düzenlediği “bayi destek primi” faturalarına ... itiraz etmeyerek faturaları ticari defterlerine işlemişse ve bu uygulama süreklilik kazanmışsa 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’daki ...’in yazılı onayı şartının değiştirildiği sonucuna varılması söz konusu olabilir. Senetlerin karşılıksız kalması hususu ise yukarıda B. 1 başlığı altında incelenmiştir. Bu hususa ilişkin olarak 11.04.2025 tarihli raporumuzda “Devir işlemlerinden sonra davacı ile davalı arasında ilki 23.09.2011 tarihinde olmak üzere ürün tedariki yönünde ticari ilişkinin devam ettiği, hemen akabinde 26.09.2011 tarihinde davalı tarafından 1.624,00 TL ve 6.226,51 TL tutarında 2 adet pirim faturasının davacıya keşide edildiği ve bu tutarların davalı alacağından mahsup ettiği, bu tarihten sonra davacı ekstresinde, ürün alım/satımına dayalı ticari ilişki devam etmesine rağmen, davalı yanca düzenlenmiş başkaca bir prim faturasının yer almadığı görülmüştür. Taraflar arasındaki ticari ilişkiyi gösteren, davacı yanca tutulmuş muavin hesap ekstresinde, davacı yanın Totale keşide ettiği senetlerin ödenmedikleri, bu nedenle ters kayıt ile tekrar davacı yana borçlandıkları anlaşılmaktadır. Tüm “ters kayıt” işlemleri ayrıştırılarak, söz konusu ekstredeki salt ürün satışı ve tahsilat kayıtlarının süzülmesi sonucunda ortaya çıkan borç/alacak bakiyesine göre davacı yanın davalı yandan 1.018,39 TL alacağının kaldığı görülmektedir.” şeklindeki tespitlere yer verilmiş olup, prim faturalarının devam eden ticari ilişki kapsamında davacı alacağından mahsup edildiği, senetlerle ilişkilendirilmediği görülmektedir. Sonuç olarak; ... ile bayi ... ... arasındaki hukuki ilişkide süreklilik arz edecek şekilde bayi ... ...’in ...’in yazılı onayı olmadan düzenlediği “bayi destek primi” faturalarına ... itiraz etmeyerek faturaları ticari defterlerine işlemişse 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” m. 6’daki ...’in yazılı onayı şartının değiştirildiği sonucuna varılması söz konusu olabilir. Bununla birlikte takdir Sayın Mahkemeye aittir. D-) Bayilik Sözleşmesi Süresi ve Güven İlişkisinin incelenmesi 1-) Ek sözleşmeye konu borcun ödenmesini teminen, davalının 3 yıl 8 ay 23 gün süreyle bayilik sözleşmesi ile bağlı tutulması ve bu süre ile davalının bayi olarak kalacağı inancının yaratılmış olup olmadığının değerlendirilmesi 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30’da sözleşmenin süresi şu şekilde düzenlenmiştir: "İşbu anlaşmanın süresi anlaşmanın imza tarihinden itibaren 3 Yıl 8 Ay 23 Gün (Üçyılsekizayyirmiüçgün) yıldır.”. Daha sonra 25.08.2011 tarihli “Devir ve Temlik Mutabakatı” ile sözleşmeyi devralan davacı ..., davalılardan bayi ... ...’e gönderdiği 24 Ekim 2011 tarihli yazısında, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun ve 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği kapsamında 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin 6 ve 30. maddelerinin yeniden düzenlemesinin zorunlu hâle geldiği ve bu kapsamda bu maddelerin değiştirilmiş şekli ile uygulanmasının devam edeceği belirtilmiştir. ...’ın gönderdiği mezkûr yazının ekinde yer alan değişiklik metinlerine göre 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30 hükmü şu şekilde değiştirilmiştir: “İşbu anlaşmanın süresi imza tarihinden itibaren 3 Yıl 8 Ay 23 Gün (Üçyılsekizayyirmiüçgün) yıldır. Anlaşmanın süresi 5 (beş) yılı aşamaz. Beşinci yıldan sonra anlaşmanın yenilenebilmesi için tarafların karşılıklı olarak iradelerini yazılı şekilde, anlaşmanın sona ereceği tarihten en az 3 (üç) ay önce beyan etmeleri gerekmektedir.”. Şu hâlde dava dışı ... ile bayi ... ... arasında kurulan ve daha sonra ...’in taraf sıfatının ... tarafından devralındığı 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin süresi, 27 Ocak 2011 tarihinden itibaren 3 yıl, 8 ay, 23 gün olup buna göre sözleşmenin süresinin 20 Ekim 2014 tarihinde biteceği öngörülmüştür. ...’ın 24 Ekim 2011 tarihli yazısının ekinde de sözleşmenin süresi değiştirilmemiş sadece sözleşmenin süresinin en fazla beş yıl olabileceği belirtilmekle yetinilerek beş yıldan sonra sözleşmenin yenilenmesine ilişkin esaslara yer verilmiştir. En başta ... ile bayi ... ... arasında kurulan 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nde sözleşmenin süresi kararlaştırılmış olduğundan bayi ... ... nezdinde yaratılan güvenden değil sözleşme ile bağlılıktan bahsedilebilir. Bu itibarla gerek ...’in gerekse bayi ... ...’in, 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30 uyarınca 3 yıl, 8 ay, 23 gün boyunca sözleşme ile bağlı kalacakları öngörülmüştür. Burada, sürekli borç ilişkilerinin sona ereceği sürenin belirlenmesinden farklı bir durum bulunmamaktadır. Bu süre dolmadan önce sözleşmenin feshi ise sözleşmenin taraflarının sözleşmenin süresi boyunca devam edeceğine yönelik inançları bakımından değil feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığına göre feshin sonuçları bakımından değerlendirilir. Sonuç olarak; 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30’da sözleşmenin süresinin kararlaştırılması, davalı bayi ... ...’in bayi olarak kalacağı inancının yaratılması değil, tarafların sözleşme ile bağlı kalacakları süreyi belirlemeleri anlamına gelir. 2-) Davacının sektörde alışılagelmiş teamülün dışına çıkarak, kesirli bir süre için bayilik sözleşmesi yapmasının, davalının borcunun ancak bu süre zarfında alabileceği/satabileceği LPG ile ödenebileceğini öngörmesi anlamına gelip gelmediğinin değerlendirilmesi Sözleşme özgürlüğü (TBK m. 26) çerçevesinde taraflar, hukuk düzeninin sınırları içinde sözleşmenin süresini serbestçe belirleyebilir. Bu hususta sektör teamülleri, tarafların bu yöndeki serbestîlerini sınırlamaz. Şu hâlde 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30’da sözleşmenin süresinin salt yıl olarak değil de yıl, ay, gün olarak belirlenmesine bir engel yoktur. Taraflarca sürenin bu şekilde belirlenmesi, çeşitli saiklerden ileri gelebilir. Bu saiklerden biri, davalı bayinin borcunu ancak bu süre zarfında alabileceği/satabileceği LPG ile ödeyebilmesi de olabilir. Belirtelim ki sürenin bu şekilde belirlenmesinin bu saikten kaynaklanıp kaynaklanmadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Ne var ki bu saiklerin somut olayda önem arz etmesi için bir sebep bulunmamaktadır. Sonuç olarak; 27.01.2011 tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 30’da sözleşmenin süresinin yıl, ay, gün olarak belirlenmesinin sebebi dosya içeriğinden anlaşılamadığı gibi olası saikin somut uyuşmazlık bakımından bir önemi de bulunmamaktadır. E-) Güven Teorisi ve Çelişkili Davranış Yasağının Uygulanabilirliği: 1-) Davalı tarafın ileri sürdüğü güven teorisi ve çelişkili davranış yasağı ilkelerinin somut uyuşmazlığa uygulanabilirliği ve bunun hukuki sonuçlarının değerlendirilmesi 2-) Davalı tarafın atıf yaptığı Yargıtay HGK 30.01.2013 tarih ve 2012/19-670 E- 2013/171 K. sayılı ilamının somut uyuşmazlığa uygulanabilirliğinin değerlendirilmesi İkinci soru birinci sorunun devamı niteliğinde olduğundan bu iki sorunun tek başlık altında cevaplandırılması uygun görülmüştür. İrade beyanlarının yorumuna ilişkin bir kavram olan güven teorisi, tarafların gerçek ortak arzularının yorum yoluyla belirlenmesinin mümkün olmadığı durumlarda farazi ortak arzuları tespit amacıyla tarafların irade beyanları yorumlanmasında gündeme gelir. Güven teorisine göre bir irade beyanının yorumu, muhatabın dürüstlük kuralına göre bildiği ve bilmesi gerekli bütün şartları değerlendirerek, o beyana verebileceği anlamın ortaya çıkarılmasıdır (Mehmet Serkan Ergüne, Vasiyetnamenin Yorumu, İstanbul, 2011, s. 10). Çelişkili davranış yasağına aykırılık (venire contra factum proprium nemini licet), kendi davranışları ile muhatap nezdinde korunmaya layık ve esaslı bir güven oluşturan kimsenin, uyandırılan güvene aykırı davranması anlamına gelir (M. Kemal Oğuzman/Nami Barlas, Medenî Hukuk Giriş Kaynaklar Temel Kavramlar, 26. Bası, İstanbul 2020, N. 889). Hak sahibinin, hukuki ilişkinin özellikleri içerisinde zamanında hakkını ileri sürmemesi ve bu durumun, muhatap nezdinde hakkın artık kullanılmayacağı yönünde haklı bir güven oluşturması durumunda, o hakkın ileri sürülmesi de çelişkili davranış yasağına aykırılık teşkil eder. Hakkın kötüye kullanılmasının yaptırımı, kötüye kullanılan hakka dayanan taleplerin ve savunmaların dikkate alınmamasıdır (Oğuzman/Barlas, Medenî Hukuk Giriş Kaynaklar Temel Kavramlar, N. 897). Davalılardan ... ... ile ... vekilinin 05.05.2025 tarihli dilekçesinde atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun T. 16.01.2013, E. 2012/19-670, K. 2013/171 sayılı kararı (davalının anılan dilekçesine ve mahkemece tarafımıza yöneltilen soruda kararın tarihi 30.01.2013 olarak belirtilmiş ise de Kazancı İçtihat Bilgi Bankasından eriştiğimiz bu kararın tarihinin 16.01.2013 olduğu görülmektedir), bayilik sözleşmesinde bayilik veren lehine öngörülen ceza koşulunun şartları gerçekleşmesine (talep edilebilecek olmasına) rağmen dokuz yıl boyunca istenmemesinin bayi nezdinde ceza koşulunun istenmeyeceği yönünde haklı güvene yol açması ve bayilik sözleşmesinin bayi tarafından feshi üzerine geçmişe dönük ceza koşulu talebinin ileri sürmesinin çelişkili davranış yasağına aykırı düşmesi hakkındadır (Kararın detaylı incelemesi için bkz. Pınar Çağlayan Aksoy, “Asgari Alım Taahhüdü İçeren Bayilik Sözleşmelerinde Cezai Şart-Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 16.01.2013 Tarihli Kararı Üzerine Düşünceler”, ... Barolar Birliği Dergisi, Sayı 131, 2017, s. 261 vd.). Somut olayda ise böyle bir durum söz konusu değildir. Davalılardan ... ... ile ... vekilinin 05.05.2025 tarihli dilekçesinde anılan karar ve güven teorisi ile çelişkili davranış yasağı, 27.01.2011 imza tarihli “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin süresinin imza tarihinden itibaren 3 yıl, 8 ay, 23 gün olarak belirlenmesi suretiyle davalı ... ...’in bu süre boyunca bayi olarak kalacağı inancının yaratılması bağlamında ileri sürülmüştür. Ne var ki hemen yukarıda D. 1 başlığı altında da belirtildiği üzere, “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin süresi dolmadan önce sözleşmenin feshi, çelişkili davranış yasağına aykırılık bakımından değil feshin haklı sebebe dayanıp dayanmadığına göre feshin sonuçları bakımından değerlendirilmelidir. Sonuç olarak; “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin süresi dolmadan önce sözleşmenin feshi, güven teorisi yahut çelişkili davranış yasağı ile değil sürekli borç ilişkilerinin feshinin sonuçları ile ilgili bir meseledir. F-) Feshin Haklılığı ve Sözleşme Şartlarının Değiştirilmesi İddialarının İncelenmesi 1-) Feshin haklı olup olmadığı, haksız olmasının takibe konu alacakların doğumuna ve muacceliyetine bir etkisinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin bayinin bedel ödeme borcu ve bedel ödeme borcunu yerine getirmemesi sebebiyle feshine ilişkin olarak, 19.b maddesinde şu düzenleme yer almaktadır: “BAYİ, işbu anlaşma uyarınca satın aldığı ürün bedellerini ve sair hukuki ilişkilerinden doğmuş veya doğacak borçlarını ...’in belirlediği şekilde, sözleşme, fatura, senet veya çeklerde gösterilen vadelerinde ve aksatmaksızın ödeyecektir. Ödememe, eksik veya geç ödeme hallerinde ... işbu sözleşmeyi feshedip etmemekte serbesttir.”. Dosya içeriğinde davacı ...’ın iki ayrı ihtarnamesi bulunmaktadır: • ...’ın, .... Noterliğinden ... ...’e gönderdiği ve “muhatabın oluşan borcunu ödemesi talebidir” konulu 14 Mayıs 2012 tarihli ihtarnamede; bu uyarı tarihi itibarıyla muhatabın vadesi gelen ancak ödenmeyen faiz hariç toplam 457.841,39 TL borcunun bulunduğu, uyarının tebliğinden itibaren 10 gün içinde bu borcun faizi ile ödenmesini talep ettiklerini aksi hâlde ...’ın bayilik sözleşmesinden doğan bütün haklarını kullanacağını ve borcun, ceza koşulunun ve tazminatların ödenmesi için teminatların paraya çevrileceği bildirilmiştir. • ...’ın, .... Noterliğinden ... ..., ... ve ...’ya gönderdiği 9 Ekim 2012 tarihli ve “Borcun ödenmesi aksi takdirde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi yapılacağı” konulu ihtarnamede; ... ...’in sözleşmeden doğan 146.149,39 TL cari hesap borcu, 193.486 TL protestolu senet borcu, 118.206 TL karşılıksız çek borcu ve 89.078,40 TL vade farkı+16.034,11 TL vade farkı KDV’si olmak üzere toplam 562.953,90 TL cari hesap borcunu ödemeyerek temerrüde düştüğü ve sözleşmeyi açıkça ihlal ettiği belirterek, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde bu borcun ödenmesini talep ettiklerini aksi hâlde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine başlanacağını bildirilmiştir. Bilirkişi kök raporumuzun 13 ila 14. sayfalarında, ...’ın (...’den devralınan alacaklarla birlikte) toplam 457.841,39 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. Bu alacağın kaynağının, ... ile bayi ... ... arasındaki bayilik ilişkisi kapsamında, bayinin ...’den ürün almasına yönelik münferit satış sözleşmeleri olduğu anlaşılmaktadır. “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 19.b hükmünde ihtarsız temerrüt için "sözleşme, fatura, senet veya çeklerde gösterilen vadeler”e atıf yapılmıştır. Maddede atıf yapılan belgelerde (fatura, senet veya çek) yer alan tarihler, bu belgelerin tevsik ettiği alacaklar bakımından; yahut ..., ödeme zamanını belirleme yetkisini muacceliyet ihbarı ile kullanmışsa bildirilen günü geçen tarih borçlu temerrüdünün tarihidir (TBK m. 117/f. 2). Bunun yanı sıra, ...’ın .... Noterliğinden gönderdiği 14 Mayıs 2012 tarihli ihtarname 457.841,39 TL bakımından, 9 Ekim 2012 tarihli ihtarname de 562.953,90 TL bakımından TBK m. 117/f. 1 anlamında borçluyu temerrüde düşürmeye yönelik ihtar niteliğindedir. Dosya kapsamında ...’ın, “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”ni feshettiğine yönelik beyan bulunmamaktadır. Ne var ki huzurdaki dava, davacı ...’ın davalılardan ... ...’den olan alacağına ilişkin bulunduğundan, “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin sona erme biçimi önem arz etmemektedir. Çünkü huzurdaki davada “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin haksız feshine bağlı tazminat talebi bulunmamaktadır. Bu anlamda “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin feshi üzerind bayi ... ... lehine tazminat alacağı doğsa dahi huzurdaki davada buna ilişkin alacak talebi ileri sürülmediğinden bayi ... ...’in bayilik ilişkisi çerçevesindeki münferit satış sözleşmelerinden doğan bedel ödeme borçlarını ödeme yükümlülüğü aynı şekilde devam etmektedir. Sonuç olarak; Dosya kapsamında “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin feshine yönelik beyan bulunmamaktadır. “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin feshinin haklı olup olmaması, feshin sonuçları bakımından önem arz eder. Buna karşılık somut olayda feshin sonuçları uyuşmazlık konusu olmadığından, dava konusu alacaklar bakımından feshin haklı olup olmadığı önem arz etmemektedir. 2-) Davacının peşin ödeme ve ...’den ürün alınması zorunluluğu getirmesinin sözleşme şartlarının sonradan güçleştirilmesi ve aylık alım taahhüdünün sağlanmasının engellenmesi niteliğinde olup olmadığının irdelenmesi Davalılardan bayi ... ...’in ...’a hitaben kaleme aldığı 25.04.2012 tarihli yazıda, ana bölge depo bayisi olduğunu ve kendisine bağlı 47 bayi bulunduğunu, ...’ın, ...’daki dolum tesisinden LPG vermediğini ve ...’deki dolum tesisine yönlendirdiğini, perakende satış fiyatı üzerinden gaz verdiğini ve ... ... arasındaki nakliyeyi kendisine yüklediğini belirtmiştir. Huzurdaki dilekçelerinde de davalı ... ... vekili, bu hususu ileri sürmüştür. “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nde, 27.01.2011 tarihli “Sözleşme” ve 04.05.2011 tarihli “Sözleşme”de bu hususa (bayinin LPG’yi nereden alacağı) ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla sözleşme değişikliğinden bahsedilmesi mümkün gözükmemektedir. Bayinin LPG’yi nereden alacağı, bayilik verenin münferit satış sözleşmelerinden doğan borcunun ifası aşaması ile ilgilidir. Davalılardan bayi ... ...’in anılan iddiaları bakımından ispat yükü Türk Medenî Kanunu m. 6 ve HMK m. 190/f. 1 uyarınca bu iddiaları ileri süren davalı ... ...’e aittir. Davalı ... ...’in bu iddialarının ispatlanması, davacı ...’ın borca aykırılığı olarak değerlendirilebilir ise de huzurdaki davada, davacının borca aykırılığı yahut sözleşmenin feshi uyuşmazlık konusu değildir. Peşin ödeme talebi ile ilgili olarak şu açıklamalar yapılabilir. “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 19.b hükmünde şu düzenleme yer almaktadır: “BAYİ, işbu anlaşma uyarınca satın aldığı ürün bedellerini ve sair hukuki ilişkilerinden doğmuş veya doğacak borçlarını ...’in belirlediği şekilde, sözleşme, fatura, senet veya çeklerde gösterilen vadelerinde ve aksatmaksızın ödeyecektir.”. Hükümde, ödeme biçimi bakımından ...’in ödeme yöntemini zamanını belirleme yetkisine atıf yapılmıştır. Hiç kuşkusuz bu yetkinin dürüstlük kuralına uygun kullanılması gerekir. Yukarıda da belirtildiği üzere, peşin ödemenin dayatılması iddiasını ispat yükü bunu ileri süren ... ... üzerindedir. ... ...’in bu iddialarının ispatlanması, davacı ...’ın borca aykırılığı olarak değerlendirilebilir ise de huzurdaki davada, davacının borca aykırılığı yahut sözleşmenin feshi uyuşmazlık konusu değildir. Sonuç olarak; Soruda belirtilen iddiaları ispat yükü bunu ileri süren davalı ... ... üzerindedir. Taraflar arasındaki sözleşmelerde bayinin LPG’yi alacağı yer kararlaştırılmış olmadığından sözleşme değişikliğinden söz açılması mümkün gözükmemektedir. Ödeme biçimi bakımından “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi” m. 19.b hükmünde ...’e ödeme biçimini belirleme yetkisi tanınmıştır. Soruda belirlenen iddiaların ispatlandığı sonucuna varılırsa bu durum ...’ın borca aykırılığı olarak değerlendirilebilir. 3-) TBK 123. maddeye göre uygun bir süre verilmesi gerekip gerekmediğinin ve temerrüt ihtarının TTK’da öngörülen şekil şartlarına uygun olarak yapılıp yapılmadığının değerlendirilmesi TBK m. 123 hükmü (eBK m. 106), karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde alacaklının, borçlu temerrüdünden doğan TBK m. 125’teki (eBK m. 108) seçimlik haklarını kullanmasının ek süre (mehil) verme şartını düzenlenmektedir. Tacirler arasında temerrüt ihtarı için, eTTK m. 20/f. 3 ve TTK m. 18/f. 3 hükümlerinde şekil şartı öngörülmüştür. Bu şekil şartının ispat şekli mi yoksa geçerlilik şekli mi olduğu öğretide tartışmalıdır. Yukarıda F. 1 başlığı altında belirtildiği üzere somut olayda, bayilik ilişkisine vücut veren sözleşmenin (ve bu arada “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin) feshine yönelik bir beyan dosya içeriğinde bulunmadığı gibi feshinden kaynaklanan bir uyuşmazlık bulunmadığından bu hususun değerlendirilmesine gerek olmadığı kanaatine varılmıştır. Sonuç olarak; Somut olayda “Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi”nin feshine yönelik beyan bulunmadığından ve feshin sonuçları uyuşmazlık konusu olmadığından, soruda yöneltilen hususlarda inceleme yapılmamıştır." şeklinde belirtilmiştir. Dava; taraflar arasında yapılan bayilik sözleşmesi uyarınca ödenmeyen borçlar nedeniyle yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir. Yasal dayanakları ortaya konularak yapılan bu açıklamalardan sonra somut olaya gelindiğinde, Dava, taraflar arasındaki bayilik sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davalılar vekili, yetki itirazında bulunmuş ise de; dava dışı ... ... ... A.Ş. ile davalı ... ... arasında akdedilen 27.01.2011 tarihli Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin yetki şartını düzenleyen hükmünde İstanbul Mahkemeleri ve İcra Dairelerinin yetkili kılındığı görülmüştür. Davacı ... A.Ş., 25.08.2011 tarihli Devir ve Temlik Mutabakatı ile anılan sözleşmenin tarafı haline gelmiş olup sözleşmedeki yetki şartı davacıyı da bağlamaktadır. Öte yandan, asıl borçlu ... ... ile ipotek veren üçüncü kişiler ... ve müteveffa ... arasında ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte mecburi takip arkadaşlığı bulunduğundan, takibin ve buna bağlı itirazın iptali davasının birlikte görülmesi zorunludur. Bu nedenle davalıların yetki itirazının reddine karar verilmiştir. Dosya kapsamındaki sözleşme ve ekleri incelendiğinde, dava dışı ... ... ... A.Ş. ile davalı ... ... arasında kurulan hukuki ilişkinin akaryakıt bayilik sözleşmesi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu sözleşme, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu mevzuatı çerçevesinde dağıtıcı ile bayi arasında akdedilen ve tarafları bağlayan geçerli bir sözleşmedir. Davacı ... A.Ş. ile dava dışı ... ... ... A.Ş. arasında imzalanan 25.08.2011 tarihli Devir ve Temlik Mutabakatı'nın ikinci paragrafında, 26 Ağustos 2011 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere ...'in bayilik sözleşmelerini tüm hak ve yükümlülükleriyle birlikte ...'a devir ve temlik ettiği düzenlenmiştir. Bu işlem, Türk Borçlar Kanunu'nun 205. maddesi anlamında sözleşmenin devri niteliğindedir. Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin 3.a maddesinin son cümlesinde ...'e, bayinin izni olmaksızın sözleşmeyi üçüncü kişilere devir ve temlik yetkisi tanınmış olup davalı ... ... bu hükümle sözleşmenin devrine önceden muvafakat etmiştir. Sözleşmenin devrinde taraf sıfatına bağlı tüm haklar, borçlar ve teminatlar kural olarak devralana geçeceğinden, TBK m. 189/f. 1 hükmü kıyasen uygulanarak ... lehine tesis edilen ipotekler de bağlı hak olarak davacı ...'a intikal etmiştir. Davalılar vekilinin, ipoteğin devrinin tapu sicil müdürlüğü huzurunda yapılmadığı yönündeki itirazına gelince; dosya kapsamındaki ipotek temlik senetleri incelendiğinde, ... lehine tesis edilen ipoteklerin 20.09.2012 tarihli resmi senetlerle ... adına usulüne uygun şekilde temlik edildiği ve tapu siciline tescil edildiği görülmektedir. Bu itibarla davacının alacaklı sıfatı ve ipoteklerin temliki hususunda herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Türk Medeni Kanunu'nun 864. maddesi uyarınca taşınmaz rehinleriyle güvence altına alınmış alacaklar için, rehin hakkı devam ettiği sürece zamanaşımı işlemez. Bu nedenle davalıların zamanaşımına ilişkin herhangi bir itirazı da yerinde değildir. Dosya kapsamındaki ipotek resmi senetleri ve temlik senetleri incelendiğinde, takibe konu ipoteklerin aşağıdaki şekilde tesis edildiği tespit edilmiştir: Müteveffa ...'ya ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 202 Ada, 28 Parselde kayıtlı taşınmaz üzerinde 1. derecede, 60.000 TL bedelli ve faizsiz ipotek tesis edilmiştir. Davalı ...'e ait ... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi adresinde bulunan ve tapuda 250 Ada, 6 Parselde kayıtlı taşınmazların muhtelif bağımsız bölümleri üzerinde ise şu ipotekler tesis edilmiştir: 1 numaralı bağımsız bölüm üzerinde 5. derecede 45.000 TL bedelli ve faizsiz ipotek; 2 numaralı bağımsız bölüm üzerinde 1. derecede 100.000 TL bedelli ve aylık %10 faizli ipotek ile 2. derecede 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipotek; 3 numaralı bağımsız bölüm üzerinde 1. derecede 100.000 TL bedelli ve aylık %10 faizli ipotek ile 2. derecede 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipotek; 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde 1. derecede 50.000 TL bedelli ve aylık %10 faizli ipotek ile 2. derecede 90.000 TL bedelli ve faizsiz ipotek. Buna göre davalı ...'e ait taşınmazlar üzerindeki ipoteklerin toplamı 45.000 + 100.000 + 90.000 + 100.000 + 90.000 + 50.000 + 90.000 = 565.000 TL'dir. Bu ipoteklerden aylık %10 faiz kararlaştırılanların toplamı ise 100.000 + 100.000 + 50.000 = 250.000 TL'dir. Müteveffa ...'ya ait taşınmaz üzerindeki 60.000 TL bedelli ipotek ile birlikte asıl borçlu ... ...'in sorumlu olduğu toplam ipotek limiti 625.000 TL'dir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/844 Esas, 2023/7426 Karar sayılı bozma ilamında, 02.11.2020 tarihli bilirkişi raporunda "... döneminde yeni borç oluşmadığı" şeklinde görüş bildirildiği, 23.05.2022 tarihli bilirkişi raporunda ise "takibe konu alacağın devir tarihinden sonra taraflar arasında gerçekleşen ticari ilişkiden kaynaklı alacaklar ile ödenmemiş senetlerden oluştuğu" şeklinde farklı görüş bildirildiği belirtilerek raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesi istenmiştir. Bozma sonrası alınan 11.04.2025 tarihli bilirkişi kök raporu ve 17.09.2025 tarihli ek raporda bu çelişki giderilmiştir. Bilirkişi heyeti, her iki önceki raporun da kısmen doğru tespitler içerdiğini, takibe konu borcun bir kısmının devir öncesinde davalıların ... ile yapmış oldukları bayilik sözleşmesi kapsamında keşide ettikleri ancak karşılıksız kalan senetlerin mahsuplaşılması sonucunda oluşan 16.721,51 TL bakiye ile bu senetlerden devir tarihi itibarıyla henüz vadesi gelmemiş olmakla birlikte vadesinde ödenmemiş olmaları nedeniyle devir sonrasında muaccel hale gelen borçlardan kaynaklandığını tespit etmiştir. Açık cari hesapta ödemelerin mahsubunda Türk Borçlar Kanunu'nun 102. maddesi uyarınca ödemenin hangi borca ilişkin olduğuna dair gerek dava dışı ... gerekse davacı ... kayıtlarında kanunen geçerli açıklamaların yapıldığı ve bu durumun ticari defterlerde açıkça belli olduğu müşahede edilmiştir. Davalılar vekilinin "devir sonrasında alınan her ürünün bedeli ödenmiştir, çünkü davacı bedel yatmadan ürün vermemektedir" şeklindeki savunması irdelendiğinde; bilirkişi heyetince yapılan cari hesap çalışmasından davacının sadece ürün satımı ve tahsilat yönündeki ticari ilişkiden 1.018,39 TL alacaklı olduğu, diğer alacak tutarlarının ise ... döneminden gelen geçmiş dönem borçları ile vadesi gelmemiş senetlerin vadelerinde ödenmemiş olmalarından kaynaklanan muaccel borçlar olduğu anlaşılmıştır. Bu tespit, davalının savunmasının özünü doğrulamakla birlikte, devir öncesi dönemden intikal eden ve muaccel hale gelen borçların varlığını ortadan kaldırmamaktadır. Davalılar vekilinin, defter incelemesinin 26.08.2011 devir tarihinden değil 27.01.2011 sözleşme tarihinden itibaren yapılması gerektiği yönündeki itirazına gelince; bilirkişi heyetince hem dava dışı ...'in hem de davacı ...'ın ticari defterleri incelenmiş, 27.01.2011 tarihli bayilik sözleşmesi tarihi itibarıyla ...'in davalılardan 289.200,78 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş ve devir tarihi itibarıyla hangi alacakların davacıya intikal ettiği detaylı şekilde açıklanmıştır. Bu nedenle defter incelemesinin yetersiz olduğuna ilişkin itiraz yerinde görülmemiştir. Bilirkişi heyetince yapılan inceleme sonucunda, 26.08.2011 devir tarihi itibarıyla davacıya intikal eden alacak kalemleri şu şekilde tespit edilmiştir: Cari hesap bakiyesinden ödenmemiş senetlerin ters kayıt ile kapatılarak cari hesaba tekrar borç verilmesi neticesinde oluşan 146.149,39 TL, ödenmemiş 2 adet senet (25.01.2012 vadeli 125.000 TL ve 68.486 TL bedelli bonolar) karşılığı 193.486,00 TL ve ödenmemiş 4 adet çek (29.08.2011 tarihli 28.389 TL, 05.09.2011 tarihli 32.231 TL, 09.09.2011 tarihli 29.598 TL ve 23.09.2011 tarihli 27.988 TL bedelli çekler) karşılığı 118.206,00 TL olmak üzere işlemiş faiz ve vade farkı hariç toplam 457.841,39 TL. Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin 19.b maddesinde "BAYİ, işbu anlaşma uyarınca satın aldığı ürün bedellerini ve sair hukuki ilişkilerinden doğmuş veya doğacak borçlarını ...'in belirlediği şekilde, sözleşme, fatura, senet veya çeklerde gösterilen vadelerinde ve aksatmaksızın ödeyecektir" hükmü yer almaktadır. Bu hükme göre senet ve çeklerde gösterilen vadeler itibarıyla borçlu ihtar gerekmeksizin temerrüde düşmektedir. Davalılar vekili, 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde takip talebinde 1. derece, 100.000 TL bedelli ipotek gösterildiğini, oysa resmi senette 50.000 TL bedelli ipotek bulunduğunu, takipte dayanılmayan bu ipoteğin itirazın iptali davasında delil olarak kullanılamayacağını, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.05.2006 tarihli 2006/19-260 Esas, 2006/251 Karar ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 08.05.2017 tarihli 2016/337 Esas, 2017/1959 Karar sayılı ilamlarına atıfla bu hususu ileri sürmüştür. Bu itiraz kısmen yerinde görülmüştür. İtirazın iptali davası, İcra ve İflas Kanunu'nun 67. maddesi uyarınca takiple sıkı sıkıya bağlı bir eda davası olup takip talepnamesinde dayanılan borç ve borcun sebebiyle bağlılık esastır. Ancak bu ilke, takipte yanlış gösterilen bir hususun mahkemece düzeltilmesine engel teşkil etmez. Somut olayda 5 numaralı bağımsız bölüm üzerinde resmi senette 1. derecede 50.000 TL ve 2. derecede 90.000 TL olmak üzere toplam 140.000 TL ipotek tesis edilmiştir. Takip talebinde 1. derecede 100.000 TL gösterilmiş olması maddi hatadan kaynaklanmakta olup bu hata, davalı ...'in toplam ipotek limiti olan 565.000 TL'yi etkilememektedir. Davacının takipte talep ettiği toplam alacak miktarı ipotek limitleri dahilinde kaldığından, ipotek derecesinin düzeltilmesi yeterli görülmüş, itirazın bu kısmı kabul edilerek 1 numaralı bağımsız bölümdeki 45.000 TL'lik ipoteğin 1. dereceden yazılmış ise de 5. dereceden ve serbest dereceden faydalanacak şekilde düzeltilmesine karar verilmiştir. Davalılar vekili, 27.01.2011 tarihli sözleşmenin 6. maddesindeki düzenleme uyarınca ...'in bayiye aslında hibe olarak LPG verdiğini, bayi destek primi faturaları ile senet bedellerinin karşılıksız kalacağını ileri sürmüştür. Bu savunma yerinde görülmemiştir. Bilirkişi heyetince yapılan değerlendirmede, 27.01.2011 tarihli sözleşmeye göre bayi ... ...'e satılacak 515.945 TL karşılığı LPG'nin satış bedelinin 547.865 TL olduğu ve bu bedelin 12 adet senedin ödenmesi suretiyle ifa edileceğinin kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen "bayi destek primi" faturası, satış bedelinin ödenmesiyle ilgili değil, satış bedelinin ödenmesinden sonraki aşamayla ilgili bir düzenlemedir. Maddenin "Bayi 3. maddede Tablo 1'de yer alan senetleri vadesinde ...'e ödeyecek" ifadeleriyle başlaması, bayinin bedel ödeme borcu ile fatura düzenleme meselesinin birbirinden farklı hukuki işlemler olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle sözleşmenin 6. maddesinin "senet bedellerinin alınan ürün miktarı kadar karşılıksız kalacağı" anlamına gelmediği sonucuna varılmıştır. Davalılar vekilinin, sözleşmelerin yorumunda lafzi ifadeden ziyade tarafların gerçek iradelerinin esas alınması gerektiği yönündeki itirazına gelince; TBK m. 19/f. 1 uyarınca bir sözleşmenin yorumunda tarafların gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Ancak somut olayda sözleşmenin 6. maddesi açık ve anlaşılır olup farklı bir yoruma ihtiyaç bulunmamaktadır. Sözleşmede bayinin önce senetleri ödeyeceği, ardından ...'in yazılı onayıyla bayi destek primi faturası düzenleyebileceği açıkça düzenlenmiştir. Bu düzenleme, hibe iradesini değil, ödeme sonrası prim hak edişini göstermektedir. Davalılar vekili, müvekkilinin bayi destek primi ve sözleşmenin 8. maddesinde düzenlenen ton başına 300 TL prim alacağı bulunduğunu, bu alacağın davacının alacağından takas veya mahsup edilmesi gerektiğini savunmuştur. Bu savunma da yerinde görülmemiştir. Bilirkişi heyetince yapılan incelemede, sözleşmenin 6. maddesindeki "bayi destek primi" faturaları ile sözleşmenin 8. maddesindeki "aylık LPG primi" faturalarının birbirinden farklı düzenlemeler olduğu tespit edilmiştir. Sözleşmenin 8.a-b maddelerine göre bayinin ton başına hak kazanacağı bedelsiz LPG'ye karşılık gelen meblağ 75.600 TL'ye ulaşana kadar bayiye prim olarak bedelsiz LPG verilmeyecek, bu meblağ bayinin ... nezdindeki cari hesap borcuna mahsup edilecektir. Sözleşmenin imza tarihi olan 27.01.2011 tarihinden devir tarihine kadar geçen yaklaşık 7 aylık sürede ve aylık en az 500 ton alım taahhüdü ile ton başına 300 TL prim hesaplandığında (7 ay x ortalama aylık alım x 300 TL) 75.600 TL sınırına ulaşıldığı kabul edilse dahi, bu primlerin sözleşme hükmü gereği cari hesap borcuna mahsup edildiği ve davalı tarafça bu mahsubun yapılmadığına veya hatalı yapıldığına dair yazılı delil sunulamadığı anlaşılmıştır. Öte yandan, 27.01.2011 tarihli sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenen "bayi destek primi" faturalarının düzenlenmesi için ...'in yazılı onayı şart koşulmuştur. Dosya kapsamında ... veya davacı ... tarafından bu yönde yazılı onay verildiğine dair herhangi bir belge bulunmamaktadır. Davalı tarafın düzenlediği 26.09.2011 tarihli 1.624,00 TL ve 6.226,51 TL tutarındaki prim faturalarına davacının süresinde itiraz ettiğine dair delil bulunmamakta ise de; bu iki faturanın devam eden ticari ilişki kapsamında davacı alacağından mahsup edildiği, senetlerle ilişkilendirilmediği ve bu tarihten sonra davalı tarafça başkaca prim faturası düzenlenmediği bilirkişi raporuyla tespit edilmiştir. İki adet faturaya itiraz edilmemiş olması, tek başına sözleşmedeki yazılı onay şartının değiştirildiği sonucunu doğurmaya yeterli değildir; zira bu uygulamanın süreklilik kazandığı ispat edilememiştir. Davalılar vekili, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.01.2013 tarihli, 2012/19-670 Esas, 2013/171 Karar sayılı ilamına atıfla güven teorisi ve çelişkili davranış yasağı ilkelerinin somut uyuşmazlığa uygulanması gerektiğini, müvekkilinin sözleşme süresince bayi olarak kalacağı ve ...'dan LPG alabileceği inancının yaratıldığını ileri sürmüştür. Bu savunma da yerinde görülmemiştir. Davalı vekilinin atıf yaptığı Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı, bayilik sözleşmesinde bayilik veren lehine öngörülen ceza koşulunun şartları gerçekleşmesine rağmen dokuz yıl boyunca istenmemesinin bayi nezdinde ceza koşulunun istenmeyeceği yönünde haklı güvene yol açması ve sözleşmenin bayi tarafından feshi üzerine geçmişe dönük ceza koşulu talebinin çelişkili davranış yasağına aykırı düşmesi hakkındadır. Somut olayda ise böyle bir durum söz konusu değildir; davacının talep ettiği alacak ceza koşulu olmayıp bayilik ilişkisi çerçevesindeki münferit satış sözleşmelerinden doğan bedel alacağıdır. Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin 30. maddesinde sözleşme süresinin kararlaştırılması, davalı bayinin bayi olarak kalacağı inancının yaratılması anlamına gelmeyip tarafların sözleşmeyle bağlı kalacakları süreyi belirlemeleri anlamına gelmektedir. Sözleşme süresinin yıl, ay, gün olarak belirlenmesinin de somut uyuşmazlık bakımından bir önemi bulunmamaktadır. Davalılar vekili, sözleşmenin haksız feshedildiğini, temerrüt ihtarının Türk Ticaret Kanunu'nda öngörülen şekil şartlarına uyulmadan yapıldığını ve Türk Borçlar Kanunu'nun 123. maddesi uyarınca uygun süre verilmeden sözleşmenin feshedildiğini ileri sürmüştür. Bu savunmalar da yerinde görülmemiştir. Dosya kapsamında davacı ...'ın Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'ni feshettiğine yönelik bir beyan bulunmamaktadır. Huzurdaki dava, davacının davalılardan olan alacağına ilişkin olup Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin haksız feshine bağlı tazminat talebi içermemektedir. Bu nedenle sözleşmenin feshinin haklı olup olmadığı, TBK m. 123 uyarınca uygun süre verilip verilmediği ve temerrüt ihtarının şekli hususları somut uyuşmazlık bakımından önem arz etmemektedir. Bayilik ilişkisi çerçevesindeki münferit satış sözleşmelerinden doğan bedel ödeme borçları için Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin 19.b maddesi uyarınca fatura, senet veya çeklerde gösterilen vadeler itibarıyla ihtarsız temerrüt söz konusudur. Kaldı ki davacı ...'ın .... Noterliği aracılığıyla gönderdiği 14.05.2012 ve 09.10.2012 tarihli ihtarnameler, TBK m. 117/f. 1 anlamında borçluyu temerrüde düşürmeye elverişli niteliktedir. Bayilik Anlaşması ve Genel Şartnamesi'nin 11. maddesinde ve 27.01.2011 tarihli Sözleşme'nin 11. maddesinde, bayinin çek ve senetleri gününde ödememesi halinde aylık KDV dahil %3,5 vade farkı ödeyeceği kararlaştırılmıştır. Davacının 09.10.2012 tarihli ihtarnamesinde belirtildiği üzere, vadesinde ödenmeyen çek ve senet bedelleri için sözleşme hükmü uyarınca hesaplanan vade farkı 89.078,40 TL ve bu vade farkının KDV'si 16.034,11 TL olmak üzere toplam 105.112,51 TL'dir. Vade farkı, sözleşmede kararlaştırılmış olup asıl alacak niteliğindedir. Buna göre asıl alacak tutarı 457.841,39 + 89.078,40 + 16.034,11 = 562.953,90 TL'dir. Bilirkişi raporlarında yapılan küçük düzeltmeler sonucunda asıl alacak 562.899,89 TL olarak belirlenmiştir. Söz konusu netice rakam hem ilk bozmadan sonra alınan heyet raporunda hem son raporlarda miktar itibariyle uyuşmaktadır. Dolayısıyla asıl alacağa dahil olan %3,5 vade farkı ve kdv hesabı yerindedir. Davacı ...'ın .... Noterliği aracılığıyla gönderdiği 09.10.2012 tarihli ihtarnamede, ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde borcun ödenmesi talep edilmiştir. Dosya kapsamından bu ihtarnamenin davalı ... ...'e 16.10.2012 tarihinde; ...'e 23.10.2012 tarihinde tebliğ edildiği anlaşılmaktadır. Buna göre 7 günlük sürenin sona erdiği ... yönünden 23.10.2012; ... yönünden 31.10.2012 tarihi itibarıyla TBK m. 117/f. 1 anlamında temerrüt oluşmuştur. Takip tarihi 11.12.2012 olup temerrüt tarihinden takip tarihine kadar ... yönünden 49; ... yönünden 41 günlük süre için işlemiş faiz hesaplanmıştır. Davacı tarafından başlatılan icra takibinde 562.953,00 TL asıl alacak ve 88.196,11 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 651.150,01 TL talep edilmiştir. Yapılan yargılama sonucunda asıl alacak 562.899,89 TL olarak belirlenmiştir. Bu bedele yönelik faiz hesabı resen; 562.899,89TL asıl alacakX49 gün gecikmeX%6'dan yıllık %72 tem. faizi/36500 hesabıyla asıl borçlu ... ... yönünden işlemiş faiz 54.408,51 TL olarak hesaplandığında toplam sorumluluk miktarı 617.308,40 TL olarak belirlenmiştir. ... yönünden ise aynı miktarda asıl alacak sorumluluğu bulunsa da faiz kaydı bulunan ipotek limitleri toplamı 250.000,00 TL ile sınırlı olmak üzere, 41 günlük gecikme, yıllık %120 faiz oranı ve 36500 böleni ile işlemiş faizin 33.698,63 TL olarak hesap edilmesi gerekmektedir. Ancak bu kişi yönünden ipotek üst limiti 565.000,00 TL ile sınırlı olduğundan bu miktarı aşmayacak şekilde 562.899,89 TL asıl alacaktan geriye kalan 2.100,11 TL işlemiş faize hükmedilmesi gerekmiştir. Buna göre asıl borçlu ... ...'in borcu takip tarihine kadar 562.899,89 TL asıl alacak ve 54.408,51 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 617.308,40 TL'dir. Davalı ... ise 565.000 TL ipotek limiti ile sınırlı olarak 562.899,89 TL asıl alacak ve 2.100,11 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 565.000 TL'den sorumludur. Takipte borçlu ... ... yönünden talep edilen 651.150,01 TL ile kabul edilen 617.308,40 TL arasındaki 33.841,61 TL'lik fark hem 625.000,00 TL'lik üst limitin aşılması hem de işlemiş faiz hesabında yapılan düzeltmeden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İcra takibinde düzenlenen ödeme emrinde işleyecek faiz oranı belirtilmemiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 150/ı maddesi uyarınca ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla takipte ödeme emri, ipotek akit tablosundaki kayıt ve şartlara uygun olmalıdır. İtirazın iptali davasında mahkeme, takip talebindeki kayıt ve şartlarla bağlıdır. Ödeme emrinde işleyecek faiz oranı talep edilmediğinden bu hususta ayrıca hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi uyarınca, itirazın iptali davasında borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmesi halinde borçlu, takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edilir. Somut olayda alacak, taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinden kaynaklanmakta olup bilirkişi incelemesiyle miktarı kesin olarak belirlenebilir niteliktedir. Davalıların itirazlarının büyük ölçüde haksız olduğu anlaşıldığından, kabul edilen alacak miktarı üzerinden %20 oranında icra inkâr tazminatına hükmedilmesi gerekmiştir. Davalılar vekilinin, alacağın likit olmadığı ve icra inkâr tazminatına hükmedilemeyeceği yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. Alacağın likit olması, alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması veya belirlenebilir olması anlamına gelir. Alacağın miktarının belirlenebilmesi için tarafların mutabakatına veya mahkeme ya da bilirkişi hesabına ihtiyaç bulunması alacağın likit olmadığını göstermez. Yargıtay'ın yerleşik içtihadına göre, alacağın varlığı ve miktarı yargılamayı gerektirse de sözleşmeden kaynaklanan ve ticari defterlere göre hesaplanabilen alacaklar likit kabul edilmektedir. Somut olayda alacak, ticari defter kayıtları, sözleşme hükümleri ve ipotek senetleri uyarınca hesaplanabilir nitelikte olup likittir. ... ... bakımından kabul edilen 617.308,40 TL üzerinden hesaplanan %20 icra inkâr tazminatı 123.461,68 TL'dir. Davalı ... ise ipotek limiti olan 565.000 TL ile sınırlı sorumlu olduğundan, bu miktar üzerinden hesaplanan 113.000 TL icra inkâr tazminatından sorumludur. Dava dilekçesinde davalı olarak gösterilen ..., icra takibine itiraz etmemiştir. İtiraz etmeyen borçlu hakkında itirazın iptali davası açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. ...'nın yargılama sırasında vefat etmesi üzerine mirasçıları ... davaya dahil edilmiş ise de; müteveffa ... takibe itiraz etmediğinden bu davalılar yönünden de hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. Tüm bu nedenlerle sonuçta aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda gerekçesi ve ayrıntısı açıklanan nedenlerle; 1-Davalılar ... ve ...'nın .... İcra Dairesinin 2012/... sayılı takip dosyasındaki itirazların iptali talebinin KISMEN KABULÜYLE; a-Yetkiye itirazın iptaline b-Davalılar ... ... ve ...'in itirazlarının kısmen iptaline; ... ... bakımından ipotekler limiti 625.000-TL ile sınırlı olarak, davalı ...'in de 565.000-TL ipotek limiti ile sınırlı olarak, Asıl borçlu ... ...'in borcu takip tarihine kadar 562.899,89-TL asıl alacak, 54.408,51-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 617.308,40-TL Davalı ... yönünden 562.899,89 TL asıl alacak, 2.100,11 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 565.000,00 TL için takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarla devamına, Fazlaya ilişkin istemin reddine;
- 250 Ada, 6 Parsel Kat 4 ; 1 Nolu Bağ. Böl. 45.000TL'lik ipotek için 1. dereceden yazılmış ise de 5. dereceden ve serbest dereceden faydalanacak şekilde iptaline, Ödeme emrinde işleyecek faiz oranı bulunmadığından bu hususta karar kurulmasına yer olmadığına, -Bunların dışında takibin ödeme emrindeki kayıt ve şartlarda devamına, c-Her iki davalıların sorumlulukları kapsamında %20 oranda hesaplanan 123.461,68-TL(Davalı ... 113.000-TL ile sorumlu olmak kaydıyla)icra inkar tazminatının davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine, 2- Davalı ... takibe itiraz etmemiş olmakla hukuki yarar yokluğu nedeniyle davanın reddine, 3-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 42.168,33-TL ilam harcından peşin alınan 7.864,35-TL'nin mahsubu ile bakiye 34.303,98-TL ilam harcının davalılardan ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, (davalılardan ... yönünden 31.395,00-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) (bozma öncesi tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla) 4-Davacı tarafından yatırılan 7.864,35-TL peşin harç ve 24,30-TL başvuru harcı olmak üzere toplam 7.888,65-TL'nin davalılardan ... ve ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine, (davalılardan ... yönünden 7.219,69-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 5-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 98.596,26-TL vekalet ücretinin davalılardan ... ve ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine, (davalılardan ... yönünden 90.400,00-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 6-Davalılar ... ve ... kendilerini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. Göre reddedilen miktar üzerinden hesaplanan 33.841,61-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile iş bu davalılar tarafına verilmesine, 7-Davacı tarafından yapılan 92.861,00-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 88.034,82-TL'nin davalılardan ... ve ...'dan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, (davalılardan ... yönünden 80.569,46-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 8-Davalılardan ... tarafından yapılan 402,50-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 20,92-TL'nin davacıdan tahsili ile iş bu davalıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davalı üzerinde bırakılmasına, 9-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu kabil olmak üzere oy birliği ile karar verildi.27/11/2025
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır