İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2023/823 E. 2024/287 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2023/823
- Karar No
- 2024/287
- Karar Tarihi
T.C. İZMİR 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2023/823 KARAR NO : 2024/287 DAVA : İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) DAVA TARİHİ : 30/10/2023 KARAR TARİHİ : 28/05/2024 Mahkememizde görülmekte olan İtirazın İptali (Haksız Eylemden Kaynaklanan Zarar Nedeniyle) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 24.10.2020 tarihinde davalı şirketin maliki olduğu ... plakalı aracın, dava dışı ...n sevk ve idaresinde bulunduğu sırada, müvekkiline ait... plakalı araca çarptığını ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, kazanın oluşumunda davalı araç sürücüsü...in sebep olduğu ve müvekkilinin hiçbir kusuru bulunmadığını, müvekkili şirketin, finansal kiralama işi ile uğraştığını, meydana gelen kaza sebebiyle müvekkilinin ticari kazanç kaybı bulunduğunu, müvekkilinin uğramış olduğu kazanç kaybında, davalı şirketin ruhsat sahibi olması sebebiyle sorumlu olduğunu, müvekkili şirkete ait ... plakalı araçta, kaza neticesinde meydana gelen hasar sonucu kazanç kaybı meydana geldiğini, müvekkili şirketin, işbu aracın kiralamasından gelir ettiğini, günlük kira bedelinin KDV hariç 900,00-TL olduğunu, kaza nedeni ile aracın kiralama işlemlerinin 1 gün süre ile yapılamadığından müvekkil şirketin 1.072,26-TL kazanç kaybına uğradığını, davalı borçlunun kazanın oluşunda asli ve tam kusurlu olduğundan kazanç kaybı bedelinden sorumlu olduğunu, alacağın tahsili için İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyası ile takip açıldığını, davalının itirazı sonucu takibin durdurulduğunu, arabulucuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığını beyan etmekle, davanın kabulü ile davalı borçlunun İzmir ... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasına yapmış oltuğu itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Usulüne uygun davetiye tebliğine rağmen davalı tarafça cevap dilekçesi sunulmadığı anlaşılmıştır. DELİLLER : 1-İzmir Arabuluculuk Bürosunun ... Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, 2-Tarafların iddia ve savunmaları, 3-İzmir ...İcra Dairesinin...Esas sayılı dosyası, 4-Taraflara ait ticaret sicil kayıtları, 6-Davacı şirkete ait vergi sicil kayıtları, 7-Davaya konu trafik kazasına karışan ...lakalı araçlara ait trafik tescil ve ruhsat belgeleri, 8-Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde... plakalı araca ait olarak bulunan tramer kayıtları, 9-Bilirkişi heyetinin 14/03/2024 havale tarihli raporları, 10-Davalı vekilinin 01/04/2024 havale tarihli beyan dilekçesi ve ekinde yer alan Araç Kiralama Çerçeve Sözleşmesi, Araç Teslim Ve Onay Formu, faturalar, 11-Sair deliller. DAVA KONUSU : Açılan dava, 24/10/2020 tarihinde gerçekleşen maddi hasarlı trafik kazası sonucunda davacı ... Kiralama Anonim Şirketine ait ... plakalı araçta oluşan hasarın tamiratı süresince ... plakalı aracın kullanım dışı kalması sebebiyle oluşan kazanç kaybı bedelinin tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından süresinde yapılan itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirkete tahsili ile davacı şirkete verilmesi ilişkindir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 67. maddesinde İcra Takibine İtirazın İptali; ''Takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./11.md.) yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir. İtiraz eden veli, vasi veya mirasçı ise, borçlu hakkında tazminat hükmolunması kötü niyetin sübutuna bağlıdır. Birinci fıkrada yazılı itirazın iptali süresini geçiren alacaklının umumi hükümler dairesinde alacağını dava etmek hakkı saklıdır. Bu Kanunda öngörülen icra inkar tazminatı, kötü niyet tazminatı ve benzeri tazminatların tespitinde, takip talebi veya davadaki talep esas alınır.'' şeklinde düzenlenmiştir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 67. maddesi uyarınca itirazın iptali davası; alacaklının, icra takibine karşı borçlunun yaptığı itirazın iptali ile İcra ve İflas Kanunu'nun 66. maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçladığı bir eda davası olup, itirazın tebliğinden itibaren bir yıllık süresinde açılan davada borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması hâlinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkâr tazminatına da hükmedilebilir (Kuru, B.: İcra ve İflâs Hukuku, 2006, s. 219, 223). İtirazın iptali davası, müddeabihi takip konusu yapılmış ve borçlunun itiraz etmiş olduğu alacak olan, bir eda davasıdır. Mahkemenin davanın reddi ya da kabulü yönünde verdiği karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil edeceğinden; davanın reddi halinde alacaklı, borçluya karşı aynı alacaktan dolayı yeni bir alacak davası açamayacağı gibi, davanın kabulü halinde borçlu da, alacaklıya karşı bir menfi tespit veya istirdat davası açamayacaktır. Bu nedenledir ki, mahkeme itirazın iptali davasında tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceleyerek, borcun varlığını ve miktarını araştırmak zorundadır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir (İİK. m.67/1). Alacaklı, alacağının varlığını Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre caiz olan her türlü delil ile ispat edebilir. Dava, özünde tahsil istemini de barındırmakla, burada borçlunun takip sonrası yaptığı ödeme iddialarının da nazara alınması zorunludur. Borçlu, ödeme emrine itiraz ederken bildirmiş olup olmamasına bakılmaksızın, bütün itiraz sebeplerini ileri sürebileceğinden; mahkemenin, borcun sonradan ödendiği itirazını araştırarak, ödemenin takip konusu alacakla ilgili olduğunu belirlemesi halinde, alacaklının dava tarihi itibariyle talep edebileceği alacak miktarı üzerinden hüküm kurması gerektiğinde duraksama bulunmamaktadır. Hemen belirtilmelidir ki, alacak miktarının, takip ya da dava tarihindeki koşullara göre belirlenmesinin, itirazın iptali davasında hükmolunan miktar üzerinden tahsiline karar verilebilecek bir tazminat türü olan ve bağımsız bir dava konusu yapılamayan icra inkar tazminatının miktarına da etkili olacağı açıktır. Yargıtay Daireleri ile Hukuk Genel Kurulunun kararlılık kazanmış uygulamasına göre; itirazın iptali davalarında 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkâr tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış bir icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde ödeme emrine itiraz etmesi, alacaklının bir yıl içinde itirazın iptali davasını açması ve davasında haklı çıkarak icra inkâr tazminatı talep etmiş olması gereklidir. Burada, borçlu itirazının kötü niyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurlarının bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut ise, ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Nitekim aynı ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 06.02.2020 tarihli ve 2017/3-957 E., 2020/99 K. sayılı kararında da vurgulanmıştır. İzmir ... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde, alacaklının... Kiralama Anonim Şirketi, borçluların ... Ticaret Hizmet ve Teknoloji Anonim Şirketi olduğu, davacı alacaklı vekilinin davalı borçlular aleyhine 1.072,26-TL alacak bedeli üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği görülmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219. maddesinde; ''Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar. Elektronik belgeler ise belgenin çıktısı alınarak ve talep edildiğinde incelemeye elverişli şekilde elektronik ortama kaydedilerek mahkemeye ibraz edilir. Ticari defterler gibi devamlı kullanılan belgelerin sadece ilgili kısımlarının onaylı örnekleri mahkemeye ibraz edilebilir.'' hükmü bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 220. maddesinde ise; ''İbrazı istenen belgenin, ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu ve bu isteğin kanuna uygun olduğuna mahkemece kanaat getirildiği ve karşı taraf da bu belgenin elinde olduğunu ikrar ettiği veya ileri sürülen talep üzerine sükut ettiği yahut belgenin var olduğu resmî bir kayıtla anlaşıldığı veya başka bir belgede ikrar olunduğu takdirde, mahkeme bu belgenin ibrazı için kesin bir süre verir. Mahkemece, ibrazı istenen belgenin elinde bulunduğunu inkâr eden tarafa, böyle bir belgenin elinde bulunmadığına, özenle aradığı hâlde bulamadığına ve nerede olduğunu da bilmediğine ilişkin yemin teklif edilir. Belgeyi ibraz etmesine karar verilen taraf, kendisine verilen sürede belgeyi ibraz etmez ve aynı sürede, delilleriyle birlikte ibraz etmemesi hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkâr eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse, mahkeme, duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir.'' hükmü düzenlenmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 222. maddesinde de; ''Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. İkinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. Taraflardan biri tacir olmasa dahi, tacir olan diğer tarafın ticari defterlerindeki kayıtları kabul edeceğini belirtir; ancak, karşı taraf defterlerini ibrazdan kaçınırsa, ibrazı talep eden taraf iddiasını ispat etmiş sayılır.'' hükmüne yer verilmiştir. Mahkememizin 18/01/2024 tarihli duruşmanın 5 numaralı ara kararında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 219/2. ve 222/1. maddelerinde tarafların delil olarak dayandığı ticari defter ve kayıtları ibraz ile yükümlü olduğu hüküm altına alındığından, davacı vekiline bilirkişi incelemesine esas olmak üzere davacı şirkete ait ticari defter ve belgeleri mahkememize sunmak veya ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri mahkememize bildirmek üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 220/1. fıkrası uyarınca iki haftalık kesin süre verilmesine karar verilmiş olup, davacı vekili davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin bulunduğu yeri verilen kesin süre içerisinde mahkememize bildirmiştir. Gerekli bilgi ve belgelerin temini akabinde davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin incelenmesi amacıyla dosyanın bir trafik alanında uzman, bir otomotiv alanında uzman ve bir Serbest Muhasebeci Mali Müşavir bilirkişiden oluşan heyete tevdi ile dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, 24/10/2020 tarihli trafik kazası tespit tutanağı, dava dilekçesine ekli bulunan fotoğraflar, İzmir ... İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası, dava konusu trafik kazasına karışan ... plakalı araçlara ait 24/10/2020 tarihi ve mevcut durum itibariyle tescil kayıtları, dava konusu aracın faaliyet bilgileri, davacı şirkete ait ticari defter ve belgeler ile sair deliller göz önünde bulundurularak, ... plakalı araç sürücüsü ile ... plakalı araç sürücüsünün 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun hangi maddelerini ihlal etmek suretiyle 24/10/2020 tarihli trafik kazasına sebebiyet verdikleri hususu ile trafik kazası sonucunda ... plakalı araçta meydana gelen hasarın miktar ve mahiyetinin ne olduğu ile aracın makul tamirat süresinin ne kadar olduğu, İzmir ve İstanbul ili itibarıyla Araç Kiralama işi ile iştigal eden gerçek veya tüzel kişiler nezdinde serbest piyasa araştırması yapılarak ve yapılacak araştırmalara raporda somut bir şekilde yer verilmek suretiyle, davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin açılış ve kapanış onaylarının usulüne uygun şekilde yaptırılıp yaptırılmadıkları, davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerin sahibi lehine delil vasfı taşıyıp taşımadıklarının tespiti akabinde ticari defter ve kayıtların delil vasfı bulunması durumunda davacı şirkete ait ticari defter ve belgelerde yer alan kayıtlar da gözetilerek, dava konusu aracın çalışamamasından kaynaklı olarak davacı şirketin mahrum kaldığı kar bedeli bulunup bulunmadığı, var ise mahrum kalınan kar bedelinin belirlenerek, davacı şirketin mahrum kaldığı kar sebebiyle davalı şirketten alacağı var ise miktarı, icra takibinde işletilen faiz miktar ve oranının usulüne uygun şekilde işletilip işletilmediği hususlarının belirlenerek rapor düzenlenmesi istenilmiş olup, bilirkişi heyeti 14/03/2024 havale tarihli raporlarında sonuç olarak; ...plakalı aracın sürücüsü ...'in %100 oranında kusurlu,... plakalı aracın sürücüsü ...'ın atfı kabil herhangi bir kusurunun bulunmadığı, ... plakalı aracın hasarının, sağ arka çamurluğa çarpılması şeklinde olduğu ve sökülüp takılması ve boyanması şeklinde hasar onarımın 1 günde yapılabileceği, davacının talebinin de 1 günlük araç mahrumiyeti şeklinde olduğu, 1 günlük tamir süresi uygun bulunduğu, İzmir ... İcra Dairesi ... Esas sayılı dosyası ile 1.050,00-TL asıl alacağına istinaden dava tarihine kadar 90,36-TL faiz talep edebileceğini mütalaa etmişlerdir. Davalı vekili tarafından sunulan 01/04/2024 havale tarihli dilekçede yer alan beyanlar ile dilekçe ekinde sunulan Araç Kiralama Çerçeve Sözleşmesi, Araç Teslim Ve Onay Formu, faturalar dikkate alındığında, kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu olan sürücünün sevk ve idaresindeki aracın davalı şirket tarafından uzun dönem kiralama sözleşmesi ile dava dışı ...Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketine kiralandığı görülmektedir. Keza Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 20/05/2014 tarih ve 2013/8710 Esas 2014/7895 Karar sayılı ilamında aynen; ''.....mahkemece, yukarıda açıklandığı üzere trafik kaydına göre malik olmayan kişi ya da hükmi şahsiyetlerin gerçekte aracın işleteni olduğu hususunda ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu hususu da göz önünde bulundurularak, davacı yanın bu yöndeki delillerinin tartışılması, buna göre davalı şirket ile anılan dava dışı şirket arasında uzun süreli ve 3.kişileri bağlayacak güçte bir kira sözleşmesinin bulunup bulunmadığı, aracın fiilen teslim edilip edilmediği ekonomik yararlanmanın kime ait olduğu, kira sözleşmesi ve kira bedelinin maliye ve vergi dairelerine bildirilip bildirilmediği gerektiğinde işleten ve kiracının ticari defter ve kayıtlar üzerinde bilirkişi marifetiyle inceleme yaptırılmak suretiyle kira sözleşmesinin fatura, ruhsat ve cari hesap hareketleri gibi yan delillerle desteklenip desteklenmediği, sonuç olarak yukarıda açıklanan ilkeler ışığında davalının işletenlik sıfatının, dolayısıyla pasif husumet ehliyetinin varlığı hususları tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken.....'' ibareleri ile araştırma yapılması gerekliliğine dikkat çekilmiştir. Sıfat, dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu hâlde, taraf sıfatı (dava konusu sübjektif hakka ilişkindir. Dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilen (nitelendirilen) kişiler, şeklen (biçimsel açıdan) o davanın taraflarıdır. Ancak mahkemenin taraflar arasında dava konusu hakkın esası hakkında bir karar verebilmesi için, bu kişilerin o davada gerçekten davacı ve davalı sıfatına sahip olmaları gerekir. Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan reddedilir. Hemen belirtmek gerekir ki usul kanununda “husumet” olarak ifade edilen bir terim de bulunmamaktadır. Bir subjektif hakkı dava etme yetkisi (dava hakkı) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bu nedenle, o hakka ilişkin bir davada davacı olma sıfatı da o hakkın sahibine aittir. Meselâ, bir alacak davasında davacı olma sıfatı o alacağın alacaklısına aittir. Alacak davası, o alacağın alacaklısından başka bir (üçüncü) kişi tarafından açılırsa, dava, davacı sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir (Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, 22. Baskı, Ankara 2011, s. 234; Yılmaz, Ejder; Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, Ankara 2012, s. 530). Bir subjektif hak kendisinden davalı olarak istenebilecek olan kişi, o hakka uymakla yükümlü (borçlu) olan kişidir (davalı sıfatı). Örneğin bir alacak davasında davalı olma sıfatı o alacağın borçlusuna aittir. Alacak davası, o alacağın borçlusundan başka bir (üçüncü) kişiye karşı açılırsa davalının davalı (borçlu) sıfatına sahip olmadığından (sıfat yokluğundan) dolayı reddedilir. Yukarıdaki açıklamalardan anlaşılacağı üzere, bir subjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (subjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat yokluğunu kendiliğinden (resen) gözetmesi gerekir. Çünkü sıfat yokluğu, bir defi değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (resen) gözetir. Az yukarıda değinildiği gibi taraf sıfatı, usul hukukuna değil maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (defi değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hâllerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (resen) gözetilir (Kuru/Arslan/Yılmaz, s. 234- 237). 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine göre, trafik kaydı "işleteni" kesin olarak gösteren bir karine değilse de onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıt niteliğindedir. Ancak, trafik kaydına rağmen işletenliğin 3.kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur. Aynı yasanın 3. maddesinde "işleten araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracı uzun süreli kiralama, ariyet veya rehin gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak, ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır." şeklinde tanımlanmıştır. Aynı kanunun 85. maddesinde ise, "Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyip zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen bilet ile işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi,doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir. Bu yasal düzenleme karşısında, kazaya karışan araçların meydana getirdiği zararlardan araç sahiplerinin hukuken sorumlu olacağı ilkesi benimsenmiş ise de, araçların malikleri tarafından herhangi bir sebeple yararlanılması için bir başka kimseye devir edilmesi halinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerindeki fiili hakimiyeti kalmaması ve bu sebeple ekonomik yönden de bir yararlanma olanağının kalktığı durumlarda, o aracı kaza sırasında fiili hakimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kimsenin işleten sıfatıyla meydana gelen zarardan sorumlu tutulması gerekir. Bunun sonucu olarak da, araç maliki sorumlu tutulmamalıdır. Gerek doktrinde gerekse Yargıtay'ın uygulamalarında, kiracının işleten sıfatının belirlenmesinde, kira sözleşmesinin uzun süreli olması araç üzerinde fiili hakimiyet ve ekonomik yararlanma unsurlarının birlikte bulunması gerekmektedir. Açıklanan gerekçeler dahilinde yapılan değerlendirme neticesinde, davalı şirket ile dava dışı ... Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi arasındaki kiralama sözleşmesinin 02/03/2022 tarihinde imzalandığı, sözleşme süresinin 8 ay olarak belirlendiği, bahsi geçen sürenin uzun bir süre olduğu ve araç maliki olan davalının araç üzerindeki fiili hakimiyetini sözleşme süresince ortadan kaldırdığı, araç teslim formu ve davacı şirket tarafından sözleşme tahtında dava dışı kiracı şirket adına düzenlenen faturalar da gözetildiğinde kiralama ilişkisinin mevcut olduğu, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebileceği, bu sebeple dava konusu talep açısından davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı kanaatine varılmış ve bu doğrultuda hüküm kurma yoluna gidilmiştir. Tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, İzmir Arabuluculuk Bürosunun...Arabuluculuk numaralı Arabuluculuk Son Anlaşamama Tutanağı, İzmir ... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyası, taraflara ait ticaret sicil kayıtları, davacı şirkete ait vergi sicil kayıtları, davaya konu trafik kazasına karışan ... plakalı araçlara ait trafik tescil ve ruhsat belgeleri, Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi nezdinde ... plakalı araca ait olarak bulunan tramer kayıtları, bilirkişi heyetinin 14/03/2024 havale tarihli raporları, davalı vekilinin 01/04/2024 havale tarihli beyan dilekçesi ve ekinde yer alan Araç Kiralama Çerçeve Sözleşmesi, Araç Teslim Ve Onay Formu, faturalar ile sair deliller birlikte değerlendirildiğinde; davaya konu uyuşmazlığın 24/10/2020 tarihinde gerçekleşen maddi hasarlı trafik kazası sonucunda davacı ... Kiralama Anonim Şirketine ait ... plakalı araçta oluşan hasarın tamiratı süresince... plakalı aracın kullanım dışı kalması sebebiyle oluşan kazanç kaybı bedelinin tahsili amacıyla davalı şirket aleyhine başlatılan icra takibine davalı şirket tarafından süresinde yapılan itirazın iptali ve asıl alacak miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatının davalı şirkete tahsili ile davacı şirkete verilmesi ilişkin olduğu, İzmir... İcra Dairesinin... Esas sayılı dosyasında davacı alacaklı vekilinin davalı borçlular aleyhine 1.072,26-TL alacak bedeli üzerinden icra takibi başlattığı, davalı tarafın süresinde yapmış olduğu itirazı üzerine icra takibinin durdurulmasına karar verildiği, kazanın meydana gelmesinde ...plakalı aracın sürücüsü ...'in asli ve tam kusurlu olduğu,... plakalı aracın sürücüsü ...'ın atfı kabil herhangi bir kusurunun bulunmadığı, ...ın hasarının sağ arka çamurluğa çarpılması şeklinde olduğu ve sökülüp takılması ve boyanması şeklinde hasar onarımın 1 günde yapılabileceği, davacının talebinin de 1 günlük araç mahrumiyeti şeklinde olduğu, 1 günlük tamir süresi uygun bulunduğu, aracın muadilinin günlük 1.050,00-TL karşılığında temin edilebileceği, kazanın meydana gelmesinde asli ve tam kusurlu olan sürücünün sevk ve idaresindeki aracın davalı şirket tarafından uzun dönem kiralama sözleşmesi ile dava dışı ...Acentası Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketine kiralandığı, davalı şirket ile dava dışı... Acentası Tekstil Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi arasındaki kiralama sözleşmesinin 02/03/2022 tarihinde imzalandığı, sözleşme süresinin 8 ay olarak belirlendiği, bahsi geçen sürenin uzun bir süre olduğu ve araç maliki olan davalının araç üzerindeki fiili hakimiyetini sözleşme süresince ortadan kaldırdığı, araç teslim formu ve davacı şirket tarafından sözleşme tahtında dava dışı kiracı şirket adına düzenlenen faturalar da gözetildiğinde kiralama ilişkisinin mevcut olduğu, üçüncü kişilere karşı ileri sürülebileceği, bu sebeple dava konusu talep açısından davalının pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı, anlaşılmakla, açılan davanın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğu sebebiyle REDDİNE, 2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince karar tarihi itibariyle alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından, davanın açılışı sırasında peşin olarak yatırılan 269,85-TL harcın mahsubu ile bakiye 157,75-TL karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 3-Yargılama giderlerinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına, 4-Davalının kendisini vekille temsil ettirdiği göz önünde bulundurularak karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri uyarınca 1.072,46-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A (14) maddesi gereğince ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanan 3.120,00-TL zorunlu arabuluculuk yargılama giderinin davacıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 6-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 333.maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının talep halinde ve karar kesinleştiğinde davacı tarafa iadesine, Dair, taraf vekillerinin yokluklarında, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 345. maddesi gereğince gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık kesin süre içerisinde mahkememize veya mahkememize gönderilmek üzere bulunulan yer ya da başka bir yer Asliye Ticaret Mahkemesine verilecek bir dilekçe ile başvurmak ve istinaf harç ve masraflarını karşılamak koşulu ile İzmir Bölge Adliye Mahkemesine istinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 28/05/2024 Katip ... e-imza
Hakim ... e-imza