İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2022/575 E. 2026/185 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2022/575
Karar No
2026/185
Karar Tarihi

T.C. İstanbul Anadolu 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/575 Esas KARAR NO: 2026/185 DAVA: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ: 15/08/2022 KARAR TARİHİ: 25/02/2026

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda,

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilleri aleyhine davalı tarafından ---- Esas sayılı icra dosyaları ile takip yapıldığını, aslında müvekkillerin hiçbir şekilde davalıya borcu olmadığını, ---------sayılı şikayet dosyasında da bahsettikleri üzere ne müvekkili şirketin ne de ---- davalı ile arasında hiçbir zaman herhangi bir ticaret olayı yaşanmadığını, ---- davalıdan aldığı borçlar karşısında zaman zaman kendi adına şüpheliye bono verdiğini, ancak hiçbir zaman yöneticisi olduğu şirket adına senet imzalamadığını, şahsi borçlandığı senetleri de ödedikten sonra geri aldığını ve borçlandığı zaman yeni bono verdiğini, aslında ---- şüpheli arasında da hiçbir zaman ticaret ilişkisi olmadığını, davalı,------ nakit ihtiyacını gidermek için sürekli olarak daha fazla meblağlı bono imzalatmak sureti ile zor durumundan yararlanarak tefecilik yapmakta olduğunu, bu yüzden de aslında aldığı borç binlerce defa ödenmiş olmasına rağmen sırf tefecilik yüzünden müvekkilinin borcu hiç bitmemiş katlanarak arttığını, Tefecilik suçunun cezasının "Kazanç elde etmek amacıyla başkasına ödünç para veren kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır ------ şeklinde olduğunu, hatta davalının, müvekkili --- tehdit ederek annesi ------- daire ve 3 adet dükkan ile ----dönümlük arazinin----ellerinden aldığını, bu konuda --------- verdiği ifade önemli olduğunu, söz konusu taşınmazların bir kısmı davalı, bir kısmı da davalının eşi üzerine devredildiğini, bunların dışında müvekkili ... sadece kendi ile ilgili bono imzalamış olup hiçbir zaman bu işlere -----dahil etmediğini, buna özellikle dikkat ettiğini, tehditler yüzünden de şimdiye kadar şüpheliyi şikayet edemediğini, ancak ----- tarafından gönderilen protestolar ve-------- sayılı icra takipleri kendisine tebliğ olunduğunda olayın vehametini gördüğünü, zira sözkonusu icra takiplerinde ---- borçlu gösterildiğini, kaldı ki icra takibine konu bonoların tanzim tarihinde ----- Sayılı dosyası gereği kayyum tarafından idare edilmekte olup müvekkili ...'nun tanzim tarihi itibari ile ---- adına bono imzalama yetkisi bulunmadığını, aynı zamanda bonolarda---- adına basılan kaşe, ----- kaşesi olmadığını, -------- adına kullanılan kaşe yaklaşık 27 yıldır aynı kaşe olup buna ilişkin örnekler şikayet dosyasına sunulduğunu, Kanun maddesinde suçun cezasının, hapis cezası ile adli para cezasının birlikte uygulanması suretiyle düzenlendiğini, yani, fail hem hapis cezasına hem de işlenen suçun vehametinin derecesine göre miktarı belirlenmek üzere adli para cezasına mahkum edileceğini, Kambiyo senedi düzenleme yetkisi olmayan kişi ya da kişilerce haksız kazanç elde etmek amacıyla sahte ya da banka tarafından hazırlanmış kambiyo sendi bilgileri kullanılmak suretiyle oluşturulan bonoların sahte olduğunu, sahte bono kullanarak piyasadaki kişileri mağdur edenler ----- göre aynı zamanda dolandırıcılık suçunu da işlemiş olacaklarını, dolandırıcılık suçunun sahte kambiyo senedi düzenlenerek işlenmesi halinde ------- suçları olmak üzere iki suç oluşmakta olduğunu, Yargıtay kararlarında da genel olarak, ”kambiyo senedi esasında özel bir belge olduğunu, ancak kanun koyucu ticarî hayatta büyük yer tutan ve ciro ile veya buna bile gerek görülmeksizin tedavül eden çekleri ve diğer kambiyo senetlerini daha ciddî bir şekilde korumak istediğini ve bunlarda sahtecilik yapılması halinde, resmî belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını kabul ederek, kambiyo senetlerine farklı bir yer verildiğini, dolandırıcılık suçunun sahte bono tanzim edip kullanılması suretiyle işlenmesi halinde --- suçun nitelikli bir hal aldığını ve faile daha ağır bir ceza verilerek bu durumlarda resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin hükümlerin uygulanmasını kabul ettiğini, ------. maddesinde “resmi belgede sahtecilik” suçunun " (1) Bir resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde olduğunu, somut olayda şüpheli tarafından gerçeğe aykırı olarak keşide edilen ve icraya konulan söz konusu kambiyo senedinin düzenlenmesi ile TCK Md. 204’te belirtilen suçun unsurlarının oluştuğunu, şüpheli tarafından sahte olarak düzenlenen ve muhatap bankaya ibrazı gerçekleşen bonolar dolayısıyla unsurları oluşan resmi belgede sahtecilik suçu ile birlikte nitelikli dolandırıcılık suçu da oluştuğunu, nitekim sahte kambiyo senedi kullanarak piyasadaki kişileri mağdur edenler ------------ göre aynı zamanda dolandırıcılık suçunu da işlemiş olduklarını, dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olması gerektiğini, kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanması gerektiğini, somut olayda şüpheli tarafından gerçeğe aykırı olarak düzenlenen kambiyo senedi ile şüphelinin kendisine fayda sağlamak amacıyla hileli davranışlarda bulunmakta olduğunu, bu durumda şüphelinin dolandırıcılık suçuna sebebiyet verdiğinin açık olduğunu, ancak bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçu, --------maddesinde düzenlendiğini, maddenin gerekçesinde de; "Dolandırıcılık suçunun, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle işlenmesi de, birinci fıkranın (f) bendinde bu suçun bir nitelikli unsuru olarak kabul edilmiştir. Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının, özellikle bu kurum ve kuruluşları temsil edenlerin, kurum ve kuruluşları adına hareket eden kişilerin, başkalarını kolaylıkla aldatabilmeleri bir güven kurumu olan bu kuruma güvenin sarsılması bu kurumların araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçunu, nitelikli hâl saydığını, şu halde TCK’nin 158.maddesinde düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun maddi ve manevi unsurları oluştuğundan, şüpheli nitelikli dolandırıcılık suçunun faili olduğunu, sahtelik iddiasının imza inkarı dışında bir nedene dayanması durumunda İcra ve İflas Kanunu`nda özel bir düzenleme bulunmadığından burada 6100 sayılı HMK.nun 209. maddesinin uygulanması gerektiğini ve bu maddenin amir hükmü gereğince icra takibi olduğu yerde durduğunu, davalı tarafın tüm bu eylemleri planlı ve programlı bir şekilde yaparak müvekkilleri aleyhine hareket ederek müvekkillerinin zararına sebebiyet verdiğini, arkasında gerçek bir borç olmayan bonoları icraya koyarak müvekkillerinin ellerinde ne var ne yoksa almayı hedeflediklerini tüm bu nedenlerle davalının -------- Sayılı icra dosyaları ile koyduğu icra takipleri nedeni ile müvekkillerinin borçlu olmadıklarının tespitine ve icra takiplerinin iptaline,takip konusu bedelin yüzde 20'sinden az olmayan bir tazminata hükmedilmesine, yargılama süresince HMK 209.m. Gereğince icra takiplerinin teminatsız durdurulmasına, yargılama masrafları ile ücreti vekaletin karşı taraftan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Kambiyo senedinin sebepten mücerretlik ilkesi uyarınca alacağın var olduğu karine olarak kabul edildiğinden davacı-borçlular takibe konulan bonoların geçerli bir nedene dayanmadığını ve bonoların tefecilik nedeniyle verildiğini senede karşı senetle ispat kuralı gereği yazılı delille ispat edemediğinden her iki borçlu yönünden davanın reddine, davacı şirketin kurulduğundan bu yana farklı formlarda birden fazla kaşe kullandığı hem ekte sunulu belgelerle hem de 27 yıldır şirket muhabesini tutan ------yıldır şirketin film pazarlama müdürlüğünü icra etmiş olan ------ ifadeleri ile sabit hale geldiğinden davaya konu icra takiplerini kötü niyetli şekilde inkar eden borçluların takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatı ödemelerine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Mahkememizce tarafların bildirdikleri deliller toplanmış, ------kayıtları, ------ davalının tüm ---- kayıtları celp edilmiş; ---- Esas sayılı dosyaları ile ----- Soruşturma Sayılı dosyası----- üzerinden ayrı ayrı celp edilerek incelenmiştir.Davacılar vekili ---- tarihli celsede davayı ıslah edeceklerini beyanla süre talebinde bulunmuş olmakla, Mahkememizce kendilerine HMK'nun 180. maddesi uyarınca ıslah dilekçesini sunmak üzere bir haftalık süre verilmiş, davacılar vekili ----- dilekçesinde özetle; müvekkili------- faiz karşılığı aldığı para karşısında kendi adına davalı ---- senet verdiğini, faiz karşılığı aldığı senetleri ödedikten sonra geri aldığını ve faiz karşılığı borçlandığı zaman yeni senet verdiğini, müvekkili ---- davalı arasında da hiçbir zaman ticaret ilişkisi olmadığını, davalı------- nakit ihtiyacını gidermek için sürekli olarak daha fazla meblağlı, faize dahi faiz işleterek, senet imzalatmak sureti ile müvekkilinin zor durumundan yararlanarak tefecilik yapmakta olduğunu, esasen tefecilik sureti ile aldığı borç binlerce defa ödenmiş olmasına rağmen sırf tefecilik yüzünden müvekkilinin mağdur edilmiş ve mağdur edilmeye devam edilmekte olduğunu, müvekkili -----, sinema filmlerinde---- karakterine can veren oyuncu, filmcilik sektöründe öncü firmalardan ----- şirketinin sahibi olup, davalı -------maddi durumunu, müvekkilinin içine düştüğü zor durumu ve köklü ailesini adeta kullanarak müvekkilinin mal varlığını adeta ele geçirdiğini, davalı ---- tehdit ederek annesi---------- iki adet daire ve 3 adet dükkanları ile ----dükkanı ve bir adet de ---- dönümlük arazinin 1/2 hissesini faiz karşılığı ellerinden aldığını, söz konusu taşınmazların bir kısmı davalı ---- da eşi üzerine devredildiğini, ----- niteliğinde taşınmaz ve ayrıca sanığın eşi----- ev/taşınmazların davalı-------- tarafından faiz karşılığı müvekkilinden tehdit ile alındığını, müvekkilimim ana para ve faiz dışında faize faiz işletilen faizleri ödeyememesi ve davalı tarafından senetlerle de tehdit edilmesi sebebi ile mezkur taşınmazları devrettirmek zorunda kaldığını, müvekkilinin bu durumu kabul etmek zorunda kaldığını, tek başına bu durum dahi davalının tehdit ile taşınmazları kendisi ve eşi adına devir edilmesine zorladığını ve tüm bu hususların tefecilik sureti ile yapıldığını göstermekte olduğunu, davalı adına ----- yaptıkları suç duyurusu ve devamında hakkında---- sayılı dosyasından açılan kamu davasının----celsesinde ki esas hakkındaki görüşünde ---- üzerine atılı suçu kabul etmediği ancak emekliliğe esas ücretli çalışması dışında başka herhangi bir çalışma ve faaliyet kaydı bulunmayan sanığın mal varlığında son yıllarda ciddi bir artış olması, katılanın iddialarını doğrular mahiyette kendisine birtakım mal devirlerinin yapılmış olması, katılan ---------- belirli aralıklarla yüksek miktarlarda borç para vermesi, bu paraları banka kanalıyla göndermeyip elden vermesi ve almış olduğu ödemeleri de yine banka kanalıyla almayarak elden alması, sanığın bu derece yüksek bedelleri bir kısmı yukarıda belirtilen senetler olmak üzere yalnızca senede dayalı olarak vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, sanığın hangi nedenle sürekli bir şekilde risk alarak senede dayalı borç para verdiği konusunda tatmin edici bir açıklamasının bulunmaması, olayın gelişimi, ifadeler ve tüm dosya kapsamına göre katılan ------- kazanç elde etmek amacıyla borç para vermek suretiyle üzerine atılı tefecilik suçunu işlediği, katılana değişik zamanlarda kazanç elde etmek amacıyla borç para vermesi nedeniyle sanık hakkında zincirleme suç hükmünün uygulanmasının gerektiği anlaşılmakla, '' denilmek sureti ile davalının tefecilik sureti ile hareket ettiği müvekkillerinin davalıya herhangi bir borcunun olmadığını ve sürecin safahatini göstermekte olduğunu, dava konusu senetlere ilişkin ispat mevcut olmadığından aksinin ispatı davalı tarafta olduğunu, Menfi tespit davalarında ispat yükünün belirlenmesi, davanın temelini teşkil eden borç ilişkisinin varlığına veya yokluğuna dair mahkemeye sunulacak delillerin usul hukuku çerçevesinde değerlendirilmesi açısından hayati öneme sahip olduğunu, delil ve hususlar neticesinde borcun varlığının ispat yükünün davalı tarafta olduğu izahtan vareste olduğunu, menfi tespit davalarında, davacı tarafın borcun hiç doğmadığını veya geçersiz bir hukuki işleme dayandığını iddia etmesi durumunda, ispat yükü kural olarak davalı alacaklıya geçer. Zira borcun varlığını iddia eden taraf, bu borcun kaynağını ve geçerli bir hukuki ilişkiye dayandığını ispat etmekle mükellef olduğunu, somut uyuşmazlıkta ------ davalı arasında da hiçbir zaman ticaret ilişkisi olmadığını, ayrıca müvekkil şirket adına kullanılan kaşeler de sahte olup müvekkil şirketin kaşesi olmadığını, müvekkili şirket adına basılan kaşenin sahteliği hususunun, müvekkilin şirketin bu borç ilişkisinin hiçbir aşamasında yer almadığının en somut kanıtı olduğunu, davaya konu senetlerde -------- kullanılan kaşe yaklaşık 27 yıldır aynı kaşe olup buna ilişkin örnekler şikayet dosyasına sunulduğunu, şirket kaşesinin sahte olduğu iddiaları karşısında mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılması ve müvekkili şirketin gerçek kaşe örnekleri ile senet üzerindeki kaşe izlerinin mukayese edilmesi gerektiğini, ------ kayyım döneminde yetkisi bulunmadığı gibi, kullanılan enstrümanların (kaşe) sahteliği de işlemin temelden sakat olduğunu göstermekte olduğunu, sahte bir kaşe ve yetkisiz bir imza ile düzenlenen senedin, müvekkili şirket açısından hiçbir hukuki sonuç doğurmadığını-------- borçlu oldığunun kabulü anlamına gelmemekle beraber şirketin kefil gösterilmesi mümkün olmadığını, bir şirketin, ticari bir ilişkisi olmadığı halde, sahibinin şahsi borcu için kefil olması veya senet düzenlemesi hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirketin yetkilisinin şahsi borcu için kefil olması ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, anonim şirketin, tek ortağı olsa dahi, ortağın şahsi borcu için kefil olması veya senet vermesi, şirketin malvarlığını koruma ilkesine ve işletme konusuna aykırı olduğunu, bu durumun, alacaklı tarafından bilindiği için şirket açısından bağlayıcı olmadığını tüm bu nedenlerle davalının ---- icra dosyaları ile başlattığı icra takipleri nedeni ile müvekkillerin borçlu olmadıklarının tespitine , davanın kabulü ile Davalının ------ icra dosyaları ile başlattığı icra takiplerinin iptali ile müvekkillerin borçlu olmadıklarının tespitine, davalı aleyhine davaya konu icra takiplerinin bedelinin yüzde 20'sinden az olmayan bir tazminata hükmedilmesine, yargılama giderlerinin ve ücret-i vekaletin davalı yana yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili ıslah dilekçesine karşı cevap dilekçesinde özetle; davacıların dava dilekçesinde ileri sürdüğü tefecilik ve sahtecilik iddialarının kesinleşmiş yargı kararlarıyla çürütülmüş olması nedeniyle huzurdaki davanın hukuki dayanaktan yoksun kaldığını, yargılamayı sürüncemede bırakma amacı taşıyan, yeni bir vakıa içermeyen ve dürüstlük kuralına aykırı şekilde ileri sürülen ıslah talebi hukuki niteliği itibariyle geçersiz olduğunu ve reddi gerektiğini, davacıların, davanın başından beri dayandıkları sahtecilik ve tefecilik iddialarının kesinleşen yargı kararlarıyla çökmesi üzerine dosyanın karar aşamasına geldiği bir evrede tahkikatın bitmiş olmasına rağmen ıslah yoluna başvurduğunu, bu girişim hak arama özgürlüğünün kullanımı değil hakkın açıkça kötüye kullanılmasıdır. davacının ıslah dilekçesi incelendiğinde bu dilekçenin HMK m. 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ıslah kurumunun hukuki niteliğiyle bağdaşmadığı aksine dava ve cevaba cevap dilekçelerindeki iddiaların tekrarından ibaret olduğu görüleceğini, bilindiği üzere ıslah tarafların yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen düzeltmesi eksik bıraktığı vakıaları tamamlaması veya talebini değiştirmesi amacıyla tanınmış istisnai bir hak olduğunu, ancak huzurdaki dilekçenin dosyaya yeni bir maddi vakıa, yeni bir delil veya hukuki bir yenilik getirmekten tamamen uzak olduğunu, davacı tarafın, müvekkili hakkında verilen ve kesinleşen Beraat (tefecilik suçlaması yönünden) ve Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair (sahtecilik suçlaması yönünden) kararlarıyla maddi gerçeğe aykırı olduğu tescillenmiş iddiaları sanki bu kararlar hiç verilmemişçesine ıslah dilekçesine taşıdığını, yargı kararlarıyla çürütülmüş ve hükümden düşmüş olan tefecilik, kaşe sahteliği ve kayyımlık iddialarının, hiçbir yeni delille desteklenmeksizin tekrar ileri sürülmesi ıslah müessesesinin amacına ve ruhuna aykırı olduğunu, ıslahın, tükenmiş ve ispatlanamamış iddiaların tekrarı için değil, yargılamanın eksik kalan yönlerinin tamamlanması için var olduğunu, dolayısıyla davacının bu tutumunun, usul hukukunun kendisine tanıdığı bir hakkı kullanmaktan ziyade yargılamayı gereksiz yere uzatmaya matuf usulü kötüye kullanan bir davranış olduğunu, davacıların bu aşamada ıslah talep etmesinin asıl ve tek amacının müvekkilin alacağını tahsil etmesini engellemek için diğer mahkemelerde görülen davaları sürüncemede bırakmak olduğunu, müvekkilinin alacağını tahsil edebilmek amacıyla davacı ----- mal kaçırma gayesiyle annesine devrettiği taşınmazlar için ----- sayılı dosyası ile Tasarrufun İptali Davası açtığını, yine borçlunun iştirak halinde maliki olduğu taşınmazlar için------- sayılı dosyası ile ortaklığın giderilmesi davası ikame edildiğini, anılan her iki mahkeme de huzurdaki menfi tespit davasını bekletici mesele yaptığını, davacıların, işbu davanın müvekkili lehine sonuçlanması (davanın reddi) halinde, diğer davaların da aleyhlerine sonuçlanacağını ve kaçırdıkları malvarlıklarının satışa konu olacağını bilmekte olduğunu, ne hikmetse bekletici mesele yapılan 4 yıllık uzun süreçte ıslah yoluna hiç başvurmayan davacıların ceza dosyalarının aleyhlerine sonuçlanmasıyla birlikte dosyanın tam da karar aşamasına geldiği bu evrede sırf zaman kazanmak ve diğer davaların önünü tıkamak amacıyla ıslah kurumunu devreye soktuklarını, Davacı davanın esasına etkili yeni bir vakıa sunmak yerine tahkikatın bittiği tefhim edildikten sonra süreci başa döndürmeye çalışmakta olduğunu, ıslah dilekçesinin içeriği, davanın genişletilmesi değil, mevcut ve çürütülmüş iddiaların tekrarından ibaret olduğunu, HMK'nın 30. maddesi uyarınca hâkim, yargılamanın makul süre içinde yürütülmesini sağlamakla yükümlü olduğunu, tahkikatı bitmiş bir dosyada içeriği tekerrürden ibaret olan bu dilekçeye itibar edilmesi hukuken mümkün olmadığını, mahkemenizin aksi kanaatte olması ve ıslah dilekçesini dikkate alma ihtimaline binaen davacılara HMK m. 178 uyarınca teminat ve giderlerin yatırılması zorunluluğu getirilmesi gerektiğini, davacıların gabin ve tehdit iddialarına dayalı taleplerinin, TBK M. 28 VE M. 39 uyarınca hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi gerektiğini, şirkete kayyım atandığı için işlemler geçersizdir iddiası tescil edilmemiş ve hükümsüz kalmış bir karara dayanmakta olup, iyiniyetli müvekkiline karşı ileri sürülemeyeceğini, --------şirketi münferiden temsil ve ilzam yetkisi, ticaret sicil kayıtları ve noter onaylı imza sirküleriyle sabit olduğunu, senetlerin ticari defterlerde kayıtlı olmadığı ve şirketin menfaat sağlamadığı" iddiası kambiyo senetlerinin mücerretliği ilkesine aykırı olduğunu, temsilcinin kendi lehine işlem yaptığı, çıkar çatışması bulunduğu ve şirket malvarlığının korunması gerektiği iddiaları ticaret siciline güven ilkesi ve kambiyo senedinin mücerretliği karşısında hukuken dinlenemeyeceğini, kambiyo senetlerinin mücerretliği ilkesi ve nakden kaydı karşısında ispat yükü davacılarda olup, bu iddiaların ancak yazılı delille ispatı zorunlu olduğunu, müvekkilinin mali gücüne ilişkin iddiaların mücerretlik ilkesine aykırı olup, gerçeği de yansıtmadığını, tefecilik iddiasının, kesinleşen beraat kararı ve yargıtay içtihatları karşısında tamamen çöktüğünü, davacı-borçluların senetlere konu --------tutarındaki borcun tamamını almış olduğu dosyada mübrez whatsapp mesajı, borcu ödeme girişimleri, telefon görüşmesi kayıtları, savcılık ve ceza duruşmasındaki ikrarları ile sabit halde olduğunu, davacının tehdit nedeniyle el değiştirdiğini iddia ettiği taşınmazların, banka dekontları ve kesinleşmiş mahkeme kararları ile sabit olduğu üzere bedelleri ödenerek iktisap edildiğini, tehdit iddiasının hukuki ve fiili dayanağı olmadığını, davacıların borçlarını ödememek için alacaklıları tefecilik veya sahtecilik ile suçlamayı bir taktik ve alışkanlık haline getirdiği adli sicil ve soruşturma kayıtlarıyla sabit olduğunu, tüm bu nedenlerle tahkikat aşaması sona erdikten ve sözlü yargılama aşamasına geçildikten sonra kanunun emredici hükümlerine (HMK m. 177/1) aykırı olarak ve kötü niyetle yapılan ıslah talebinin usulden reddine; bu talepleri mahkemece uygun görülmez ise HMK m. 178 uyarınca müvekkilinin uğradığı ve yargılamanın uzaması sebebiyle uğrayacağı muhtemel zararlar ile yargılama giderlerini karşılamak üzere takdir edilecek teminatın ve giderlerin davacı tarafça bir hafta içinde depo edilmesine, aksi halde ıslahın yapılmamış sayılmasına, kambiyo senedinin sebepten mücerretlik ilkesi uyarınca alacağın varlığı karine teşkil ettiğinden takibe konulan bonoların tefecilik nedeniyle verildiğini veya sahte olduğunu yazılı delille ispatlayamayan aksine iddiaları kesinleşmiş beraat ve takipsizlik kararlarıyla çürütülen davacıların haksız ve mesnetsiz davasının tümden reddine, müvekkilinin fer-ileri hariç ---- tutarındaki alacağı sabit olmasına rağmen davacıların borçlu olduklarını bile bile kötü niyetle ikame ettikleri işbu dava alacağın tahsilini amaçlayan diğer davaları (Ortaklığın Giderilmesi ve Tasarrufun İptali) bekletici mesele yaparak durdurmuş ve müvekkilinin alacağına kavuşmasını yıllarca engellemiştir. Borçluların aciz hali ve davanın takipleri durdurucu etkisi gözetilerek takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak kaydıyla her bir davacı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. HMK'nın 179 . maddesinde: (1) Islah, bunu yapan tarafın teşmil edeceği noktadan itibaren, bütün usul işlemlerinin yapılmamış sayılması sonucunu doğurur. (2) Ancak ikrar, tanık ifadeleri, bilirkişi rapor ve beyanları, keşif ve isticvap tutanakları, yerine getirilmiş olan veya henüz yerine getirilmemiş olmakla beraber, karşı tarafın yerine getireceğini ıslahtan önce bildirmiş olması koşuluyla, yeminin teklifi, reddi veya iadesi ıslah ile geçersiz kılınamaz. (3) Şu kadar ki, ıslahtan sonra yapılacak tahkikat sonucuna göre, bu işlemlerin göz önünde tutulması gerekmiyorsa, bunlar da yapılmamış sayılır.HMK 178.maddesinde; (1) Islah eden taraf, ıslah sebebiyle geçersiz hale gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hakimin takdir edeceği teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi halde ıslah yapılmamış sayılır. Tam ıslahı düzenleyen HMK 180. maddesinde: (1) Davasını ıslah ettiğini bildiren taraf, bu bildirimden itibaren bir hafta içinde yeni bir dava dilekçesi vermek zorundadır. Aksi halde, ıslah hakkı kullanılmamış sayılır ve ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir. Kısmen ıslahı düzenleyen HMK 181.maddesinde:(1) Kısmen ıslaha başvuran tarafa, ıslah ettiği usul işlemini yapması için bir haftalık süre verilir. Bu süre içinde ıslah edilen işlem yapılmazsa, ıslah hiç yapılmamış gibi davaya devam edilir düzenlemeleri mevcuttur.Davacı tarafın ------- tarihli ıslah dilekçesi kapsamı nazara alındığında; senedin tefecilik eylemi kapsamında düzenlendiği iddiasını tekrarla, düzenlenmesi öncesinde ve sırasında davalı ile olan ilişkilerinin niteliğini genişleterek davasını ıslah etmiş, ancak senedin bedelsiz olduğu iddiasını ve menfi tespit netice-i talebini değiştirmediğinden HMK 181. maddesinde belirtilen kısmi ıslah niteliğinde kabl edilerek yargılamaya devam edilmiştir. -----Dava, kambiyo senedine dayalı başlatılan icra takiplerinden dolayı borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.Davaya konu senetler nakden kaydını içermekte olup; bu kayıtlar karşısında bedelsizlik bakımından açılan menfi tespit davasında da ispat yükü davacı borçludadır. Bedelsizlik iddiası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 687. maddesi anlamında bir kişisel def’idir. Bedelsizlik bir kişisel def’i olduğundan düzenleyen tarafından kural olarak ancak senet lehtarına karşı ileri sürülebilir. Bedelsizliğe dayalı menfi tespit davasının yasal dayanağı 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 77 vd. maddelerinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmedir. Zira kambiyo senetlerinde geçerli olan mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereğince, temel alacağın mevcut olmaması veya geçersiz olması, kambiyo senedinin hükümsüzlüğü sonucunu doğurmamakta; buna karşılık temel ilişkideki sakatlık, kambiyo borçlusuna, borçlu olmadığının tespitiyle birlikte, alacaklıya karşı sebepsiz zenginleşme def’ini dermeyan etme hakkını vermektedir. Kambiyo senedinin düzenlenmesinde en önemli unsur temel alacağın varlığıdır. Ancak temel alacağın senedin tanzimi anında mutlak surette varlığı gerekli değildir. Başka bir deyişle kambiyo senedinin metninde muayyen bir meblağın yazılması gerekli ise de bu husus temel alacağın da muayyen olmasını gerektirmez; temel alacak doğduğu anda, senette yazılı olan miktardan az ise, senet kısmi bedelsizliğe uğrar--------- Bu itibarla taraflar arasında temel ilişkinin varlığına rağmen, temel alacağı doğmamış ancak doğması mümkün ya da şarta bağlanmış bir alacak için veyahut da cezai şarta ilişkin olarak kambiyo senedi düzenlenebilir. Bu şekildeki bir alacağa bağlı olarak düzenlenen senet, vadesi gelmesine rağmen alacak doğmamışsa, o an için bedelsizdir. Fakat bu bedelsizlik geçici bir süre için olup, alacak doğunca senedin bedelsizliği alacak miktarı kadar ortadan kalkacaktır ------- Bu kapsamda kambiyo senedinin teminat amacıyla verildiği iddiası da temelinde bedelsizliğe dayalı bir iddiadır. Davacı taraf, davalı ile arasında hiçbir ticari ilişki bulunmadığı, davacı ------davalıdan aldığı borçlar karşısında zaman zaman kendi adına bonolar verdiğini, ancak hiçbir zaman yöneticisi olduğu şirket adına senet imzalamadığını, şahsi borçlandığı senetleri ödedikten sonra geri alıp, borçlandığı zaman yeni bono verdiğini, davalının davacı ---- nakit ihtiyacını gidermek için sürekli olarak daha fazla meblağlı bono imzalatmak sureti ile zor durumundan yararlanarak tefecilik yaptığını ileri sürerek, dava konusu senetler nedeniyle borçlu olmadığının tespiti ile tazminata karar verilmesini talep etmiştir.Tefecilik suçu,--- sayılı Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun’un 17.maddesi ile----.maddesinde düzenlenmişken, ayrıca ---- tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 241.maddesiyle de düzenleme altına alınmıştır.Kambiyo senedi niteliğindeki bononun tefecilik sebebiyle düzenlenip, karşı tarafa verildiğini ispat edebilmek için, yasal deliller (ikrar, yazılı delil), bulunmalı veya ------- şartlar dairesinde diğer bir ifade ile; ancak yazılı sözleşmeye veya duruşma tutanağındaki ikrar ile anlaşılabilen açık bir muvafakat bulunması halinde dinlenebilen belli tanık beyanları veya eldeki davada bunların da mevcut olmaması halinde tefecilik yaptığı iddia olunan kişi hakkında açılmış ve mahkumiyetiyle sonuçlanmış bir ceza mahkemesi kararı bulunmalıdır. Aksi takdirde, senedin (bononun) gayri ahlaki amaçla verildiği yönündeki iddianın tanıkla ispatı halinde, bono emniyeti kalmaz. Her bononun, tefecilik ilişkisi nedeniyle verildiği yalancı tanıklarla ispat edilerek iptali sağlanabilir. Bu ise, bono emniyetine aykırı düşer.Eldeki dava, kambiyo senedinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir.Görülmekte olan davada, davacı------ imzayı inkar etmemiş; davaya konu senetlerin tanzim tarihinde davacı şirketin,----- Sayılı dosyası gereği kayyum tarafından idare edilmekte olup, davacı -------- tanzim tarihi itibari ile ---- adına bono imzalama yetkisi bulunmadığı, aynı zamanda bonolarda--- adına basılan kaşenin, --- kaşesi olmadığını ileri sürmüştür.Senede karşı senetle ispat kuralı gereğince, davacı-borçlu takibe konulan bonoların tefecilik nedeniyle verildiğini yazılı delille kanıtlaması gerekir. Takibe konu yapılan senetlerin (bonoların) metninden bu anlaşılamadığı gibi, davacı bu iddiasını yasal olarak ispatlayacak yazılı bir delil de dosyaya sunmamıştır. Davacı tarafın, davalının tefecilik yaptığı yönündeki şikayeti üzerine başlatılan soruşturma sonucunda davalı hakkında ------ esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda davalı- sanığın müsnet suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, yeteri kadar inandırıcı, kesin ve somut delil elde edilemediği kanaatiyle delil yetersizliğinden sübut bulmayan müsnet suçtan sanığın CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği ve verilen kararın---- sayılı kararı ile denetimden geçerek ----tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Şu durumda, uyuşmazlığa ve takibe konu yapılan bonoların hukuken geçerli olduklarının kabulü gerekir.İspat külfeti üzerinde olan davacı tarafın, HMK'nın 200 ve devamı maddeleri uyarınca iddiasını yazılı delille ispat etmesi gerekmekte olup, davalı hakkında tefecilik suçundan beraat kararı verilip kesinleştiği hususu da nazara alındığında, konusu suç teşkil etmesi nedeniyle yemin deliline de dayanılamayacağı anlaşılmakla, sonuç itibariyle davacılar tarafından, senetlerin tefecilik kapsamında verildiği ve bedelsiz olduğu hususukanıtlanamadığından davanın reddi yönünde aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. İcra ve İflas Kanunu'nun 72/4. maddesinde, ''Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.'' hükmünün yer aldığı, buna göre, somut olayda davalı alacaklı lehine tazminata hükmedilebilmesi için Mahkememizce verilmiş bir tedbir kararının bulunmadığı, dolayısıyla tazminat koşulların oluşmadığı anlaşılmakla davalının tazminatı talebinin de reddine dair aşağıdaki şekilde karar hüküm oluşturulmuştur.

HÜKÜM: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davanın REDDİNE, 2-Şartları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine, 3-Harçlar kanunu uyarınca alınması gereken 732,00 TL harcın peşin yatırılan harçtan bahsubu ile arta kalan 329.456,34 TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, 4-Davalı kendilerini vekil ile temsil ettirdiğinden, karar tarihi tibariyle yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen, 1.251.255,50 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya ödenmesine, 5-Davacı tarafından yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davacı tarafından yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK md. 333 uyarınca karar kesinleştiğinde davacıya iadesine, Dair; davacı vekili ile davalı vekilinin yüzüne gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren iki hafta içinde ----- Adliye Mahkemesinde istinaf yasa yolu açık olmak üzere oybirliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 25/02/2026

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2022/575, K. 2026/185, T. 25.02.2026, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2022-575-e-2026-185-k-37356569265e