İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2022/496 E. 2024/390 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2022/496
- Karar No
- 2024/390
- Karar Tarihi
T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ TÜRK MİLLETİ ADINA KARAR VERMEYE YETKİLİ T.C. ANKARA 3. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
GEREKÇELİ KARAR
ESAS NO : 2022/496 KARAR NO : 2024/390
DAVA : Marka (Marka İtibarının Kaybı Nedeniyle Tazminat İstemli) DAVA TARİHİ : 12/12/2019 KARAR TARİHİ : 24/10/2024 GEREKÇELİ KARARIN YAZILDIĞI TARİH : 24/11/2024
TALEP: Davacı vekili 12.12.2019 tarihli dava dilekçesi ve beyanlarında özetle: Davacılardan “...”nin ... numara ile 35, 36 ve 45. sınıflara giren mal ve hizmetlerde kullanılmak üzere tescilli “...+...”, ... numara ile 36. sınıfa giren hizmetlerde tescilli “...” ve ... numara ile 36. sınıfa giren hizmetlerde tescilli “... ” unsurlarından oluşan markaların sahibi olduğunu, diğer davacı şirketin bu markalar üzerinde kullanımına ilişkin lisansının olduğunu, şirketin emlak sektöründe faaliyet gösterdiğini, davalının ise bu markalar üzerinde herhangi bir kullanım hakkı olmamasına rağmen, davacıların markalarına tecavüz edecek şekilde hukuka aykırı şekilde kullanıldığını, markalarına tecavüz edildiğini, eldeki dava açılmadan önce, ... Sulh Hukuk Mahkemesi’nin ... D. İş sayılı dosya ile delil tespiti yapılarak alınan bilirkişi raporunda davalının kullandığı ... İnşaat markasını tespit isteyenlerin tescilli markalarına benzediği ve bu bağlamda 6769 sayılı SMK’nın 29. maddesine göre marka hakkına tecavüz ettiğini, davalının faaliyetinin halen bu şekilde devam ettiğini, davalının adresinde kullanılıyor olması sebebiyle tüketicilerin ülke çapında kalitesi bilinen ...’tan hizmet alacaklarını düşünerek davalının işyerine geldiklerini ileri sürerek; marka hakkına tecavüzün tespitine, durdurulmasına, önlenmesine, hükmün ilanına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak suretiyle 1.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 11.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ve beyanlarında özetle: Müvekkilinin ... İlçesinde emlakçılık işi ile iştigal ettiğini, iş yerinin tabelasında “... ” unvanını kullandığını, davacı tarafça iddia edildiği gibi “...” şeklinde bir kullanımın söz konusu olmadığını, davacının “...” markasını kullanmadığını, 6769 sayılı SMK’nın ilgili hükümleri gereğince 5 yıllık ciddi biçimde kullanımın marka hakkına tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebileceğini, davacının “...” markasının Türkiye çapında tanınmış bilinen bir marka olmadığını, davacının ...’da hizmet verdiğini, ... ili ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını, maddi ve manevi zararın da söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Dava; marka hakkına tecavüzün tespiti, durdurulması, önlenmesi ile maddi ve manevi tazminat istemlerinine ilişkindir.
ÖNCEKİ DEĞERLENDİRME: Mahkememizce yapılan yargılama sonucunda 27/10/2020 tarih ve ... sayılı kararda; davalının gerek iş yeri tabelasındaki gerekse web sitesindeki markasal kullanımında “...” ibaresinin yer aldığı, bu ibarenin taraf markalarında ortak olmasının, markaları, görsel, duyusal ve anlamsal açılardan karıştırılma ihtimali doğuracak düzeyde benzer kılmadığı, zira davalının ... kenarında yapılan bir emlakçılık, gayrimenkul komisyonculuğu hizmeti verdiği, davalı kullanımındaki “...” ibaresinin, marka hüviyetinde kullanıldığı kabul edilse dahi bu ibarenin Türkçe’de yerleşik anlamı nedeniyle emlakçılık ve gayrimenkul komisyonculuğu alanında kullanıldığında, tüketicide “... kenarında yapılan ve/veya ... kenarında yerleşik hizmet verildiği” algısı doğuracağı, bu nedenle marka olarak tek başına ayırt edici niteliğinin çok düşük olduğu, herkes tarafından bilinen/kullanılan, ayırt edici niteliği zayıf ibarelerden oluşan markalarla iltibasın yapılacak küçük bir değişiklikle bertaraf edilebileceği, bu tür zayıf ibareleri marka olarak seçen kişilerin bunun sonuçlarına katlanmak, yani o tanıtma işaretinin bazı tedbirler alınmak ve ilaveler yapılmak suretiyle hafifçe değiştirilmiş şeklinin başkaları tarafından kullanılmasına tahammül etmek zorunda olduğuna dair yerleşmiş emsal yargı kararları ve de Google arama motorunda yapılan araştırma neticesinde gayrimenkul komisyonculuğu ve emlakçılık hizmetlerinde “...” ibaresinin herkes tarafından kullanılan ayırt ediciliği düşük bir kelime olması ve davalının markasal kullanımını oluşturan diğer unsurların da bir bütün olarak değerlendirilmesi karşısında, somut olayın bir marka hakkının ihlali sayılamayacağı, öte yandan davaya dayanak markaların dava tarihinden önce uyuşmazlık konusu olan “Gayrimenkul komisyonluğu, emlakçılık” sektöründe ciddi biçimde kullanıldığının ispat edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bu kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair ... Bölge Adliye Mahkemesi ....Hukuk Dairesi'nce 25/11/2022 tarih ve ... Sayılı karar ile ÖZETLE; "... Somut uyuşmazlığa uygulanması gereken 6769 sayılı Kanun'un 29/1-a maddesi uyarınca, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7'nci maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka hakkına tecavüz sayılır. Atıf yapılan 7. maddenin 2/b maddesinde ise tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır. Öte yandan aynı Kanun'un 29/2. maddesinde, 19 uncu maddenin ikinci fıkrası hükmünün, tecavüz davalarında def’i olarak ileri sürülebileceği, bu durumda kullanıma ilişkin beş yıllık sürenin belirlenmesinde dava tarihinin esas alınacağı hüküm altına alınmıştır. SMK'nın 19/2. maddesi ise "6 ncı maddenin birinci fıkrası kapsamında yapılan itirazlarda, itiraz gerekçesi markanın itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinde Türkiye’de en az beş yıldır tescilli olması şartıyla, başvuru sahibinin talebi üzerine, itiraz sahibinden, itiraza konu başvurunun başvuru veya rüçhan tarihinden önceki beş yıllık süre içinde itiraz gerekçesi markasını itirazına dayanak gösterdiği mal veya hizmetler bakımından Türkiye’de ciddi biçimde kullanmakta olduğuna ya da kullanmamaya dair haklı sebepleri olduğuna ilişkin delil sunması talep edilir. İtiraz sahibi tarafından bu hususların ispatlanamaması durumunda itiraz reddedilir. İtiraz gerekçesi markanın, tescil kapsamındaki mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanıldığının ispatlanması hâlinde itiraz, sadece kullanımı ispatlanan mal veya hizmetler esas alınarak incelenir." hükmünü havidir. SMK'nın 7/2-b maddesinde, tescilli marka ile aynı veya benzer olan ve tescilli markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer mal veya hizmetleri kapsayan ve bu nedenle halk tarafından tescilli marka ile ilişkilendirilme ihtimali de dahil karıştırılma ihtimali bulunan herhangi bir işaretin kullanılması halinde marka sahibinin, bu fiillerin önlenmesini talep hakkının bulunduğu açıklanmıştır.Somut olaya uygulanması gereken 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 6/1. maddesi uyarınca, tescil için başvurusu yapılan marka, tescil edilmiş veya tescil için daha önce başvurusu yapılmış bir marka ile aynı veya benzer ise ve tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir markanın kapsadığı mal veya hizmetlerle aynı veya benzer ise, tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış markanın halk tarafından karıştırılma ihtimali varsa ve bu karıştırılma ihtimali tescil edilmiş veya tescil için başvurusu yapılmış bir marka ile ilişkili olduğu ihtimalini de kapsıyorsa tescil edilemez. Açıklanan hüküm çerçevesinde markalar arasında iltibasa yol açacak derecede bir benzerlik olup olmadığının tespitinde her iki markaya konu işaretin, ayırt edici ve baskın unsurları dikkate alınarak bütünü itibariyle görsel, işitsel ve anlamsal olarak bıraktıkları izlenimin esas alınması gerekmektedir. Burada öncelikle iltibas (karıştırılma) kavramı açıklanmalıdır. İltibas, iki ayrı marka karşısında bulunan kişilerin, bu markaların benzerliği sebebiyle sunulan mal veya hizmetlerin aynı işletmeye veya ekonomik olarak bağlantı içerisinde bulunan işletmelere ait olduğunu düşünmeleri veya düşünme ihtimalleridir. İltibas ihtimalinin değerlendirilmesinde ölçü, bu işin ilgilisi veya uzmanı değil, ortalama tüketicilerdir. Yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olaya dönüldüğünde; davacı ...'ye ait olup diğer davacı Şirkete lisans verilen markaların asli unsurunu "..." ibaresi oluşturmaktadır. Davalının "... " şeklindeki kullanımında da asli unsur "..." ibaresidir. Zira, söz konusu kullanımdaki diğer ibareler tanımlayıcı nitelikte olup, ayırt ediciliğe bir katkıları bulunmamaktadır. Öte yandan, davalının söz konusu ibareyi kullandığı hizmetler de davacı taraf markaların kapsamında aynen yer almaktadır. Her ne kadar mahkemece "..." ibaresinin ayırt ediciliğinin zayıf olduğu kabul edilmiş ise de davalı kullanımının gerçekleştiği 36. sınıf hizmetlerde bu ibarenin tanımlayıcı veya tasvir edici bir niteliği olmadığından, bu değerlendirme doğru değildir. Diğer bir deyişle "..." ibaresi 36. sınıf hizmetler yönünden ayırt edici olup, davalının bu hizmetlerde söz konusu ibareyi asli unsur olarak markasal olarak kullanması karıştırılmaya yol açacak niteliktedir. Öte yandan, davalı adına tescilli ... sayılı markanın bulunması da SMK'nın 155. maddesi karşısında davalının eylemini hukuka uygun hale getirmemektedir. Son olarak, her ne kadar mahkemece davacı markalarının kullanılmadığı gerekçesi ile de davanın reddine karar verilmiş ise de davacının ... ve ... sayılı markalarının tescil tarihlerinden itibaren dava tarihine kadar beş yıllık süre geçmediğinden, SMK'nın 29/2. maddesi kapsamındaki kullanmama definin de somut olayda uygulanma yeri bulunmamaktadır. Bu durumda, davalının davaya konu eylemlerinin, davacı tarafın marka tescilinden doğan haklarına tecavüz teşkil ettiğinin kabulü gerekirken aksi yöndeki mahkeme kararı yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle markaya tecavüzün bulunmadığına ilişkin mahkeme kararının usul ve yasaya uygun bulunmadığının ve kaldırılması gerektiğinin tespitinden sonra çözülmesi gereken diğer bir sorun, istinaf incelemesini yapan Dairemizce, ilk derece mahkemesi kararı kaldırıldıktan sonra nasıl bir karar verileceği noktasında toplanmaktadır. HMK'nın 341. vd. maddelerinde bir kanun yolu olarak düzenlenen istinafın amacı, ilk derece mahkemesince verilen kararın denetlenmesi ve kararın yerinde görülmemesi halinde yeniden yargılama yapılarak hüküm kurulmasıdır. Burada, temyizden farklı olarak ilk derece mahkemesi kararı yalnızca hukuka uygunluk yönünden değil maddi yönden de denetlenmektedir. İlk derece mahkemesi kararı yerinde değilse kural olarak istinaf mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin kararını kaldırması ve ilk derece mahkemesi yerine gerekirse yeniden yargılama da yaparak karar vermesi gerekir. Ancak, HMK'nın 353/1-a. maddesinde düzenlenen yargılamaya ilişkin bazı temel usul hatalarının bulunması halinde ise istinaf incelemesi sonunda yeniden karar verilmesi söz konusu olmayıp, kararın kaldırılarak dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda mahkemece, tarafların davanın esasıyla ilgili olarak gösterdikleri delillerin hiçbiri toplanmadan veya gösterilen deliller hiç değerlendirilmeden karar verilmiş olması hali de düzenlenmiştir. Gerçekten de ilk derece mahkemesince, taraflarca gösterilen delillerin hiç değerlendirilmeden karar verilmesi ve delillerin ilk defa istinaf aşamasında değerlendirilmesi halinde taraflar, maddi vakıa denetimi yönünden iki dereceli incelemeden mahrum kalacak ve adil yargılanma hakkının unsurlarından olan hukuki dinlenilme hakkı ihlal edilecektir. Somut olaya bu açıdan bakıldığında, davacının tazminat istemine ilişkin hiçbir delil toplanmamış ve değerlendirilmemiştir. Bu itibarla, yapılan açıklamalar çerçevesinde davacının maddi zarara ilişkin delilleri toplanmak suretiyle maddi zararının belirlenmesi, bu şekilde zararın belirlenememesi halinde TBK'nın 50. maddesi uyarınca maddi zararın hüküm altına alınması ve markaya tecavüz sabit olduğundan uygun bir manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğinden ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekmiştir." şeklindeki karar ile dosya yeniden mahkememizce gönderilmiştir.
YENİ DEĞERLENDİRME: Yukarıda belirtilen ortadan kaldırma ilamı doğrultusunda mahkememizce davacının maddi zararına ilişkin delillerinin toplanması ve değerlendirilmesi ve tespit edilen diğer hususlar bakımından tahkîkata dair aşağıdaki işlemler yapılmıştır: Öncelikle, eldeki davada 2 davacı bulunmaktadır. Dava dilekçesinde 2 davacı bulunup tek başvurma ve peşin harç yatırıldığı anlaşılmakla; davacılar arasında zorunlu dava arkadaşlığı da bulunmadığından, davacı vekilince noksan olan peşin harç ve başvurma harcı 23/10/2024 tarihinde tamamlanmıştır.
Dava dilekçesinin incelenmesinden; davada dayanılan ..., ... sayılı markaların davacı ... adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesinde, belirtilen markaların kullanım hakkının davacı şirkete devredildiğini ifade etmiştir. Bu hususa ilişkin olarak dosyada dayanılan 16/05/2018 tarihli "Karar" başlıklı belgenin incelenmesinden; yukarıda belirtilen 3 markaya ilişkin ...'nin ücretsiz olarak markaları 36. sınıf ile 35, 36, 45. sınıflarda (...) kullanma ve marka ile ilgili her türlü tasarruf işlemini yapma, kullandırmaya veya kullanılmaması için ... Müşv. ve Tic. Ltd. Şti'ye (diğer davacı) izin verdiği anlaşılmıştır. Bilindiği üzere; garanti markaları hariç herhangi bir markanın kullanım hakkı, sözleşme ile bir başkasına devredilebilir. SMK'nın 24. maddesinin 1. fıkrası; "Marka hakkı, tescil edildiği mal veya hizmetlerin bir kısmı ya da tamamı için lisans sözleşmesine konu olabilir." hükmünü haizdir. Marka lisans sözleşmesi, markayı kullanma hak ve yetkisinin lisans alana verildiği sui generis bir sözleşmedir. Lisans, inhisari veya inhisari olmayan lisans şekilde verilebilir. İnhisari (münhasır) lisans sözleşmesinde lisans veren, lisans alan dışında bir başkasına lisans veremez ve hakkını açıkça saklı tutmadıkça kendisi de markayı kullanamaz. Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa lisans, inhisari değildir (SMK m. 24/2). İnhisari olmayan lisans sözleşmesinde lisans veren, markayı kendisi kullanabileceği gibi, üçüncü kişilere de başka lisanslar verebilir. Yukarıda ifade edilen dayanak "Karar" başlıklı sözleşmede, markaların sahibi olan ..., ... Ltd. Şti'ye ("şirket sahibi" olarak ... imzası bulunmaktadır) markaların kullanımını devretmiştir. "Karar" başlıklı belgenin incelenmesinden, belgenin marka lisans sözleşmesi olarak kabul edilebileceği ve bu lisansın da inhisari olmayan lisans olduğuna kanaat getirilmiştir. Zira; sözleşmede lisans verenin, lisans alan dışında bir başkasına lisans veremeyeceği veya kendisinin markayı kullanmayacağına yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. SMK'nın "Lisans alanın dava açması ve şartları" başlıklı 158. maddesinin 2. fıkrasına göre; inhisari olmayan lisans alan, sınai mülkiyet hakkına tecavüz dolayısıyla dava açma hakkı sözleşmede açıkça sınırlandırılmamışsa, yapacağı bildirimle, gereken davayı açmasını hak sahibinden ister. Hak sahibinin, bu talebi kabul etmemesi veya bildirim tarihinden itibaren üç ay içinde talep edilen davayı açmaması hâlinde, lisans alan, yaptığı bildirimi de ekleyerek, kendi adına ve kendi menfaatlerinin gerektirdiği ölçüde dava açabilir. Bu fıkra uyarınca dava açan lisans alanın, dava açtığını hak sahibine bildirmesi gerekir. Bu kapsamda; inhisari olmayan lisans sözleşmesinde lisans alan şirket olan ... ... Ltd.Şti'nin dava açma hakkı sözleşmede açıkça sınırlandırılmamış olduğundan, öncelikle yapacağı bildirimle davayı açmasını hak sahibinden istemelidir. SMK 158/2'de düzenlenen belirtilen husus, inhisari olmayan lisans sözleşmesinde lisans alanın dava açılabilmesi için bir zorunluluktur. Dosya kapsamında belirtilen bildirimin yapıldığına dair bilgi-belge sunulmadığından, davacı ... ... Ltd.Şti. tarafından açılan davanın reddine karar verilmiştir. Bundan sonra; davada dayanılan markaların sahibi ...'nin tazminat ve diğer istemlerinin tespiti bakımından yapılanlar şu şekildedir: Öncelikle ... ortadan kaldırma ilamında işaret edilen davacının maddi tazminat istemine ilişkin delillerin toplanması bakımından 19/01/2023 tarihli celsede; davalı vekiline davalının ticari defter (2015-2016-2017-2018 ve 2019 yıllarına ait) ve faturalarını mahkememize ibraz etmesi, mümkün değil ise fatura ve ticari defterlerin bulunduğu yer, irtibat kişisi ve numarasını bildirmesi için 2 haftalık kesin süre verilmesine, ... müzekkere yazılarak davalının dava tarihi olan 12.12.2019 tarihinde geriye doğru 5 yıllık gider ve gelir hesabının ve buna ilişkin belgelerinin mahkememize gönderilmesinin istenmesine, ... müzekkere yazılarak davalının dava tarihi olan 12.12.2019 tarihinden geriye doğru 5 yıllık vekaletli satışlarının olup olmadığının varsa detay bilgilerinin (satış-kira fiyatları) bildirilmesinin istenmesine karar verilmiş olup, belirtilen ara kararlar gereği müzekkereler yazılıp cevapların gelmesiyle dosya önceki bilirkişi heyetine tevdii edilerek, tazminat hesabı bakımından görevlendirme yapılmıştır. Mahkememizce alınan 08/05/2023 havale tarihli bilirkişi kök raporunda; SMK 151/2-b uyarınca 2014-2019 yılları Vergi Beyanlarının da 70.915,30 TL toplam gelir tespit edilmiştir. Belirtilen raporun incelenmesinden; davalı ...'in vergi dairesi ve tapu kayıtlarının baz alındığı, davalı adına geriye dönük 5 yıllık vekaleten satışların resmi senetlerinin incelendiği, vergi beyanlarına göre 2014-2019 yılların 70.915, 30 TL toplam geliri olduğu, ayrıyeten 2016-2019 yılları arasında toplam 371.957,59 TL gayrimenkul sermaye iradı gelirinin beyan edildiği belirtilerek; 6769 sayılı SMK'nın 151/2-b madde ve fıkrası uyarınca davalının "Sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir" 21/07/2015 - 23/09/2016 tarihleri arasında 5 resmi senet ile yapılan alış-satış kaynaklı toplam bedel 1.638.500,04 üzerinden %4 komisyon kazancı olarak hak sahibinin edebileceği muhtemel gelirin 65.540,00 TL olduğu, 2014-2019 yılları vergi beyanlarının da 70.915,30 toplam gelir beyan edildiği kanaatine varılmıştır.
Bunun üzerine davacılar vekili 13/05/2023 tarihli dilekçesi ile talebini 69.915,30 TL olarak artırmış ve eksik harcı da tamamlamıştır. Belirtilen rapora davalı vekili itiraz etmiş ve müvekkili ticari kayıtlarının sunulduğu halde bilirkişi raporunda değerlendirilmediğini belirtmiş, mahkememizce yapılan kontrolde itiraz haklı bulunmuş ve ek rapor alınması için dosya bilirkişi heyetine tevdii edilmiştir. Mahkememizce alınan 26/10/2023 havale tarihli bilirkişi ek raporunda, SMK 151/2-b uyarınca 2014-2019 yılları Vergi Beyanlarının da 70.915,30 TL toplam gelir beyan edildiği tespit edilmiştir. 21/07/2015 - 23/09/2016 tarihleri arasında 5 resmi senet ile yapılan alış-satış kaynaklı toplam bedel 1.638.500,04 üzerinden %4 komisyon kazancı olarak hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelirin 65.540,00 TL olduğu, 2014-2019 yılları vergi beyanlarının da 70.915,30 TL toplam gelir beyan edildiği görülmüştür. Dosyanın tetkikinden, davacı vekilinin 24/02/2020 tarihli dilekçe ile SMK 151/2-c kapsamında yoksun kalınan kâr hesabı yapılmasını talep ettiği, ancak yukarıda belirtilen bilirkişi raporunda SMK 151/2-b kapsamında hesaplama yapıldığı anlaşıldığından; alınan raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı değerlendirilerek, dosya SMK 151/2-c maddesi kapsamında yoksun kalınan kâr hesabı yapılması için 18/04/2024 tarihli celsede; "...davalının ticari defterlerinin yerinde tekrar incelenmek suretiyle bilirkişi incelemesi yapılmasına, davalı vekilinin müvekkilinin ticari defterlerinin bulunduğu yer ve irtibat kişisinin aynı olarak bildirdiği anlaşılmakla belirtilen irtibat kişisi üzerinden irtibat kurularak inceleme yapılmasına, dosyanın bilirkişi tevdii ile dosya kapsamındaki ...sayılı kararın ... Sulh Hukuk Mahkemesince alınan tespit raporu da dikkate alınmak suretiyle ... sayılı kararında belirtilen varsayımsal lisans sözleşmesinin ibrazı hususunda taraflara süre verilmesi, daha sonra konusunda uzman bilirkişi kurulundan somut olayın özellikleri ve şartları dikkate alınarak tarafların cirosu, üretim ve satış kapasitesi, satılabilecek ürün miktarının esas alınması suretiyle davalının iş ve işlem hacmine uygun bir lisans bedelinin maddi tazminat olarak belirlenmesi kriterleri dikkate alınarak davacının davalıdan talep edebileceği emsal lisans sözleşmesi bedelinin SMK 151/2-c hükmü uyarınca ne kadar olabileceği hususunda inceleme yapılarak rapor düzenlenmesine, ... Asliye Hukuk Mahkemesine müzekkere yazılarak talimat yoluyla mali müşavir bilirkişi tarafından ticari defterler incelenerek yukarıda belirtildiği gibi SMK 151/2-c maddesi kapsamında rapor hazırlanmasına ve inceleme yapılırken "..." ibareli markanın en eski kullanıldığı tarihin tespiti ile dava tarihi olan 12/12/2019 tarihleri arası baz alınarak hesaplama yapılmasının istenilmesine," şeklindeki ara karar ile yeni heyete tevdii edilmiştir. Talimat yoluyla alınan 12/06/2024 tarihli, mali müşavir bilirkişiden alınan raporda; ANALİZ, TESPİT VE DEĞERLENDİRME hususlar bölümünde de açıklanan mevzuatlar çerçevesinde yapılan tespitin; Davalı ... 25.05.2004 yılında Gayrimenkul Acente Faaliyetine (gayrimenkulün ücret veya sözleşme temeline dayalı olarak satın alınması, satılması, ve kiralanması) kendi şahıs unvanını kullanarak başladığı, 29.01.2009 tarihinden itibaren ...-... olarak ticaret siciline kaydını yaptığı (Ek-3), 30.04.2019 tarihinde ise ... unvanını Marka Tescil Belgesi aldığı görüldüğü, unvan değişikliğinin yapıldığı ilk tarih 29.01.2009'dan itibaren ...-... olarak davacının tescilli markasını lisans sözleşmesi olmaksızın kullanım yaptığı tespit edilen davalının, davacıya lisans bedeline göre yoksun kalınan kazanç hesabı 13.067,73 TL tutar olarak hesaplanmıştır.
Dosya kapsamında alınan bilirkişi raporlarında davacının zararının tam olarak tespit edilemediği, yaklaşık olarak değerler tespiti yapıldığı anlaşılmıştır. Bilindiği üzere 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 50. maddesi "... Uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirler." hükmündedir. 6769 sayılı SMK'nın 151/3. maddesi "Yoksun kalınan kazancın hesaplanmasında, özellikle sınai mülkiyet hakkının ekonomik önemi veya tecavüz sırasında sınai mülkiyet hakkına ilişkin lisansların sayısı, süresi ve çeşidi, ihlalin nitelik ve boyutu gibi etkenler göz önünde tutulur." hükmünü haizdir. ... sayılı ilamında işaret edildiği gibi; davacının maddi zarara ilişkin delilleri toplanmış ve bu şekilde zararın belirlenememesi halinde TBK'nın 50. maddesi uyarınca maddi zararın hüküm altına alınması zarureti hasıl oluştur. Markaya tecavüz sabit olduğundan davalı eylemlerinin davacı ...'nin marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, oluşmuş tecavüzün kaldırılmasına, devam eden tecavüzün durdurulmasına ve oluşabilecek tecavüzün önlenmesi ile TBK 50 ve SMK 151/3 hükümleri göz önüne alınarak, davanın açıldığı tarih ve aradan geçen süre, enflasyon oranı göz önüne alınarak, 50.000,00 TL maddi tazminatın hakkaniyete uygun olduğu değerlendirilmiştir. Yukarıda açıklanan gerekçelerle manevi tazminat yönünden yapılan değerlendirmede; dava konusu ibarenin davalı yanca "markasal kullanım" şeklinde kullanılması, davacı ile aynı sektörde faaliyette bulunan davalının davacı markasını bilmesinin bekleneceği, ihlâl olunan hakkın mahiyeti, ihlalin etkileri, ihlalin ulaştığı kitle, fiilin ve kusurun ağırlığı, paranın satın alma gücü, ibraz olunan belgeler ve eylemin gerçekleştirilme biçimi karşısında manevî tazminat miktarının 10.000,00 TL olarak saptanmasının hakkaniyete uygun olacağı değerlendirilmiş, aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: 1-Davacı ...... Ltd. Şti tarafından açılan davanın REDDİNE, 2-Davacı ... tarafından açılan davanın KISMEN KABULÜNE, a-Davalı eylemlerinin davacı ...'nin marka hakkına tecavüz oluşturduğunun tespitine, oluşmuş tecavüzün kaldırılmasına, devam eden tecavüzün durdurulmasına ve oluşabilecek tecavüzün önlenmesine, b-50.000,00 TL maddi 10.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsili ile davacı ...'ye verilmesine, c-Fazlaya dair istemlerin reddine, 3-Alınması gereken 4.098,60 TL harçtan peşin ve talep artırım ile alınan 1.381,84 TL harcın düşümü ile 2.716,76 TL bakiye karar harcının davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davacı ... ... Ltd. Şti yönünden harç peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 5-Kabul edilen maddi tazminat yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, 6-Kabul edilen manevi tazminat yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 10.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, 7-Kabul edilen maddi nitelikteki talepler yönünden davacı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, 8-Davacı ...... Ltd. Şti. tarafından açılan davanın reddi yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacı ...... Ltd. Şti'den alınarak davalıya verilmesine, 9-Davacı ... tarafından açılan davanın kısmen reddi yönünden davalı kendisini vekille temsil ettirdiği için AAÜT uyarınca 20.915,30 TL vekalet ücretinin davacı ...'den alınarak davalıya verilmesine, 10-Yapılan 9.357,63 TL yargılama giderinden davacı ... adına yatırılmış olan 4,678,81 TL yargılama giderinden kabul ret oranı %75 olarak belirlendiğinden davalı payına düşen 3.509,10 TL'nin davalıdan alınarak davacı ...'ye verilmesine, kalan 4,678,81 TL yargılama giderinin davacı ..... Ltd. Şti'nin üzerine bırakılmasına, 11-Tarafların yatırdıkları gider avanslarından kalan tutarın HMK 333/1 uyarınca karar kesinleştiğinde iade işlemi yapılmak üzere tebliğden itibaren 15 gün içinde, banka hesap numarası bildirildiğinde hesaba aktarılmasına, aksi halde ... aracılığı ile adreste ödemeli olarak gönderilmesine, Dair verilen karar, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı HMK'nun 341. ile 345. Maddelerine göre tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde ... Bölge Adliye Mahkemesine İstinaf Kanun Yoluna dilekçe ile başvurulabileceğine yönelik karar açıkça okunup, usulen anlatıldı. 24/10/2024
Katip ... e-imzalı
Hakim ... e-imzalı
Davacı Masraf Dökümü: İlk Masraf 238,65-TL Posta Masrafı 625,00-TL Islah Harcı 1.193,98-TL Bilirkişi Masrafı 7.300,00-TL Toplam 9.357,63-TL