İlk Derece Mahkemesi ·
İlk Derece Mahkemesi 2021/117 E. 2026/251 K.
- Mahkeme
- İlk Derece Mahkemesi
- Esas No
- 2021/117
- Karar No
- 2026/251
- Karar Tarihi
T.C. İSTANBUL 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2021/117 Esas KARAR NO:2026/251
DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ:27/06/2018 KARAR TARİHİ:12/03/2026 KAR. YAZ. TARİHİ : 16/03/2026
Mahkememizin... Esas sayılı dosyamıza birleştirilen .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... Esas sayılı dosyasının 18.02.2021 tarihli celsede tefriki ile yukarıdaki esası alarak görülmekte olan Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili 27.06.2018 tarihli dava dilekçesinde özetle; müvekkili ...'nin yönetiminin ... Sulh Ceza Hakimliği'nin 21.12.2016 tarihli ve 2016/... D.İş sayılı kararı ile ... Fon Kurulu'na devredildiğini, ... tarafından atanan kayyım heyetinin şirket hesaplarının incelenmesinde ortaklar lehine ve şirket aleyhine bir takım hukuka aykırılıklar tespit ettiğini beyan etmiştir. Davacı vekili, eski yönetim döneminde şirketin ... ... Tekstil Konfeksiyon San. ve Tic. Ltd. Şti., ... (... Tekstil), ... Ltd. Şti., ... ... San. ve Tic. A.Ş. ve ... Tekstil Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti. isimli firmalardan gerçek bir ticari faaliyete dayanmayan sahte faturalar temin ettiğini, bu faturalar karşılığında şirket hesaplarından ilgili firmalara ödemeler yapıldığını, ancak faturalara konu malların gerçekte şirkete teslim edilmediğini, bu şekilde şirketin zarara uğratıldığını ileri sürmüştür. Davacı vekili ayrıca bu faturalar nedeniyle vergi dairesi tarafından şirket aleyhine cezalı tarhiyat yapıldığını, vergi ziyaı cezaları kesildiğini ve KDV düzeltme beyannameleri verilmek zorunda kalındığını, tüm bu işlemlerin şirkete ek mali külfet yüklediğini ifade etmiştir. Davacı vekili, davalıların dava konusu dönemde şirketin yönetim kurulu üyeleri olduklarını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553 ve devamı maddeleri uyarınca kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ederek şirketi zarara uğrattıklarını, TTK m. 557 gereğince müteselsilen sorumlu olduklarını belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 305.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren reeskont faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiştir. Davacı vekili 20.08.2020 tarihli ıslah dilekçesi ile davalı ... hariç diğer davalılar açısından dava değerini 17.623.909,81 TL olarak ıslah etmiş, harçtan muafiyet gerekçesiyle ıslah harcı yatırılmamıştır. Davalılar vekili 07.09.2018 tarihli cevap dilekçesinde ve müteakip beyan dilekçelerinde özetle; Davalılar vekili öncelikle dava şartı yokluğu itirazında bulunmuş, 6102 sayılı TTK'nın 341. maddesi gereğince yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılabilmesi için genel kurul tarafından bu yönde bir karar alınmasının zorunlu olduğunu, somut olayda böyle bir kararın bulunmadığını, ayrıca tüm yönetim kurulu üyelerinin aynı anda değiştiği hallerde sorumluluk davasının ancak şirket denetçileri tarafından açılabileceğini, ... tarafından atanan yeni yönetimin bu davayı açma yetkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür. Davalılar vekili zamanaşımı def'inde de bulunarak, TTK m. 560 uyarınca sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkının davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağını, şirketin 21.12.2016 tarihinde geçici kayyuma devredildiğini, davanın ise bu tarihten yaklaşık iki yıl sonra açıldığını, ıslah tarihinin ise 20.08.2020 olduğunu, bu nedenle ıslahla artırılan kısım açısından zamanaşımı süresinin dolduğunu beyan etmiştir. Davalılar vekili esasa ilişkin olarak ise, ... ...'ın üretiminin tamamına yakınını başta İngiltere olmak üzere Avrupa ülkelerine ihraç eden bir şirket olduğunu, ihraç edilen malların Türk gümrüğünden çıkarken sayılıp tartıldığını, ithalatçı ülke gümrüğüne girerken de aynı şekilde kontrol edildiğini, bu nedenle üretim ve satış miktarlarında bir usulsüzlük bulunmasının mümkün olmadığını, şirketin sahte faturalı iplik girişine ihtiyacının bulunmadığını, mal dengesinin doğruluğunun gümrük kayıtlarıyla sabit olduğunu savunmuştur. Davalılar vekili ayrıca .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında müvekkillerinin sahte fatura kullanımına ilişkin olarak yargılandıklarını ve 29.09.2023 tarihli kararla beraat ettiklerini, beraat kararının kesinleştiğini, bu kararın müvekkillerinin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığını ortaya koyduğunu ileri sürmüştür. Davalılar vekili son olarak, bilirkişi kök raporu ve ek raporlarının tespitlerine dayanarak hissedar olan müvekkillerinin TTK m. 358 ve 395'teki şartları taşıyan şirketten borçlanmasının hukuken mümkün olduğunu, şirketin mali tablolarının incelenmesi sonucunda sermaye taahhüdünden doğan vadesi gelmiş borcun bulunmadığını ve şirketin serbest yedek akçeleri ile birlikte kârının geçmiş yıl zararlarını karşılayacak düzeyde olduğunu, KDV düzeltme beyannamelerinin kayyımlar tarafından verildiğini ve kurumlar vergisi beyanının da kayyımlarca yapıldığını, dolayısıyla vergi cezalarından eski yöneticilerin değil kayyımların sorumlu olması gerektiğini beyan etmiş ve davanın reddini talep etmiştir. Mahkememizce mali bilirkişi ... ve konu uzmanı ...'tan her ne kadar 20.01.2023 tarihli bilirkişi raporu alınmış ise de bu bilirkişi kurulunun ara karar gereği dosya içerisinde BA-BS formlarını ve vergi raporları ile vergi suçu raporlarını irdelemeden görüş beyan ettikleri sunulan bilirkişi raporunun da hükme esas teşkil edecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından kendilerine ödenen bilirkişi ücretinin vergi kesintisi hariç olmak kaydıyla geri tahsil edilerek davacı gider avansına eklenmesine karar verilerek yeni bilirkişi heyetinden rapor aldırılmıştır. Yargılama sürecinde mahkememizce dört ayrı bilirkişi raporu aldırılmıştır. Bilirkişi heyeti, ... Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi ... ... ile Muhasebe Finans Uzmanı SMMM M. ... ... oluşmaktadır. 19.09.2023 tarihli kök raporda bilirkişi heyeti, mahkememizin 16.03.2023 tarihli ara kararı doğrultusunda faturalara konu malların alım satımının gerçek olup olmadığı, gerçek mal alım satımı olmayan faturalar var ise fatura tarihine göre sorumluların ve sorumluluk gerekçesinin belirlenmesi hususunda inceleme yapmıştır. Bilirkişi heyeti, davacı şirketin ticari defterleri, vergi inceleme raporları, vergi suçu raporları, karşıt inceleme tutanakları, BA/BS formları, fatura ve irsaliye bilgileri, ticaret sicil kayıtları ve dava dosyasına sunulu tüm belgeleri incelemiştir. Bilirkişi heyeti mali inceleme sonucunda, ... ... Tekstil Konfeksiyon San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından 18.07.2016 ile 28.11.2016 tarihleri arasında düzenlenen 30 adet fatura ile ... ... tarafından 01.09.2016 ile 09.11.2016 tarihleri arasında düzenlenen 14 adet faturaya konu malların alım satımının gerçek olmadığı kanaatine varmıştır. Bu tespitte vergi inceleme raporlarındaki sahtelik tespitleri, ... firmasının 4 adet yoklamasının sadece birinde faal bulunması ve bu yoklamada dahi herhangi bir emtia tespit edilememesi, 16.09.2017 tarihli yoklamada firmanın adresinin 5 yıldır boş olduğu ve mükellefin çevre sakinlerince tanınmadığı bilgisi, ... hakkındaki vergi tekniği raporunda davacı şirkete düzenlenen iplik satış faturalarının tamamının sahte olduğunun tespiti, davacı şirket temsilcisinin (kayyım) karşıt inceleme sırasında ...'den yapılan bir kısım alışlarının sahte olduğunu bizzat beyan etmesi ve düzeltme beyannameleri verilmiş olması, ... firmasına ait irsaliyelerin büyük çoğunluğunda teslim eden ve teslim alan kısımlarında yalnızca imza bulunması, bazılarında hiç imza bulunmaması, BA/BS formlarında kısmi uyumsuzluklar tespit edilmesi gibi somut veriler esas alınmıştır. Bilirkişi heyeti, ... ve ... firmalarından alınan toplam KDV dahil 8.477.962,10 TL tutarındaki faturalara konu malların alım satımının gerçek olmadığını, bu faturalar yönünden vergi inceleme raporlarında davacı şirket aleyhine 698.975,26 TL asıl vergi ve 2.096.925,78 TL üç kat vergi ziyaı cezası olmak üzere toplam 2.795.901,04 TL tutarında cezalı tarhiyat yapıldığını tespit etmiştir. Bilirkişi heyeti diğer üç firma olan ... ..., ... Tekstil ve ... ... firmalarından yapılan alımlar yönünden ise şu tespitleri yapmıştır: ... ... hakkında düzenlenmiş herhangi bir vergi inceleme veya vergi suçu raporu bulunmamakta olup, ilgili vergi dairesinden celp edilen BS formlarında faturaların bildirildiği ve davacı şirketin BA formları ile tutarların karşılıklı uyumlu olduğu belirlenmiştir. ... Tekstil hakkında dava konusu döneme ilişkin bir vergi inceleme raporu bulunmamakta, BS ve BA formlarının karşılıklı uyumlu olduğu tespit edilmiştir. ... ... firmasının BS formlarında ise kendi keşide ettiği 8 adet faturanın bildirilmediği, davacı şirketin BA formunda ise aynı faturaların bildirildiği, dolayısıyla BA/BS bildirimlerinde uyumsuzluk olduğu belirlenmiştir. Bilirkişi heyeti, huzurdaki davanın bir borç/alacak tespit davası olmadığını belirterek, salt sevk irsaliyesi bilgilerine dayalı olarak bu firmaların sahte belge düzenleyen firmalar oldukları yönünde bir değerlendirme yapmanın olanaklı olmadığını, bu nedenle bu firmalardan yapılan alım bedellerinin zarar kapsamına alınmadığını ifade etmiştir. Bilirkişi heyeti, ticaret sicil kayıtlarına göre 18.07.2016 ile 28.11.2016 tarihleri arasında şirket yönetim kurulu üyelerinin ... (başkan), ... (başkan vekili), ..., ... ve ... olduğunu tespit etmiş, davalı ...'ın bu dönemde yönetim kurulu üyesi olarak konumunun belirlenemediğini belirtmiştir. Bilirkişi heyeti, TTK m. 553 ve devamı hükümlerine göre davalıların sorumlu tutulması şartlarının oluştuğu kanaatine varmıştır. 06.05.2024 tarihli birinci ek raporda bilirkişi heyeti, .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında verilen beraat kararını incelemiş ve beraat kararının "bilerek sahte fatura kullandıkları yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği" gerekçesine dayandığını, bu kararın "bilerek kullanma" fiilinin bulunmadığını ortaya koyması açısından önemli olmakla birlikte, sahte fatura kullanma fiilinin mevcudiyeti yönünde ulaşılan görüşü ortadan kaldırmadığını ve huzurdaki davaya konu yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat talebine etkisinin bulunmadığını değerlendirmiştir. Bilirkişi heyeti ayrıca yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna ilişkin dava açılabilmesi için genel kurul kararının gerekip gerekmediği yönünde doktrinde görüş ayrılıkları bulunduğunu, görüşlerin değerlendirilmesi hususunda takdirin mahkemeye ait olduğunu belirtmiştir. Kök raporda yer verilen tespit ve değerlendirmeler aynen muhafaza edilmiştir. 18.04.2025 tarihli ikinci ek raporda bilirkişi heyeti, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasını, .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasını ve .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasını incelemiştir. Bilirkişi heyeti, ... Ceza Mahkemesi dosyasında huzurdaki davaya konu faturaların doğrudan ceza davası konusu yapılmadığını, gerekçeli kararda müsaderesi talep olunan şirketler arasında dava konusu faturaları düzenleyen şirketlerin yer almadığını tespit etmiştir. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ...'in 2016 takvim yılı içinde sahte fatura düzenlemek suçunu işlediğinin sabit görülerek hapis cezasına hükmedildiğini, kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi tarafından bozulduğunu, .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında ise ... ... yetkilileri ... ... ve ... hakkında sahte fatura düzenlemek suçundan hapis cezasına hükmedildiğini, ... yönünden kararın kesinleştiğini, ... ... yönünden bozulduğunu tespit etmiştir. Davacının KDV düzeltme cezası talebi yönünden ise dosyada yeterli veri bulunmadığından değerlendirme yapma olanağının olmadığını belirtmiştir. 08.12.2025 tarihli üçüncü ek raporda bilirkişi heyeti, Marmara Kurumlar Vergi Dairesi Müdürlüğü'nden celp edilen belgeler ışığında ek inceleme yapmıştır. Bilirkişi heyeti, Haliç İhtisas Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün cevap yazısı ekinde yer alan vergi inceleme tutanağından, ... ve ... ... firmalarına ilişkin 44 adet fatura aslının davacı yetkilileri tarafından düzeltmeye konu edilerek kayıtlardan çıkarıldığını, KDV toplamının ... için 209.264,39 TL ve Linda ... için 418.732,80 TL olduğunu tespit etmiştir. Düzeltme beyannamelerinin 2016 yılının Temmuz-Kasım dönemleri için 02.02.2018 tarihinde verildiğini ve bu işlemler sonucunda toplam 233.718,23 TL vergi ve ceza tahakkuk ettiğini, gecikme faizi ve damga vergisi toplamının 41.549,15 TL olduğunu belirlemiştir. Bilirkişi heyeti ayrıca .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 10.07.2025 tarihli kararıyla ...'in sahte fatura düzenleme suçundan cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bu kararın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi'nin 22.09.2025 tarihli ilamı ile kesinleştiğini tespit etmiştir. Bilirkişi heyeti kök raporda sehven gözden kaçırılan kalemleri de düzeltmiştir. Kök raporda yalnızca 698.975,26 TL asıl vergi ve 2.096.925,78 TL üç kat vergi ziyaı dikkate alınmış, ancak bir kat vergi ziyaı ile geçici vergi yönünden yapılan 1.678.611,39 TL tutarındaki vergi ziyaı cezası gözden kaçırılmıştır. Düzeltilmiş haliyle toplam cezalı tarhiyat 4.806.362,53 TL olarak belirlenmiştir. Bilirkişi heyeti nihai zarar tespitini; 8.477.962,10 TL KDV dahil fatura bedeli, 3.941.462,22 TL vergi ziyaı cezası ve 41.549,15 TL gecikme faizi ile damga vergisi olmak üzere toplam 12.460.973,47 TL olarak sonuca bağlamıştır. Yargılama sürecinde celp edilen ceza dosyaları incelenmiştir. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında davalılardan ..., ... ve ... silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılanmış olup, ... ve ... hakkında beraat, ... hakkında ise mahkumiyet kararı verilmiştir. Bu dosyada görev yapan bilirkişi heyeti (Birgül Dikmen, Ata Diliçıkık ve Erhan Doğan) tarafından düzenlenen raporlarda, huzurdaki davaya konu aynı beş firmanın (... ..., ... Tekstil, Linda/... ..., ... ... ve ...) faturaları "şirket kaynaklarının örgüte aktarılma yöntemi" olarak tespit edilip delil niteliğinde değerlendirilmiştir. Ancak bu faturalar, ceza davasında ayrı bir suç olarak kovuşturma konusu yapılmamış, terör örgütü üyeliği suçunun kanıtlanmasında delil olarak kullanılmıştır. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında davalılar ..., ..., ..., ... ve ... sahte fatura kullanımına ilişkin olarak yargılanmış ve 29.09.2023 tarihli kararla tüm sanıklar hakkında "bilerek sahte fatura kullandıkları yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği" gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir. Bu karar kesinleşmiştir. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ... hakkında 2016 takvim yılında sahte fatura düzenlemek suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, bu karar 22.09.2025 tarihinde kesinleşmiştir. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında ... ... yetkilileri ... ... ve ... hakkında 2016, 2017 ve 2018 yıllarında sahte fatura düzenlemek suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, ... yönünden karar kesinleşmiştir. ... Sulh Ceza Hakimliği'nin 21.12.2016 tarihli 2016/... D.İş sayılı kararı ile ... İle Sufi ... ve Tekstil Ürünleri ve Ticaret Limited Şirketi'nin hesaplarında terörün finansmanı yasası kapsamında şüpheli yurtdışı transferlerinin bulunduğuna dair şüphe olduğundan bahse konu şirketlere ...'nin kayyım olarak atanmasına karar verildiği görülmüştür. Dava, 21.12.2016 tarihinde ... kayyumuna devredilen davacı ...'nin eski yönetim kurulu üyelerinin, 2016 hesap döneminde sahte faturalar aracılığıyla şirketi zarara uğrattıkları iddiasıyla 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 553 ve devamı maddeleri kapsamında açılan yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır. Uyuşmazlığın odağını, dava konusu faturaların sahte olup olmadığı, sahteliği sabit olanlardan doğan zararın miktarı, yönetim kurulu üyelerinin bireysel sorumluluk dereceleri ve zamanaşımı meselesi oluşturmaktadır. Huzurdaki dava, mahkememizin... esas sayılı dosyasından tefrik edilerek 2021/117 esas numarası ile kayıt altına alınmış olup, tefrik edilen dosyadaki ... Döviz A.Ş.'ye yapılan döviz transferleri ve 1.080.000 USD meselesi bu davanın konusu değildir. Taraflar arasında davacı şirketin 21.12.2016 tarihinde ... kayyumuna devredildiği, davalı ... dışındaki davalıların zarara konu dönemde yönetim kurulu üyesi olduğu, söz konusu firmalardan fatura alındığı ve bu firmalara ödeme yapıldığı ile davalı ...'ın ilgili dönemde yönetim kurulu üyesi olmadığı hususlarında ihtilaf bulunmamaktadır. Buna karşılık faturaların sahte olup olmadığı ve kapsamı, zarar miktarı, zamanaşımının dolup dolmadığı, TTK m. 341 kapsamında dava şartının bulunup bulunmadığı ve ceza mahkemesi beraat kararının hukuk davasına etkisi çekişmeli vakıalar olarak belirlenmiştir. Mahkememizce bu çekişmeli vakıaların çözümü için tarafların ticari defterleri, vergi inceleme raporları, vergi suçu raporları, karşıt inceleme tutanakları, BA/BS formları, vergi dairelerinden gelen cevabi yazılar, ticaret sicil kayıtları, düzeltme beyannameleri ve tahakkuk fişleri, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası, .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası, .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası ve .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyası celp edilmiş, Dr. Öğr. Üyesi ... ... ve SMMM M. ... ... oluşan bilirkişi heyetinden kök rapor ve üç ek rapor aldırılmıştır. Toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. Öncelikle davalılar vekilinin TTK m. 341 gereğince dava şartı yokluğu itirazı değerlendirilmiştir. Davalılar vekili, yönetim kurulu üyelerine karşı sorumluluk davası açılabilmesi için genel kurul kararı alınmasının zorunlu olduğunu, tüm yönetim kurulunun aynı anda değiştiği hallerde davanın ancak şirket denetçileri tarafından açılabileceğini ileri sürmüştür. Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 341. maddesinde sorumluluk davası için genel kurul kararı açıkça aranmakta idi. 6102 sayılı TTK'da bu düzenleme bilinçli olarak kaldırılmış olmakla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihadında TTK m. 408/1, 553/1 ve 479/3-c maddelerinin birlikte değerlendirilmesiyle anonim şirket yöneticileri hakkında sorumluluk davası açılabilmesi için genel kurulda karar alınmasının gerektiği ve bu kararın tamamlanabilir bir dava şartı niteliği taşıdığı kabul edilmektedir. Mahkememizce de Yargıtay'ın bu içtihadı doğrultusunda, kural olarak sorumluluk davası açılmasında genel kurul kararının gerektiği kanaatine varılmıştır. Ancak somut olayda davacı şirketin yönetimi, ... Sulh Ceza Hakimliği'nin 21.12.2016 tarihli 2016/... D. İş sayılı kararıyla ... Fon Kurulu'na devredilmiş olup, şirket 5411 sayılı Bankacılık Kanunu ve 6758 sayılı Kanun'un 19/3. maddesi uyarınca ... gözetiminde yönetilmektedir. 6758 sayılı Kanun'un 19/9. maddesi uyarınca (dava açıldığı tarih itibariyle söz konusu bent AYM'ce iptal edilmemişi) ...'nin kayyumluk görevini yürüttüğü şirketlerin genel kurul yetkileri TTK hükümlerine tabi olunmaksızın ... tarafından kullanılabilmekte olup, ... kayyumu hem yönetim kurulu hem de genel kurul yetkilerini bünyesinde barındırmaktadır. TTK m. 375/1-e hükmünde yönetim kurulunun devredilemez yetkileri arasında yöneticilerin üst gözetimi sayılmış olup, bu görevin ayrılmaz bir parçası olarak gerekli sorumluluk davalarının açılması yönetim kurulunun doğrudan yetkisi dahilindedir. Şirketin yönetim ve temsil yetkisinin tümüyle ... kayyumuna geçmiş olması karşısında, ... kayyumunun şirket adına her türlü hukuki işlemi yapmaya ve dava açmaya yetkili olduğu açıktır. Bu nedenlerle, genel kurul kararı alınması şartının somut olayda fiilen karşılanmış olduğu kabul edilmiş ve davalılar vekilinin dava şartı yokluğu itirazı yerinde görülmemiştir. Davalı ... yönünden yapılan değerlendirmede, ticaret sicil kayıtlarından ve bilirkişi kök raporundaki tespitlerden anlaşıldığı üzere, ...'ın dava konusu sahte faturaların düzenlendiği 18.07.2016 ile 28.11.2016 tarihleri arasında davacı şirketin yönetim kurulu üyesi olmadığı belirlenmiştir. TTK m. 553/1 uyarınca yönetici sorumluluğuna gidilebilmesi için ilgili kişinin zarara neden olan dönemde yönetim kurulu üyesi veya yönetici vasfını haiz olması gerekmektedir. ... bu vasfı taşımadığından, dava bu davalı açısından esastan reddedilmiştir. Sahte fatura tespiti ve zarar miktarına ilişkin değerlendirmede, yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat davasında davacının sorumluluğu gerektiren hukuka aykırı işlemleri somutlaştırmak ve kesin delillerle ispatlamak yükümlülüğü altında olduğu göz önünde bulundurulmuştur. Hangi şirketlerle yapılan hangi işlemlerin gerçek bir ticari faaliyete dayanmadığı somut verilerle ortaya konmalıdır. ... ... Tekstil Konfeksiyon San. ve Tic. Ltd. Şti. ile ... (... Tekstil) firmalarından alınan faturaların sahteliği, birbirini destekleyen çok sayıda delille ispatlanmıştır. 05.01.2021 tarihli vergi inceleme raporlarında (2021-B-..., 2021-B-... ve 2021-B-1093/3) davacı şirketin bu firmalardan bilerek sahte belge kullanarak vergi matrahını aşındırdığı ve vergi ziyaına sebebiyet verdiği tespit edilmiştir. Vergi suçu raporlarında ilgili dönemdeki şirket yetkilileri hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ... hakkında 2016 takvim yılında sahte fatura düzenlemek suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ve bu karar 22.09.2025 tarihinde kesinleşmiştir. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında ise ... ... yetkilileri ... ... ve ... hakkında sahte fatura düzenlemek suçundan mahkumiyet kararı verilmiş, ... yönünden karar kesinleşmiştir. Davacı şirket temsilcisi (kayyım) 03.04.2019 tarihli karşıt inceleme tutanağında ...'den yapılan alışların gerçek bir ticari faaliyete dayanmadığını bizzat beyan etmiş ve düzeltme beyannameleri vererek sahte faturaları kayıtlardan çıkarmıştır. ... firması hakkında yapılan yoklamalarda firmanın adresinin 5 yıldır boş olduğu, çevre sakinleri tarafından tanınmadığı, tek faal yoklamada dahi herhangi bir emtia tespit edilemediği belirlenmiştir. ... firmasına ait irsaliyelerin büyük çoğunluğunda teslim eden ve teslim alan kısımlarında yalnızca imza bulunduğu, bazılarında hiç imza bulunmadığı, BA/BS formlarında kısmi uyumsuzluklar tespit edildiği bilirkişi raporlarında ayrıntılı olarak ortaya konmuştur. Bilirkişi heyeti bu delillerin tamamını birlikte değerlendirerek, ... ve ... firmalarından alınan 44 adet faturaya (...: 30 adet, ...: 14 adet) konu malların alım satımının gerçek olmadığı kanaatine varmıştır. Bu faturalara ilişkin toplam bedel KDV dahil 8.477.962,10 TL'dir. Mahkememizce de bilirkişi heyetinin bu tespiti, yukarıda açıklanan somut delillerle örtüştüğünden benimsenmiştir. Davacı vekilinin diğer üç firma olan ... Ltd. Şti., ... ... San. ve Tic. A.Ş. ve ... Tekstil Plastik San. ve Tic. Ltd. Şti. firmalarından alınan faturaların da sahte olduğuna ve toplam zararın 17.623.909,81 TL olarak belirlenmesi gerektiğine ilişkin itirazı değerlendirilmiştir. Davacı vekili bu itirazını .... Asliye Ticaret Mahkemesi ... esas sayılı dosyada mali müşavir Taylan Şahin tarafından düzenlenen rapora dayandırmıştır. Ancak söz konusu raporun tek dayanağı davacının beyanlarıdır. Yapılan incelemede, ... ... hakkında düzenlenmiş herhangi bir vergi inceleme veya vergi suçu raporu bulunmadığı, ilgili vergi dairesinden celp edilen BS formlarında faturaların bildirildiği ve davacı şirketin BA formları ile tutarların karşılıklı uyumlu olduğu belirlenmiştir. ... Tekstil hakkında dava konusu döneme ilişkin vergi inceleme raporu bulunmamakta olup BS ve BA formlarının karşılıklı uyumlu olduğu tespit edilmiştir. ... ... firmasının BS formlarında ise kendi keşide ettiği faturaların bildirilmediği görülmekle birlikte, bu firma hakkında da sahte belge düzenleme fiilini tespit eden bir vergi inceleme raporu mevcut değildir. Taylan Şahin raporundaki tespitlerin somut dayanaklardan yoksun olduğu, beyanlara dayalı kanaat oluşturulduğu bilirkişi heyetince tespit edilmiş olup, mahkememizce de bu değerlendirme benimsenmiştir. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında görev yapan bilirkişi heyeti tarafından aynı beş firmanın faturalarının şirket kaynaklarının örgüte aktarılma yöntemi olarak delil niteliğinde değerlendirildiği görülmüş ise de, bu faturalar ceza davasında ayrı bir suç olarak kovuşturma konusu yapılmamış olup, terör örgütü üyeliği suçunun kanıtlanmasında delil olarak kullanılmıştır. Bu dolaylı cezai referans, hukuk davasında ispat yükü açısından kesin delil niteliği taşımamaktadır. ... ve ... firmalarına ilişkin sahtelik vergi inceleme raporları ve ceza mahkemesi kararlarıyla zaten kesin olarak ispatlanmış olup, diğer üç firma için bu dolaylı tespit tek başına yeterli ispat düzeyi sağlamamaktadır. Salt sevk irsaliyesi eksikliğine dayalı olarak bu firmaların sahte belge düzenleyen firmalar oldukları yönünde bir değerlendirme yapmak olanaklı değildir. Sonuç olarak davacı, bu üç firma açısından sorumluluğu gerektiren işlemleri somut delillerle ispatlayamamış olduğundan, bu firmalara ilişkin zarar talebi esastan reddedilmiştir. Zarar miktarına ilişkin olarak bilirkişi heyetinin 08.12.2025 tarihli üçüncü ek raporundaki nihai tespiti esas alınmıştır. Bilirkişi heyeti, kök raporda sehven gözden kaçırılan kalemleri düzeltmiştir. Kök raporda yalnızca 698.975,26 TL asıl vergi ve 2.096.925,78 TL üç kat vergi ziyaı cezası dikkate alınmış, ancak bir kat vergi ziyaı ile geçici vergi yönünden yapılan 1.678.611,39 TL tutarındaki vergi ziyaı cezası gözden kaçırılmıştı. Düzeltilmiş haliyle toplam cezalı tarhiyat 4.806.362,53 TL olarak belirlenmiştir. Davacı vekilinin 4.806.362,53 TL tutarındaki cezalı tarhiyatın tamamının zarara eklenmesi gerektiği yönündeki itirazı değerlendirilmiş, asıl vergi tutarının (864.900,31 TL) fatura bedelleri KDV dahil hesaplanırken zaten zarar kaleminde yer aldığı ve mükerrer olarak dikkate alınmaması gerektiği bilirkişi açıklamasına istinaden kabul edilmiştir. Bu çerçevede davacı şirketin toplam zararı, 8.477.962,10 TL KDV dahil fatura bedeli, 3.941.462,22 TL vergi ziyaı cezası ve 41.549,15 TL gecikme faizi ile damga vergisi olmak üzere toplam 12.460.973,47 TL olarak tespit edilmiştir. Davacı şirketin 2016 ve 2017 yılları envanter defterlerinin yazdırılmamış olduğu bilirkişi tarafından tespit edilmiş olmakla birlikte, bu defterlerin yazılmamış olmasının dava konusu olaya bir etkisinin bulunmadığı bilirkişi heyetince değerlendirilmiş ve bu değerlendirme mahkememizce de benimsenmiştir. Yönetici sorumluluğunun hukuki temeline ilişkin olarak, 29.07.2016 tarih ve 9126 sayılı Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlanan genel kurul kararına göre, 18.07.2016 ile 28.11.2016 tarihleri arasında davacı şirketin yönetim kurulu üyelerinin ... (başkan), ... (başkan vekili), ..., ... ve ... olduğu ticaret sicil kayıtlarından tespit edilmiştir. TTK m. 553/1 uyarınca yönetim kurulu üyeleri, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde şirkete verdikleri zarardan sorumludurlar. Somut olayda şirket adına gerçek bir mal alımına dayanmayan sahte faturaların kullanılması ve bu faturalara istinaden şirket hesaplarından üçüncü kişilere ödemeler yapılması, TTK m. 369'da düzenlenen tedbirli yöneticinin özen yükümlülüğünün açık ihlalidir. TTK m. 549 uyarınca şirketle ilgili gerçeğe aykırı belgeleri düzenleyen veya bu belgelerin kullanılmasına katılanlar ile kusurlarıyla buna sebebiyet verenler oluşan zararlardan sorumludurlar. Hukuka aykırı fiil, kusur, zarar ve illiyet bağı unsurlarının tamamı somut olayda gerçekleşmiştir. Hukuka aykırı fiil, sahte fatura kullanımı ve buna dayalı ödemelerdir. Kusur, davalı ... açısından kast (doğrudan işlem yapma ) olarak diğerleri açısından ise gözetim yükümlülüğünün ihlali biçiminde tezahür etmektedir. Zarar, bilirkişice 12.460.973,47 TL olarak tespit edilmiştir. İlliyet bağı ise sahte faturalara istinaden yapılan ödemeler ile zarar arasında doğrudan nedensellik ilişkisi olarak mevcuttur. Davalılar vekilinin .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında verilen beraat kararına dayanarak müvekkillerinin sorumluluğunun bulunmadığı yönündeki savunması değerlendirilmiştir. Anılan beraat kararı, "bilerek sahte fatura kullandıkları yönünde her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilmediği" gerekçesine dayanmaktadır. Ceza yargılamasında "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi uyarınca suçun her türlü şüpheden uzak kesin delillerle ispatlanması gerekirken, hukuk yargılamasında ağırlıklı ispat yeterlidir. Beraat kararı "bilerek kullanma" fiiline ilişkin olup, TTK m. 553 kapsamındaki kusur sorumluluğu farklı bir hukuki temele dayanmaktadır. TTK m. 553'te yönetim kurulu üyelerinin kast, ağır ihmal ve hafif ihmal dahil her türlü kusurlarından sorumlu tutulmaları öngörülmüştür. Bilirkişi heyetinin birinci ek raporunda da belirtildiği üzere, beraat kararı sahte fatura kullanma fiilinin mevcudiyeti yönünde ulaşılan görüşü ortadan kaldırmamakta ve huzurdaki davaya konu yönetici sorumluluğuna dayalı tazminat talebine etkisi bulunmadığı anlaşılmaktadır. TBK m. 74 hükmü de göz önünde bulundurulduğunda, ceza mahkemesince verilen beraat kararı hukuk mahkemesini bağlamamaktadır. Bu nedenle davalılar vekilinin beraat kararına dayalı savunması yerinde görülmemiştir. Öte yandan, sahte faturaları düzenleyen ... hakkında .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında, 2016 takvim yılında sahte faturalar düzenlemek ve kullanmak suçundan mahkumiyet kararı verilmiş ve bu karar İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi'nin 22.09.2025 tarihli, 2025/4049 esas, 2025/4263 karar sayılı ilamı ile kesinleşmiştir. Karşıt firma yetkilisinin sahte fatura düzenleme suçundan kesinleşmiş mahkumiyeti, dava konusu faturaların sahteliğini ceza hukuku düzeyinde de teyit etmekte olup, davalıların "faturalar gerçek bir ticari ilişkiye dayanmaktadır" yönündeki savunmalarını ciddi ölçüde zayıflatmaktadır. Davalılar vekilinin, şirketin ihracat şirketi olduğu ve mal dengesinin doğruluğunun gümrük kayıtlarıyla sabit olduğu yönündeki savunması da değerlendirilmiş ve yerinde görülmemiştir. Üretim ve satış dengesine ilişkin bu argüman, vergi inceleme raporlarıyla kesin olarak tespit edilmiş sahte fatura olgusunu ortadan kaldırmamaktadır. Aynı şekilde davalılar vekilinin TTK m. 358 ve 395 kapsamında şirketten borçlanma hakkına ilişkin savunması, tefrik edilen dosyadaki Nadir Döviz işlemiyle ilgili olup huzurdaki davanın konusunu oluşturmamaktadır. Huzurdaki davada şirketten borçlanma değil, sahte faturalar aracılığıyla şirket kaynaklarının dışarıya aktarılması söz konusudur. Davalılar vekilinin kayyımların KDV düzeltme beyannamesi vermesinden ve kurumlar vergisi beyanından sorumlu olması gerektiği yönündeki savunması da kabul edilmemiştir. Kayyımların düzeltme beyannameleri vermesi, eski yöneticilerin sahte fatura kullanımından kaynaklanan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz; aksine, eski yönetim dönemindeki sahte fatura kullanımı nedeniyle oluşan zararı azaltmaya yönelik bir tedbirdir. Davacı vekilinin mevcut bilirkişi heyetinin önceki bilirkişi raporlarıyla çeliştiği ve yeni bir heyetten rapor alınması gerektiği yönündeki itirazı da yerinde görülmemiştir. Mevcut bilirkişi heyetinin tespitleri vergi inceleme raporları, ceza mahkemesi kararları ve resmi belgeler gibi somut delillere dayanmaktadır. Davacı, ispat yükü kapsamında diğer firmalar için sahteliği somut delillerle ortaya koyamamıştır. Zamanaşımı meselesine ilişkin olarak, TTK m. 560 hükmünde sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkının davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her halde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrayacağı düzenlenmiştir. Maddenin son fıkrasında ise bu fiil cezayı gerektirip Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Dava 27.06.2018 tarihinde 305.000 TL kısmi dava olarak açılmıştır. Dava konusu sahte faturaların son tarihi 28.11.2016 olup, dava tarihine göre TTK m. 560'taki iki yıllık sübjektif zamanaşımı süresi dolmamıştır. Dolayısıyla 305.000 TL'lik kısmi dava tutarı açısından zamanaşımı oluşmamıştır. Ancak kısmi dava açılması yalnızca o kısım açısından zamanaşımını keser, ıslah ile artırılan kısım için zamanaşımı kesilmez. Islah tarihi 20.08.2020 olup, bu tarih itibarıyla iki yıllık sübjektif zamanaşımı süresi dolmuştur. Bu nedenle ıslahla artırılan kısım, TTK m. 560 son fıkrasındaki ceza zamanaşımı istisnası kapsamında kalmadığı sürece zamanaşımına uğramıştır. Davalı ... yönünden yapılan değerlendirmede, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ...'ın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkum edildiği görülmüştür. Bu mahkumiyet kararı, ...'ın davamıza konu sahte fatura işlemleriyle de bağlantılı olan örgütsel faaliyetlere iştirak ettiğini ve kastının sabit olduğunu göstermektedir. Nitekim ... Ceza Mahkemesi dosyasında görev yapan bilirkişi heyeti tarafından, dava konusu faturalar dahil aynı beş firmanın faturaları şirket kaynaklarının örgüte aktarılma yöntemi olarak delil niteliğinde değerlendirilmiştir. TTK m. 560 son fıkrası gereğince, fiil cezayı gerektirip Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunduğundan, ... açısından ceza zamanaşımı süresi uygulanmıştır. Ceza zamanaşımı süresi içinde ıslah yapıldığından, ... açısından ıslah tutarı dahil bilirkişice tespit edilen 12.460.973,47 TL'nin tamamı zamanaşımına uğramamıştır. Davacının 12.460.973,47 TL'yi aşan talebi ise, diğer firmalar için sahteliğin ispat edilememesi nedeniyle esastan reddedilmiştir. TTK m. 560 son fıkrası gereğince, "fiil cezayı gerektirip Türk Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır." ... açısından, davamıza konu sahte fatura yoluyla kaynak aktarımı eylemleri, ... Ceza Mahkemesi'nde silahlı terör örgütüne üye olma suçunun ispatında doğrudan delil olarak kullanılmış olup, bu eylemler cezayı gerektiren bir bütünün ayrılmaz parçasıdır. Dolayısıyla Türk Ceza Kanunu'na göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunan ceza zamanaşımı süresi, ... açısından uygulanmıştır. Ceza zamanaşımı süresi içinde ıslah yapıldığından, ... açısından ıslah tutarı dahil bilirkişice tespit edilen 12.460.973,47 TL'nin tamamı zamanaşımına uğramamıştır. Davacının 12.460.973,47 TL'yi aşan talebi ise, diğer firmalar (... ..., ... Tekstil, ... ...) için sahteliğin vergi inceleme raporu düzeyinde ispat edilememesi nedeniyle esastan reddedilmiştir. Davalılar ..., ..., ... ve ... yönünden yapılan zamanaşımı değerlendirmesinde ise farklı bir sonuca ulaşılmıştır. TTK m. 560 son fıkrasındaki ceza zamanaşımı uzaması, ancak suça karışan ve kastı bulunan davalılar açısından uygulanabilir niteliktedir. Bu davalılar hakkında davamıza konu faturalara dayalı bir ceza mahkumiyeti bulunmamaktadır. .... Ağır Ceza Mahkemesi ... esas sayılı dosyada ... ve ... hakkında beraat kararı verilmiş, ... ve ... bu dosyada sanık olarak yer almamıştır. .... Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ise tüm davalılar hakkında beraat kararı verilmiştir. Bu davalıların davamıza konu eylemler bakımından kastının sabit olmaması karşısında, TTK m. 560 son fıkrasındaki ceza zamanaşımı süresi bu davalılara teşmil edilemez. Bu nedenle anılan davalılar açısından TTK m. 560'taki iki yıllık sübjektif zamanaşımı geçerlidir. 305.000 TL'lik kısmi dava tutarı zamanaşımı süresi içinde açıldığından kabul edilmiş, 305.000 TL ile 12.460.973,47 TL arasındaki ıslahla artırılan kısım ise zamanaşımına uğramış olduğundan zamanaşımı nedeniyle reddedilmiş, 12.460.973,47 TL'yi aşan kısım ise diğer firmalar için sahteliğin ispat edilememesi nedeniyle esastan reddedilmiştir. .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyasında ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkumiyet kararı verilmiş olup, anılan kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır. Davalılar vekilince ceza dosyasının bekletici mesele yapılması talep edilmiş ise de, bu talep aşağıda açıklanan gerekçelerle yerinde görülmemiştir. Her şeyden önce, ... Ceza Mahkemesi'ndeki yargılama doğrudan sahte fatura kullanma suçuna ilişkin olmayıp silahlı terör örgütüne üye olma suçuna ilişkindir. Yargılamaların uzamasının önemli nedenlerinden biri de, maddi vakıalara ilişkin bir tespit yapıp yapmayacağı belli olmayan ceza kararlarının bekletici mesele yapılmasıdır. Huzurdaki davada, bilirkişi heyetinin kök ve ek raporlarıyla sahte faturaların varlığı ve zarar tutarı tespit edilmiş, vergi inceleme raporları, BA/BS formları, düzeltme beyannameleri, karşıt firma yetkilisi ... hakkındaki kesinleşmiş mahkumiyet kararı ve özel amaçlı denetim raporu gibi geniş kapsamlı delil setiyle maddi vakıalar yeterli düzeyde aydınlatılmıştır. Mevcut delillere göre haklılığını ispatlayan tarafın hakkını elde edebilmesinin, ceza mahkemesinin kararın bozulması halinde ve de aksi yönde maddi vakıa tespiti yapabileceği ihtimali nedeniyle geciktirilmesi kabul edilebilir bir menfaat dengesi oluşturmamaktadır. Kaldı ki, ceza mahkemesi kararı bozulur ve de ileride mahkememiz kararını etkileyecek nitelikte maddi vakıa tespitleri yapar ise, karar kesinleşmeden bu hususun olağan kanun yolu ile ileri sürülmesi mümkündür; mahkememiz kararının kesinleşmesinden sonra ise yargılamanın yenilenmesi (iade-i muhakeme) yoluyla bu hususun ileri sürülebileceği açıktır. Bu nedenlerle .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... esas sayılı dosyası bekletici mesele yapılmamıştır. Faiz başlangıcı olarak dava konusu sahte faturaların ilk düzenlenme tarihi olan 18.07.2016 tarihi belirlenmiştir. Davacının talebi reeskont faizi olup, taleple bağlılık ilkesi gereğince hükmedilen avans faizi reeskont faiz oranını aşmayacaktır. Yukarıda açıklanan deliller, bilirkişi tespitleri ve hukuki değerlendirmeler ışığında sabit görülen vakıalar şunlardır: ... ... ve ... firmalarından alınan 44 adet faturanın gerçek bir ticari faaliyete dayanmadığı kesin delillerle ispatlanmıştır. Bu sahte faturalar nedeniyle davacı şirketin uğradığı toplam zarar 12.460.973,47 TL'dir. Davalı ... zarar döneminde yönetim kurulu üyesi olmadığından sorumlu tutulamaz. Diğer davalılar ilgili dönemde yönetim kurulu üyesi olup TTK m. 553, 549 ve 557 kapsamında sorumludurlar. Davalı ... hakkında ceza mahkumiyeti bulunduğundan ceza zamanaşımı süresi uygulanmış ve bilirkişice tespit edilen zararın tamamından sorumlu tutulmuştur. Diğer davalılar hakkında ceza mahkumiyeti bulunmadığından ceza zamanaşımı uygulanamamış ve sorumlulukları kısmi dava tutarı olan 305.000 TL ile sınırlı kalmıştır. Davacının 12.460.973,47 TL'yi aşan talebi ise diğer firmalar için sahteliğin somut delillerle ispat edilememesi nedeniyle esastan reddedilmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda ayrıntılı açıklandığı üzere; 1-Davanın davalı ... açısından reddine 2- 12.460.973,47 TL 'nin (Davanın davalı ... açısından tamamı, davalılar ..., ..., ..., ... açısından 305.000 TL ile sınırlı olmak üzere kısmen kabulüyle 18.07.2016 tarihinden itibaren işleyen avans faizi ile (talep aşılamayacağından reeskont faiz oranın aşmamak üzere) bu davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, Davalı ... açısından 12.460.973,47 TL'yi aşan kısım için esastan; davalılar ..., ..., ... , ... açısından 305.000 TL-12.460.973,47 TL arası zamanaşımı, 12.460.973,47 TL'yi aşan kısım için esastan reddine, 3-Hüküm altına alınan miktar üzerinden hesaplanan 851.209,09-TL ilam harcının (Davacı şirket ... tarafından temsil edildiğinden mahsup edilecek harç bulunmamaktadır) davalılardan ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile hazineye irat kaydına, (Davalılardan ... yönünden tamamından, ..., ..., ..., ... yönünden ayrı ayrı 20.834,55-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 4-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 1.099.829,20-TL vekalet ücretinin davalılardan ..., ..., ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, (Davalılardan ... yönünden tamamından, ..., ..., ..., ... yönünden ayrı ayrı 48.800,00-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 5-Davalılar kendisini vekille temsil ettirmiş olmakla, karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. göre hesaplanan 681.923,00-TL ücreti vekaletin davacıdan tahsili ile davalılar tarafına verilmesine, (Davalılardan ... yönünden tamamı, diğer davalılar Tuğba, ..., ..., ..., ... yönünden ayrı ayrı 48.800,00-TL'sine kadar hakkı sınırlı olmak kaydıyla) 6-Davacı tarafından yapılan 53.530,64-TL yargılama giderinin red ve kabul durumuna göre takdiren oranlayarak 37.848,80-TL'nin davalılardan tahsili ile davacıya verilmesine; arda kalan bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına, (Davalılardan ... yönünden tamamı, diğer davalılar ..., ..., ..., ... yönünden ayrı ayrı 923,51-TL'sine kadar sınırlı olmak kaydıyla) 7-Taraflarca yatırılan ve kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde resen taraflara iadesine, Dair, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki haftalık yasal süresi içerisinde Bölge Adliye Mahkemesi nezdinde istinaf kanun yolu kabil olmak üzere verilen karar alenen okunup usulen anlatıldı.12/03/2026
Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır