İlk Derece Mahkemesi ·

İlk Derece Mahkemesi 2018/475 E. 2020/673 K.

Mahkeme
İlk Derece Mahkemesi
Esas No
2018/475
Karar No
2020/673
Karar Tarihi

T.C. ANTALYA 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ

ESAS NO : 2018/444 KARAR NO : 2020/687

DAVA : Menfi Tespit DAVA TARİHİ : 20/07/2018 KARAR TARİHİ : 23/12/2020

Mahkememizde görülmekte olan Menfi Tespit avasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: A.TALEP: 1. Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalılardan ... tarihinde ... plakalı kamyonu ... TL'ye satın almak için anlaştığını ve bu miktara karşılık gelecek şekilde biri ... TL ... tarihine, biri ... TL ... tarihine iki adet çek kesip ayrıca çek teslim belgesi de düzenlenerek ticari ortak davalılara teslim edip çeklerin zamanında ödendiğinde kamyon devrinin gerçekleştirilmesi hususunda anlaştıklarını, müvekkilinin, işlettiği kum ocağında kamyonu ... ile ... tarihleri arasında kullandığını, bu tarihler içinde kamyonun bir kaç kez arıza çıkardığını ve satan davalılardan ... tamirci olduğu ve tamirhanesi olduğu için ona gösterildiğini, her seferinde "kamyonda pek önemli bir şey yoktu, ufak tefek sıkıntı vardı, giderdim" diyerek kamyonu tekrardan müvekkil şirketin iş yerine gönderdiğini, kamyonun sürekli arzı vermesinden şüphelenen müvekkil şirket yetkililerinin kamyonu başka bir servise gösterdiklerinde durumu öğrendiklerini ve kamyonun ağır hasarlı olduğunu, pert olduğunu, büyük sıkıntıları olduğunu öğrendiklerini, bunun üzerine müvekkili şirket yetkililerinin, davalılar ile görüşüp hataya düştüklerini kamyonu iade etmek istediklerini söylediklerinde davalılar bu durumdan habersiz olduklarını büyük bir mahcubiyet yaşadıklarını, durumdan kendilerinin de haberleri olmadığını, aracı iade ettiklerini, çekleri ticari ilişkilerinden dolayı piyasaya verdiklerini, iade edemeyeceklerini, zamanı geldiğinde çek bedellerinin müvekkil tarafından ödenmesini, kendilerinin de bedeli müvekkile ödeyeceklerini beyan ettiklerini, bu şekilde anlaştıklarını, ilk çekin müvekkili tarafından ödendiğini, davalılardan paralarını almaya gittiklerinde ise bir grup tarafından karşılandıklarını, tehditvari davranıldığını, hakaret edildiğini, kamyonun alınması gerektiğinin söylenildiği, kamyonun devrinin müvekkil tarafından alınmadığını beyan ederek; menfi tespit talebinde bulunulmuştur. B. TARAF TEŞKİLİ: 2.Bilindiği üzere 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27. maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir.(H. Pekcanıtez, O. Atalay, M. Özekes, Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s. 273)(bkz; İNCEOĞLU,Sibel., İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı, İstanbul 2008, 3. Baskı, s. 260-261) 3.Bu açıklamalar ışığında, mahkememizce dosyada taraf teşkili sağlanmıştır. C.CEVAP: 4.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın usule ve yasaya aykırı olduğunu, müvekkiline husumet düşmediğini, çeklerde müvekkilinin ne lehtar ne de ciranta olduğunu, müvekkilinin söz konusu aracın bir önceki ruhsat sahibi olduğunu, bundan başka dosya ile ilgisi olmadığını, aracın ...'a devredildiğini, davacının aracı 5-6 ay kum ocağında kullandığını, kum çakıl ocağı işletmeyi bıraktığında ise kötü niyetle bu davayı açtığını, davacı taraf iddialarını satın alınan malın ayıplı olmasına dayandırdığını, tramer kaydının bir mesajla öğrenilmesinin mümkün olduğunu beyan ederek; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. 5. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; yasal sürede ayıp ihbarının yapılmadığını, davacının basiretli bir tacir gibi davranması gerektiğini, iddiaların hayatın olağan akışına da aykırı olduğunu, aracı davacının 4-5 ay kum ocağında çalıştırdığını beyan ederek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. D. YARGILAMA SÜRECİ/HUKUKİ NİTELEME/MAHKEME KABULÜ: 6.Dava, menfi tespit talebinden ibarettir. 7.Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukuki ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davasında amaç bir hukuki ilişkinin veya bir hakkın gerçekten mevcut olmadığının tespitine yöneliktir. Başka bir deyişle hukuki bir yarar bulunması koşuluyla sonuçta alacak-borç ilişkisi doğuracak bir durumun olmadığının tespiti amaçlanır. (T.C. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 2011/19-622 esas, 2012/9karar, Tar. 18/01/2012) 8.Somut olayda, davalı ... husumet itirazında bulunmuştur. Hemen burada, davacının taraf sıfatı (husumet) etkisi üzerinde de durulmalıdır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2-2727 esas, 2020/846 karar sayılı güncel emsal ilamında da belirtildiği üzere; Sıfat deyimi dava konusu sübjektif hak (dava hakkı) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle (usul hukuku sorunu) ilgili olduğu hâlde; taraf sıfatı, dava konusu sübjektif hakka (maddi hukuk sorunu) ilişkindir. Sübjektif bir hakkı dava etme yetkisi (davacı sıfatı-dava hakkı) o hakkın sahibine ait olup (aktif husumet); hakkını o hakka uymakla yükümlü kişiden (davalı sıfatı-pasif husumet) isteyebilecektir. Sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu daha açık bir ifadeyle bir davada davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu sübjektif hakkın özüne ilişkin olması nedeniyle maddi hukuk sorunudur. Sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel bir itirazdır. Hâkim somut olayda bir itiraz sebebinin varlığını öğrenirse bu yönün kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bu hususu kendiliğinden gözetmek zorundadır. Taraf sıfatının, dava şartı olmaması nedeniyle; hâkim, yaptığı inceleme sonunda taraflardan birinin o davada taraf sıfatının bulunmadığı kanaatine varırsa, dava şartı yokluğunun aksine davanın usulden değil, esastan reddine karar vermelidir (Prof. Dr. Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Mart 2020, Cilt-1, s.332-334). 9.Dava, menfi tespit davasıdır ve davacı satıma konu olduğunu iddia ettiği kamyonun bedeli karşılığında verilen dava konusu çekler nedeniyle borçlu olmadığının tespit edilmesini talep etmektedir. Dava konusu çeklerde, davalı ... lehtar olarak da ciranta olarak da yer almamaktadır. Satım konusu kamyonun davalı ... tan önceki sahibi olduğunu zaten davalı ... vekili tarafından da kabul edilmektedir. Davacı, davalı kayıt maliki ... ile hukuki ilişkiye girmiştir. İddia edilen satış ilişkisinde davalı ... taraf değildir. Dinlenen tanıklar da bunun aksini gösterir beyanlarda bulunmamışlardır. İş bu davada davalı ...'ya pasif husumet düşmemektedir. Bu nedenle, davalı ... bakımından davanın husumetten reddi gerekmiştir. 10.Tekrar dosyaya bakıldığında; mahkememizce dosyada HMK m. 203/1,ç gereği, davacı hataya düştüğünü iddia ettiğinden tanıklar dinlenmiştir. 11. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi ... HD'nin .../... Esas, .../... Karar sayılı, ... tarihli kararında da belirtildiği üzere; Borçlar Kanunu’nun satım sözleşmesine dair hükümlerinin (TBK 'nun 207.maddesi) esasen tacirler arasında yapılan satım sözleşmelerine de uygulanması benimsenmiştir. Bununla birlikte satım sözleşmesinde malın ayıplı olması halinde özel hükümler öngörülmüştür (TTK'nun 23.maddesi). Dolayısıyla tacirler arası satım sözleşmelerine Borçlar Kanunu hükümleri ile birlikte TTK m. 23/1 ve 1-c hükmü de uygulanacaktır. 12.Bu noktada uyuşmazlığın temelini oluşturan “ayıp ve ayıba karışı tekeffül” kavramları üzerinde durmakta yarar vardır: 13.Ayıba ilişkin hukuki düzenleme, dava konusu uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken 6098 sayılı Borçlar Kanununun 219. maddesinde yer almaktadır. Düzenlemede “Satıcı, alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması sebebiyle sorumlu olduğu gibi, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da sorumlu olur." denilmektedir. Ayıba ilişkin diğer sınıflandırma, ayıbın açık ve gizli olup olmamasına göre yapılmaktadır. Açık ayıp hemen ilk bakışta ya da yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilen ayıptır. Durumun gerekli kıldığı, muayene ile anlaşılamayan ayıplar, gizli ayıptır. Alıcı gizli ayıpları araştırmakla yükümlü değilse de ayıp meydana çıkar çıkmaz derhal ihbar etmelidir (Domaniç, H.: Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C.I, İstanbul 1988, s.155; Yavuz, N.: Ayıplı İfa, 2.b., Ankara 2010, s. 107; Karakaş, C.F.: Ticari Satımda Ayıp İhbarının Süresi ve Şekli, XXII. Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Ankar 2006, s.172). Derhal kavramı, halin icabına uygun fazla vakit geçirmeden bildirim olarak anlamak gerekir. Eğer alıcı iğfal edilmiş, yani maldaki ayıp ondan bilerek saklanmış ise Kanunun öngördüğü çözüm satıcı bakımından ağırlaştırılmış bir sorumluluğu gerektirmektedir. Nitekim 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 225. maddesine göre alıcıyı iğfal etmiş olan satıcı, ayıbın kendisine vaktinde ihbar edilmemiş olduğunu ileri sürerek sorumluluktan kurtulamaz. Ticari satımlarda muayene ve ihbar külfeti TTK 21/1-c. maddede düzenlenmiştir. Bu hükme göre “ Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya bildirmeye mecburdur. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde muayene etmeye veya ettirmeye ve bu muayene neticesinde malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için bu durumu bu süre içerisinde satıcıya bildirmeye mecburdur.” Ancak ayıp ihbarının bu süre içinde satıcıya ulaşması şart değildir. Bu süre içinde satıcıya ulaşmasa bile alıcı haklarını korumuş olur. TTK 21/1-c. maddede gizli ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde Borçlar Kanunun 223. maddesinin uygulanacağı belirtilmiştir. Borçlar Kanunun 223. maddesinde ayıbın sonradan ortaya çıkması halinde bildirimin derhal yapılması aksi halde alıcı malı ayıp ile beraber kabul edilmiş sayılacaktır. Alıcı ihbar külfetini yerine getirmiş ise zamanaşımı süresi içinde Borçlar Kanununun 227. maddesinde kendisine tanınan hakları dava yoluyla talep edebileceği gibi zamanaşımı süresi dolsa bile kendisine karşı açılan davada ayıptan doğan defi hakkını ve seçimlik haklarını ileri sürebilir. Bu halde artık alıcının ayıpları bildiği ya da bilmesi gerektiği konusunda ispat yükü satıcıya aittir. Zira bu suretle satıcı yasal olarak kendisine düşen bir sorumluluğu reddetmektedir. TBK'nun 231.maddesine göre, satıcı daha uzun süre için kefalet etmemiş ise, satılanı ayıba karşı tekeffülden kaynaklanan her türlü dava, satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile alıcıya teslimin gerçekleşmesinden itibaren bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. 14.Somut olayda, davacı taraf, davalılardan ... tarihinde ... plakalı kamyonu ... TL'ye satın almak için anlaştığını ve bu miktara karşılık gelecek şekilde biri ... TL ... tarihine, biri ... TL ... tarihine iki adet çek kesip ayrıca çek teslim belgesi de düzenlenerek ticari ortak davalılara teslim edip çeklerin zamanında ödendiğinde kamyon devrinin gerçekleştirilmesi hususunda anlaştıklarını, müvekkilinin, işlettiği kum ocağında kamyonu ... ile ... tarihleri arasında kullandığını beyan etmektedir. 15.Aşamalarda, ... tarihli duruşmada davacı vekiline, dava dilekçesindeki pert beyanları kapsamında netleştirme amaçlı sorulmuş ve davacı vekili, pert beyanlarının aracın kayıtlarda pert olarak gözüktüğüne ilişkin olmadığını, haricen tespit gereği pert beyanında bulunduklarını beyan etmiştir. Keşifte ise davacı vekili, bu sefer, davayı açtıklarında kayıtlarda hasar kaydı görmediklerini, duruşmada tanık beyanında sonra mesaj attıklarında hasarın kayıtlarda olduğunu öğrendiklerini beyan etmiştir. Davacı asil de keşif de araçta her hangi bir hasar, ağır hasar olmadığını beyan etmiştir. 16.Mahkememizce yukarıda da değinildiği üzere, keşif yapılmış ve bilirkişiden rapor aldırılmıştır. 17.Bilirkişi dosyadaki eksiklikler nedeni ile ... tarihli ön raporunu dosyaya sunmuş, eksiklikler giderildikten sonra dosya tekrar bilirkişiye tevdi edilmiş ve ... tarihli bilirkişi raporunda özetle; Tramer yazısına göre, ... plakalı araca ait en son tanzim edilmiş olan trafik sigortası poliçesindeki şasi numarasına göre yapılan hasar bilgisi sorgulamalarında, söz konusu aracın trafiğe çıkış tarihi itibari ile şimdiki plaka numarası olan ... plaka haricinde, ..., ..., ..., ..., ... ve son olarak da ... tarihlerinde toplam 6 kez hasarlandığı, bu hasarlardan ... tarihli hasarda aracın ağır hasarlı olduğunun belirtildiği, davalılardan ...'a ait ... plakalı kamyonun belirtilen veriler incelendiğinde, aracın ... tarihinde karıştığı kaza sonucunda aldığı hasarlar nedeni ile ağır hasar işlemi uygulandığının anlaşıldığını, söz konusu ağır hasarın araç ilk bakışta ve /veya yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilecek nitelikte ayıp olmadığı, ancak aracın gerek yaşı gerekse de yaptığı km ile hayatın olağan akışı içinde ayıbın adi bir muayene ile tespit edilmesinin mümkün olabileceği, yani yapılacak adi/olağan muayene neticesinde kamyondaki ayıbın ortaya çıkabileceği, sonradan ortaya çıkan gizli bir ayıbın olmadığı belirtilmiştir. 18.Bilirkişi raporu taraflara tebliğ edilmiştir. 19.Temel olarak belirtmek gerekir ki; ilgililerin satın aldığı araçla ilgili olarak Trafik Şube Müdürlüğü'nce tutulan kayıtları, aracın sigorta kayıtlarını, Tramer kayıtlarını inceleme ve Tramer SMS atarak bilgi edinme yükümlülüğü de yoktur.(Yargıtay 13. HD., 2016/22825 E., 2019/7048 K.) Bunun yanında, bu hususlar, dosyada tarafların basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüklerini de bertaraf edilemez. Türk Ticaret Kanunu, tacire, bütün ticarî faaliyetlerinde, basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü getirmiştir. Dosyada davalı ticaret şirketidir ve TTK gereği tacirdir. Basiret, sağduyu, ilim, tecrübe ve feraset ışığıyla görüp sezmeye ve bilip değerlendirmeye esas teşkil eden konuları etraflıca ve tam olarak kavrayabilmedir.(KARAHAN, Sami, Ticarî İşletme Hukuku, 6102 Sayılı TTK. ile 6098 Sayılı TBK. ve 6100 Sayılı HMK‟ya Göre Güncellenmiş 20 Baskı, Konya 2011, s. 86; AYHAN, Rıza, Ticarî İşletme Hukuku, Ankara 2007, s. 203) Basiret, tacirin ticarî işletmesiyle ilgili olarak, fiilî ve hukukî işlemlerde göstermesi gereken dikkat, tedbir ve objektif özen yükümlülüğü demektir. Tacir, tüm bu hukukî ve fiilî işlemlerini yaparken, ticarî hayatın gerektirdiği tüm tedbirleri almalı ve meydana gelebilecek değişmeleri önceden tahmin etmeye çalışarak yükümlülük altına girmesi gereklidir. Tacirden beklenen basiretin ne olduğu kanundan değil ticarî hayattan, özellikle ticarî teamüllerden çıkartılabilir. (KİZİR, Mahmut., "Yargıtay Kararları Işığında Basiretli İşadamı Gibi Hareket Etme Yükümlülüğünün Sözleşmenin Değişen Şartlara Uyarlanmasına Etkisi", Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 19 Sayı: 2 Yıl: 2011, s. 245-283) Basiretli iş adamı gibi davranma ilkesi, TTK daki ayıp ihbarı sürelerine de yansımıştır ve bu husus yukarıda ayrıntılı açıklanmıştır. 20.6102 Sayılı TTK.18 maddesinin 3 fıkrasında "tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığı ile taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılır" düzenlemesi bulunmaktadır. Satılan maldaki ayıpların ihbarı herhangi bir şekle tabi tutulmamıştır. Ancak, uyuşmazlık halinde ayıp ihbarının kanıtlanması şekle tabidir. Tacirler arası ticari satımlarda ayıp ihbarının 6102 Sayılı TTK.'nun 18/3 maddede öngörülen şekilde yapıldığı kanıtlanmalıdır. Diğer bir anlatımla bu yön ispat koşuludur (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD., 2017/916 Esas, 2017/1544 Karar ) Diğer yandan tacirler arası ihbar ve ihtarların TTK'nın 18.maddesi uyarınca noter, taahhüdlü mektup, telgraf ve güvenli elektronik imza ile yapılması gerekirken davacı tarafa sözlü olarak yapılan bildirimlerin bu madde kapsamında ihtar ya da ihbar sayılamayacağı açıktır. (Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 11. HD., 2018/1872 Esas, 2019/1146 Karar ) 21.Davacı şirket temsilcisi keşifteki beyanında özetle; ilk arızanın hatırladığı kadarıyla bir hafta on gün sonra olduğunu beyan etmiştir. Dava dilekçesinde de, aracın kullanıldığı dönemde bir kaç kez arıza çıkardığı beyan edilmiştir. Yukarıda anlatıldığı üzere, bu arızalar sonrası ayıp ihbarında bulunulduğuna dair usulüne uygun bir delil dosyada mevcut değildir. Sözlü yapıldığı beyanı da yukarıdaki örnek yargı kararı da göz önüne alınarak geçerli bir ihbar değildir. 22.Mahkememizce aldırılan bilirkişi raporu, kabule göre, hükme ve denetime elverişli, dosya kapsamına uygundur. Orada da belirtildiği üzere, söz konusu ağır hasarın araç ilk bakışta ve /veya yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilecek nitelikte ayıp olmadığı, ancak aracın gerek yaşı gerekse de yaptığı km ile hayatın olağan akışı içinde ayıbın adi bir muayene ile tespit edilmesinin mümkün olabileceği anlaşılmaktadır. Bunun ayıp ihbar süresine yansıması da 8 gündür. Ayıp ihbarında bulunulduğuna dair usulüne uygun bir delil dosyada mevcut değildir. Davacının TBK m. 223 gereğince dahi, işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz gözden geçirmek yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair de ispata yeter bir delil mevcut değildir. Davada, temel olan aracın davacı tarafça bir süre kullanıldığı anlaşılmaktadır. Davacı tanığı ... beyanında aracın 2-3 ay kullanıldığını belirtmiştir. Davacı tanığı ... beyanında, aracı 1,5 ay kullanıldığını beyan etmiştir. Davalı tanığı ... da aracın 1-2 ay sonra geri getirildiğini beyan etmiştir. Aracın kullanılış amacı, niteliği de göz önüne bakıldığında, 1-3 ay arası geçen süre TTK gereği muayene için geç olduğu açık olmakla birlikte, TBK gereği dahi geçtir. 23.Davalı taraf ... isimli tanıklarının dinlenilmesinden aralarındaki husumet nedeni ile vazgeçtiklerini beyan etmiştir. HMK m. 196 gereği; Delil gösteren taraf, karşı tarafın açık izni olmadıkça, o delile dayanmaktan vazgeçemez. Bu madde gereği, davacı vekiline, davalı tarafın tanık dinletmekten vazgeçmesi sorulmuş, davacı vekili, vazgeçmeye rızalarının olmadığını beyan etmiş ve bu nedenle tanık ...'in dinlenilmesine karar verilmiştir. Tanık ... duruşmada özetle; ...'ın yanında yaklaşık 4 yıla yakın muhasebeci olarak çalıştığını, sonradan araçta sorunlar çıktığının söylendiğini, en son gördüğünde aracın halen dükkanın önünde olduğunu, ...'ın araçların şase numaralarını değiştirdiğini, Emniyete sözlü şikayette bulunduğunu, araştıracaklarını söylediğini beyan etmiştir. Davalı ile tanık arasında belli bir seviyede husumet olduğu anlaşılmaktadır. Araçta sorular çıkmış olduğunu beyan etmiş olmakla beraber söyleminden bu hususu duyduğu/duyuma dayalı bir bilgisi olduğu anlaşılmaktadır. Diğer beyan ettiği hususlar konusu suç teşkil eden hususlardır ve/ancak tanık bu konuda sözlü olarak emniyete şikayette bulunduğunu beyan etmektedir. Anlatılan bu hususların da somut olayı etkileyecek, araçla ilgili hususlar olmadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafın iddilarını ispatlamaya yeter olmaktan da kabule göre uzaktır. Tanık ... ile ilgili böyle bir açıklama yapılması gerekmiştir. Davalı tanığı ...'na ise, bildirilen adreste tebligat yapılamaması nedeni ile HMK m. 240/3 gereği süre verilmiş ancak yeni bir adres bildirilmediğinden, ilgili tanığın dinlenilmesinden vazgeçilmiş sayıldığına karar verilmiştir. 24.Tüm dosya kapsamı, bilirkişi raporuna göre, söz konusu ağır hasarın araç ilk bakışta ve/veya yüzeysel bir muayene ile tespit edilebilecek nitelikte ayıp olmadığı, ancak aracın gerek yaşı gerekse de yaptığı km ile hayatın olağan akışı içinde ayıbın adi bir muayene ile tespit edilmesinin mümkün olduğu anlaşılmakla, yasal sürede ayıp ihbarının yapılmadığı, buna ilişkin usulüne uygun bir delil sunulmadığı, aracın ayıplı haliyle kabul edilmiş sayıldığı, davacının davalı ...'a karşı bu gerekçelerle davasını/iddialarını ispatlayamadığı, diğer davalı ...'ya ise husumet düşmediği kanaatiyle/kabulüyle, Davanın, davalı ... bakımından husumetten reddine, davalı ... bakımından esastan reddine karar vermek gerekmiştir. HÜKÜM/Ayrıntısı gerekçeli kararda açıklandığı üzere; 1-Davanın, davalı ... bakımından husumetten REDDİNE, 2-Davanın, davalı ... bakımından esastan REDDİNE, 3- Davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL başvurma harcının mahsubu ile hazineye gelir kaydına, 4-Hükmün niteliği ve tarihi dikkate alınarak alınması gerekli ... TL maktu ret harcının, davacı tarafça başlangıçta yatırılan ... TL den mahsubu ile hazineye gelir kaydına, arta kalan miktarın karar kesinleştiğinde istek halinde davacıya iadesine, 5-Davacı tarafça yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 6-Davalı ... tarafından dosyada yapılan ve mahkememizce uyap sisteminden kontrol edilen (denetime elverişlilik açısından, uyap ekranında harç-masraf bölümü altında tahsilat reddiyat bilgileri başlığının içeriğinde masraflar açıkça yazmaktadır) posta-tebligat ücreti gideri toplamı ... TL nin davacıdan alınarak davalı ...'a verilmesine, 7-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ...'ya verilmesine, 8-Davalı ... kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden; AAÜT m. 3/2 ve 7 gereği ... TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 9-Davacı tarafça yatan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde UYAP üzerinden kontrolü de sağlanarak taraflara iadesine, 10-Kararın Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliği m. 58 gereği talep ve masraf bulunması halinde taraflara ve/veya Teb. K. m. 11 ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu., 22/01/2003, 2003/1-25 E., 2003/7 K., ,Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı., 10/07/1940, 1940/7 E., 1940/75 K. nolu kararları gereği vekil ile temsil edilen tarafın vekiline tebligata çıkartılmasına,(RUHİ, Ahmet Cemal., Tebligat Hukuku., 2008, 6. Baskı, s. 127); taraflardan birisi tarafından kanun yoluna başvurulması halinde bu hususun tebliğ isteği olarak değerlendirilerek, gerekçeli kararın tebliğe çıkarılmasına, Dair, davacı asil ile vekili ... ve davalı ... vekili ... ve davalı ... vekili ...'ın yüzüne karşı kararın tebliğinden itibaren 6100 Sayılı Kanunun 345.maddesi gereğince 2 hafta içerisinde ilgili İstinaf Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Mahkememize verilecek dilekçe ile İstinaf yasa yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.23/12/2020

Katip ... ¸e-imzalıdır

Hakim ... ¸e-imzalıdır

Atıf: İlk Derece Mahkemesi undefined, E. 2018/475, K. 2020/673, T. 17.12.2020, www.arakarar.com/karar/ilk-derece-karar-2018-475-e-2020-673-k-ce257518a86f